Konu : Müvekkil Adnan Oktar'ın, kendisinin ve arkadaşlarının hiçbir suç işlemedikleri halde 8 yıldır cezaevinde olduklarını, ancak bundan dolayı hiçbir kırgınlık veya üzüntü hissetmediklerini; cezaevinin sadece Hz. Yusuf Peygamber'in değil, Hz. İbrahim, Hz. Yahya, Hz. Nuh ve Hz. Yunus Peygamberlerin bir sünneti olduğunu; onların da hiçbir suçları olmadığı halde hapis yattıklarını; Hz. Yunus Peygamber'in de, genel kanaatin aksine, balığın karnında kalmadığını, Kur’an’da sembolik bir anlatımla aslında Hz. Yunus’un da hapis yattığını açıkladığı dilekçemizdir.
Açıklamalar:
Müvekkil Adnan Oktar, zaman zaman huzurdaki dosyaya, inancını, düşüncelerini, dünya görüşünü açıklayan; yaptığı araştırmaları anlatan dilekçeler sunulmasını talep etmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri; müvekkilin, yargılamayı yapan Sayın yargıçların, müvekkili, savunduğu değerleri, yaşam biçimini ve inancını anlamalarını ve tanımalarını istemesidir.
Müvekkil, tek bir somut delili bulunmayan hayali suç isnatları ile yargılanmaktadır. Kendisine yöneltilen suçlamaların tamamı soyut beyanlara dayalıdır. Böyle bir durumda müvekkilin etkili bir savunma yapması, deliller üzerinden kendisini savunması güçleşmektedir. Müvekkil, dünya görüşünün ve inancının tam olarak anlaşılması ile, isnat edilen suçları işlemesinin imkansızlığının da görüleceğini düşünmektedir.
Bu dilekçede de, müvekkilin yaptığı araştırmalar neticesinde, Hz. Yunus (as)’ın, aslında bir balık tarafından yutulmadığı; Kur’an’da semboller kullanılarak anlatımlar yapılabildiği ve aslında kastedilenin, Hz. Yunus (as)’ın kavminden ayrıldıktan sonra yaşadığı bazı olaylar üzerine zindana atıldığı hakkındaki açıklamaları Sayın Mahkemenin bilgilerine sunulmaktadır.
İÇİNDEKİLER:
1. Hz. Yunus (as)’ın balık tarafından yutulması “müteşabih” bir anlatımdır
2. Allah, imtihanın gereği olarak, olayları aklın kavrayabileceği şekilde yaratır
3. Hz. Yunus, balık tarafından yutulmamıştır, zindana atılmıştır
- Hz. Yunus, bir gemiye binip firar etmiştir.
- Hz. Yunus, gemide kuraya katılmamıştır; bir tartışmaya girmiş ve tartışmayı kaybetmiştir.
- Hz. Yunus’u balık yutmamıştır; Hz. Yunus zindana atılmıştır
4. Hz. Yunus’un yaşadığı dönemde, Asurluların devlet sembollerinden biri balıktı
5. Balık, Hz. Hızır’ı temsil eder, Hz. Hızır da devleti
6. Hz. Yunus müebbet hapisten Allah’ın dilemesiyle kurtulmuştur
7. Evliya Çelebi, Hz. Yunus’un 7 yıl hapiste kaldığını yazmıştır
8. Diyarbakır Fiskaya Mağarası (Yunus Peygamber’in zindanda kaldığı söylenen mevki)
9. Diyarbakır surlarının balık şeklindeki görüntüsü, Hz. Yunus’un o bölgede bulunduğuna bir işarettir
10. Hz. Yunus zindandan tahliye olduğunda, hasta ve bitkin olarak, günümüzde tahliye olanlar gibi açık ve boş bir alana bırakılmıştır
11. Hz. Yunus’un eşyasız, parasız ve tek başına, bomboş bir arazide bırakılması çok ciddi bir imtihandır
12. Hz. Musa da defalarca yalnızlıkla imtihan olan peygamberlerdendir.
13. Sonuç
HZ. YUNUS (AS)’IN BALIK TARAFINDAN YUTULMASI “MÜTEŞABİH” BİR ANLATIMDIR
Kur’an’da, hükmü açık ve kesin olan “muhkem” ayetler ve “müteşabih” , yani teşbihli, benzetmeli, örtülü anlatım içeren ayetler bulunmaktadır.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız:
“Sana Kitab’ı indiren odur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İşte kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun teviline yeltenmek için müteşâbih ayetlere yapışıp, onlarla uğraşır dururlar. Hâlbuki onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler, ‘Ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır.’ derler. Bu inceliği ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.” (Âl-i İmrân Suresi, 7)
Müteşâbih (المتشابه)
Arapça kök: ش-ب-ه (ş-b-h) → benzemek, karışmak.
Lügat (sözlük) anlamı:
“Birbirine benzeyen, kapalılık taşıyan.”
Allah müminler için hayati önem taşıyan bazı konuları sadece ilimde derinleşmiş salih müminlerin anlayabileceği şekilde Kur’an’ın içine üstü örtülü olarak saklamıştır. Bu sırları içeren ayetler müteşabih ayetlerdir. Müteşabih yani; birden fazla mana taşıyan; mecaz, teşbih, temsil içeren bu ayetlerin asıl manalarını yalnızca Allah bilir ve bu bilgiyi kullarından ilimde derinleşenlere de bildirir.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri,
“Kur’ân’ın âyetlerinin sarih (açık) mânâlarının altında müteaddid (birçok) mânâ tabakaları vardır.”
derken de bu gerçeğe dikkat çekmiştir. Yani; Kur’an’da anlatılan her kıssa, her olay, her ayetin ilk okumada anlaşılan manasının ardında kat kat derin manalar, hikmetler, işaretler, ibretler bulunmaktadır. Ayetlerin ardındaki “tabaka tabaka” gizli manalar zamanla gerçekleşen (tahakkuk eden) olaylarla daha net anlaşılır ve görülür.
ALLAH, İMTİHANIN GEREĞİ OLARAK, OLAYLARI AKLIN KAVRAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE YARATIR
Dünyada imtihan devam ettiği için, Allah aklın iradesini kaldıracak olaylar yaratmamaktadır. Aklın iradesinin ortadan kalktığı, yani fizik ve doğa kanunlarına aykırı olaylar gerçekleştiği bir durumda, tüm insanlar zaten kaçınılmaz olarak iman edecektir. O zaman da samimi olarak, aklını ve vicdanını kullanarak, düşünerek iman edenle mucize gördüğü için iman etmeye mecbur kalan kişi arasında bir fark kalmayacaktır. Örneğin, Hz. İsa bilinen anlamda beşikte iken konuşmuş olsa, orada bulunan tek bir kişinin bile iman etmemesi mümkün olmazdı. Beşikteki bir çocuğun konuştuğunu gören bir insanın Hz. Meryem’e ithamda bulunması, Hz. İsa’nın peygamberliğini inkar etmesi ve Allah’a inanmaması imkansızdır. Böyle bir ortamda ise imtihan ortamından bahsedilemez. Bu sebeple burada müteşabih bir anlatım olduğu açıktır.
Benzer şekilde Hz. İsa’ya gökten sofra inmesi, Kehf Ehli’nin 309 yıl mağarada uyumaları, Hz. Meryem’in yanında her gün yemek bulunması, Hz. Musa ve kavmi tam Firavun ve ordusuna yakalanacakken denizin ikiye ayrılması vb. olaylar, Allah’ın, aklın iradesini ortadan kaldırmayacak, akıl ve bilim çerçevesinde açıklaması olan, ancak aklını ve vicdanını kullanan kişilerin fark edeceği olağanüstülükte ve incelikte gerçekleştirdiği müteşabih anlamlar içeren anlatımlardır.
Benzer şekilde, Hz. Yunus Peygamber'in de balık tarafından yutulması ve balığın içinde zarar görmeden kalarak kıyıya çıkmasının, müteşabih anlam içeren bir anlatım olduğu açıktır.
Nitekim hem Kur’an ayetlerinin detaylı incelenerek üzerlerinde düşünülmesi, hem de tarihi bazı gerçekler, Hz. Yunus’un balık tarafından yutulmadığını, balığın karnındaki karanlıktan kastın, zindan olduğunu göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir).
HZ. YUNUS, BALIK TARAFINDAN YUTULMAMIŞ, ZİNDANA ATILMIŞTIR
Hz. Yunus’la ilgili ayetler, kelimelerin anlamları incelendiğinde ve Kur’an’ın bütünü düşünüldüğünde, Hz. Yunus’un bir balık tarafından yutulmadığı, zindana atıldığı anlaşılmaktadır.
Saffat Suresi 139-147. Ayetler:
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Böylece kuraya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
Ve üzerine, sık-geniş yapraklı (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Hz. Yunus, bir gemiye binip firar etmiştir.
Hz. Yunus’un, tebliğ yaptığı şehirden, bir gemiye binerek kaçtığı, yani firar ettiği bildirilmektedir.
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. (Saffat Suresi, 140)
İż ebeka ilâ-lfulki-lmeşhûn
Ebeka= Firar etmek, kaçmak
Hz. Yunus, içinde yaşadığı topluluğa yıllarca tebliğde bulunmuş, Allah’ın varlığını, birliğini anlatmıştır. Ancak, halktan iman eden tek bir kişi dahi bulunmadığı gibi, Hz. Yunus’a büyük haksızlıklarda bulunmuşlardır.
Hz. Yunus’a inanmadıkları gibi, onu gerçek dışı iftiralarla suçladıkları için, Hz. Yunus, bir gemi ile firar etmiştir.
Hz. Yunus, gemide kuraya katılmamıştır; bir tartışmaya girmiş ve tartışmayı kaybetmiştir.
Böylece kuraya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. (Saffat Suresi, 141)
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضٖينَ
Fe sâheme fe kâne minel mudhadîn(mudhadîne).
Genel olarak Kur’an meallerinde “kuraya katılmak” olarak çevrilen SAHEME fiilinin farklı anlamları da bulunmaktadır:
- Bir şeye katılmak
- Katıldıkları kişilerle karşılıklı çekişme içine girmek
- Karşılıklı tartışmak, çekişmek
Ayette “kaybedenlerden oldu” olarak tercüme edilen MUDHADİN kelimesi ise د ح ض (de-ha-dad) kökünden gelir ve anlamları şöyledir:
- Reddedilen
- Yalanlanan
- Haksız çıkarılan
- İnkar edilen
- Karşı çıkılan
- Etkisizleştirilen
- Delilleri geçersiz kılınan
Yani, Hz. Yunus, kavminden ayrılıp gemiyle başka bir ülkeye kaçmış, ardından bir grup insanla bir tartışmaya girmiş, tartışmayı kaybetmiştir.
Hz. Yunus muhtemelen gemideyken de tebliğ yapmış, gemidekilerin inançlarına aykırı ifadelerde bulunduğu için onlarla tartışmış, bu kişiler de Hz. Yunus’u kendilerinden farklı düşündüğü için suçlamışlar, kınamışlardır.
İlahiyatçı, müfessir, araştırmacı, yazar Sayın İhsan Eliaçık, bu ayetin tefsirini şöyle yapmaktadır:
“Görüldüğü gibi ayette geçen fe sâheme ifadesi bir şeye katılmayı, ortak olmayı, katıldıkları ile karşılıklı çekişme içine girmeyi ifade ediyor. Bu çekişme karşılıklı kura çekmek şeklinde olabileceği gibi bir konuda karşılıklı tartışmak, çekişmek manasına da geliyor. Hatta yorgun argın, yüzünün rengi solmuş olarak gemidekilere katılmak, gemiye binmek manası da muhtemeldir. Yani: Yunus yorgun argın gemiye bindi, gemidekilere katıldı. Fakat o gün deniz dalgalı olup fırtınalı olduğundan, gemidekiler de Su Tanrısı Enki'nin öfkelendiğini, bir şeye kızdığında denizin böyle olduğuna inandıklarından gemiye binen Yunus ile çekişmeye başladılar. Yunus bu tür inançların batıl olduğunu söyleyince öfkelendiler ve aralarında karşılıklı çekişme çıktı. Gemidekiler Yunus’un kendi tanrılarının gazabını çekecek lâflar ettiğini gördüler ve onu yalnız bularak sıkıştırdılar. Bugünkü tabirle "bu adam devlete karşı geliyor, polis çağırın" türünden lâflar ettiler ve böylece Yunus gemideki çekişmeyi kaybetti, kaybedenlerden oldu...”
Hz. Yunus’u balık yutmadı, Hz. Yunus zindana atıldı
Saffat Suresi'nin 142. ayetinde şöyle bildirilmektedir:
O kınanmış (suçlanmış) haldeyken balık onu yutmuştu. (Saffat Suresi, 142)
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلٖيمٌ
F’eltekamehul hûtu ve huve mulîmün.
İltekame:
L-K-M kökünden gelen bu kelimenin yutmak dışındaki anlamları şöyledir:
- Ardından kapıları kapatmak
- Yolun ağzını tutmak,
- Kapatmak
İhsan Eliaçık bu ayeti şöyle açıklamaktadır:
“Ayette geçen "Onu yuttu/kapattı" (eltekamehu) ifadesinin esas anlamı "kapamak, kapatmak" demektir. Türkçe'de kullanılan "lokma" kelimesi de buradan gelir. Bir şeyi ağza götürüp dudakları kapatınca "lokma" alınmış olur.
Buradan hareketle "lokmayı yutmak" tabiri gelişmiş ve ikincil anlamda "yutmak" manası kazanmıştır. Bu anlamda Türkçe'de birine "lokma olmak" ifadesini çağrıştırır. Yani burada balık tarafından yutulmak, devletin eline düşmek, cezaevine kapatılmak, zindana tıkılmak demektir.”
"İltekame", Arapça'da yeme anlamına gelen "Ekele" fiilinden farklı olarak, "bir şeyi bütün olarak yutma", " bütün olarak içine alma" anlamına gelir.
Mecazi olarak, kullanıldığı metnin bağlamına göre "dışardaki bir şeyi, bir kişiyi içine alıp izole etme, kapatma" anlamları taşır.
Yani Hz. Yunus “balık” tarafından kapatılmıştır. (Balığın neyi temsil ettiği ilerleyen sayfalarda açıklanacaktır.)
Hz. Yunus, putperest ve sözden anlamayan bir kavme tebliğ yapmıştı. Kavmi kendisini dinlemediği için de oradan firar ederek gemiye binmişti. Muhtemelen gemide de, bir önceki ayette bildirildiği gibi, gemidekilere tebliğ yapmış, onların putlarını eleştirmiş, onlarla arasında bir tartışma olmuştur. Bunun üzerine ayette bildirildiği gibi gemidekiler tarafından “kınanmış”, “suçlanmıştır”.
“Balığın yutması” ise, gerçek anlamında bir balık tarafından yutulduğu anlamında değildir.
Ayette geçen balıktan kastın gerçek balık olmadığı, balık ifadesinin sembolik olarak kullanıldığı açıkça görülmektedir.
Ne kadar devasa bir balık olursa olsun, bir insanın balık tarafından yutulup, içinde bir süre yaşaması fiziken mümkün değildir.
Dahası, en büyük balıkların dahi boğazları ancak insan kolunun sığacağı kadar dardır; boğazından geçebilse dahi oksijen bulunmadığı için birkaç dakika içinde insan ölecektir. Bilimsel olarak bir insanın balık tarafından yutulması ve balığın içinde kalması imkansızdır.
“Balık tarafından kapatılma”nın nasıl gerçekleştiğini anlamak için, Hz. Yunus Peygamber'in yaşadığı dönem ve bölgenin özelliklerini, balığın neyi simgelediğini incelemek gerekmektedir. (Bir sonraki bölümde bu inceleme yapılacak, Hz. Yunus’un hapse atılmasının nasıl sembolik olarak bildirildiği açıklanacaktır.)
Bununla birlikte, Hz. Yunus’un hapse atıldığına dair başka ayetler de bulunmaktadır:
Kalem Suresi, 48. ayet
Şimdi sen Rabbinin hükmüne sabret ve Sahibi Hut gibi olma hani o içi kahır dolu olarak çağrıda bulunmuştu. (Kalem Suresi, 48)
Fasbir lihukmi rabbike velâ tekun kesâhibi-lhûti iż nâdâ ve huve mekzûm(un).
Hut Arapça'da balık, büyük balık, balina, yunus, vb ... anlamlarına gelir.
Bütün muteber tefsirlere göre, ayette geçen Sahibu'l-Hut yani Balık Sahibi kişi Yunus Peygamber'dir.
“İçi kahır dolu” ifadesinin karşılığı olan MEKZUM kelimesinin farklı anlamları da bulunmaktadır.
MEKZUM kelimesinin kökü olan KZM =
1) Öfkeyi yutmak, tutmak, zapt etmek
2) Birşeyi HAPSETMEK, İÇERİDE TUTMAK, ÇIKIŞINI ENGELLEMEK (Lisânü’l-Arab, Tâcü’l-Arûs, Müfredât)
MEKZUM = HAPSEDİLMİŞ, İÇERİDE TUTULAN, ÇIKMASI ENGELLENEN
Bu durumda ayetin ikinci anlamı şöyledir:
Şimdi sen RABBİNİN HÜKMÜNE SABRET ve Balık Sahibi gibi olma, hani o HAPSEDİLMİŞ OLARAK çağrıda bulunmuştu"
Enbiya Suresi, 87. ayet
Balık sahibi de, hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. Karanlıklar içinde: "Sen'den başka İlah yoktur, Sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu.
Karanlıklar içinde: Zindan karanlığı içinde
Bu ayette, Hz. Yunus Peygamber'in, zindan karanlığında Allah’a dua ettiği bildirilmektedir.
Enbiya Suresi, 88. ayet
Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu gamdan kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız.
Festecebnâ lehu venecceynâhu mine-lġamm(i)(c) vekeżâlike nuncî-lmu/minîn(e)
"(...) onu gamdan kurtardık" ifadesinde geçen gamm kelimesinin kökü "GMM"’dir. Bu kökün diğer bir anlamı:
GMM = Üstünün kapatılması
Yani "gamdan kurtardık" olarak çevrilen ifadenin ikinci bir anlamı "kapalı olmaktan kurtardık"dır. Bu cümlede de açıkça Hz. Yunus’un kapatıldığından, yani hapsedildiğinden bahsedilmektedir.
Bu anlamlar ışığında, Enbiya Suresi'nin 87 ve 88. ayetlerinin çevirisi şöyledir:
Balık sahibi, hani o kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşüremeyeceğimizi sanmıştı. Zindan karanlığı içinde: Senden başka ilah yoktur, Sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu.
Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu kapalı olmaktan (zindandan) kurtardık. İşte Biz iman edenleri böyle kurtarırız."
HZ. YUNUS’UN YAŞADIĞI DÖNEMDE, ASURLULARIN DEVLET SEMBOLLERİNDEN BİRİ BALIKTI
Hz. Yunus’un tebliğ yaptığı şehir, Asurluların başkenti Ninova idi. Ninova, “balık yeri” anlamına gelen “Nineweh” kelimesinden türemiştir.
Dicle-Fırat havzasında bulunan Asurlularda balık çok yaygın kullanılan bir semboldü. Asur kralının tacında, mühründe, asasında, bastırdığı paralarda hep balık figürleri vardı. Putperest inanca sahip olan Asurluların inandıkları güya Su Tanrısı Enki, balık ile sembolize edilerek, devlet arması olarak kullanılıyordu. Asurlulardan kalan kalıntılarda balık sembollerine çok sık rastlanmaktadır.
İlahiyatçı ve müfessir Sayın İhsan Eliaçık, Hz. Yunus Peygamber'i balığın yutmadığını, ayette kastedilenin Hz. Yunus'un hapsedilmesi olduğunu şöyle açıklamıştır:
“… Su Tanrısı Enki’yi balık ile sembolize edip, onu kendisine devlet ve imparatorluk arması olarak kabul eden Asur devleti onu zindana kapattı. Çünkü gemidekiler polis çağırıp devletin adamlarına teslim ettiler. Böylece Yunus, balığın (devletin) eline düştü, onun tarafından yutuldu, zindana kapatıldı. Çünkü kınananlardan, suç işlediği sanılanlardan, tanrıların gazabını çekenlerden birisi olarak görülüyordu…
BALIK, HZ. HIZIR’I TEMSİL EDER, HZ. HIZIR DA DEVLETİ
Hz. Yunus’un, aralarında yaşadığı Asurluların devlet sembollerinden birinin balık olmasının dışında, Hz. Hızır da balık ile sembolize edilir. Yani aynı Kehf Suresi’nde Hz. Musa kıssasında olduğu gibi, Hz. Yunus kıssasındaki balık da aslında Hz. Hızır’dır.
Kehf Suresi’nde, Hz. Hızır’ın balık suretinde tecelli ettiği şöyle anlatılır:
Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."
Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.
(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, and olsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."
(Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (Kehf Suresi, 60-63)
Kehf Suresi’nde, Hz. Musa ve yanındaki yardımcısının, Hz. Hızır ile buluşmak için yola çıktıkları; Hz. Hızır ile buluşacakları yerin iki denizin birleştiği bir bölge olduğu bildirilmektedir. Bu bölgeye ulaştıklarında yanlarında yemek için taşıdıkları balık canlanarak denizde bir yol tutmuştur.
Ayette balık olarak anlatılan canlının gerçekte bir balık olmadığı, müteşabih bir anlatım olduğu açıktır. Çünkü;
- Balığın denizde bir yol tutması için canlı olması gerekir, ancak canlı balığı uzun bir yol boyunca yanlarında taşımaları mümkün değildir.
- Balığı bir süre canlı taşıyabilseler bile, kısa süre sonra balık ölecektir.
- Pişmiş olarak da yanlarında taşımaları mümkün değildir; balık çok çabuk bozulan bir yiyecektir.
- Yanlarındaki ölü balığın, uzun bir yolculuk sonucunda canlanıp denizde kendi yolunu bulması doğa üstü, tuhaf bir olaydır.
Hz. Musa bu olaya şaşırmamış, ölü balığın canlanarak denizde yol almasını bir işaret olarak kabul etmiş ve “aradığımızı bulduk” demiştir. Hz. Musa, “Bizim de aradığımız buydu” (Kehf Suresi, 64) diyerek, yardımcısıyla birlikte geldikleri yoldan izlerini takip ederek geri dönmüşlerdir. Bu, denizde yol alan balığın Hz. Hızır olduğuna işaret etmektedir.
Bu ayetten sonraki ayette de, Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile buluştuğu anlatılmaktadır:
Derken, Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu (Hz. Hızır'ı) buldular.
Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" (Kehf Suresi, 65-66)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü üzere, “balık” Hz. Hızır’ı temsil etmektedir. Müteşabih bir anlatımla, Hz. Musa’nın Hz. Hızır’ı aradığı, Hz. Hızır’ın balık şeklinde kendisine görünerek, yol gösterdiği tasvir edilmiştir.
"Balık" kavramının sembolik kullanımından da anlaşılacağı üzere Hz. Yunus’u "balığın yutması" ifadesinde de müteşabih bir anlatım olduğu çok açıktır. Hz. Yunus’u balık yutmamış, “balık kapatmıştır”, yani zindana atmıştır. Hz. Yunus’u zindana atan “balık” aslında Allah'ın, emirlerini icra etmek üzere dünyadaki tüm devletlerin ve yönetimlerin üzerinde hakim kıldığı Hz. Hızır’dır. Kur’an’da bu büyük sır bu şekilde sembollerle anlatılmaktadır.
Hz. Hızır, tarih boyunca, farklı coğrafyalarda ve kültürlerde, devletlerin kuruluşu, yıkılışı, önemli tarih dönemeçlerinde görev almış, devletleri yönlendiren, peygamberlere, velilere, çoğu zaman onlara hissettirmeden yardım eden, insanlardan ve meleklerden farklı bir yaratılışa sahip, özel güçleri olan, farklı insan suretlerinde veya balık, kartal, kanatlı insan, herhangi bir eşya gibi farklı şekillerde görülebilen metafizik bir varlıktır.
Hz. Hızır, insanlardan farklı olarak Allah'ın izni ve bildirmesiyle olayların iç yüzünü ve gelecekteki sonuçlarını bilerek, gayb ve sır bilgilerine hakim olarak davranabildiği için, her kesimden, her çevre ve hiyerarşiden kişiye hakim olabilmekte, bu kişileri yönlendirerek etki edebilmektedir.
Devletin zahiri bir hükümdarı varsa da, manevi bekasını sağlayan bir "akıl", yani Hızır her zaman mevcuttur.
Hz. Hızır’ın, devlet kademesine etki ettiğini gösteren önemli delillerden biri, tasvirlerinin devletlerin önemli yerlerinin duvarlarına işlenmiş olmasıdır. Örneğin, Asurlular döneminde, Kral Ashur-nasir-pal II (MÖ 883–859) sarayının 7 odasının duvarlarını, Hz. Hızır’ı tasvir eden kabartmalarla süslemiştir. Kraliyet sarayının 7 odasına bu tasvirlerin yapılması, ancak devletin resmi kararıyla ve kralın talimatıyla olabilir.
Hz. Yunus’un yaşadığı ülkede, yani Asurlularda, yarı insan yarı balık olarak çizilen figürler, Hz. Hızır’ı temsil etmektedir.
M.Ö. 9 ila 7. yüzyıllar arasındaki Yeni Asur dönemine, yani Hz. Yunus Peygamberin yaşadığı dönemlere ait, Hz. Hızır’ı temsil eden, yarı balık yarı insan görünümünde, elinde kova ve kozalak taşıyan bir kabartma
M.Ö. 9. yüzyıldan kalan, Asurlulara ait Ninurta Tapınağı’nda bulunan, yarı balık yarı insan, bir elinde kova, diğer elinde kozalak taşıyan, bileğinde bilekliği, kolunda pazubendi olan bir Hz. Hızır tasviri
Hz. Hızır, yarı balık-yarı insan tasvirleri dışında kartal başlı insan olarak da resmedilmiştir. Hz. Hızır’ın farklı canlı görünümlerinde görüldüğü bilinmektedir. Aşağıda, Hz. Hızır’ın, yine Asurlular tarafından kartal başlı insan görünümünde tasvir edildiği kabartmalardan örneklere yer verilmiştir.
Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nde, Detroit Institute of Arts Müzesi'nde sergilenmektedir. Diğer Hz. Hızır tasvirlerinde olduğu gibi, bir elinde kova, diğer elinde kozalak tutmaktadır.
Elinde kova ve kozalakla başka bir Asur kabartması. Günümüzde Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergilenmektedir.
Hz. Hızır’ın ayrıca kanatlı bir insan olarak görüldüğü de bilinmektedir. Nitekim, kanatlı insan olarak tasvir edildiği kabartmalar günümüzde farklı müzelerde sergilenmektedir.
Allah, Fatır Suresi’nin 1. ayetinde, kanatlı meleklerden elçiler kıldığını bildirmektedir. Hz. Hızır da bu elçilerdendir:
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.
Ayette, Allah kanatlı melekleri elçiler olarak gönderdiğini bildirdikten sonra, “yaratmada dilediğini artırdığını” belirterek, bildiğimiz canlılar dışında yarı insan-yarı balık, yarı kartal-yarı insan, kanatlı insan gibi farklı varlıkları da yaratmaya güç yetireceğine dikkat çekmektedir.
İnsanlar, yarı kartal-yarı insan, yarı balık-yarı insan veya kanatlı insan gördüklerinde çok büyük korku yaşayarak akıl sağlıklarını yitirebilirler. Ancak Hz. Hızır, ilişki kurduğu insanlarla ayrı bir yaşam boyutu olan yekaza halinde iken irtibat kurduğu için, korku ve tedirginlik duymadan Hz. Hızır ile konuşabilmektedirler.
Ayrı bir hayat boyutu olan yekaza hali, uyku ile uyanıklık arasında bir haldir; kişi rüya gördüğünü düşünebilir. Ancak aslında asıl uyanıklık hali yekaza halidir. Yekaza halindeki kişi, gaflet uykusundan uyanarak İlahi gerçekleri görebilecek duruma gelir. Hz. Hızır tasvirleri ise, ayrı bir yaşam boyutu olan yekaza halinde Hz. Hızır ile görüşen kişilerin tariflerine göre çizilmiştir.
Hz. Hızır’ın kanatlı insan olarak tasvir edildiği kabartmalara bazı örnekler aşağıda sunulmaktadır.
Princeton Üniversitesi Sanat Müzesi'nde sergilenmekte olan Asurnasirpal II’nin sarayından alınan kabartma
ABD’de St. Louis Sanat Müzesi’nde sergilenmekte olan bir başka kanatlı Hz. Hızır tasviri
Günümüzde Paris’teki Louvre Müzesi’nde, "Khorsabad Avlusu" (Cour Khorsabad - Oda 229) bünyesinde sergilenmektedir.
Günümüzde British Museum’da sergilenmekte olan kanatlı Hz. Hızır tasviri
Akad İmparatorluğu Dönemi'ne ait, yaklaşık M.Ö. 2300 yıllarından Eski Mezopotamya'nın önemli merkezlerinden biri olan Sippar (günümüz Irak sınırları içinde) şehrinde bulunmuştur. Sergilendiği yer: Londra'daki dünyaca ünlü British Museum bünyesinde sergilenmektedir. Ayağının altındaki kozalak, Hz. Hızır tasvirlerinin önemli bir sembolüdür.
Yukarıda, Asurlular döneminden kalan, Hz. Hızır’ın tasvir edildiği kabartmalara bazı örnekler verilmiştir. Bu kabartmalar günümüzde dünyanın farklı ülkelerindeki müzelerde sergilenmektedirler. Bu müzeler şunlardır:
Müze | Şehir / Ülke |
Princeton Üniversitesi Sanat Müzesi | Princeton, ABD |
Saint Louis Sanat Müzesi | St. Louis, ABD |
Bowdoin College Sanat Müzesi | Brunswick, ABD |
The Walters Sanat Müzesi | Baltimore, ABD |
Hood Sanat Müzesi | Hanover, ABD |
Brooklyn Müzesi | New York, ABD |
Minneapolis Sanat Enstitüsü — Mia | Minneapolis, ABD |
Güzel Sanatlar Müzesi, Houston | Houston, ABD |
Calouste Gulbenkian Müzesi | Lizbon, Portekiz |
Fitzwilliam Müzesi | Cambridge, Birleşik Krallık |
The Metropolitan Sanat Müzesi | New York, ABD |
British Museum | Londra, Birleşik Krallık |
Mısır Hiyerogliflerinde Hz. Hızır
Dünyanın farklı coğrafyalarında ve medeniyetlerinde, Hz. Hızır’ın benzer tasvirlerini, benzer aksesuarlarıyla birlikte görmek mümkündür. Bu durum, Hz. Hızır’ın varlığının yalnızca belirli bir kültürle veya inançla sınırlı kalmadığını; farklı toplumlarda, kültür ve inançlarda yer aldığını göstermektedir.
Örneğin Mısır hiyerogliflerinde WSJR ismi (güçlü olan anlamında) geçmektedir. Hiyeroglif yazıları bütün sesli harfleri içermediğinden yazı bilimciler bu harfleri VIZIR olarak tanımlamaktadırlar.
VIZIR (WSJR), yer altı dünyasının kralı ve yeşil adam olarak anılmaktadır. “Dönüşüm, yeniden diriliş, yenilenmeyi” temsil ettiğine inanılır. Mısır’daki esrarengiz olayların tamamında temel rol oynadığı düşünülmektedir. VIZIR, Mısır’daki tüm duvar resimlerinde yeşil tenli olarak resmedilmiştir. Bilindiği gibi Hz. Hızır’ın isminin Arapça’daki karşılığı yeşildir.
Hz. Hızır tasvirlerinde görülen pazubendi, bileklik, kova, kozalak gibi aksesuarların tamamının bir anlamı vardır.
Hz. Hızır’ı tasvir eden kabartmaların hemen hepsinde benzer aksesuarlar bulunmaktadır. Bunlar, kova, kozalak, bileklik, pazubendi (pazuya takılan bant), pelerin gibi bazı ortak eşyalardır. Dünyanın farklı coğrafyalarında görülen bu tasvirlerin büyük çoğunluğunda bu ortak aksesuarlar bulunmaktadır ve tamamı altındandır.
Örneğin "pazubentli" tasvirler, sadece fiziksel gücü değil, manevi ve ilmi bir güç ve derinlikle donatılmış olmayı da temsil eder; bu Hz. Hızır’ın temel özelliğidir. Medeniyetlerin harabelerinde rastlanan güçlü kol ve pazu tasvirleri, "Yedullah" (Allah'ın eli) kavramının bir yansıması olarak, devletin arkasındaki o görünmez manevi gücü, yani Hızır makamını temsil eder.
Hz. Hızır’ın resmedildiği yarı balık-yarı insan, yarı kartal-yarı insan ve kanatlı insan tasvirlerinin tamamında görülen bir diğer ortak özellik, kollarındaki 16 bölümden oluşan motifli bilekliktir.
Altından yapılan ve Hz. Hızır’ın iki bileğinde de bulunan bu bileklik, Hz. Hızır’ın kendi boyutundaki ve yeryüzü boyutundaki zamanı kontrol etmesi içindir.
Örneğin, elinde taşıdığı kovasında manna bulunmaktadır. Kastedilen manna, Hz. Musa ve kavmine çöldeyken verilen kudret helvası dışında, altın tozundan elde edilen, zihin açma, enerji verme, hafıza güçlendirme gibi özellikleri olan maddedir.
Elindeki kozalakla, karşısındaki kişinin omuriliğine dokunarak ayrı bir yaşam boyutu olan yekaza haline geçmesini sağlamaktadır. Genellikle görüştüğü kişilerle, ayrı bir yaşam boyutunda, yani yekaza halinde oldukları sırada görüşmektedir. Yarı balık-yarı insan, yarı kartal-yarı insan bir varlık görülse aklın ihtiyarı kalkacağı için, Hz. Hızır’ın bu şekliyle ancak yekaza halindeyken görüşülebileceği açıktır.
Belinde taşıdığı kama da savunma amaçlı değildir. İstediği zaman şekil değiştirebilen, kartal veya balık olabilen bir varlığın, savunma veya süs amaçlı bir eşyaya ihtiyacı olmadığı açıktır.
Hz. Hızır tasvirlerinde dikkat çeken bir başka aksesuar pelerinidir. Pelerin, boyut farklılığından kaynaklanan yoğun enerji ve elektriklenmeye engel olmaktadır.
Peygamberimize (sav) vahiy geldiğinde de, ortamda oluşan enerjiye dayanamadıkları için develerin yere çöktükleri rivayet edilmiştir. Hz. Ayşe’den gelen rivayette şöyle denir:
“Resûlullah bineği üzerindeyken vahiy geldiğinde, deve “gerdanını/yani boynunun alt kısmını yere koyar”, vahiy bitinceye kadar da hareket edemezdi.”
Bu halin yalnızca deve üzerinde değil, Sahabelerin de bizzat hissettiği şekilde “ağır” olduğu sahih rivayetlerle sabittir. Örneğin Buhârî’de, Hz. Zeyd b. Sâbit şöyle anlatmaktadır:
“Vahiy inerken Peygamberimizin dizi/ucu onun dizi üzerindeydi; o kadar ağırlaştı ki Zeyd, uyluğunun kırılacağından korktuğunu söylemiştir.”2
Buna bir başka örnek ise, Allah’ın Hz. Musa’ya Tuva Vadisi'ndeyken ayakkabılarını çıkartmasını bildirmesidir.
"Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın." (Taha Suresi, 12)
Kutsal vadide bulunması ve Allah’tan vahiy alması sebebiyle oluşan yoğun enerjiyi hafifletmek için Allah Hz. Musa’ya çıplak ayakla yere basmasını bildirmiştir.
Farklı medeniyetlerde, benzer aksesuarlara sahip Hz. Hızır tasvirlerinden örnekler:
M.Ö. 7. yüzyılda, Urartular döneminden bir Hz. Hızır tasviri. Öncekilerde olduğu gibi elinde kozalak, üzerinde pelerin, kanatlı bir insan olarak tasvir edilmiştir. Halen Van Müzesi’nde sergilenmektedir.
Urartu döneminden Hz. Hızır tasviri. Yanındaki koç da, önceki sayfalarda yer alan, halen British Museum’da sergilenmekte olan Hz. Hızır tasviri ile benzerdir.
Elinde kozalak tutan, kanatlı Hz. Hızır tasviri. Hititler döneminden, halen Malatya Müzesi'nde sergilenmektedir.
Hindistan’da, elinde kozalak tutan bir heykel. 12. yüzyılda, yine bir devlet yöneticisi, Hoysala İmparatoru tarafından yaptırılmıştır.
HZ. YUNUS MÜEBBET HAPİSTEN ALLAH’IN DİLEMESİYLE KURTULMUŞTUR
Tüm bu bilgiler ışığında Hz. Yunus’u balık yutmamıştır, ancak;
Hz. Yunus Peygamber gemi ile yaşadığı ve tebliğ yaptığı Ninova şehrinden firar etmiş; ardından bir tartışmaya, karşılıklı çekişmeye dahil olmuş; tartışmada kaybeden, yenilen taraf olmuş; bunun üzerine kınanmış, suçlanmış ve sınırları içinde bulunduğu devlet tarafından, HZ. HIZIR’ın eliyle HAPSEDİLMİŞTİR.
Ayetlerden, Hz. Yunus’un müebbet hapse mahkum edildiği anlaşılmaktadır:
Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. (Saffat Suresi, 143-144)
Hz. Yunus’un balık tarafından yutulmadığı, ayette müteşabih bir anlatım olduğu bu ayetten de anlaşılmaktadır. Allah ayette, eğer tesbih edenlerden olmasaydı, olduğu yerde insanların dirileceği güne kadar kalacağını bildirmektedir. Oysa balıklar kısa ömürlüdürler. İnsanların dirileceği güne kadar ömrünün yetmeyeceği açıktır.
Ayrıca yukarıda da bahsedildiği gibi, balık bir insanı yuttuğunda insanın yaşaması mümkün değildir.
İnsanların diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalmasından kasıt MÜEBBET HAPİSTİR.
EVLİYA ÇELEBİ, HZ. YUNUS’UN 7 YIL HAPİSTE KALDIĞINI YAZMIŞTIR
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nin Diyarbakır (Amid) bölümünde, İçkale ve zindanların anlatıldığı bölümde Hz. Yunus’un da o bölgede yaşadığını ve 7 yıl zindanda kaldığını yazmıştır. Paragraf3ın ilgili kısmı şu şekildedir:
“Bu kal‘anın içinde bir azîm zindan vardır kim gayet karanlıkdır. Rivayet ederler kim Yûnus Peygamber dahi bu kal‘ada yedi yıl zindanda kalmışdır derler. Amma sahîhi Allahu a‘lem. Ve bu zindanın nice derin kuyuları ve karanlık mahbesleri vardır.”
Günümüz Türkçesi ile:
“Bu kalenin içinde çok büyük bir zindan vardır ve son derece karanlıktır. Rivayet ederler ki Yunus Peygamber de bu kalede yedi yıl zindanda kalmıştır derler. Fakat doğrusunu Allah bilir. Bu zindanın pek çok derin kuyuları ve karanlık hücreleri vardır.”
Evliya Çelebi, Diyarbakır bölümünde;
- Yunus Peygamber’in Ninova’dan ayrıldıktan sonra Âmid’e (Diyarbakır) geldiğini,
- Şehrin halkı iman edince onlara dua ettiğini,
- Fis Kayası civarındaki mağarada yedi yıl zindanda kaldığı anlatmıştır.
- İçkale ve zindanlarla ilgili menkıbeler de aktarılır.
DİYARBAKIR FİSKAYA MAĞARASI (YUNUS PEYGAMBER’İN ZİNDANDA KALDIĞI SÖYLENEN MEVKİ)
Fiskaya Kayalıkları olarak bilinen kayalık alan, Diyarbakır surlarının hemen dışında, Dicle Nehri vadisine bakan uçurumlarda yer almaktadır.
Osmanlı ve yerel kaynaklarda burada:
- mağaralar
- inziva yerleri
- eski zindan veya hücreler
bulunduğu anlatılır.
Hz. Yunus’un Diyarbakır’da 7 yıl boyunca zindanda kaldığı söylenen Fiskaya mevkiindeki mağaranın görüntülerine aşağıda yer verilmektedir.
Hz. Yunus’un Diyarbakır’da kaldığı zindana giden yolu gösteren tabela
DİYARBAKIR SURLARININ BALIK ŞEKLİNDEKİ GÖRÜNTÜSÜ, HZ. YUNUS’UN O BÖLGEDE BULUNDUĞUNA BİR İŞARETTİR
Hz. Yunus’un zindanlarında kaldığı rivayet edilen Diyarbakır Kalesi'nin görünümü kalkan balığı şeklindedir.
Kırmızı işaretli yer Hz. Yunus’un kaldığı yer olarak belirtilmektedir. Hz. Yunus balık şeklindeki surların içindeki zindanlarda kaldığı için ayette sembolik bir anlatımla, “balığın karnında kaldığı” bildirilmiştir.
HZ. YUNUS ZİNDANDAN TAHLİYE OLDUĞUNDA, HASTA ve BİTKİN OLARAK, GÜNÜMÜZDE TAHLİYE OLANLAR GİBİ AÇIK VE BOŞ BİR ALANA BIRAKILMIŞTIR
Sonra onu hasta (bitkin) halde iken boş bir alana bıraktık. (Saffat Suresi, 145)
Ayetten anlaşıldığı gibi, Hz. Yunus zindandayken hastalanmış, ayrıca manevi ve fiziksel zorluklar yaşamıştır; zindandan bırakıldığında hasta ve bitkindir. Günümüzde dahi cezaevleri yoksunlukların, eksikliklerin bulunduğu yerlerdir; her türlü bakım, yemek, tıbbi destek son derece kısıtlıdır; bir insanın en temel ihtiyaçları dahi çok kısıtlı ölçüde karşılanmaktadır. Hz. Yunus’un döneminde ise zindanlar çok daha ağır koşullara, eksikliklere ve fiziki zorluklara sahipti. Böyle bir ortamda yıllarca kalması neticesinde zindandan hasta ve bitkin olarak çıkmıştır.
Ayette, Hz. Yunus’un bırakıldığı yerin boş, çıplak bir arazi olduğu bildirilmektedir. Boş ve çıplak arazi ile aynı zamanda zindandan çıktığında hiçbir eşyasının, parasının olmadığına, kendisini karşılayan veya yardımcı olacak tek bir kişi dahi bulunmamasına, barınacak bir yerinin olmamasına işaret edilmektedir.
Bilindiği gibi günümüzde de bir kişi cezaevinden tahliye edildiğinde, ailesine, avukatlarına haber verme imkanı bulunmamaktadır. Tahliye edilmesi bilgisi cezaevine ulaştığında, bu kişinin hızlıca işlemleri yapılarak cezaevinin dışına bırakılmaktadır.
Cezaevleri günümüzde de şehir merkezine çok uzakta, yakın çevresinde hiçbir yerleşim yeri, iş yeri, insan bulunmayan, açık, çorak, boş arazilere inşa edilmektedir. Cezaevlerinin çevresinde su veya erzak satın alabilecek küçük bir market dahi bulunmamaktadır.
Aşağıda, bilgi vermesi açısından günümüzdeki bazı cezaevlerinin çevresini gösteren fotoğraflar bulunmaktadır. Fotoğraflarda da görüleceği gibi, günümüzdeki cezaevleri de, aynı Hz. Yunus’un tahliye edildiği zindanın bulunduğu alan gibi boş ve çıplak bir arazidir:
Hz. Yunus da, yukarıdaki cezaevlerinin çevresinde olduğu gibi, bomboş, çorak, hiçbir binanın veya yerleşim yerinin bulunmadığı bir yere, parası, eşyası olmadan, tek başına bırakılmıştır.
HZ. YUNUS’UN EŞYASIZ, PARASIZ VE TEK BAŞINA, BOMBOŞ BİR ARAZİDE BIRAKILMASI ÇOK CİDDİ BİR İMTİHANDIR
Hiçbir maddi imkanı olmadan yapayalnız kalmak çok zor bir imtihandır. Allah, birçok peygamberi yalnızlıkla imtihan etmiştir. Peygamberler yalnız kalmamak için Allah’tan yanlarına bir yardımcı, destekçi istemişlerdir.
Allah, her zorlukla beraber bir kolaylık yaratandır. Yalnızlık imtihanının ardından Allah hepsine bir yardımcı, hatta yardımcı ordular, destek ve güç vermiştir.
Peygamber Efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ederken, müşriklerin takibinden kurtulabilmek için Sevr Mağarası'na sığınmış, birkaç gün müşriklerin ablukasının kalkmasını mağarada beklemiştir. Yanında ise sadece bir kişi bulunmaktadır. Ayette, Müslümanların Peygamberimizi yalnız bıraktıkları için mağarada sadece bir kişiyle beraber olduğu bildirilmektedir. Hz. Yunus da kavmi tarafından yalnız bırakıldığı için, kavmini terk etmiştir; zindandan çıktığında da tek başınadır.
Siz Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peşinde, kendisini öldürmek isteyen yüzlerce kişilik ordular olduğu halde, yanında sadece bir kişi ile, yiyeceği, ihtiyaçlarını karşılayacağı yeterli erzak ve eşyası olmadan, girişi açık, her an yakalanma ihtimalinin bulunduğu bir mağarada günlerce beklemek, çok zorlu bir imtihandır. Peygamber Efendimiz, yanındaki kişiye “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir” diyerek, bu imtihanı güzel bir iman gücü, Allah sevgisi ve tevekkülle karşıladığını göstermiştir.
Her zorlukla beraber bir kolaylık yaratan, sonsuz merhamet sahibi olan Allah, görünürde bu imtihanı yaratmış, ancak Peygamber Efendimizin kalbine Kendi Katından huzur ve güvenlik duygusu indirmiş, görülmeyen ordularla Peygamberimizi korumuş, peşindeki azgın düşmanlarını ise fiziken ve manen yenilgiye uğratmıştır.
Allah, Cuma Suresi’nde de, Peygamberimizin nasıl ayakta yalnız bırakıldığını bildirmiş ve yalnız bırakanları uyarmıştır.
Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Cuma Suresi, 11)
Dünya hayatına dalanlar, dünyanın geçici, oyalayıcı eğlencesini, işini, sosyal hayatını önde tutarak, Peygamberimizi tebliğde, kendisine ve müminlere saldıranlara karşı mücadelede yalnız bırakanlara karşı Allah Kendi Katında olanın daha hayırlı olduğunu hatırlatmaktadır.
Hz. Musa da defalarca yalnızlıkla imtihan olan peygamberlerdendir.
Hz. Musa, kazara, istemeden, bir adamın ölümüne sebep olduktan sonra şehri tek başına terk etmiştir. Bunu bir cümlede okumak kolay gibi gelebilir. Ancak detaylı düşünüldüğünde, Hz. Musa’nın çok ciddi bir imtihanla denendiği anlaşılacaktır. Sıradan bir gün gibi evinden çıktıktan sonra, bir daha ailesine, annesine, kız kardeşine, dostlarına, evine, eşyalarına, giyeceklerine dönememiştir. Şehrin diğer ucundan gelen bir adam, yetkililerin onu idam edecekleri haberini vermiş ve şehri terk etmesini söylemiştir:
Derken, şehrin öte başından bir adam koşarak geldi ve dedi ki: “Ne yapıyorsun Mûsa? Yetkililer idam istemi ile senin hakkında karar vermek üzere toplantı halindeler. Beni dinlersen derhal şehri terk et! Ben, hakikaten senin iyiliğini isteyen biriyim!” (Kasas Suresi, 20)
Tek başına, çölde, nereye gideceğini bilemeden, arkasında kendisini öldürmek isteyen adamlar olduğu halde, günlerce yol almıştır; yolculuğu sırasında istişare edebileceği, güvence verebilecek, konuşabileceği, yardımlaşabileceği tek bir kişi dahi yoktur. Yalnız, korku içinde, muhtemelen çok az yiyecek bularak günlerce yürüdüğü anlaşılmaktadır.
Medyen’e vardığında, “"Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." diyerek dua etmiştir. (Kasas Suresi, 24)
Aşağıdaki haritada, Hz. Musa’nın Mısır’dan Medyen’e kadar aldığı çok uzun yol kırmızı işaretli olarak gösterilmektedir.
Hz. Musa, Allah’tan vahiy almak için kavmini kısa süreliğine bırakıp döndüğünde, kavminin maddi çıkarlar, maddi kazanç, dünya hayatı için kendisini ve inançlarını terk ettiklerini görmüş ve bundan dolayı büyük bir kızgınlık ve üzüntü duymuştur.
Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi. (Araf Suresi, 150)
Hz. Musa’yı kavmi bir kez daha yalnız bırakmıştır; Allah’ın girilmesini emrettiği şehre girecekleri zaman kavmi “Sen ve Rabbin gidip savaşın” diyerek, Hz. Musa’yı düşmanlarına, kendilerine saldıranlara karşı tek başına bırakmışlardır.
Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."
(Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi. (Maide Suresi, 24-25)
Kur’an’da, Hz. Musa’nın Allah’tan kendisine bir yardımcı, kendisini destekleyip kuvvetlendirecek, Allah’ı birlikte tesbih edebileceği birini istediği, yalnız kalmamak için Allah’a dua ettiği bildirilir.
"Ailemden bana bir yardımcı kıl,"
"Kardeşim Harun'u"
"Onunla arkamı kuvvetlendir."
"Onu işimde ortak kıl,"
"Böylece Seni çok tesbih edelim."
"Ve Seni çok zikredelim." (Ta-Ha Suresi, 29-34)
Hz. Zekeriya da Allah’tan bir yardımcı istemiş, yalnız kalmamak için Allah’a dua etmiştir:
…"Rabbim, beni yalnız başıma bırakma… (Enbiya Suresi, 89)
İsra Suresi’nde de müminlerin dualarında yardımcı istedikleri bildirilmektedir.
Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver." (İsra Suresi, 80)
Allah, müminlerin bu dualarıyla, yalnızlığın ciddi bir imtihan olduğuna, peygamberlerin dahi yanlarında bir yardımcı için Allah’a dua ettiklerine dikkat çekmektedir.
Peygamberler de, salih müminler de yalnız kaldıklarında dahi, Allah’ın yardımının, desteğinin görünen ve görünmeyen şekillerde kendileriyle olduğunu bilerek, Allah’a tevekkül ederler; yalnız kalmanın Allah Katındaki güzel karşılığını bilirler.
Hz. Yunus da diğer birçok peygamber gibi hapiste kalmıştır:
Cezaevi, samimi ve güçlü iman sahibi müminler için, peygamber sünnetidir. Hz. Yusuf, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yahya gibi Hz. Yunus da hapse atılmıştır; Hz. Musa ise yıllarca açık cezaevinde kalmıştır.
Bu peygamberlerin hiçbiri suç işledikleri için, suçlu oldukları için hapiste kalmamışlardır. Her biri, zahirde dönemin yargı sistemi ve kolluk gücü ile, iftiralar sonucunda hapse girmişlerdir. Batınında ise, birçoğu Hz. Hızır’ın hazırladığı olaylar neticesinde, Allah Katında daha yüksek makamlara eriştirilmek, sabır ve tevekkül ile çok daha derin bir maneviyat kazanmak için, Allah’ın dilemesiyle, icbar ile, uzlete çekilmişlerdir.
Allah, tebliğe cevap vermeyen kavme kızarak ülkesinden kaçan Hz. Yunus Peygamber'i de, Hz. Hızır’ın (balığın) rehberliğinde, güzel ve güçlü bir imtihandan geçirmiş, Hz. Yunus’u bir uzlet ortamına alarak, Hz. Yunus’un derinliğini, manevi gücünü, tebliğ gücünü, etkisini, heybetini, şanını, ününü artırmıştır.
Zindandan önce Hz. Yunus’u dinlemeyen kavmi, onun zindandan sonra tekrar Ninova’ya dönmesiyle birlikte bu kez tebliğini kabul etmiştir. Hapis süreci, Hz. Yunus Peygamber'in sözlerinin etkisini, gücünü daha da artırmış ve halkın ona olan sevgi ve saygısını daha da güçlendirmiştir.
Sonuç ve Talep:
Müvekkil Adnan Oktar’ın, yukarıdaki çalışmasını müvekkilin inancının ve dünya görüşünün anlaşılması için Sayın Mahkemenin bilgi ve takdirlerine sunarım. 15.06.2026
0 Yorumlar