Adnan Oktar’dan Duyurudur
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN MUHAFAZAKAR VE DİNDAR KESİMLERE ÖNEMLİ BİR ÇAĞRI
1970'li ve 1980'li yıllarda Türkiye'de yaşanan yoğun ideolojik kutuplaşma ortamında, toplumun muhafazakar ve dindar kesimlerinin büyük bölümünün kendilerini baskı altında hissettiği, düşüncelerini rahatça ifade etmekte güçlük çektiği bilinen ve sıklıkla dile getirilen bir husustur. Özellikle sol, materyalist ve komünist düşüncelerin etkili olduğu bazı çevrelerde dindar vatandaşlar dışlanmakta, alaya maruz kalmakta ve çoğu zaman fikirlerini açıkça ifade etmekten çekinmekteydi. Bu durum, dönemin toplumsal atmosferinin en belirgin özelliklerinden biri olarak hafızalarda yer etmiştir.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR, söz konusu dönemde Darwinizm, materyalizm ve komünizm eleştirileriyle kamuoyunda öne çıkmış; yaptığı yayınlar, konferanslar ve fikri faaliyetlerle DİNDAR KESİMLERIN KENDİLERİNE OLAN GÜVENLERİNİN ARTMASINA ÇOK BÜYÜK KATKI SAĞLAMIŞTIR.
Uzun yıllar fikirlerini açıklamaktan çekinen birçok kişi, ONUN ORTAYA KOYDUĞU FİKRİ MÜCADELE SAYESİNDE görüşlerini daha rahat, daha cesur ve açık şekilde dile getirebilmeye başlamış, kamusal alanda daha görünür hale gelmiş, toplum içerisinde daha özgüvenli bir şekilde yer almaya başlamıştır.
Nitekim dönemin siyasal ve toplumsal atmosferi dikkate alındığında, muhafazakar kesimlere yönelik küçümseyici ve dışlayıcı tutumların varlığı çok sayıda basın-yayın organında, araştırmada ve değerlendirmede yer almaktadır.
Bu bağlamda, merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın “GÜLÜN GÜLÜN, SON GÜLEN İYİ GÜLER” sözü, DİNDAR KESİMLERİN MARUZ KALDIĞI ALAYCI YAKLAŞIMLARA KARŞI BİR CEVAP karşı verilmiş anlamlı bir cevap olarak hafızalarda yer etmiştir.
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın Aralık 1997 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma. 1
Yine merhum Necip Fazıl Kısakürek'in ilk baskısı 1962 yılında yayımlanan ve şairin şiirlerini topladığı Çile adlı eserinde yer alan Sakarya Türküsü şiirindeki “ÖZ YURDUNDA GARİPSİN, ÖZ VATANINDA PARYA” mısrası, muhafazakâr ve dindar çevrelerin kendilerini toplumun dışında ve ikinci planda hissettikleri döneme ilişkin güçlü bir edebî tasvir olarak kabul edilmektedir.
Söz konusu baskı ortamına ilişkin analizler, yorumlar ve değerlendirmeler, aradan geçen uzun yıllara rağmen çok sayıda akademik çalışmada, basın-yayın faaliyetinde, hatıratta ve kamuoyu değerlendirmesinde konu edilmeye devam etmektedir. Bu dönemde yaşananlar, çok sayıda siyasetçi, yazar, gazeteci, akademisyen ve kanaat önderi tarafından da farklı vesilelerle dile getirilmiş ve tartışılmıştır.
Hatta bugün dahi 1970'li ve 1980'li yılların siyasi ve sosyal atmosferinden bahsedildiğinde, muhafazakâr ve dindar kesimlerin maruz kaldığı baskılar, dışlanmalar ve küçümseyici yaklaşımlar, dönemi tanımlayan en belirgin özelliklerden biri olarak anılmaktadır. Bu husus, yalnızca belli bir kesimin değerlendirmesi olmayıp, söz konusu yılların toplumsal ve siyasal iklimine damgasını vuran en önemli gerçeklerden biri olarak toplumsal hafızadaki yerini korumaktadır.
Müvekkil Adnan Oktar'ın Fikri Mücadelesi: Muhafazakar ve Dindar Kesimlerin Toplumsal Görünürlüğüne, Kabul Görmesine Özgüven Kazanmasına Katkısı ve Güçlenmesindeki Rolü
Müvekkil Adnan Oktar'ın söz konusu dönemde yürüttüğü faaliyetler, yalnızca Darwinizm, materyalizm ve komünizm eleştirileriyle sınırlı kalmamış; aynı zamanda muhafazakar ve dindar kesimlerin SOSYAL, KÜLTÜREL VE FİKRİ ALANDA DAHA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE TEMSİL EDİLMESİNE YÖNELİK KAPSAMLI BIR ÇALIŞMA niteliği taşımıştır. Müvekkil, uzun yıllar boyunca gerçekleştirdiği konferanslar, seminerler, televizyon programları, söyleşiler, kitaplar, makaleler, internet yayınları ve ulusal ve uluslararası platformlarda yaptığı açıklamalar aracılığıyla;
Müslümanların yalnızca inançlarını savunan değil, aynı zamanda ÖZGÜVEN SAHİBİ, EĞİTİMLİ, KÜLTÜREL BİRİKİMİ YÜKSEK, SANATLA, BİLİMLE VE MODERN HAYATIN İMKANLARINI ETKİN ŞEKİLDE KULLANAN BİREYLER OLARAK TOPLUM İÇERİSİNDE YER ALABİLECEKLERİNİ VURGULAMIŞTIR.
Bu kapsamda müvekkil, DİNDAR KİMLİĞİN YALNIZCA SAVUNMADA KALAN, İÇİNE KAPANIK ve TOPLUMDAN UZAK BİR GÖRÜNÜMLE ÖZDEŞLEŞTİRİLMESİNE KARŞI ÇIKMIŞ; Müslümanların SOSYAL, KÜLTÜREL VE ENTELEKTÜEL HAYATIN HER ALANINDA AKTİF ŞEKİLDE VAR OLABİLECEKLERİNİ ORTAYA KOYMUŞTUR.
Yaptığı yayınlar ve faaliyetler aracılığıyla, dindar kesimlerin YILLARCA MARUZ KALDIKLARI ÖNYARGILARIN KIRILMASINA BÜYÜK KATKI SAĞLAMIŞ; MODERN, ÖZGÜVENLİ, KÜLTÜREL AÇIDAN DONANIMLI VE TOPLUMLA BÜTÜNLEŞMİŞ BİR MÜSLÜMAN KIMLIĞININ GENİŞ KİTLELER TARAFINDAN TANINMASINA VESİLE OLMUŞTUR.
Müvekkilin eserleri, televizyon programları, konferansları ve dijital yayınları sayesinde MİLYONLARCA İNSANIN FİKİRLERİNE ULAŞILDIĞI; bu çalışmaların yalnızca Türkiye'de değil, birçok farklı ülkede de takip edildiği bilinmektedir. Müvekkil, Müslümanların kendilerini ifade etmekte zorlandıkları, seslerini duyuramadıkları ve çeşitli alanlarda haklarını yeterince savunamadıkları bir dönemde, fikrî ve kültürel alanda yürüttüğü yoğun faaliyetlerle BU KESİMLERE MORAL, CESARET VE ÖZGÜVEN KAZANDIRMAYI HEDEFLEMİŞTİR.
Söz konusu çalışmalar neticesinde DİNDAR KESİMLERİN TOPLUM İÇERİSİNDEKİ GÖRÜNÜRLÜĞÜ VE KABULÜ ARTMIŞ, uzun yıllar boyunca çeşitli önyargılarla karşı karşıya kalan birçok insan KENDİSİNİ DAHA RAHAT İFADE EDEBİLİR HALE GELMİŞTİR.
Müvekkil, tüm bu samimi çabalarını uzun yıllar boyunca HERHANGİ BİR KARŞILIK, DÜNYEVİ ÇIKAR VEYA MENFAAT BEKLENTİSİ İÇERİSİNDE OLMAKSIZIN, YALNIZCA ALLAH RIZASINI GÖZETMEK ve İNANDIĞI DEĞERLERİ SAVUNMAK AMACIYLA gerçekleştirmiş ve yürüttüğü faaliyetler neticesinde ÖNEMLİ BİR TOPLUMSAL ETKİ meydana gelmiştir. Yıllar içerisinde muhafazakar ve dindar kesimler toplumda kabul görür hale gelmiş; sosyal, kültürel ve siyasal hayatta daha güçlü şekilde temsil edilmeye başlamış, düşüncelerini daha rahat ifade edebilme imkânına kavuşmuş ve uzun yıllar boyunca çeşitli sebeplerle ulaşmakta zorlandıkları birçok hak ve özgürlüğü elde etmişlerdir.
Sonuç olarak bugün toplumun farklı kesimlerinde kabul gören, kendine güvenen ve kamusal hayatta etkin rol üstlenen YENİ BİR MUHAFAZAKAR NESLİN ORTAYA ÇIKMASINDA da BU FİKRİ MÜCADELENİN ÖNEMLİ KATKILARI BULUNDUĞU değerlendirilmektedir.
Verilen Mücadelenin ve Sağlanan Desteğin Unutulması: Müvekkil Aleyhine Tavır Alan Bazı Muhafazakar ve Dindar Çevreler
Ancak gelinen bu noktada, müvekkilin yıllar boyunca ortaya koyduğu katkıların, verdiği desteğin ve hiçbir karşılık beklemeksizin yürüttüğü samimi mücadelenin KİMİ ÇEVRELER TARAFINDAN YETERİNCE HATIRLANMADIĞI ve TAKDİR EDİLMEDİĞİ görülmektedir. Hatta, geçmişte müvekkil ile aynı hedefler doğrultusunda mücadele vermiş olan bazı muhafazakâr ve dindar çevrelerin, ilerleyen yıllarda KENDİSİNE DESTEK VERMEK YERİNE; ALEYHİNE AÇIKLAMALARDA BULUNDUKLARI ve ONA KARŞI ÇEŞİTLİ FAALİYETLER YÜRÜTMEKTE OLDUKLARI görülmektedir.
Açıktır ki bu durum, geçmişte verilen mücadelenin ve bu mücadele kapsamında ortaya konulan hayati önem taşıyan katkıların ZAMAN İÇERİSİNDE UNUTULMASININ ya da BİLİNÇLİ OLARAK GÖZARDI EDİLMESİNİN bir sonucudur.
Buna rağmen müvekkil, MUHAFAZAKAR VE DİNDAR KESİMLERE YÖNELİK DESTEĞİNİ, BU KESİMLERİN GÜÇLENMESİNİN ve ülkemizin geleceği açısından TAŞIDIĞI ÖNEME olan inancını MUHAFAZA ETMEYE DEVAM ETMEKTEDİR.
Ancak müvekkile göre, tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de bazı kimselerin elde ettikleri imkanlar, makamlar, nüfuz ve güç karşısında GEÇMİŞTE YAŞADIKLARI ZORLUKLARI UNUTABİLDİKLERİ, KENDİLERİNE SAĞLANAN DESTEKLERİ YETERİNCE HATIRLAMAYABİLDİKLERİ ve zaman zaman YANLIŞ TUTUMLAR İÇERİSİNE GİREBİLDİKLERİ görülmektedir.
Nitekim Yüce Allah, Kuran’da insanın kendisini güçlü ve müstağni görmesinin çeşitli tehlikelere yol açabileceğini bildirmekte, güç ve imkan sahibi olanların ADALET, TEVAZU, ŞÜKÜR VE VEFA DUYGULARINI MUHAFAZA ETMELERİ GEREKTİĞİNE dikkat çekmektedir. Müvekkile göre, Müslümanlar açısından asıl önemli olan; elde edilen makam, güç ve imkanlardan bağımsız olarak, HER ŞART ALTINDA ADALETLİ, ViCDANLI, VEFALI VE KARDEŞLİK HUKUKUNA UYGUN DAVRANABİLMEKTİR.
Kuran’da MÜSLÜMANLARA BİRLİK VE BERABERLİK İÇERİSİNDE OLMALARI emredilmiş, ayrılık ve çekişmenin ise zayıflığa yol açacağı bildirilmiştir. Nitekim Enfal Suresi'nin 46. ayetinde, "Birbirinizle çekişmeyin; sonra çözülür, gücünüz gider" buyurulmaktadır. Aynı şekilde Müslümanların birbirlerine karşı haset, kin, rekabet ve ayrıştırıcı tavırlardan uzak durmaları gerektiği de İslam ahlakının temel özellikleri arasında yer almaktadır.
Müslümanların kendi aralarında vefa duygusunu kaybetmeleri, birbirlerini desteklemek yerine yıpratmaya yönelmeleri ve elde ettikleri imkanları bir üstünlük vesilesi olarak görmeleri, hem manevi açıdan hem de Allah’ın Kuran’da bildirdiği “birlik olun” emri açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Zira Allah'ın verdiği nimetlerin ve imkanların korunmasının yolu;
ŞÜKÜR, ADALET, TEVAZU, KARDEŞLİK VE VEFA AHLAKINI MUHAFAZA ETMEKTEN geçmektedir.
Bu nedenle geçmişte verilen emeklerin, yapılan fedakarlıkların ve verilen mücadelelerin UNUTULMAMASI; hem insani hem vicdani bir sorumluluk olarak görülmelidir.
DEVLETİN BEKASI ADALETE DAYANIR
Müvekkil Adnan Oktar’ın “Tayyip Hocam” diye hitap ettiği Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’a duyduğu derin sevgi ve muhabbet ile İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan Adayı olduğu 1994 SENESİNDEN GÜNÜMÜZE DEĞİN KENDİSİNE OLAN ŞARTSIZ VE KESİNTİSİZ DESTEĞİ kamuoyunun malumudur.
- Sayın Cumhurbaşkanı, Refah Partisi döneminde İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday olmaktan çekilmek istediğinde, KENDİSİNİ TEŞVİK EDİP DESTEKLEYEN DE REFAH PARTİSİ’Nİ İKTİDARA TAŞIYAN SÜRECİ ADIM ADIM İNŞA EDEN de müvekkil Adnan Oktar olmuştur.
- 1993 yılında müvekkil Adnan Oktar’ın yakın arkadaşı Gülay Pınarbaşı’nın Refah Partisi’ne katılmasıyla birlikte bazı kesimlerde hakim olan “DİNDARLAR MODERN OLAMAZ” ALGISI YIKILMIŞ, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst düzey komutanları tarafından da ifade edildiği üzere Refah Partisi'nin “vitrinin değişmesiyle” SAYIN ERDOĞAN’I ÖNCE BELEDİYE BAŞKANLIĞINA ORADAN DA BAŞBAKANLIK VE CUMHURBAŞKANLIĞINA TAŞIYAN SÜREÇ BAŞLAMIŞTIR.
- Müvekkilin arkadaşlarının katıldığı Refah Partisi Kongresinden birkaç ay sonra yapılan YEREL SEÇİMLER REFAH PARTİSİ VE SAYIN ERDOĞAN’IN ZAFERİYLE SONUÇLANMIŞTIR.12.12.1993 Milliyet, “Erbakan Hoca Gülay’ı Tanıttı” başlıklı haberde “Törene arkadaşları Altuğ Berker ve Bahadır Güven ile katılan Gülay Pınarbaşı, ERBAKAN ve PARTİLİLER ile MİLLİ GÖRÜŞ YEMİNİ ETTİKTEN SONRA PARTİ ROZETİNİ ALDI” deniliyordu.Müvekkil Adnan Oktar’ın yakın arkadaşı Gülay Pınarbaşı, 1993 yılı Refah Partisi Kongresinde konuşmasını yaparken yanı başında Sayın Recep Tayyip Erdoğan yer almıştır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın Bu Hayırlı ve Güzel Faaliyetlerinin En Yakın Şahidi Sayın Cumhurbaşkanı Olmuştur
Nitekim Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan müvekkil ve arkadaşları hakkındaki iftiralara asla inanmamış, ortada bir kumpas olduğunu daha en başından görmüş, bu sebeple de 2018’deki operasyondan bu yana neredeyse 8 yıldır müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhinde tek bir söz dahi söylememiştir.
Hatta bir kısım basın tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’nın bazı açıklamaları çarpıtılarak sanki müvekkil aleyhinde konuşmuş gibi gösterilmek istendiğinde, Sayın Cumhurbaşkanımız jet hızıyla tekzip yayınlayarak konuşmasının müvekkil hakkında olmadığını ifade etmiştir.2
Müvekkile Yönelik Kumpasın Başlıca Sebeplerinden Biri: Muhafazakar ve Dindar Kesime Verilen Güçlü Desteğin Etkisiz Hale Getirilmek İstenmesi
Şunu da ifade etmek gerekir ki müvekkil Adnan Oktar'a yönelik yürütülen bu KUMPAS VE HUKUKSUZLUK SÜRECİNİN başlıca sebeplerinden biri de, müvekkilin yıllar boyunca İKTİDARA, YERLİ VE MİLLİ DURUŞA, SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZA VE MUHAFAZAKAR CAMİAYA VERDİĞİ GÜÇLÜ DESTEĞİN ETKİSİNİ ORTADAN KALDIRMAK, hükümet ile modern ve eğitimli toplum kesimleri arasında kurulan KÖPRÜLERİ ZAYIFLATMAK ve BU BİRLİKTELİĞİN ÖNÜNÜ KESMEKTİR.
Bu süreçle amaçlanan hususlardan biri de, yıllar içerisinde muhafazakar ve dindar kesimlerin elde ettiği özgüvenin, toplumsal etkinliğin ve siyasal ağırlığın ZAYIFLATILMASIDIR. Zira bu kesimlerin KENDİ İÇLERİNDE AYRIŞMALARI, BİRBİRLERİNE KARŞI MÜCADELE EDER HALE GELMELERİ ve GEÇMİŞTE ELDE ETTİKLERİ KAZANIMLARI KAYBETMELERİ; HEM MUHAFAZAKAR CAMİANIN GÜCÜNÜ AZALTACAK hem de AK PARTİ'NİN DAYANDIĞI TOPLUMSAL TABANIN ZAYIFLAMASINA yol açabilecektir.
Müvekkil ve arkadaşlarına yönelik yürütülen bu kumpas faaliyeti ile hedeflenen sonuç bu şekilde, MUHAFAZAKAR VE DİNDAR KESİMLERLE AK PARTİ ARASINDAKI GÖNÜL BAĞININ ZARAR GÖRMESİ, bu kesimlerin KENDİ İÇLERİNDE BÖLÜNMESİ ve geçmişte büyük fedakarlıklarla elde edilen toplumsal kazanımların aşındırılmasıdır.
Oysa Türkiye'nin son yıllarda elde ettiği siyasi ve toplumsal başarıların önemli bir kısmı; muhafazakar ve dindar kesimlerin güçlenmesi, sesini duyurabilir hale gelmesi ve demokratik süreçlerde daha etkin rol üstlenmesi sayesinde mümkün olmuştur.
Geçmişten Ders Almak, Allah'ın Verdiği Nimetlere Şükretmek, Birliği Korumak ve Vefasızlıktan Sakınmak
Müslümanların, GEÇMİŞTE YAŞANAN BENZER GİRİŞİMLERDEN DERS ÇIKARARAK bu tür ayrıştırıcı çabalara FIRSAT VERMEMELERİ gerekmektedir. Kuran ahlakının temel gereklerinden biri;
BİRLİK, KARDEŞLİK, DAYANIŞMA VE HAKSIZLIK KARŞISINDA ORTAK TAVIR GÖSTEREBİLMEKTİR.
- Müslümanların birbirleri aleyhinde faaliyet yürütmemeleri,
- geçmişte verilen emekleri ve fedakarlıkları unutmaları,
- birbirlerine karşı haset, rekabet veya önyargıyla hareket etmeleri
yerine;
- birbirlerinin hukukunu korumaları,
- haksızlığa uğrayan her Müslümanın yanında olmaları
- ve ortak değerlere sahip çıkmaları
büyük önem taşımaktadır.
Zira Müslümanların kendi içlerinde bölünmeleri ve birbirleriyle mücadele etmeleri, yalnızca kendilerine değil, tüm ümmete zarar vermekte; BİRLİK VE DAYANIŞMA İÇERİSİNDE HAREKET ETMELERİ ise HEM ÜLKEMİZİN HEM DE İSLAM ALEMİNİN GÜÇLENMESİNE VESİLE OLMAKTADIR.
SONUÇ :
Yukarıda arz ve izah edilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde; müvekkil ADNAN OKTAR'IN YAKLAŞIK YARIM ASRA YAKLAŞAN FİKRİ MÜCADELESİ boyunca HERHANGİ BİR MAKAM, MEVKİ, SİYASİ ÇIKAR VEYA ŞAHSİ MENFAAT GÖZETMEKSİZİN, YALNIZCA İNANDIĞI DEĞERLERİ SAVUNMAK, ÜLKESİNE VE MİLLETİNE HİZMET ETMEK AMACIYLA HAREKET ETTİĞİ açıkça görülmektedir.
Müvekkil, uzun yıllar boyunca yürüttüğü yayın faaliyetleri, konferanslar, eserler, televizyon programları ve çeşitli fikrî çalışmalarla muhafazakar ve dindar kesimlerin toplumsal görünürlüğünün artmasına, özgüven kazanmasına, toplumun her alanında daha güçlü şekilde temsil edilmesine ve geniş toplum kesimleri tarafından daha fazla kabul görmesine çok büyük katkılar sağlamıştır.
Aynı şekilde müvekkil, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a, AK Parti'ye ve muhafazakar camiaya VERDİĞİ DESTEĞi de hiçbir dönem gizlememiş; BU DESTEĞİNİ kamuoyu önünde AÇIK VE KARARLI ŞEKİLDE sürdürmüştür. Dosya kapsamında sunulan gazete kupürleri, yayınlar ve diğer belgeler de bunun açık göstergeleridir.
Müvekkilin bugün de herhangi bir kişi, grup veya kesimle hesaplaşma amacı ASLA BULUNMAMAKTADIR.
Bilakis müvekkil; ÜLKEMİZİN, MİLLETİMİZİN VE MUHAFAZAKAR CAMİANIN GELECEĞİ AÇISINDAN BİRLİK, BERABERLİK, KARDEŞLİK, ADALET VE VEFA ANLAYIŞININ GÜÇLENDİRİLMESİNİN hayati önemde olduğuna inanmaktadır.
Geçmişi Unutmamak; Adaletin ve Hakkaniyetin Yanında Durmak
Bu nedenle müvekkil, başta muhafazakar ve dindar kesimler olmak üzere, AK Parti'ye gönül vermiş vatandaşlarımızı, gençlerimizi ve tüm vicdan sahibi insanları; ideolojik farklılıklara, siyasi görüş ayrılıklarına ve kişisel kanaatlere bakmaksızın;
- ADALETİN YANINDA OLMAYA,
- HAKSIZLIĞA UĞRAYAN HERKES İÇİN HAKKI SAVUNMAYA,
- GEÇMİŞTE VERİLEN EMEKLERİ VE YAPILAN FEDAKARLIKLARI UNUTMAMAYA,
- KARDEŞLİK HUKUKUNU VE TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRMEYE
davet etmektedir.
Nitekim Yüce Allah, Kuran-ı Kerim'de; “EY İMAN EDENLER, ADİL ŞAHİTLER OLARAK, ALLAH İÇİN HAKKI AYAKTA TUTUN...” (Maide Suresi, 8) buyurmaktadır. Allah’ın bu emri, adaletin yalnızca kendimiz için değil, herkes için savunulması gerektiğini ortaya koyar. Bu sebeple adaletin, vicdanın ve hakkaniyetin yanında yer almak; yalnızca hukuki değil, aynı zamanda imani ve ahlaki bir yükümlülüktür.
Müvekkilin konuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerini saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 20.06.2026
0 Yorumlar