Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

İBB Davasında “Fena Muamele” İfadeleri ve Adalette Çifte Standart

İBB DAVASINDA TUTUKLU KADINLARIN İFADELERİNDE GEÇEN "FENA MUAMELE"NİN İZLERİ ve KİŞİLERE GÖRE DEĞİŞEN ADALET ANLAYIŞININ GETİRDİĞİ BÜYÜK TEHLİKE

İBB Davası kapsamında yapılan yargılamanın son duruşmalarında, kadın tutuklulardan İpek Elif Aytaman ve Fatoş Pınar Türker’in maruz bırakıldıkları PSİKOLOJİK BASKILAR, HAK İHLALLERİ ve FENA MUAMELELERE ilişkin ifadeleri medya ve basında büyük yankı uyandırdı. İBB Davasına ilişkin yapılan pek çok haberde ve Fatih Altaylı, Deniz Zeyrek, Nevşin Mengü, İsmail Saymaz, Cüneyt Özdemir, Serdar Akinan gibi kamuoyun yakından tanıdığı gazetecilerin yorum ve açıklamalarında bu konuya geniş yer verildi.

Konu genel “İBB davasında çıplak arama skandalı”, “Gözaltında çıplak arama ve onur kırıcı muamele iddiası”, “Gözyaşlarına Boğdu! Çıplak Arama ve Tehditler”, “Savcı, ‘Bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin”, “Elif Atayman'a 'etkin pişmanlık' dayatması, kelepçeli sevk işkencesi”, “Afyon'a nakledilirken ellerim kelepçeden morardı” ve benzeri başlıklarla basına yansıdı.

Yapılan haber ve yorumların genelinde, kadın tutukluların ifadelerinde maruz bırakıldıklarını anlattıkları çıplak arama, psikolojik tehdit, hücre tecridi cezası, gece yarısı habersiz yapılan sürgün şeklindeki cezaevi değişiklikleri, nakil aracında kelepçe işkencesi ve darp iddiaları üzerine, diğer sanıkların ve duruşmayı izleyenlerin dahi gözyaşlarını tutamadıkları açıklamalarına yer verilmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar da Fatoş Pınar Türker ve Elif İpek Atayman’ın maruz kaldığı hukuk dışı uygulamalardan büyük rahatsızlık duymuştur. Anlattıkları psikolojik baskı, tehdit ve fena muameleler hem hakka ve hukuka hem en temel anayasal hak ve özgürlüklere hem de insanlık onuruna açıkça aykırıdır. Özellikle de çıplak arama gibi kabul edilmesi asla mümkün olmayan eziyetler ve etkin pişman olmaları için çocukları kullanılarak yapılan baskılar vicdanları yaralayan, düşüncesi inancı ideolojisi ne olursa olsun kimsenin maruz kalmaması gereken durumlardır. Olayın faillerinin mutlak surette araştırılıp bulunması ve kanun karşısına çıkartılıp hesap vermeleri gerektiği aşikardır.

Ancak kadınlara dahi gözünü bile kırpmadan yapılan hukuk ve hak ihlallerinin temelindeki zihniyetin değişmesi çok daha hayati ve önemlidir. Zira zihniyet değişmediği müddetçe tek başına soruşturmaların, incelemelerin ve yaptırımların köklü bir etkisi olmayacaktır. Zihniyetin değişmesi ise toplumsal vicdanın uyanması, hukuksuzluğa karşı duyarsızlığın ortadan kalkması ve “kendinden olmayan”a yapılan hukuksuzluğu yok sayan samimiyetsizliğin bitmesiyle mümkündür.

Aslında tüm Türkiye bugün yaşananların temelinin 2018 yılında müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonla atıldığını bilmekte, ne var ki şaşırtıcı bir şekilde hala bu gerçeği anlamazdan gelmektedir. Oysa, burada anlatılan haksızlık, hukuksuzluk, tehdit, eziyet, psikolojik baskı ve fena muamelelerin TIPATIP BENZERLERİNE HATTA KATBEKAT FAZLASINA, MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARI TAM 8 YILDIR DURMAKSIZIN MARUZ BIRAKILMAKTADIR. Nedense başta -sol görüşlüler olmak üzere- bir kısım basın, aydınlar, siyasetçiler ve yorumcular BU ADALETSİZLİKLERİ GÖRMEZDEN GELİP SESİZ KALMAYI tercih etmektedir. Bazıları ise 2018’den bu yana ADALETSİZLİKLERİN BİZZAT DESTEKÇİSİ OLUP, hukuksuzluk ateşine adeta odun taşımaya devam etmektedir.

Bu durum bir kısım basının, siyasilerin, aydınların ve yorumcuların maalesef ki, HERKESE EŞİT BİR ADALET ANLAYIŞINI DEĞİL, KİŞİLERE GÖRE DEĞİŞİKLİK GÖSTEREN ve TOPLUMSAL AÇIDAN SON DERECE TEHLİKELİ, HATALI BİR ADALET ANLAYIŞINI benimsediğini göstermektedir. Bu da hukuksuzlukları yapanlara açık çek anlamına gelmektedir.

Bugün İBB davası kadın tutuklularının maruz bırakıldıkları fena muameleler ve hukuksuzlukları haber-tartışma programlarında, sosyal medya paylaşımlarında ya da basın açıklamalarında yaşlı gözler ve duygu dolu anlatımlarla kamuoyu gündemine taşıyan bazı gazetecilerin, geçmişte müvekkilin arkadaşı tertemiz hanımlar,

  • Göz altına alındıklarında elleri sırtlarında en sıkı şekilde ters kelepçelenip saatlerce yerde yüz üstü yatırıldıklarında,
  • Bu haldeyken alınlarına uzun namlulu silahlar dayandığında,
  • Üstlerinde polis köpekleri dolaştırıldığında,
  • Ve sanki marifetmiş gibi vicdanları yaralayan bu hukuk dışı görüntüler basına servis edildiğinde

SHOW TV, T24, SÖZCÜ TV, VERYANSIN TV, TELE1, ODATV gibi kanallar ve haber siteleri; İPEK ÖZBEY ve HAKAN URAL gibi isimler SANKİ MÜJDELİ HABERMİŞ GİBİ SEVİNÇ İÇİNDE BU GÖRÜNTÜLERİ YAYINLAYIP, EKRANDA DURDURA DURDURA YORUM YAPANLAR, ALENEN İFTİRA OLDUĞU BELLİ YALANLARI TEKRARLAYANLAR maalesef bugün İpek Elif Atayman ve Fatoş Pınar Türker gibi nice insanın yaşadıkları insan hakları ihlallerinin normalleştirilmesine zemin hazırlamışlardır.

Fatoş Pınar Türker ve Elif İpek Atayman hanımlar yaşadıklarını anlatmışlar, insanlar sadece bunları dinlediklerinde dahi haklı olarak büyük rahatsızlık duymuşlardır. Adnan Oktar Davası’nda ise daha haklarında bir yargılama dahi yapılmamışken genç kadınların ters kelepçe ile yüzüstü yatırılarak göz altına alınmasının görüntüleri günler boyunca yayınlanmış ve bazı kesimler şaşırtıcı şekilde duyarsız kalmışlar bazıları ise bu eziyet görüntülerini adeta sevinçle izlemişlerdir.

Kaldı ki, bugüne kadar gerçek bir suç örgütüne mensup hiçbir kadının ters kelepçe takılarak saatlerce yerlerde yatırıldığı tek bir uygulama yoktur. Tertemiz hanımların SIRF MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞI OLDUKLARI İÇİN fena muameleye maruz bırakılmaları ve bazılarının da bundan haz ve mutluluk duymaları kuşkusuz normal ve sağlıklı bir durum değildir.

Genç kadınlar, masum insanlar gözaltına alınırken -en azılı teröristlere bile yapılmayan şekilde- yüz üstü yatırılıp elleri sırtlarında kelepçelenip, saatlerce o şekilde tutulmalarını adeta takdir edenler; böylesine insanlık dışı bir muamelenin yapılmasından utanç duymaları gerekirken, “ne var bunda içerikli” yayınlar yapanlar, bu yaptıkları yayınlar neticesinde bir gün belediye başkanlarının, bürokratların, gazetecilerin elleri kelepçelenip götürüldükleri, çıplak aramaya maruz bırakıldıkları, etkin pişman olmaları için eşleri ve çocuklarıyla tehdit ettikleri düzeni inşa etmişlerdir.

Nitekim müvekkil Adnan Oktar, geçmişte yaşanılanların bugün gelinen duruma nasıl zemin hazırladığını bir mahkeme ifadesinde şöyle ifade etmiştir:

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN 07.02.2025 TARİHLİ 30. AĞIR CEZA MAHKEMESİNDEKİ İFADESİ

“Şu an, bir hukuksuzluk dehşeti, gittikçe şiddetlenerek Türkiye’de dozunu artırıyor. Daha da artıracak. Hâlbuki ben ilk başta, beni ilk tutukladıklarında dedim. Hatta, Halk TV’de ince sesli bir çocuk var, ismini vermek istemiyorum. Benim tutuklanmamda deliye dönmüştü heyecandan. Müthiş heyecanlanmıştı. Acayip iddiaları var, ama hiç delil vermiyor bütün iddialarda. Sistem kapısına dayanınca dehşete kapıldı. Halbuki demiştim, “Bak siz benimle ilgili hukuksuzluğu kutsuyorsunuz. Kutsal gösteriyorsunuz. Doğruyu göstermiyorsunuz. Adaletsizliği tasdik ediyorsunuz. Bu sizin kapınıza da dayanacak” dedim. 7 yıl önce söyledim. Ve aynen dediğim gibi şu an kapılarına dayandı.”

“Tam anlamıyla bir dehşet yaşanıyor. Bir belediye başkanı da geçenlerde söyledi. “Bu gittikçe zemine yayılacak, herkese yayılacak” dedi. Hakikaten gittikçe yayılmaya başladı. Dolayısıyla bunun farkında olmayan hiç kimse yok.”

“Bir de solun çok büyük hatası sadece kendi arkadaşı olsa, solcu olsa savunuyorlar. Sağcıyı savunmuyorlar. Sağcıların onları savunduğu oluyor. Ama onlar sağcıyı savunmuyorlar. Yani birine adalet yapılmasını savunmak için ilk şartları solcu olması. Bu çok acı bir şey. Eğer samimiyseler, hem solu hem sağı savunsunlar, o zaman insanlar onlara inanır.”

Müvekkil Adnan Oktar bunları anlattığında ciddiye almayan, sırf ideolojik sebeplerle zulme göz yuman çevreler, şimdilerde yana yakıla “hukuksuzluk yapılıyor” ya da “adalet yok” şeklindeki yakarışlarla gecesini gündüzüne katmaktadır.

Bir kısım basının görmezden, duymazdan, bilmezden geldiği, bir kısım basının ise adeta mutluluk çığlıkları atarak “Yetmez, daha fazlası olsun” tarzında bir habercilik anlayışıyla kamuoyuna sunmuş olduğu; müvekkil ve arkadaşlarının maruz bırakıldıkları haksızlık, hukuksuzluk, fena muamele ve adaletsizliklerden -İBB tutuklusu bazı hanımların da benzerlerine maruz kaldıkları- sadece birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

1. Hayatlarında karakol kapısı görmemiş, sicilleri tertemiz eğitimli, iyi aileler tarafından yetiştirilmiş, kanunlara saygılı, devletine bağlı, vatansever yüzlerce genç en ağır şartların oluşturulduğu cezaevlerine sevk edilmiştir. Dahası, özel savcılık talimatlarıyla üzerlerindeki baskının daha da artırılması, yıldırılmaları, zorlanmaları yönünde “özel” uygulamalarla karşılaşmışlardır, karşılaşmaya da devam etmektedirler.

2. Başta Adnan Oktar olmak üzere müvekkilin birçok arkadaşı, eziyet vermek amacıyla, kasıtlı olarak ve istisnasız şekilde zorunlu nakil yoluyla ailelerinin ve avukatlarının bulunduğu şehirlerden alınıp ülkenin en uzak cezaevlerine gönderilmişlerdir.

3. Cezaevleri sadece bir kez değiştirilmekle de kalınmamış, müvekkilin arkadaşları farklı farklı cezaevleri arasında sürekli bir değişim ve nakil çilesine tabi tutulmuş ve tutulmaktadırlar. Müvekkil Adnan Oktar ise başta Silivri Cezaevinden Edirne Cezaevine nakledilmiş, ardından Edirne’den Erzurum’a, Erzurum’dan ise Van’a gönderilmiştir. PANDEMİ DÖNEMİNDE BİLE CEZAEVİ NAKİLLERİNE DEVAM EDİLMİŞ; tutuklulara nakillerinden SADECE YARIM SAAT ÖNCE HABER VERİLMİŞ, YANLARINA PARA veya HERHANGİ BİR EŞYA ALMALARINA İZİN VERİLMEMİŞTİR. Paraları olmayan, kendilerine tanımlı hesapları yeni nakledildikleri cezaevlerine transfer edilmeyen veya çok sonra transfer edilen müvekkilin birçok arkadaşı, günlerce kantin alışverişi yapamamış ekmek, su, sabun gibi en doğal ihtiyaçlarını dahi satın alamamışlardır.

4. Müvekkil ve arkadaşlarının cezaevleri arasındaki nakillerinin tamamında da -tıpkı İBB tutuklusu kadınların şikayet ettikleri şekilde- ansızın yapılan habersiz nakiller, yol boyunca araç içerisinde kelepçeli tutulma, su-yemek ya da ihtiyaç molası verilmeksizin uzun saatler yol gitme, sıcak veya soğuk hava fark etmeksizin araç içerisinde saatlerce bekletilme, ulaştıkları cezaevinde mevzuatta olmayan şekilde aranma ve benzeri eziyetlerinin tamamına hatta fazlasına maruz bırakılmışlardır. Araç içerisinde fenalaşanlara ilk yardım dahi yapılmamış, en temel insani ihtiyaçları karşılanmamıştır.

5. Hatta Silivri cezaevinden Türkiye’nin farklı illerindeki cezaevlerine nakiller alelacele bir şekilde, kış aylarının en soğuk günlerine, gece yarılarına denk getirilmiştir. Ring araçlarındaki ısıtıcılar çalıştırılmamış; müvekkilin bazı arkadaşları, 10 saatten fazla süren yolculukları soğuktan titreye titreye yapmışlardır. (Bu durumu ring aracının kamera görüntülerinden teyit etmek mümkündür).

Müvekkilin bazı hanım arkadaşları ise Kayseri, Erzincan, Antalya, Tarsus gibi yüzlerce kilometre uzağa götürülmeleri süreci 22 saat sürmüştür. Aynı araç içinde erkek mahkumlar da taşınmış ve teker teker yol üzerindeki neredeyse tüm cezaevlerine uğranarak dağıtım yapılmış, zaten zorlu olan bu yolculuk daha zorlaştırılmıştır.

6. Birçok cezaevinde müebbet mahkumları, cinayetten hüküm giymiş olanlar, madde bağımlıları ile saldırgan ve psikopat tipler arasından seçilen kimselerden özel koğuşlar oluşturulmuş; müvekkilin bazı arkadaşları -bu koğuşlarda eziyet görüp etkin pişman olmaya mecbur kalırlar düşüncesiyle- bu özel koğuşlara ayrılıp dağıtılmışlardır. Sürekli kavga ve gerginlik ortamının hakim olduğu bu özel koğuşlarda, müvekkilin erkek ve hanım arkadaşları arasından saldırıya uğrayıp darp edilenler, başlarına masa-sandalye atılanlar, işkence ve eziyet görüp ciddi şekilde yaralananlar hatta ölüm tehlikesi atlatanlar olmuştur.

7. Müvekkilin bazı arkadaşları ise diğer hükümlüler tarafından değil, daha cezaevine giriş yaptıkları ilk anda bazı görevli memurlar tarafından darp edilmişlerdir. Hatta müvekkilin bir arkadaşı olaylardan birinde kemer tokasıyla ağır darbeler alarak yere düşmüş, kendinden geçip titremeye başlamasına rağmen -saldırı ve eziyete ilişkin delillerin gizlenmesi amacıyla- hastaneye sevk edilmemiştir. O haliyle haftalarca acı ve ızdırap içerisinde koğuşta tutulmuştur.

8. Özel hazırlanmış bu tip koğuşlara değil de normal koğuşlara alınan müvekkilin arkadaşları bile -günler boyunca basında yürütülen acımasız karalama kampanyalarının ağır tahrikiyle- koğuşlarına geldiklerinde kendilerini nefretle “bekleyen” hükümlülerle karşılaşmışlardır. Müvekkilin birçok arkadaşı, bu önyargıları kırıncaya kadar çok kötü muamele görmüş, büyük hayati tehlikeler atlatmıştır.

Sürekli olarak yüzüne kaynar su fırlatma, bardak kırıp kesik parçasını saplama, bıçakla yüz kesme ve şişlenme tehditlerine maruz kalmışlar; böyle bir saldırı olabileceği ihtimaline karşı geceleri aylarca uykusuz geçirmişlerdir.

9. Bir cezaevinde gerçekleştirilen aramada koğuş içerisinde şiş ve muşta gibi saldırı aletleri ele geçirilmiş, bunları bulunduran mahkumlar cezaevi savcısına verdikleri ifadelerinde: “Yakalanmasaydık, bu aletleri Adnan Hoca’cılar için kullanacaktık” açıklamasında bulunmuşlardır.

10. Bazı cezaevlerinde ağır kış şartları sebebiyle koğuşlar aşırı soğuk olmasına rağmen tutukluların kazak, mont gibi kıyafetleri içeri sokmalarına izin verilmemiş; bazı cezaevlerinde ise buz gibi soğuk koğuş ortamında battaniye, sıcak su torbası ve fanlı ısıtıcı gibi temel ihtiyaçlar dahi sınırlandırılmıştır.

Müvekkilin birçok arkadaşı camı kırık veya hiç olmayan veya penceresi tam kapanmayan, kaloriferleri yanmayan, rutubetli ve aşırı soğuk koğuşlarda grip, soğuk algınlığı hatta zatürre benzeri ağır hastalıklar geçirmişlerdir.

11. Polis operasyonundan önce de tedavi altında oldukları halde tutuklanan kanser, kalp, beyin kanaması, MS gibi hayati rahatsızlıkları olan müvekkilin bazı arkadaşları da tahliye edilmedikleri gibi düzenli yapılması gereken doktor muayeneleri ve tıbbi tetkik ve kontrolleri özellikle aksatılmış, düzenli kullanmaları gereken ilaç ve sağlık gereçlerine erişimleri ya kısıtlanmış ya da geciktirilmiştir.

12. Müvekkil Adnan Oktar ve bazı arkadaşları yıllardır, sadece müebbet almış hükümlülere uygulandığı şekilde, günde yalnızca 1 saat avluya çıkarılmak suretiyle karanlık, soğuk, güneşsiz, rutubetli, küflü koğuş ya da odalarda tutulmaktadırlar.

Bunların yanı sıra cezaevlerinin aşırı kalabalıklığı, düzenli uygulanan su kesintileri, temiz suya ulaşma zorluğu, kışın ısınma yazın serinleme imkanının olmaması, verilen yemeklerin yetersizliği vb gibi zorluklar olağan bir hal almıştır.

Evlatlarının, kardeşlerinin yaşadığı tüm bu eziyet ve zulümlerin acısından 61 anne, baba, kardeş vefat etmiştir. Ağır hastalığı olan ve bakıma muhtaç olanlar, evlatları cezaevine girince kendilerine yardımcı olacak kimseleri kalmadığı için tedavileri yarım kalmıştır. Gerekli bakım, tedavi ve desteği alamadıkları için bir kısmının hastalığı daha da ağırlaşırken, bir kısmı da hayatını kaybetmiş, çocuklarının ise cenazeye katılmalarına dahi izin verilmemiştir.

Buraya kadar maddeler halinde ve gruplayarak saydıklarımız, cezaevlerinde tutuklu bulunan müvekkil ve arkadaşlarının maruz kaldığı binlerce eziyetin yalnızca bir kısmıdır.

Yüce Allah, bir Kuran ayetinde şöyle buyurmuştur:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız,

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur. (Maide Suresi, 8)

2018 senesinden bugüne müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına karşı yapılan haksız ve adaletsiz uygulamalar, zulüm ve eziyetler, hukuk ve insan hakları ihlalleri toplum genelinde, -yukarıdaki Kuran ayetinde dikkat çekildiği gibi- bir topluluğa karşı kin duyulduğu ve bu nedenle adaletsizlik yapıldığı kanaatini oluşturmaktadır. Müvekkil ve arkadaşlarının yukarıda detaylandırdığımız haksız, hukuksuz, adaletsiz ve acımasız uygulamalara maruz bırakılmaları vicdanlarda büyük bir yara açmıştır.

Bununla birlikte “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla hareket eden bir kısım basının sessizliği de, kumpası düzenleyen derin yapılanmaların adeta ekmeğine yağ sürmüş, daha da pervasızlaşıp çirkin bir cesaret bulmalarına sebep olmuştur. Böylelikle hukuksuzluk adeta normalleştirilmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar hiç kimsenin hiçbir şekilde hukuksuzluk yaşamadığı, herkesin hukuk önünde eşit olduğu, kanunların adil bir şekilde uygulandığı bir Türkiye temenni etmektedir. Adalet tesis edilmeden refah ve huzurun hakim olmasının mümkün olmayacağı açıktır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 15.06.2026

Yorum Gönder

0 Yorumlar