Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Adnan Oktar’ın Kitaplarını Kendilerinin Yazdığını İddia Edenler Buyursun Gelsin

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN TEKZİP

ADNAN OKTAR’IN KİTAPLARININ KENDİLERİ TARAFINDAN YAZILDIĞI İDDİASINDA OLANLAR ‘BUYURSUN GELSİNLER’

Geçtiğimiz günlerde ‘siyaset cafe’ isimli internet haber sitesinde, Sait Çamlıca imzasıyla yayınlanan bir yazıda, “müvekkil Adnan Oktar’ın kitaplarının güya başkaları tarafından yazıldığı ima edilmiştir. Sait Çamlıca’nın YAZISINDA YER VERİLEN GERÇEK DIŞI BİLGİLERİN DOĞRUSU aşağıda kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

1. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ESERLERİNDEKİ SAMİMİYET, HİKMET, ÇARPICILIK VE AKILCILIĞIN TAKLİT EDİLEBİLMESİ, BAŞKASI TARAFINDAN OLUŞTURULABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR

Öncelikle Sait Çamlıca’nın ima yoluyla iddia ettiği “güya kitapların başkaları tarafından yazıldığı hikayesi” ilk kez ortaya atılmış bir iddia değildir. Yıllardır tekrar edilen aşağıda bir kez daha açıklayacağımız bu iddia aslen MÜVEKKİLİN KİTAP YAZMA KONUSUNDAKİ BAŞARISININ ve BU KİTAPLARIN DÜNYA ÇAPINDAKİ MUAZZAM ETKİSİNİN HAZMEDİLEMEMESİNDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Özellikle de müvekkil Adnan Oktar’ın en etkili olduğu Darwinizm’in geçersizliği ve bağnazlığın dindarlık gibi gösterilmesi konusundaki çalışmaları hem sol hem de sağdan bazı kesimleri ciddi rahatsız etmektedir.

Müvekkilin kitapları, dünya çapında olağanüstü başarılar elde ettikçe, materyalist ideolojileri ve bağnaz düşünceyi fikren yıkıma uğrattıkça, insanlara en temel gerçekleri en mükemmel üslup ve anlatımla sundukça ve insanların imanına vesile oldukça, bu BAZI KESİMLERDE BİR HAZMEDEMEME DURUMU OLUŞTURMAKTADIR. İdeolojilerini yerle bir eden bu durumu engelleyemedikleri için kitapların etkisini kendilerince azaltmak gayesiyle kitapları güyamüvekkilin değil de başkalarının yazdığı’ hikayesini tekrar tekrar gündeme getirmektedirler.

Bu daha en baştan tutarsız bir iddiadır. Öncelikle şimdiye kadar bu iddia ile ortaya çıkanların tümü, güyabu kitapları yazdığını iddia ettikleri kişilerin isimleri konusunda bile, ORTAK BİR PAYDADA BULUŞAMAMIŞLARDIR’. Öte yandan söylenen isimler de MÜVEKKİLİN ARKADAŞ ÇEVRESİNDEN EN AZ 20-30 SENE ÖNCE AYRILMIŞ KİŞİLERDİR.

MÜVEKKİLİN KİTAPLARI, BU KİŞİLERİN AYRILIP GİTMELERİNDEN SONRA DAHA DA GELİŞEREK DEVAM ETMİŞ, HATTA SAYISI ARTAN BİR HIZDA YAYINLANMIŞTIR. Bu kişilerin ayrılmasından sonra yüzlerce kitap, müvekkil Adnan Oktar’ın külliyatında yerlerini almıştır. Hatta Yaratılış Atlası, İngiliz Derin Devleti gibi çok kapsamlı, birkaç ciltten oluşan ve dünya çapında büyük etki meydana getiren kitapları, bu kişiler camiada yokken yayınlanmıştır. DOLAYISIYLA BU İDDİANIN TUTARSIZ OLDUĞU AÇIKTIR. Kitapların yazım tarihleri iddianın mesnetsizliği açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak Buna Rağmen Hala Bu Masala İnanan Varsa, Müvekkil Adnan Oktar O Kimselere Açık Bir Çağrıda Bulunmaktadır:

Bu iddiada bulunan kişilerin hali hazırda kendilerine ait köşe yazısı yayınlayabildikleri haber kanalları, sosyal medya platformları, internet siteleri gibi imkanları mevcutken, bu imkanları kullanarak kamuoyuna bir çağrıda bulunmaları yerinde olacaktır: MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ESERLERİ HAKKINDA “YOK O YAZMADI, BEN YAZDIM” DİYEN KİM VARSA, BUYURSUN GELSİN! Bu masala inanan kişiler de MÜVEKKİLİN AŞAĞIDAKİ SORULARINI AÇIK YÜREKLİLİKLE KENDİLERİNE yöneltsinler.

SORU 1: Maddi, manevi ve ahlaki değerler gibi temel konular dahil dünyaya bakışı açılarını müvekkilden öğrenen bu kişilerin cevap vermesi gereken şudur; Adnan Oktar ile tanışmadan önce kaç kitap yazdınız?

Alacakları cevabı halkımız bilmektedir, ama yine de sormaları ve cevabını almaları uygun olacaktır. Cevap değişmeyecektir;
DOĞRU CEVAP; SIFIR (0) KİTAP OLACAKTIR.

SORU 2: Eğer bu kitapları siz yazdıysanız eğer, siz gruptan ayrıldıktan sonra çok daha fazla sayıda kitap yazıldı. O zaman bu kitapları kim yazdı?

Bu soruya verebilecekleri cevap, SADECE DERİN BİR SESSİZLİK OLACAKTIR. Eserlerin tamamının müvekkil Adnan Oktar’a ait olduğu açıktır. Ancak bu iddialara yer verenlerin de bizzat şahit olması için soruyu sorup cevabı kendi kulaklarıyla duymaları yerinde olacaktır.

SORU 3: Adnan Oktar’ın 300’den fazla kitabının hepsinde aynı anlatım derinliği, aynı dil ve üslup hâkimdir. Eğer bunları Adnan Oktar değil de farklı kişiler yazdıysa nasıl kitapların hepsi aynı derinlik, etkili anlatım ve aynı çarpıcı üslupta kaleme alınmış olabiliyor?

Bu kişilerin bu soruya da verebilecekleri bir cevap olmayacaktır. Çünkü soruda da belirtildiği gibi MÜVEKKİLİN TÜM KİTAPLARINDA TEK BİR ÜSLUP VARDIR. KİTAPLARA MÜVEKKİLİN SAMİMİ, DERİN, DOĞAL, BAŞKA HİÇ KİMSEYE BENZEYEMEYN ÜSLUBU HAKİMDİR ve kitapların tümü aynı özgün üslupla kaleme alınmıştır.

Şayet bu kişilerin iddiası doğru olsa, kitapları yazdığı iddia edilen farklı kişilerin, farklı üslupları olması; her kitabın başkaca bir dil ve anlatım içermesi gerekeceği açıktır.

Böyle bir durumun olmadığını ve kitapları müvekkil Adnan Oktar’ın yazdığını, keza kitaplarda işlenen konuların A9 Televizyonundaki canlı yayınlar sırasında da tüm milletimizin şahit olduğu gibi İLK KEZ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN DUYULAN KONULAR OLDUKLARINISiyaset cafe’ sitesindeki yazıyı kaleme alan Sait Çamlıca dahil aynı iddiadaki diğer herkes de oldukça iyi bilmektedir.

2. EVRİM TEORİSİNİ DÜNYA ÇAPINDA YENİLGİYE UĞRATAN YEGANE KİŞİ, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR

Sait Çamlıca’nın yazısında geçen gerçek dışı bir diğer itham ise müvekkil Adnan Oktar’ın geçmişte kamuoyuna Evrim Teorisi’ni çökerten kişi olarak lanse edildiği (tanıtıldığı) ve dindar insanlar nezdinde bu sayede kahraman ilan edildiğidir.

Müvekkilin hayatının hiçbir döneminde “olmadığı bir insanmış gibi görünmek ya da tanıtılmak gibi ihtiyacının olmadığı” kendisini tanıyan herkesin malumudur. Ancak 40 yılı aşkın süredir Darwinizm ve Materyalizme karşı yürüttüğü ilmi mücadelesi, kaleme aldığı 300’ü aşkın eseri ve pek çok alanda yaptığı etkin çalışmalarıyla müvekkil Adnan Oktar’ın, bugün Evrim Teorisini dünya çapında yenilgiye uğratan yegâne insan olduğu da tartışmasız bir gerçektir.

Bilindiği gibi müvekkil Adnan Oktar, uzun yıllar boyunca evrim teorisinin geçersizliğine dair çok önemli çalışmalar yapmış, bilimsel delillere dayanan vurucu eserler hazırlamıştır. Bu eserler ve belgeseller vesilesi ile evrim teorisi, başta ülkemiz olmak üzere Avrupa, Amerika ve tüm dünyada ciddi şekilde kan kaybetmiş ve müvekkilin tanımlamasıyla adeta ‘Darwinist bir Diktatörlük’ tarafından yüz yıl boyunca dayatılıp, zorla ayakta tutulan bu sahte teori, herkes tarafından sorgulanır olmuş, Darwinizm’e inananların sayısı hızla dibe vurmuştur.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN İLMİ ÇALIŞMALARININ DARWİNİZM’İ YIKTIĞINI SÖYLEYENLER BİZZAT DARWİNİSTLERİN KENDİSİDİR. YANİ ORTADA SAĞ VEYA MUHAFAZAKAR KESİM TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN BİR PROPAGANDA DEĞİL, DARWİNİSTLERİN BİZZAT KENDİLERİ TARAFINDAN İTİRAF EDİLMİŞ SOMUT BİR YENİLGİ DİĞER DEYİŞLE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN VESİLE OLDUĞU BÜYÜK BİR BAŞARI VARDIR.

Örneğin Evrim Teorisinin Türkiye’deki en önde gelen savunucularından biyoloji Profesörü Ali Demirsoy bu fikri yenilgi karşısındaki çaresizliğini katıldığı seminer ve tv programlarında şöyle anlatmıştır:

Ali Demirsoy: ... (ADNAN OKTAR) BUGÜNE KADAR HİÇ KİMSENİN BAŞARAMADIĞI TEKNİK VE MÜKEMMELİYETTE KİTAP, KASET, VİDEO, VD. ARAÇLARINI KULLANARAK geniş bir kitlenin, özellikle eğitim yaşındaki insanların, çıkmaza sokulmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.

BU DA BAŞARIYA ULAŞTI MI? BANA GÖRE ULAŞTI
!

Yapılan birkaç anketten biliyorum.
Lise çağındaki öğrencilerin %70’i evrime inanmıyor; %50’si tehlikeli bir akım olarak görüyor, galiba yalnız %5’i evrim olabilir diyor.

ÜMİDİN VAR MI DİYE SORARSANIZ? AÇIKÇA KUŞKULUYUM.

(Prof. Ali Demirsoy, Biyoloji Eğitiminde Evrim Sempozyum’ndaki sunumundan, Türkiye’nin Evrimi Algılaması 3-4 Mayıs 2007)

Ali Demirsoy’un da itiraf ettiği üzere bugün Türkiye’de evrim derslerini anlatan profesörler bile kendi anlattıklarına inanmamaktadır:

Ali Demirsoy: EVRİM KİTABI YAZMIŞ, YILLARCA TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ÜNİVERSİTESİNDE BU KONUDA DERS VERMİŞ SAYGIDEĞER RAHMETLİ BİR HOCAMIZ, bir gün beni kimsenin olmadığı bir odaya çekerek, “sana bir şey sormak istiyorum Aliciğim” dedi, “buyur hocam” dedim; “SEN GERÇEKTEN EVRİMLEŞME OLDUĞUNA İNANIYOR MUSUN?” dedi. “Sizin kuşkunuz var mı hocam” dedim. “YILLARCA BU DERSİ VERMİŞ VE KİTABINI YAZMIŞ OLMAMA RAĞMEN, BEN PEK İNANMIYORUM” dedi… O AN, İŞİMİZİN ÇOK ZOR OLDUĞUNU FARK ETTİM…. Bırakın öğrencileri, Evrim Teorisi dersi veren hocalarımızın dahi düşüncelerini değiştiremedim. Nitekim üniversitelerde yapılan bir araştırmaya göre; öğrencilerin yüzde 70′i evrime inanmıyor, yüzde 20’si yetersiz buluyor; ancak yüzde 5’i inanıyor.

(Ali Demirsoy’un Geo Dergisinde 2009 Yılında Yayınlanan Bir Röportajı)

Genetik bilimi uzmanlarından Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk "Evrim Kuramı'nın Günümüzdeki Konumu" başlıklı konuşmasında 1980’lerden itibaren yani müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi mücadelesine başladığı 1979’dan sonra evrim teorisinin Türkiye’de hızlı bir düşüşe geçtiğini itiraf etmiştir:

Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk: "Yıllarca üniversitelerde genetik bilimi hakkında dersler verdim. Şunu gördüm ki... Darwin, bir bilim adamı olarak görülmüyor. Öğrenciler, Darwin’in şarlatan ve din düşmanı olduğunu düşünüyor...

Öğrenciler, (evrim) kuramla ilgili sorduğum sorulara çok güzel, yerinde cevaplar vermiş olsa da yazdıkları cevaplara inanmazlardı. Evrim kuramı ile ilgili her şeyin saçma olduğunu düşünürlerdi. 80'DEN SONRA BÖYLE DÜŞÜNEN ÖĞRENCİLERİN SAYISI ARTTI... GEÇMİŞTE EĞİTİM SİSTEMİMİZDE DARWİN'E KARŞI BU KADAR TEPKİ YOKTUR. TEPKİNİN YOĞUNLUĞU 1985 YILINDAN İTİBAREN ARTMIŞTIR... Biyologdan tutun, kadın doğumculara kadar üniversitelerde evrim kuramını anlatan kişiler var. Bu kişiler evrim kuramını yeteri kadar bilmedikleri gibi, kabul de etmiyorlar."

Evrimsel biyolog ve genetikçi Prof. Dr. Deniz Ergi Özsoy da Türkiye’de evrim karşıtlığının öncüsünün müvekkil Adnan Oktar’ın fahri başkanlığını yaptığı BAV (Bilim Araştırma Vakfı) olduğunu anlatırken Darwinistlerin en ağırlarına giden hususu dile getirmekten kendini alıkoyamamış ve terörün ideolojisinin Darwinizm olduğu gerçeği ile yüzleşmiştir:

Deniz Ergi Özsoy: 1990’ların ortalarından sonlarına doğru olan süreçte şöyle kritik bir durum var Türkiye’de. EVRİM KARŞITLIĞI TÜRKİYE’DE ÇOK YÜKSELMEKTEYDİ. O ZAMAN BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI VARDI ŞİMDİ YARATILIŞ ATLASI GÖNDEREN KURULUŞ VAR YA. 1’er sayfalık broşürler bunların Türkiye’deki her yere fakslandığını düşünün. Bir tanesinde şöyle hiç unutmuyorum Doğu Anadolu’daki terörün ideolojisi Darwinizm’dir diye.

Müvekkilin ortaya koyduğu bilimsel deliller öylesine güçlüdür ki, ulaştığı her insana olumlu etki yapmış ve hayatını Darwinist ideolojiyi savunmaya adamış pek çok bilim adamı doğruyu görerek evrim teorisini terk etmiştir. Yıllar boyunca dünya genelinde Hristiyan bilim adamlarının gerçekleştiremediği etkiyi, müvekkil, çok değerli kitapları ve çalışmaları ile gerçekleştirmiş, hatta bu durum, Avrupa Konseyi’nde ‘evrim adına vahim bir tablo’ olarak gündeme getirilmiştir.

Lüksemburglu politikacı Anne Brasseur, Avrupa Konseyi’nde basın toplantısı sırasında, müvekkilin hazırlamış olduğu Yaratılış Atlası’nı kaldırıp gazetecilere göstermiş ve kitabın, evrim teorisi için ciddi bir tehdit olduğunu anlatarak, endişelerini dile getirmiştir:

https://www.dailymotion.com/video/x183dio

Kendisini Darwinistlerin uluslararası lideri olarak gören Richard Dawkins de yenilgiyi itiraf edenlerdendir:

Richard Dawkins: Modern Türkiye’nin büyük bir sorunu var. BU DİKKAT ÇEKİCİ BİR ŞEKİLDE BAŞARILI BİR YAZARDAN (ADNAN OKTAR) KAYNAKLANIYOR.

İsmini söylemeyeceğim.
Reklam yapmak istemiyorum. Ama o bir kitap yazdı, yaratılışçı kitaplar (YARATILIŞ ATLASI). Kim bilir kaç dile çevirmişler ve bunlar ücretsiz bir şekilde bütün dünyadaki biyoloji öğretmenlerine her dilde ücretsiz dağıtıldı. Bir biyoloji departmanına giriyorsunuz, bir biyoloji öğretmeninin ofisine giriyorsunuz ve böyle kocaman kitaplar görüyorsunuz, Türkiye’den gönderilmişler. Kitaptaki resimler güzel bir şekilde resmedilmişler. Sol tarafta bir fosil var ve sağ tarafta da modern bir hayvan var. Her durumda şunu söylüyor, “bu fosile bakın ve modern hayvana bakın. Gördüğünüz gibi bunlar aynı, bu yüzden evrim yaşanmamıştır.

Müvekkil, evrim teorisinin 1800’lü yıllardan bu yana devam eden hükümranlığını, TAM ANLAMIYLA ORTADAN KALDIRMIŞTIR. O vakte kadar, din adamları dahi, Allah’ın varlığına karşı geliştirilmiş olan bu teoriye bir cevap veremezken, müvekkil, bu konuda en kesin, en net ve en bilimsel cevabı vermiştir.

Müvekkilin Darwinizm’i bilimsel olarak çürüten eserleri, dünya çapında bilim dünyasında büyük yankı uyandırmıştır. EVRİMCİ YAYINLARIYLA TANINAN ‘NEW SCİENTİST’ Dergisinin 22 NİSAN 2000 TARİHLİ SAYISINDA bir bilim insanının kullandığı ifadeyle EVRİM TEORİSİNİN YANLIŞLIĞININ VE YARATILIŞ GERÇEĞİNİN ANLATILMASI KONUSUNDA “ULUSLARARASI BİR KAHRAMAN” olarak nitelendirilmiştir. Müvekkilin materyalizm ve Darwinizm’e karşı verdiği fikri mücadele sık sık National Geographic, Science, New Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu evrimci olan yabancı yayın organlarında da gündeme getirilmiştir.

Müvekkilin ‘Yaratılış Atlası’ isimli eseri ise başta Fransa olmak üzere, Amerika, Çin, Brezilya, Hollanda, Beçika, İngiltere, İtalya, İsveç, İsviçre, İspanya, Danimarka gibi birçok ülkede büyük yankı uyandırmıştır. Yaratılış Atlası’nı konu alan sayısız gazete haberi, köşe yazısı, televizyon programı, internet sitesi kitabın fikri etkisini gözler önüne sermiştir.

Yukarı da fotoğraflarıyla göstermiş olduğumuz üzere, toplantıların devamında Avrupa Konseyi müvekkilin eserleri gündemiyle toplanmış, raporlar hazırlanmış, Milli Eğitim Bakanlıklar tarafından bildiriler yayınlanmıştır.

Avrupa’nın en büyük gazete ve dergilerinin aşağıdaki manşetleri müvekkilin keskin aklının, eserlerindeki hikmetin, kültürel mücadelesinin etkisinin tarihe geçen birer belgesi niteliğinde olmuştur:

Fransa, Science & Vie Bilim Dergisi:

“Atlas, SOĞUK DUŞ ETKİSİ YAPTI…”

Fransa, Le Point:

“DARWIN’İ KURTARIN!”

Fransa, La Liberation:

(Yaratılış Atlası) Tek Bir Hamlede TAM BİR PANİK GERÇEKLEŞTİRDİ.

Almanya, Stern Dergisi:

GÖKGÜRÜLTÜSÜ GİBİ PATLAYAN KİTAP…

Almanya, Nürnberg Zeitung:

Harun Yahya’nın ilmi çalışmalarının anlatıldığı haberin başlığı, “DARWIN’IN AVRUPA’DA İŞİ ZOR” şeklindeydi.

Hollanda, Radyo Netherlands İnternet Sitesi:

Yaratılış Atlası Avrupa’da BÜYÜK BİR TUFAN OLUŞTURDU.

İtalya, Corriera Della Serra Gazetesi:

… AMA KESIN OLARAK BİLDİĞİMİZ ŞEY BİZİM KAYBEDENLER OLACAĞIMIZ.

İtalya, La Stampa Gazetesi:

ELVEDA DARWIN

Bu süreçte ülkemiz de gelişmelerden olumlu etkilenmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı, 2017 yılında EVRİM TEORİSİNİ MÜFREDATTAN ÇIKARMIŞTIR. Bu, çocuklarımızın, Allah’ı inkâr eden bu sahte teoriyi bir gerçekmiş gibi öğrenmelerinin önünü kesen, gerçek bilimsel eğitimi almalarını sağlayan oldukça önemli bir gelişmedir.

Zira bu süreçten sonra, ülkemizde yetişen gençler, EVRİM TEORİSİNİ CİDDİ ŞEKİLDE SORGULAYAN, BİLİMSEL GERÇEKLERİ daha iyi kavrayıp sonuçlar çıkarabilen, AKILLARI VE İRADELERİ BLOKE ALTINA ALINMAMIŞ bir nesil olarak yetişmişlerdir. Özellikle üniversitelerin biyoloji bölümlerinde, öğrencilerin, telkinle kayıtsız şartsız kabul etmeye zorlandıkları evrim teorisini sorgular hale gelmelerinin nedeni budur.

Müvekkilin önemle belirttiği gibi, EVRİMİN BİLİM DIŞI TEORİ OLDUĞU BİZZAT BİLİMİN SÖYLEDİĞİ İLMİ BİR GERÇEKTİR. Bilimsel tüm deliller, evrimi kesin olarak reddetmektedir. Özetle müvekkilin vesilesiyle şu ana kadar gelinen aşama, ülkemiz adına oldukça güçlü ve önemli bir aşama olmuştur.

3. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN SIRF İNANCI VE ETKİLİ İLMİ FAALİYETLERİ NEDENİYLE BAKIRKÖY AKIL HASTANESİNDE TUTULMASI, CUMHURİYET TARİHİNİN EN ÇİRKİN ve KARANLIK PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİNDEN BİRİDİR

Öte yandan Sait Çamlıca, yazısında müvekkilin bir dönem Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tutulduğundan da bahsetmiş; ancak tıpkı müvekkile ideolojik sebeplerle husumet besleyen kimselerin kullandığı zayıf ve mantıktan uzak yöntemleri kullanarak, konunun gerçek yüzünü kamuoyundan gizlemiştir. OYSA, MÜVEKKİLİN 40 YILI AŞAN İLMİ MÜCADELESİ ve ESERLERİNİN DÜNYADAKİ ETKİSİ DAHİ TEK BAŞINA KESKİN BİR AKLA, HİKMETE ve İLME SAHİP OLDUĞUNU ORTAYA KOYMAKTADIR.

Müvekkil Adnan Oktar anti Darwinist, anti materyalist, İslam’ı ve Kuran’ı anlatan kültürel çalışmaları sebebiyle defalarca iftiralara, baskılara, dayatmalara, kumpaslara ve hukuksuzluklara maruz kalmıştır. Müvekkilin bir dönem akıl hastanesinde tutulması hikayesi de maruz bırakıldığı kumpas ve hukuksuzlukların aleni bir örneğidir.

1986’nın yazında, “Türk Kavmindenim, İslam Milletindenim” sözlerinden ötürü hiçbir haklı hukuki gerekçe olmadan tutuklanan, 9 ay boyunca tekli hücrelerde tecrit edilerek tutulan müvekkil, daha sonra Adli Tıp’ta yıldırma ve eziyet amacıyla kısa bir zincirle 40 gün boyunca ayağından yatağa zincirlenmiştir. Sonrasında ise yine hukuksuzca Bakırköy Akıl Hastanesi’ne nakledilmiş ve akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla müşahade altına alınmıştır. Hastanede ise bu zulüm devam etmiş, en tehlikeli hastaların bulunduğu ‘14A’ koğuşunda tutulmuştur. 300 akıl hastasının olduğu 14A koğuşu, Abdülhamit döneminden kalma taş bir binanın içerisindedir ve bu koğuş riskli hastaların olması sebebiyle birkaç kilitli demir kapıdan geçilerek gidilen bir yerdir. İçerisi oldukça bakımsız, izbe ve pistir. ‘14A koğuşu’ ağır vakaların konduğu, cinayetin çok sıradan bir vaka olarak kabul edildiği bir yer olarak bilinmektedir. Müvekkilin burada bulunduğu süre içerisinde, 7 cinayet işlenmiştir. MÜVEKKİL HAPİSHANEDE VE AKIL HASTANESİNDE TOPLAM 19 AY TUTULDUKTAN SONRA SAVCILIĞIN, “İFADELERİNDE SUÇ UNSURU BULUNMADIĞINI” BELİRTMESİYLE BERAAT ETMİŞ VE MAHKEMECE SERBEST BIRAKILMIŞTIR. Daha sonra da GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ TARAFINDAN VERİLEN “SAĞLAM” RAPORU İLE BU OYUN BOZULMUŞTUR.

Sağlıklı insanları akıl hastanesine gönderme yöntemi, dünyanın pek çok ülkesinde derin devlet yapılanmalarının kendilerine tehdit olarak gördükleri kişileri sindirmek, baskı altına almak, etkisizleştirmek, itibarsızlaştırmak, eziyet etmek, cezalandırmak gibi amaçlarla uyguladığı klasik bir zulüm yöntemidir. Müvekkil Adnan Oktar’ın akıl hastanesi sürecinde yaşananlar derin devletin karanlık bir psikolojik savaş yöntemi kullandığını ortaya sermiştir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Müvekkil Adnan Oktar, en tehlikeli hastaların olduğu, cinayetin günlük olağan vaka sayıldığı, risk sebebiyle birkaç demir kapıdan geçilerek girilen, 300 akıl hastasının bulunduğu 14A koğuşunda tutulması bir yana, kendisine hiçbir tıbbi gereksinim olmadığı halde ‘ağır ilaçlar’ verilmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde kaldığı dönem olan 1987-1988 yıllarına ait hastaların detaylı tedavi süreçlerini içeren tüm belgeler hastane arşivlerinden bir şekilde yok edilmiştir. 1927 yılından itibaren hiçbir eksiklik olmadan çok düzenli olarak tutulan bu arşivin sadece müvekkil Adnan Oktar’ın tutulduğu döneme ait dosyalarının kayıp olması derin devletin kendisine karşı yürütülmüş olan psikolojik savaşın ne kadar organize olduğunu göstermektedir.

Müvekkil Adnan Oktar, fotoğrafta görülen Osmanlı döneminden kalma taş binada 14A koğuşunda tutulmuştur.

Müvekkil Adnan Oktar, akıl hastanesinin aşağıdaki resimde görülen ilkel koşullarında -ki bu bakım yapılmış halidir- cinayet işlemiş yüzlerce tehlikeli akıl hastasının içinde toplam 10 ay tutulmuştur.

Aşağıdaki görüntüler dahi hastanenin müvekkilin tutulduğu zamanı değil daha sonra bakım yapılmış ve düzenlenmiş halini yansıtmaktadır. Müvekkilin kaldığı dönemde hastanenin insani koşullardan uzak, metruk ve perişan durumda olduğu ise arşivlerde halen mevcuttur.

Müvekkilin, hastanede kaldığı süre içinde doktorlarıyla görüşmesi yasaklanmış, sadece annesi, kardeşi, avukatı ve tutulduğu 14A koğuşundaki aşağıda örnek fotoğraflarda görülen türden cezai ehliyeti olmayan, pek çok cinayet işlemiş, tehlikeli ağır akıl hastalarıyla kısıtlı olarak konuşmasına izin verilmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar’a 19 ay ceza verilmesinin ardında başka amaçlar olduğuna işaret eden ilginç bir durum da aşağıdaki basına yansıyan görüntü ve ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır.

Müvekkil Adnan Oktar, Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nden tahliye edilirken basın mensupları çağrılmış ve kamuoyuna mesaj vermek amacıyla bir algı oluşturulmak istenmiştir. Tahliye sırasında dönemin başhekimi Yıldırım Aktuna, müvekkil Adnan Oktar’la tokalaşırken aniden elini kaldırıp müvekkilin başına doğru götürerek onun ‘el öpüyormuş’ gibi görünmesini sağlamaya çalışmış, bu yolla kendince mesaj vermek istemiştir.

Ancak, bu şekilde el yukarı kaldırılıp zorla yüze doğru uzatılarak el öptürme belki de tarihte ilk defa görülen bir tarzdır. Gerçek bir el öpme olsa el öpen kişinin eğilerek bunu yapması gerektiği aşikardır. Haberde yansıtılmaya çalışıldığı gibi gerçek bir el öpme olmadığı çok açıktır.

Nitekim Müvekkilin, başını sağa çevirerek kendisine uzatılan eli öpmeyi reddetmesi nedeniyle yukardaki garip görüntü oluşmuştur. Akıl hastanesinde bulunduğu dönemde Başhekim Yıldırım Aktuna, Sayın Adnan Oktar’ı, “sen bu şekilde dini anlatmaya devam edersen seni buradan ömrün boyunca çıkarmam, benim de üstümde olan güçler var” diye tehdit etmiştir. Sonrasında ise, kendince müvekkilin yola geldiği düşüncesiyle tahliye kararını imzalamıştır.

Psikolojik savaş elemanları bu görüntü ile kamuoyuna güya Adnan Oktar hizaya getirildi imajını vermeye çalışmışlardır. Nitekim gazete kupüründe de görüldüğü gibi ‘“Bundan sonra daha dikkatli davran” diyerek mealen ‘ayağını denk al, ayağını denk almazsan neler olacağını, başına neler geleceğini tahmin edersin’ şeklinde bir mesaj verilmiştir. Bir akıl hastanesinden tahliye edilen bir kişinin hastane başhekimin elini öpmeye mecbur bırakılması ve bunun da fotoğraflanarak gazetelerde yer alması dahi, işin içinde nasıl bir düzen olduğunun açık göstergesidir.

O dönemde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde Adnan Oktar’ı denetleyen kişilerden birisi de, Adli Servislerin Sorumlu Hekimi sıfatıyla görev yapan SEFA SAYGILI’dır. Kendisi müvekkil Adnan Oktar’a kumpas kurulduğunu müvekkilin akıl sağlığının son derece yerinde olduğunu bilen insanlardan biridir. Nitekim bu gerçeği, 05.08.2018 tarihinde Habertürk’e verdiği röportajda da dile getirmiştir. Psikolojik savaş taktikleri uygulanarak akıl hastanesine getirilen müvekkil Adnan Oktar’ın gerçekte akli yönden her dönem sağlıklı olduğunu şu cümlelerle ifade etmiştir:

"… Hekim arkadaşlarımdan akıl sağlığı yerinde raporu almış. TELEVİZYONDA GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ BUGÜN DE AKIL SAĞLIĞI YERİNDE. ..."

Görüldüğü gibi Sefa Saygılı, Adnan Oktar hakkında “BUGÜN DE AKIL SAĞLIĞI YERİNDE” ifadesiyle, geçmişteki “paranoid şizofren” raporunun bilimsel bir değeri olmadığını açıkça ifade etmiştir. Aynı zamanda birçok röportajında Adnan Oktar hakkında sürekli olarak “paranoid şizofren” tabirini kullanmasının da bizzat kendisiyle çelişen haksız bir tavır olduğunu ortaya koymuştur.

Sefa Saygılı, Müvekkil Adnan Oktar’ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde, her türlü suikast girişimine açık, can güvenliğini tümüyle tehlikeye atacak şekilde en azılı, kriminal, cezai mesuliyeti bulunmayan ağır akıl hastalarının bulunduğu koğuşa kapatıldığını da 28.12.2020 tarihli “Gece Kuşu” isimli programda şu sözleriyle anlatmıştır:

"Ama Adnan’ın yattığı o zaman koğuş, suç işleyen akıl hastalarının yattığı koğuştu yani hırsızlıktan, yağmadan, gasptan buna benzer suçlardan gelen hastaların olduğu bir kısımdı. Bunlar hem mahkumlar hem hastalar, yani TEHLİKELİ BOYUTTA insanlar. Orada kapalı bir servis, GİRİŞİN ÇIKIŞIN OLMADIĞI bir servis."

Yukarıda kısaca anlattığımız olaylardan da anlaşılacağı üzere, kanaatimizce Sait Çamlıca da tarafsız bir gazeteci gözüyle baktığında ‘kitapları başkasının yazdığı’ yalanının mantıksızlığını fark edebilecek, akıl hastanesi döneminin ise her yönüyle bir derin devlet oyunu olduğunu rahatlıkla görebilecek ve anlayabilecek akla ve ferasete sahip bir kişidir.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 27.02.2026

Yorum Gönder

0 Yorumlar