Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Sn. Özlem Gürses’e Müvekkil Adnan Oktar’dan Tekziptir

SN. ÖZLEM GÜRSES’E MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN TEKZİPTİR

“DÜŞENE BİR DE BEN VURAYIM Kİ KENDİMİ KURTARAYIM” MANTIĞI
HUKUKSUZLUKLARA VE ADALETSİZLİĞE OMUZ VERMEKTİR

Sn. Özlem Gürses kendisine yöneltilen her soruya müvekkil Adnan Oktar ile başlayan bir cevap vererek, müvekkilin hiç aklından çıkmadığını tekrar tekrar göstermektedir.

Zor dönemler, insanların gerçek yüzlerini, gerçek kişiliklerini gösterdikleri dönemlerdir. Böyle dönemler turnusol kağıdı gibi asitle bazı, kırmızıyla maviyi ortaya çıkarır. Gerçek vefa, adalet, hakkaniyet, masumiyet, tarafsızlık, sevgi, merhamet, dürüstlük, cesaret ile ihanet, sadakatsizlik, sevgisizlik, çıkarcılık, korkaklık zor günlerde kendini gösterir.

Gazeteciler fikirleri, yazıları, söylemleriyle her gün halkın önünde oldukları için, olaylar karşısındaki tutumları, tavırları, adalet ve hakkaniyet hisleri, hakkı söylemekten çekinip çekinmedikleri gibi tüm hasletleri tarihe kaydedilmektedir. Herhangi bir insan bunları kendi içinde veya küçük çevresinde yaşarken, gazetecilerin her tavrı, tutumu tarihe, dijital kayıtlara ve en önemlisi toplumun hafızasına yerleşmektedir.

Sn. Özlem Gürses, müvekkil Adnan Oktar’ın değer verdiği, beğendiği, sevdiği, saygı duyduğu bir hanımdır. Ancak müvekkil Adnan Oktar, Sn. Özlem Gürses ve benzeri bazı sol görüşlü gazetecilerin, kendilerine dönüp, hafızalarda nasıl yer ettiklerine bakmaları, bir nefis muhasebesi yapmaları gerektiği kanaatindedir.

Sn. Özlem Gürses, geçtiğimiz günlerde Ahbap soruşturması için savcılığa ifade vermeye gitmiş, savcılık ifadesi basına yansımıştır. Özlem Gürses, bir kez daha şaşırtmamış, muhtemelen “kendisini kurtarmak” için tüm tuşlara basmış ve nihayetinde her zamanki gibi müvekkil Adnan Oktar’ı anmayı ihmal etmemiştir.

Öncelikle ifade etmek isteriz ki; müvekkil, Sn. Özlem Gürses’e karşı herhangi bir kızgınlık taşımadığını; aksine kendisine şefkat, merhamet ve saygıyla yaklaştığını özellikle belirtmektedir. Özlem Hanım’dan tek beklentisi ise, kendisinin sergilediği ön yargıdan uzak, ılımlı ve iyi niyetli yaklaşımın Sn. Özlem Gürses tarafından da benimsenmesidir.

Sn. Özlem Gürses, 6 Şubat depreminin ardından, defalarca Ahbap ve Babala TV için olumlu konuşmalar yapmış olmasına, Babala TV çalışanlarının yanına gidip Babala TV gönüllüleriyle birlikte yayın yapmış olmasına, Haluk Levent’i, Oğuzhan Uğur’u övüp göklere çıkarmasına rağmen, çıkarlarıyla çatıştığı anda savcılık ifadesinde ve yayınlarındaki ifadelerinde adeta müebbet hapis almaları için atağa geçmiştir.

Özlem Gürses, Babala TV ekibiyle birlikte yayın yaparken ve yardımları desteklerken (https://www.youtube.com/watch?v=A5_3KNCO5cQ&t=404s)

Sn. Özlem Gürses ve benzeri tutumdaki bazı gazeteciler, her imkanda vefa ve merhamet eksikliği göstererek, toplum hafızasında hiç de hoş görülmeyen bir yer edinmektedirler.

Müvekkil Adnan Oktar Sn. Özlem Gürses’i takdir etmekte, kendisine değer vermektedir; Sn. Gürses’in, materyalist düşüncenin çok güçlü etkisi altında olduğu için yorumlarında, olaylar karşısındaki tutumunda, konuşmalarında materyalizmin etkisini yoğun hissettirdiğini düşünmektedir.

İnsanı yalnızca maddeden ibaret gören katı materyalist anlayış; vicdan, merhamet, fedakarlık, vefa, acıma ve sorumluluk gibi manevi değerleri geri plana iterek insan ilişkilerini çıkar, güç ve menfaat hesabına dönüştürebilmektedir; toplumda egoistlik, çatışma, çıkarını gözetme, güvensizlik, sevgisizlik ve acımasız rekabet ortamının oluşmasına sebep olmaktadır. Örneğin, materyalist dünya görüşüne sahip bir kişi, zarar görme ihtimali olduğunda haklı olduğunu bildiği kişiye destek olmaz, haklılığını savunmaz.

Sn. Özlem Gürses de materyalist felsefenin etkisi altında olduğunu gösteren bazı tutum ve davranışlar sergilemektedir. Sn. Gürses, sırf kendini kurtarmak için beraat etme ihtimali olan, henüz yargılanmamış, daha önce överek göklere çıkardığı, ayaklarına gidip yayın yaptığı insanları zor durumda bırakacak sözler sarf edebilmiştir. Bu kişiler yargılanıp bir gün aklanmaları, beraat etmeleri durumunda ise kendisinin nasıl bir davranış göstereceği tahmin edilebilir. Müvekkil Adnan Oktar, Sn. Gürses’e olan takdir ve saygısından dolayı bu tür davranışları kendisine yakıştıramadığı için, sık sık kendisine gerçekleri izah etme gereği hissetmektedir.

Sn. Özlem Gürses, müvekkille ilgili iddialarda da hep benzen tutumlar sergilemiştir. Örneğin Oktar Babuna kan kampanyasıyla ilgili kendisine defalarca herhangi bir suç unsuru veya şüpheli durum olmadığına dair yargı kararları, kampanyanın devlet tarafından yapıldığına dair delil ve belgeler dosyalarla gönderildiği halde, tekrar tekrar bu konuda müvekkili suçlamaya devam etmektedir.

ÖZLEM GÜRSES’E ÖNEMLİ BİR SORU:

Oktar Babuna kan kampanyasıyla ilgili kendisine defalarca gönderilen, kampanyanın devlet eliyle yapılan legal bir kampanya olduğu, yargı süreçlerinde HİÇBİR SUÇ UNSURU BULUNMADIĞIYLA ilgili bilgi ve belgeleri BİR KEZ BİLE incelemiş midir ?

Müvekkil Adnan Oktar, kendisiyle ilgili sürekli olumsuz bir algı oluşturmasına rağmen Sn. Özlem Gürses’e kadın olması ve durumundan dolayı şefkatle yaklaşmaktadır ve yaşından dolayı tüm bilgi ve belgeleri okuyup değerlendirmeye vakit bulamayabileceğini, buna halinin ve vaktinin yetmeyebileceğini, bu nedenle de okumadan, araştırmadan, soruşturmadan haberler yapıyor olmasının belki de bu yönüyle makul karşılanması gerektiğini düşünmektedir.

Sn. Gürses’in bu evrakları incelemeye hali ve vakti yoksa, müvekkilin avukatları kendisine kısa bir görüşte bu belge ve bilgileri özetleyebilirler.

Kampanyanın yapıldığı 1998 yılından bu yana, müvekkil ve avukatları, bu kampanyanın devlet eliyle yapıldığını, bir kuruşluk bile bir hukuksuzluk bulunmadığını, genetik bilgimizin yurtdışına gönderilmediğini tüm belge ve delilleriyle yüzlerce kez izah etmişlerdir. Ancak Sn. Özlem Gürses ısrarla, her gün bu konuyu anlamazlıktan gelmektedir.

Adeta, yaşlı bir insanın, takıntı haline getirdiği bir konuda, tüm dünya aksini söylese ikna olmaması, aynı konuyu aynı cümlelerle, bilinçsizce tekrarlaması gibi, Sn. Gürses de müvekkil Adnan Oktar’ı ve kan kampanyasını adeta bir takıntı haline getirmiş gibi bir görünüm vermektedir.

Bir gazetecinin, tüm yorum ve haberlerini, detaylıca araştırdıktan, her yönüyle öğrendikten, tüm taraflara sorduktan sonra yapması beklenir; hakkaniyetli, dürüst, adaletli, objektif olan budur. Ancak ne yazık ki Sn. Özlem Gürses, konuları araştırmak bir yana, önüne hazır olarak gelen belgeleri dahi incelemeye güç yetirememektedir.

Müvekkil ve arkadaşlarının Sn. Özlem Gürses’in bilinçaltında bu kadar derin yer etmesi de son derece dikkat çekicidir. En ilgisiz konularda dahi müvekkili ve arkadaşlarını anmaktan kendisini alamamaktadır.
Geçtiğimiz günlerde de, Barış Terkoğlu ile birlikte sundukları programda, çok ilgisiz bir konu konuşulurken şöyle demiştir:

“Şey vardı ya hani Adnan Oktar'ın kedicikleri vardı. Ben tabii onların yanından geçemem de eee yani..” 1

Özlem Gürses, bilinçaltında müvekkil ve arkadaşlarına bir hayranlık duymakta, onların yanından dahi geçemeyeceğini kabul etmekte ancak bu duygusunu bastırmak için müvekkil ve arkadaşlarını her fırsatta karalamaya, lehlerine olan hiçbir şeyi duymamaya çalışmakta gibi bir izlenim vermektedir.

İlerleyen yaşla birlikte fiziksel ve manevi açıdan yıprandığını düşünen bir kişinin, kendisinde eksik gördüğü niteliklere sahip olduğuna inandığı kimselere karşı gıpta veya hayranlık hissetmesi ve onları zihninden çıkaramaması, her sözü onlara getirmesi aslında insani açıdan anlaşılabilir bir durumdur.

Oysa Sn. Özlem Gürses bilmelidir ki, bir kadının yaşlı olması veya çok güzel olmaması hiçbir zaman bir eksiklik değildir. Her kadın elbet bir gün yaşlanacaktır. Sn. Özlem Gürses, güzellik ve gençlik bakımından müvekkilin hanım arkadaşlarının yanından geçemeyeceğini belirtmiştir.

Ancak müvekkil için de arkadaşları için de, güzellik ve gençlikten çok daha önemli olan konular bambaşkadır; vefa, sadakat, cesaret, inanç, inandığı değerler uğruna fedakarlık gücü, sabır gücü, tutkuyla sevmek, Allah sevgisi, şefkat, merhamet, diğerkâmlık, çıkarlarının zedelenmesi, zarar görmesi pahasına hakkaniyetten ve adaletten vazgeçmemek, dürüstlük, akıl… Müvekkil Adnan Oktar, Sn. Özlem Gürses’in müvekkilin arkadaşlarına, güzellik ve gençlikten ziyade bu erdemler için gıpta etmesinin daha yerinde olacağı kanaatindedir.

Müvekkil Adnan Oktar nasıl Sn. Özlem Gürses’i, “itibarını kullanarak dolandırıcılığa aracılık etmekle” suçlamıyorsa, Özlem Gürses’in de her konuyu fırsat bilip müvekkili suçlayıcı konuşmaktan vazgeçmesi gerekmektedir

Sn. Gürses, Ahbap dosyasında verdiği savcılık ifadesinde “İtibarım kullanılarak bir suç işlendiyse…” ifadesini kullanmaktadır. Kendisi hiçbir alakasının olmadığı imajı vermeye çalışmaktadır ancak halkı Ahbap’a bağışta bulunmaya, Babala TV’nin topladığı yardımlara katkıda bulunmaya davet ettiği bilinmektedir. Kendisine dolandırıcılığa aracı olmaktan bir suç isnadı her an yüklenebilir. Ancak müvekkil Adnan Oktar kendisine peşinen suç örgütü üyesi veya suçlu yaftasını yakıştırmamaktadır. Oysa kendisi her konuyla müvekkil ve arkadaşlarını bağdaştırmaktan hiçbir zaman geri kalmamaktadır.

Müvekkil, Sn. Özlem Gürses’e yönelik herhangi bir kırgınlık veya kızgınlık içinde olmadığını; bilakis kendisine şefkat, merhamet ve saygı duyduğunu özellikle vurgulamaktadır. Müvekkilin tek temennisi, Özlem Hanım’a karşı benimsediği ön yargısız, yapıcı ve anlayışlı tutumun, Özlem Hanım tarafından da kendisine karşı gösterilmesidir.

Bazı sol gazetecilerin müvekkil Adnan Oktar’a yönelik bitmeyen husumetinin arkasındaki asıl neden Darwinist ve materyalist ideolojiyi yok etmiş olmasıdır

Bazı sol çevrelerin müvekkil Adnan Oktar’a yönelik öfkesinin hala dinmemiş olmasının tek nedeni, müvekkilin Darwinizme karşı yürüttüğü etkili mücadeleden kaynaklanmaktadır. Yoksa herkes dava dosyasında bir suç olmadığını, tüm dosyanın bir kumpas ile oluşturulduğunu anlayacak görgü ve bilgiye sahiptir kanaatindeyiz. Yani bu husumet kurmaca düzenlenmiş dava dosyası sebebiyle değil, müvekkilin sahip olduğu görüşler ve bu görüşleri kuvvetli ve delilli olarak ortaya koyması sebebiyledir.

Müvekkilin 40 yıl boyunca, materyalist düşüncenin güya bilimsel temeli olan Darwinizmi, her kesimden ve her yaştan insanın anlayabileceği netlikte, bilimsel delillerle çürütmüş olması, kitaplarının hemen her gencin elinde, kütüphanesinde, çantasında yer bulması, sol kesimin bir kısmının hala etkisinden kurtulamadığı, materyalist felsefeyi yerle bir eden bilimsel ve kültürel bir deprem etkisi meydana getirmiştir.

Bir kısım sol görüşlü basının, “cezaevinden çıktığında Darwinizmi bir daha canlandıramayız” endişesiyle, müvekkil Adnan Oktar’a hala var güçleriyle saldırmaları, hemen her gün aleyhinde bir haber yapmaları, Darwinist ve materyalist düşünceyi tekrar canlandıramayacaktır, bu beyhude bir çabadır. Kişileri baskılamak, iftiralarla hapse koymak, linç etmekle fikirler yok edilemez.

Müvekkilin 73 dile çevirisi yapılmış, 300’ü aşkın sayıda kitabı, yüzlerce makalesi, eserlerinden faydalanılarak hazırlanan belgeseller, internet siteleri hala dışarıdadır, okunmaktadır, izlenmektedir. Darwinizmin bilimsel geçersizliği bir kere anlatıldıktan, bilimsel olarak insanlar buna ikna olduktan sonra, müvekkilin cezaevinde tutulması bu gerçeği geri çeviremeyecektir.

Aynı Galile’nin engizisyonda zorla “Dünya Güneşin etrafında dönmüyor” dedirtildiği sırada, Dünyanın Güneşin etrafında dönmeye devam etmesi, Galile’nin de mahkemeden çıkınca “Yine de dönüyor (Eppur si muove)” demesi gibi.

Bazı sol görüşlü gazetecilerin maalesef ki kendi vicdanları ve inisiyatifleri doğrultusunda yazı yazmaları mümkün değildir; sol basının bir kısmının tabi olduğu bir “karar merci” vardır ve ne derse ona uymak zorunda bırakılmaktadırlar.

Müvekkil Adnan Oktar aleyhindeki yazılarda da bu durum çok açık görülmektedir. Bir anda, adeta bir düğmeye basılmış gibi müvekkil aleyhinde, aynı tonda, benzer üslupla, hiçbir delili olmayan gerçek dışı iddialarla TV programlarında, gazetelerde, sosyal medyada bir hareketlenme yaşanmaktadır.

Bir kısım sol görüşlü basın mensuplarının, bu “karar merci”nin aldığı kararın aksine görüş bildirmesi, bu kararın aksini yapması, hatta sessiz kalması dahi mümkün değildir. Bir çok gazetecinin müstakil karar vererek, lehine yazmak veya konuşmak bir yana, “Adnan Oktar aleyhine yazmayacağım” demesi, hatta “bu iddianın delili nedir” diye sorması dahi mümkün görünmemektedir; aksi bir durumda söz konusu gazetede veya TV kanalında çalıştırılmayacağı ortadadır.

Mafya üyeleri, suç örgütü liderleri hakkında dahi olumsuz konuşmaktan imtina edenlerin, müvekkil Adnan Oktar aleyhinde aralıksız olarak iftira ve yalan haber uydurmalarının sebebi, bunun karşılığında maddi çıkar sağlamalarıdır. İdeolojik nedenlerle müvekkilin baskı altında tutulmasına çalışanların sağladıkları maddi imkanlar karşılığında, Adnan Oktar aleyhtarlığı yapmayı meslek edinmiş görünümü veren gazetecilerin sayısı oldukça yüksektir. Bu nedenle Sn. Özlem Gürses’in bu tür gazetecilere benzermiş bir görünüm vermemesi gazetecilik itibarı açısından önemlidir.

Müvekkile karşı bir kısım sol görüşlü gazeteciler, Darwinistler, Epstein ve destekçileri, diğer yandan bağnazlar birleşerek, 40 yıla yakın süredir saldırmaktadırlar. Ancak müvekkil Adnan Oktar, inancında, dünya görüşünde her zaman kararlı ve sabırlıdır, kendisine zarar vermek isteyenler yaşlanıp, şevk ve motivasyonlarını her gün biraz daha kaybederken, kendisi artan bir manevi güçle, Allah’a güvenmektedir.

Sn. Özlem Gürses’in de bu tür kişileri iyi tespit edebileceğini, kendisini bu kişilerle benzer bir duruma getirmeyeceğine inandığımızı önemle belirtmek isteriz.

Sn. Özlem Gürses’in haftanın birkaç günü müvekkil hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunmasına rağmen, müvekkil Adnan Oktar kendisine karşı herhangi bir olumsuz duygu beslememekte; aksine Özlem hanım için daima iyilik ve güzellik temennisinde bulunduğunu, kendisini karşı saygı ve takdir hisleri duyduğunu özellikle ifade etmektedir.

Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 03.08.2026


  1. https://www.youtube.com/watch?v=C2Pk2qnvbUM

Yorum Gönder

0 Yorumlar