Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Müvekkil Adnan Oktar’dan Sayın Murat Yetkin’e Tekziptir

Türkiye’nin saygın gazetecilerinden biri olan Sayın Murat Yetkin kendi Youtube hesabında 23.12.2025 tarihli ve “Uyuşturucu operasyonları: Türkiye’nin Escobar’ı, Epstein’ı nerede?” başlıklı bir video yayınlamıştır.

(Yayına ait url: https://www.youtube.com/watch?v=uR9Vw9AVBsI )

Sayın Yetkin söz konusu video yayınında müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubu hakkında yıllardır ortaya atılan, ancak bir kısmı zaten beraat kararıyla neticelenmiş olan, bir kısmı mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış olsa da hakikate ve delile dayanmayan, bir kısmı ise sadece zanlara ve aslı olmayan duyumlara dayalı bazı iddialar hakkında da konuşmuştur. Bu konuşması sırasında başta her ne kadar müvekkilin arkadaş grubunu suçlamak için konuşmadığını ifade etse de, yaptığı açıklamada bunun tam tersini yaparak, araştırmacı gazeteciliğine yakışmayacak bir şekilde asılsız iddiaları kesin kanıtları olan ispatlı gerçeklermiş gibi takipçilerine anlatmıştır.

Müvekkil Adnan Oktar’ın Konuyla İlgili Görüş ve Düşünceleri şöyledir:

Müvekkil Adnan Oktar, Murat Bey’in medeni, demokrat, itidalli kişiliğini takdir etmekte ve araştırmacı gazetecilik anlayışını beğenmektedir. Dürüst ve vicdanlı bir insan olduğunu düşündüğü için bazı hususlarda kendisini bilgilendirmenin önemli olduğuna inanmaktadır.

Aşağıda Sayın Yetkin’in konuşmasında geçen bu tür asılsız iddiaya dayalı anlatımların cevaplarına yer verilmiştir. Ancak bu cevaplarımıza geçmeden önce Sayın Yetkin gibi değerli ve tecrübeli bir gazeteciye hatırlatılması gereken önemli bir husus bulunmaktadır.

Sayın Yetkin 40 yılı aşkın süredir ifa ettiği gazetecilik mesleğinde somut delillere dayalı olarak haber yapmanın ne büyük önem arz ettiğini kuşkusuz sayısız kere tecrübe etmiş bir kimsedir. Bir iddiayı dile getirmeden önce mümkünse iddianın muhataplarından bilgi almanın, gerçeklere ışık tutacak evrakları ve delilleri incelemenin, yani detaylı bir araştırma ve analiz sonrasında elde edilen bilgilerin kamuoyunu yanıltmayacak şekilde sunulmasının gerekliliğini çok iyi bilmektedir.

Nitekim Sayın Yetkin’in normal şartlarda bu şekilde habercilik yaptığı, Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında “siyasal ve askeri casusluk” iddiasıyla verilen tutuklama kararının ardından yayınladığı Youtube videosundaki açıklamalarından da çok rahat şekilde anlaşılabilir.

(Yayına ait url: https://www.youtube.com/watch?v=37tEvTncZqs )

Sayın Yetkin, Sayın İmamoğlu’nun “siyasal ve askeri casusluk” suçundan tutuklanması hakkında yayınladığı bu videoda, Savcılığın tutuklama talebiyle ilgili yazısını detaylı şekilde alıntılamış ve yorumlamıştır. Konuyu sadece duyumlarıyla ele almamıştır. BU YAKLAŞIMI VE BAKIŞ AÇISI DOĞRU VE VİCDANİDİR.

Ne var ki Sayın Yetkin’in İmamoğlu Soruşturması hakkında gösterdiği vicdani titizliği Adnan Oktar Davası dosyasında göstermediği ve mesleğinin gerekliliklerine uygun şekilde yaklaşmadığı da görülmektedir. Zira Sayın Yetkin yorumlarından birinde müvekkilin arkadaş grubunun mahkum edildiği suçlamalardan bahsederken siyasal ve askeri casusluk suçlamasını da saymıştır. HALBUKİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI HAKKINDAKİ SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞTİR.

Sayın Yetkin eğer İmamoğlu soruşturmasına yaklaştığı hassasiyetle Adnan Oktar Davası dosyasına yaklaşmış olsaydı, bunu ve bahsedeceğimiz diğer gerçekleri asla gözden kaçırmazdı. Sayın Yetkin’in dünya görüşü müvekkil ve arkadaş grubunun modern dindar yaşantısı ve inancından farklı olduğundan, Adnan Oktar Davası ile ilgili gerçekleri eksiksiz şekilde araştırıp karşılaştığı somut belgeleri yayınlamak yerine, konuyu dedikodudan ibaret aslı olmayan duyumlarına dayanarak ve basında bahsedildiği kadarıyla açıklamakta herhangi bir sakınca görmediği görülmektedir. Bazı gazetecilerin ve yorumcuların gerçeği bildikleri halde gizlemeyi ve/veya çarpıtmayı tercih eden anlayışlarının ise Sayın Murat Yetkin’de olmadığına kanaatimiz tamdır.

BU SEBEPLE MURAT BEY’DEN BAHSE KONU YAYININDAKİ HATASINI DÜZELTMESİNİ BEKLİYOR VE BİLGİSİZLİKTEN KAYNAKLANDIĞINA İNANDIĞIMIZ YORUMLARININ DOĞRUSUNU VE BELGELERİNİ İZLEYİCİLERİYLE PAYLAŞMASI İÇİN BİLGİSİNE SUNUYORUZ:

ADNAN OKTAR DAVASI’NDA “SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK” SUÇLAMASI DA DAHİL DOSYADAKİ EN TEMEL İDDİALAR HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞTİR

“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, Adnan Oktar Davası dosyasına aynı FETÖ’ye yardım ve diğer iddialarda olduğu gibi sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇMIŞTIR.

MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISI: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISI: “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.”

YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:

AYRICA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ORTAYA ATILAN TÜM AĞIR SUÇLAMALARDAN;

  • FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETMEK (TCK 220/7)
  • SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328)
  • RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204)
  • RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205)
  • EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA (5607 SAYILI KANUN 3/18)
  • NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158)
  • SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282)

İDDİALARININ TAMAMI BERAAT KARARI İLE SONUÇLANMIŞTIR.

TÜM BU BERAAT KARARLARININ ORTAK GEREKÇESİ İSE “HERHANGİ BİR SOMUT DELİLİN BULUNMAMASIDIR.”

FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN İSTANBUL 30 ACM BERAAT KARARI

FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN BERAAT KARARININ KESİNLEŞME ŞERHİ

DOLANDIRICILIK VE AKLAMA SUÇLARINDAN İSTANBUL ANADOLU 1 ACM BERAAT KARARI

DOLANDIRICILIK VE AKLAMA SUÇLARINDAN BERAAT KARARLARININ KESİNLEŞME ŞERHLERİ

Murat Bey’in yukarıdaki somut belgeleri yayınında kamuoyuyla paylaşıp yapmış olduğu hatayı düzelterek vicdanlı bir tutum sergileyeceğine güveniyoruz.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN MEHDİLİK İDDİASI HİÇBİR ZAMAN OLMAMIŞTIR

Sayın Murat Yetkin 23.12.2025 tarihli Youtube videosunda müvekkil Adnan Oktar’ın güya Mehdilik iddia ettiğini de ileri sürmüştür. Ancak böyle bir şey hiçbir dönemde gerçekleşmemiştir. Müvekkil Adnan Oktar Mehdi olmadığını, hayatının hiçbir döneminde böyle bir iddiada bulunmadığını, bundan sonra da asla bulunmayacağını kamuoyu önünde defalarca ifade etmiş, hatta bu konuda yemin dahi etmiştir.

Mehdiyet İslam inancının temel düsturlarından biridir. Dindar bir Müslüman’ın Hz. İsa’nın yeryüzüne yeniden dönüşünü ve Mehdi’nin çıkışını beklemesi iman esaslarından biri olarak kabul edilir. Peygamberimiz (sav) hadisinde “Mehdi ile müjdelenin” buyurmuştur. Müvekkil Adnan Oktar’ın Mehdiyeti anlatması ve gündemde tutması da inancının bir gereğidir. İnancını anlatmak ve dile getirmek her vatandaş için olduğu gibi müvekkil Adnan Oktar için de anayasal bir haktır.

Bazı kesimlerin kanaatimizce bilgisizlik sebebiyle Mehdiyet konusunda çeşitli yanılgıları vardır. Bunlardan biri Mehdiyeti anlatmanın Mehdilik iddia etmek olduğunu sanmaları, diğeri de Mehdiyetin siyasi bir amacı olduğunu sandıklarından anlatılmasını riskli bulmalarıdır.

Oysa Mehdiyet, her insanın özlemi içinde olduğu adalet, eşitlik, özgürlük, sevgi, barış gibi değerlerin tüm dünyaya hakim olması, yoksulluğun son bulması insanların huzur içinde yaşamaları idealinin ifadesidir.

MEHDİYET SİYASİ BİR MAKAM DEĞİLDİR

Bazı bağnaz kesimlerin yanlış yorum ve uygulamaları, birtakım çevrelerin de toplum mühendisliği yapmak için art niyetli olarak Mehdiyeti sözde güç edinme aracı olarak göstermeleri sebebiyle Mehdiyet söz konusu olduğunda bazı kesimlerde yersiz bir endişe olmaktadır. Mehdiyetin sözde siyasi bir güç, bir iktidar aracı olduğu sanılmakta, Mehdiyet inancı kullanılarak güya kitle hareketleri oluşturulabileceği korkusu yaşanmaktadır. Bu yersiz korku gerçek Mehdiyet inancı hakkında bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanmaktadır.

Halbuki İslami kaynaklara bakıldığında gerek hadislerde gerek Bediüzzaman Said Nursi gibi İslam alimlerinin kaynaklarında Mehdi’nin devletin başına geçmek, devleti ele geçirmek gibi bir misyonunun olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Mehdi devleti yönetmek, siyasi bir makam elde etmek için seçilmiş bir insan değildir. İslam inancına göre Mehdi insanlara sevgiyi, iyiliği, cömertliği, affediciliği, dostluğu ve barışı telkin edecek manevi bir önderdir. Hadislere göre Mehdi siyasi bir makam elde etmeyecek, bilinen anlamda bir devlet lideri olmayacak, mevcut dünya düzeninde her ülke kendi yönetim biçimini muhafaza edecek, devletlerin liderleri ve yöneticileri görevlerine devam edecek, Mehdi ise sadece sevgiyi ve iyiliği teşvik eden bir konumda olacaktır.

Hadislere göre Mehdi hiçbir zaman bir iktidar istemeyecektir. Zuhur ettiğinde iktidarı eline alan siyasi ve askeri bir lider değil, insanların aklına, vicdanına, sevgisine güvendikleri için sözüne itibar ettikleri, tavsiyelerini dinledikleri manevi bir lider, bir sevgi üstadı olacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde Mehdi’nin siyasete karışmayacağını şu şekilde açıklamaktadır:

“Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, FARAZA HAKİKİ BEKLENİLEN O ZAT (MEHDİ) DAHİ BU ZAMANDA GELSE, HAREKATINI O CEREYANLARA KAPTIRMAMAK İÇİN SİYASET ALEMİNDEKİ VAZİYETTEN FERAGAT EDECEK ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” (Kastamonu Lahikası, s. 57)

“Gerçi hakikat noktasında AHİR ZAMANDA GELECEK BÜYÜK MEHDİ SİYASETİ TAM DİNDAR İSEVİLERE BIRAKIP yalnız İslamiyet hakikatlarını isbata, izhara (açığa çıkarmaya, ortaya koymaya, göstermeye), icraya (uygulamaya, tatbik etmeye, yerine getirmeye) çalışır...” (Emirdağ Lâhikası, c. 2, s. 112)

Nitekim hadislerde de Mehdi’nin kendisi istemediği halde insanların ona tabi olmak için gelecekleri, insanların yaşadıkları acılar, yokluklar, savaşlar, katliamlar, felaketler neticesinde Mehdi’ye gelip onu ısrarla başa getirmek isteyecekleri anlatılmaktadır:

İnsanlar nihayet Mehdi’ye gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde ona biat ederler… (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 31)

Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan Mehdi’ye gelir ve "Bizim için kalk artık" der. O ise kabul etmez… (İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 531; Abdurrezzak H. 20771, c. XI, s. 372; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52,53)

Bu bilgiler açıkça, Mehdi’nin siyasi makam ve siyasetle hiçbir ilgisi olmadığını, güç elde etme amacı gütmediğini, sözde elde ettiği güçle kitleleri yönlendirmek gibi bir konusu olmadığını göstermektedir. Kaldı ki eğer bunu yapan, yapmayı planlayan, hatta ima eden dahi varsa bu kişi zaten Mehdi olamaz.

MEHDİ HADİSLERİYLE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ARASINDA BENZERLİK OLMASI MEHDİLİK İDDİASI DEĞİLDİR

Muhtemeldir ki Murat Bey, Mehdi’nin hem fiziksel özelliklerinin hem çıkış alametlerinin hem de karşılaşacağı olayların müvekkil Adnan Oktar ile benzerliklerinin -basında çok gündeme gelmiş olduğundan- farkında olduğu için, bunun Mehdilik iddiası olduğunu düşünüyor olabilir. Oysa, benzerlikler olması Mehdilik iddiası manası taşımaz ve Mehdilik için de yeterli değildir. Ayrıca Mehdilik iddia değil ispat makamıdır.

Müvekkil Adnan Oktar hiçbir zaman Mehdilik iddiasında olmamıştır, ama -Bediüzzaman Hazretleri’nin aşağıdaki sözünde yer aldığı gibi- kendisini Mehdi’nin bir öncüsü olarak görmektedir.

O ileride gelecek acib BİR ŞAHSIN (MEHDİ’NİN) BİR HİZMETKARI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (ÖNCEDEN GELEN TAKİPÇİSİ) ve O BÜYÜK KUMANDANIN (MEHDİ’NİN) PİŞDAR BİR NEFERİ (ÖNCÜ BİR ASKERİ) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, sf. 162)

Mehdi’nin öncüsü olan kişilerin Mehdi ile hem yaşadığı imtihanlar hem de fiziksel ve diğer alametler yönünden arasında birçok benzerlik olmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar’ın hayatının, imtihanlarının, yaşadıklarının, fiziksel özelliklerinin Mehdi ile benzer olması da bu sebeple olağandır.

Özellikle de fiziksel alametler söz konusu olduğunda, müvekkil Adnan Oktar’ın da hadislerde geçtiği gibi

Kaşlarının kavisli,

Gözlerinin çekik ve yeşil,

Bedeninin ve karnının geniş,

Burnunun ince, küçük ve güzel olması,

Burnunun ortasında belli belirsiz bir çıkıntı bulunması,

Açık ve geniş alınlı olması,

Alnında tek kaş çatma çizgisi bulunması,

Yanağında açık renkli bir ben olması,

Sakalının cezm edilmiş ve yanlarda ise kevsec yani daha az olması,

Uyluklarının arası açık,

Dişlerinin güzel ve muntazam,

Saçları gür ve siyah,

Omuzlarının geniş ve orta boylu olması gerçekten de dikkat çekicidir. Ancak bunların hiçbiri Mehdilik için bir delil olmayacağı gibi Mehdilik iddiası olarak da görülemez.

Çünkü müvekkil Adnan Oktar Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen yani seyyid bir kimsedir. Her seyyid gibi Peygamberimiz (sav)’in genetik yapısına, görünümüne benzerlik taşımaktadır. Mehdi de Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecek bir seyyid olduğu için onunla da fiziki benzerlikler taşıması olağandır. Ama bu benzerlikleri ne kendisi ne de arkadaş grubu hiçbir zaman bir Mehdilik alameti olarak görmemiştir.

Hadislerden ve İslam alimlerinin anlatımından net olarak anlaşıldığı üzere bir kişi ne zaman ki İslam aleminin birliğini sağlar, dünyaya İslam ahlakının hakim olmasına vesile olur, Hz. İsa ile birlikte namaz kılar ve Hz. İsa namazda onu öne geçirirse işte o zaman tüm İslam alemi gibi müvekkil de “Allahualem işte Mehdi bu şahıstır” diyecektir. Bunun dışında, bir kimsenin kendisinin ya da bir başkasının Mehdi olduğunu iddia etmesi gaybı bildiğini iddia etmesi demektir ki, bu dinden çıkmak anlamına gelir. Oysa, hem müvekkil Adnan Oktar hem de arkadaşları Allah’tan çok korkan insanlar olarak asla böyle bir şeye tevessül etmezler.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR MEHDİLİK İDDİASI OLMADIĞINI DEFALARCA DİLE GETİRMİŞTİR

Aşağıda müvekkil Adnan Oktar’ın hiçbir zaman Mehdilik iddia etmediği ve etmeyeceğine dair kendi beyanlarından bazı örnekler verilmiştir:


MÜVEKKİLİN VE ARKADAŞLARININ YAŞANTISI İLE AMERİKA’DAKİ EPSTEIN DAVASINDA BAHSİ GEÇEN CİNSEL İSTİSMAR VE SAPKINLIK İDDİALARI ARASINDA HİÇBİR BENZERLİK YOKTUR

Sayın Murat Yetkin konuşmasının bir bölümünde müvekkilin arkadaş grubunun yaşantısını “benzetmek gibi olmasın” diyerek Amerika’daki Epstein Davası’nın sanıkları Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell’e yöneltilen fuhuş ve sapkınlık iddialarıyla bağdaştırmıştır. Kanaatimizce “benzetmek gibi olmasın” dedikten sonra benzetme yapmak samimi bir tutum değildir.

Oysa iki olay arasında hiçbir benzerlik yoktur. Epstein Dosyası birçok görüntünün ve delilin ele geçirildiği karanlık bir dosyadır. Adnan Oktar Davası ise baştan sona bir kumpas dosyasıdır. Ortada ömür boyu cezaevinde kalmakla korkutulan genç kadınların baskı ve dayatma altında verdikleri, yalan olduğu duruşmalar boyunca yüzlerce delille ispat edilmiş geçersiz beyanlar dışında hiçbir şey yoktur. Prof. İzzet Özgenç, Prof. Adem Sözüer, Prof. Mahmut Koca, Prof. Ümit Kocasakal, Prof. Ahmet Gökçen gibi Türkiye’nin tüm önde gelen hukukçularının ve Yargıtay Onursal Daire başkanlarının bilimsel mütalaaları, İstanbul BAM 1 Ceza Dairesi’nin kıdemli hakimlerinin 2021/696 E, 2022/258 K. Sayılı bozma kararı da ortada bir cinsel istismar ve saldırı suçu bulunmadığını ortaya koymuştur.

Adnan Oktar Davası dosyasındaki cinsel saldırı ve istismar iddiaları “turnike sistemi” adı verilen hayali bir cinsel sömürü sistemi altında ortaya atılmıştır. Sanıyoruz ki Sayın Yetkin yazılı ve görsel basında sıkça gündeme getirilen hayali turnike sistemi masallarından oldukça etkilenmiş ve bu yüzden Epstein Davası ile bağlantı kurmaya yönelmiştir. Ancak işin aslında hayali turnike sisteminde gerçekleştiği ileri sürülen cinsel saldırı ve istismar olayları hiçbir delile dayanmamaktadır. Bu gerçek dışı iddialar, korkutularak şikayetçi yapılan veya müvekkilin arkadaş grubuna husumet besleyen kadınlara söyletilerek dosyaya sokulmuştur. Normal şartlarda iddianame bile düzenlenmemesi gereken soyut beyanlara dayanılarak müvekkil ve birçok arkadaşına toplamda binlerce yıllık hapis cezaları verilmiştir.

Aşağıda maddeler halinde özetlediğimiz gerçekler, Sayın Yetkin’in müvekkil ve arkadaşlarının hayatını Epstein dosyasındaki iddialarla bağdaştırırken neden yanılgıya düştüğünü açıkça ortaya koymaktadır:

  • Yıllar boyunca güya cinsel saldırı ve tacize uğradığını ileri süren genç kadınların tamamı sözde tacize uğradıkları yıllar boyunca işe, okula vb gittikleri ve ailelerinin yanında kaldıkları halde her gün yeniden arkadaş grubuna gelmeye devam etmişler, avukat, öğretmen, tıp öğrencisi, sosyal medya fenomeni gibi meslek sahibi ve sosyal çevresi olan insanlar olarak herhangi bir saldırıya maruz kalsalar hukuki haklarının bilincinde olmalarına rağmen- değil şikayette bulunmak tek bir kelime rahatsızlık dahi ifade etmemişlerdir.
  • Bu kişiler güya cinsel saldırı ve tacizlere rağmen yıllarca sanıklarla ve onların arkadaşlarıyla görüşmeye devam etmişlerdir. Onların evlerine veya şirketlerine gitmişlerdir. Onlarla birlikte birçok sosyal etkinlikte bulunmuşlardır. Şikayetçilerin güya akıl almaz cinsel saldırılara uğradıkları güya cinsel sömürü düzeni içinde güya esaret hayatı yaşadıkları dönemde sözde saldırganlarla çektirdikleri neşeli fotoğraflar, tarafların birbirlerine gönderdikleri sevgi içerikli mesajlar, aileleriyle kurdukları yakın ilişkiler asılsız suçlamalarda bulunulduğunu gösterecek şekilde dosyada yer almaktadır.
  • Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak tek bir sağlık raporu bile yoktur. Zira 44 müştekiden sadece 4’ü Adli Tıp Kurumunda hem iç beden hem ruh sağlığı muayenesine girmiştir. Bu raporlarda cinsel saldırı şüphesi oluşturabilecek hiçbir bulguya rastlanmamıştır. ADLİ TIP KURUMUNUN RAPORLARI DOSYADAKİ SANIKLARIN SUÇSUZLUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR. SANIKLARIN YARGILAMA BOYUNCA ISRARLI TALEPLERİNE RAĞMEN, ATK RAPORLARINDA CİNSEL SALDIRI İDDİASI ÇIKMAYINCA MÜŞTEKİLERİN ADLİ TIP SEVKLERİ DURDURULMUŞTUR.
  • Yargıtay tecavüz iddialarında mağdurun olay yerinden kaçıp kaçmadığına, tekrar tekrar saldırganla görüşüp görüşmediğine göre bir karar vermektedir. Adnan Oktar Davası dosyasındaki iddialara konu sözde tecavüz eylemleri sırasında ise hiçbir sözde mağdur saldırıyı çevreye duyurmak için bağırmamış, olaylar sırasında birçok ailenin yaşadığı apartmanlarda, güvenlikli sitelerde olmalarına rağmen yardım istememiş, kaçma girişiminde bulunmamıştır. Hayali cinsel saldırılardan veya tacizlerden sonra geceyi sözde saldırganlarla birlikte geçirdiğini beyan eden, daha sonrasında aynı evlere defalarca yine gittiğini söyleyen birçok şikayetçi vardır.
  • Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
  • Genç kızların yaşadıkları olayları kimselere anlatmamalarının ana sebeplerinden biri olarak gösterilen ve şantaj malzemesi olarak kullanıldığı ileri sürülen cinsel ilişki görüntülerinin hayali oldukları defalarca ortaya çıkmıştır. Bu iddiada bulunanlar şantaj içerikli görüntülere dair bugüne kadar tek bir delil bile sunabilmiş değildirler. SAYIN YETKİN’İN YAYINDAKİ “BİZE A9 TV YAYINLARINA AİT GÖRÜNTÜLER DEĞİL ŞANTAJ KASETLERİNDEKİ GÖRÜNTÜLER GÖSTERİLMELİYDİ, NEDEN GÖSTERİLMEDİ?” ŞEKLİNDE ÖZETLEYEBİLECEĞİMİZ MERAKININ GERÇEK CEVABI, BU TÜR KASETLERİN HAYALİ OLDUKLARI İÇİN HİÇBİR DÖNEMDE ELE GEÇİRİLMEMİŞ OLMALARIDIR. EĞER GERÇEKTEN İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ ŞANTAJ KASETLERİ OLSA 200’DEN FAZLA EV VE İŞYERİNE SABAHA KARŞI EŞ ZAMANLI YAPILAN BASKINLAR SIRASINDA ELE GEÇİRİLMEMESİ MÜMKÜN OLMAZDI. EN AZINDAN TEK BİR KARE BİLE OLSA GÖRÜNTÜ YA DA İZİ ORTAYA ÇIKAR, BU DA HİÇ ŞÜPHE YOK HİÇBİR HUKUKİ DEĞER GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMADAN TÜM MANŞETLERDE VE HABERLERDE SAYFA SAYFA SAATLERCE YAYINLANIRDI.
  • Adnan Oktar Davası’nda cinsel saldırı ve taciz suçlamalarında bulunan şikayetçi kadınların emniyet ve mahkeme ifadeleri arasında toplamda 4 binden fazla çelişki vardır. İfadeleri verirken kendilerine ezberletilen hayali olayları anlatmaya çalışan şikayetçiler psikolojik faktörlerin devreye girmesiyle kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
  • Dosyadaki tüm cinsel saldırı suçlamalarında sözde anal veya oral tecavüzden bahsedilmiştir. Halbuki cinsel saldırılarda anal ve oral yoldan tecavüz teknik olarak imkansız görülmektedir. Tecavüz girişimi sırasında anal yoldan saldırıya başvurulursa, kadın bedenini kasacağından cinsel birleşmenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Oral sekste ise kadının erkeğin cinsel organına zarar vermesi son derece kolay olduğundan, gerçek tecavüz vakalarında saldırganlar böyle bir cinsel ilişki türüne yanaşmazlar.
  • Şikayetçi kadınlar arasında müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına karşı şiddetli husumet besleyenler de bulunmaktadır. Bu kadınlar yıllarca evlilik hayali kurdukları, maddi imkanlarından yararlanmayı umdukları insanlardan beklediklerini elde edemeyince onlara karşı husumet geliştirmişlerdir. Bu durum onların komploculara destek verme kararı almasındaki en önemli faktörlerden biridir.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR YENİ BİR DİN İNŞA ETMEMİŞTİR

Sayın Murat Yetkin Youtube yayınında Adnan Oktar Davası dosyasındaki sözde cinsel sapkınlık ve sömürü iddialarına kısaca değindikten sonra müvekkil Adnan Oktar’ın yeni bir din inşa ettiğini iddia etmiştir. Ancak bu yöndeki iddiasına doğal olarak ilmi ve bilimsel açıdan geçerli hiçbir delil verememiştir.

Kanaatimizce Sayın Yetkin bu kanaatinin temelinde, dindar Müslüman denildiğinde içine kapalı, katı, sanat ve bilimden uzak, hayatın güzelliklerini yok sayan, kadınları baskı altına alan, demokrasi ve laikliğe karşı bazı kesimlerin akla geliyor olması vardır. OYSA FARKLI BİR DİN İNŞA EDENLER KURAN’IN ÖZÜNDEN VE PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN ÖĞRETTİKLERİNDEN UZAK BAĞNAZ SİSTEMİ DİN DİYE GÖSTERENLERDİR. KURAN’DA ANLATILAN, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI DİN İSE, ÖZGÜR, YAŞAMA SEVİNCİYLE DOLU, KADINLARA DEĞER VEREN, DEMOKRASİYİ SAVUNAN, BARIŞTAN YANA, ADİL, SANATI VE BİLİMİ TEŞVİK EDEN, KİMSEYİ DIŞLAMAYAN, İNSANLARIN YAŞAM TARZINA KARIŞMAYAN, ZORLA VE HİZA EDEREK DEĞİL SEVGİYLE DİNİN YAŞANMASINI ESAS ALAN KURAN MÜSLÜMANLIĞIDIR. YENİ DEĞİLDİR, HZ. ADEM’DEN BU YANA SAMİMİ MÜMİNLERİN YAŞADIĞI HAK DİNDİR.

Müvekkil Adnan Oktar bir Kuran Müslümanı olarak, Allah’ın Kuran’da insanlara inanma ve inanmama özgürlüğü, inancını istediği gibi anlatma hakkı tanıdığına inanmaktadır. Müvekkilin sahabe İslamı olarak nitelediği gerçek İslam anlayışında; kadınların alabildiğine özgür yaşadıkları, toplum düzeninin insanların sevgiyi ve merhameti bilen vicdanlı bireyler olarak yetiştirilmeleriyle mümkün olduğu, özgür düşünme yeteneğini yitirmiş bir toplumun güçlü olamayacağı, malın bir avuç insanın tekelinde olmaması gerektiği, sanat ve kalitenin bir toplumun vazgeçilmez değerleri olduğu gibi ulvi esaslara dayalı bir yaşam düzeni vardır.

Bu güzelliği “yeni bir din inşa etmek” olarak algılamak ise samimi ve derin bir değerlendirme yapmadan basmakalıp yorumlarla olayları değerlendirme alışkanlığından kaynaklanmaktadır. Oysa biraz üzerine düşünülmüş olsa sevgi, özgürlük, adalet, sevinç, neşe, modernlik, kalite, sanat, bilim ve güzel ahlakı esas alan Kuran ruhunun tüm insanların şifası, özellikle de son yıllarda maddi manevi bir darboğaz içinde olan ülkemizin tek kurtuluşu olduğunu görmek zor değildir.

Dikkat edilirse bugüne kadar müvekkil Adnan Oktar’ın Kuran ayetleri ve sahih hadislerle anlattığı bu inanca karşı başta Diyanet olmak üzere tek bir kişiden dahi ayetlerle ve hadislerle akılcı, makul ve tutarlı bir eleştiri getirilememiştir. Şu ayete göre şu yanlış denilememiştir. Sadece karalama, yaftalama ya da art niyetli söylemler ortaya konulmuştur. Anlatılan konuların, savunulan fikirlerin Kuran’daki İslam’la, sahih hadislerle ve bilimsel bulgularla birebir uyum içinde oldukları konuların uzmanı olan herkes tarafından bilinmektedir. Müvekkilin faaliyetleri, eserleri ve konuşmaları Kuran’la hiçbir yönden çelişmemektedir. Dolayısıyla bu gerçeklere bakıldığında, müvekkilin arkadaş grubunun yeni bir din inşa ettiği iddiasının da geçerli olmadığı ortadadır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız. 28.12.2025

Yorum Gönder

0 Yorumlar