Adnan Oktar’dan Duyurudur
Müvekkil Adnan Oktar’a Yönelik 40 Yıldır Devam Eden Karalama Faaliyetleri Sonuçsuz Kalmıştır
I. MÜVEKKİL ALEYHİNE 40 YILDIR DEVAM EDEN YAYIN VE KARALAMA FAALİYETLERİ
1- MÜVEKKİLİN 40 YIL BOYUNCA SÜREKLİ OLARAK GÜNDEMDE TUTULMASI
Müvekkil Adnan Oktar, yaklaşık 40 YILI AŞKIN SÜREDİR medya organlarının yoğun ilgisine konu olmuş ve belirli basın çevreleri ve gazeteciler tarafından SİSTEMATİK BİÇİMDE HEDEF ALINMIŞTIR. Bu süreç boyunca müvekkil hakkında sayısız haber, köşe yazısı, televizyon programı, belgesel, özel dosya ve tartışma programı hazırlanmış; kamuoyunun dikkati sürekli olarak müvekkil üzerinde tutulmuş; bıkmadan usanmadan iftira ve karalama faaliyetleri ARALIKSIZ OLARAK sürdürülmüştür.
Aradan geçen uzun yıllara rağmen müvekkil hakkında yapılan yayınların yoğunluğunda herhangi bir azalma olmamış; AYNI İDDİALAR VE AYNI SÖYLEMLER FARKLI DÖNEMLERDE TEKRAR TEKRAR GÜNDEME TAŞINMIŞTIR.
►Bu durum, müvekkil hakkında oluşturulan yayın yoğunluğunun sıradan bir haber ilgisinin çok ötesine geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır.
2- GERÇEĞE AYKIRI OLDUĞU BİLİNMESİNE RAĞMEN AYNI İDDİALARIN TEKRARLANMASI
Müvekkil hakkında yıllar boyunca çok sayıda gerçek dışı itham ve suçlama ileri sürülmüş; ancak bunlara ilişkin YAPILAN AÇIKLAMALAR, VERİLEN CEVAPLAR VE ORTAYA KONULAN SAVUNMALARIN NEREDEYSE HİÇBİRİNE KAMUOYUNDA YER VERİLMEMİŞTİR.
Daha da önemlisi, GERÇEĞİ YANSITMADIĞI ORTAYA KONULAN veya çeşitli hukuki süreçlerde DAYANAKSIZ OLDUĞU İSPAT EDİLEN bu iddialar dahi farklı dönemlerde YENİDEN GÜNDEME GETİRİLMİŞ, aynı ithamlar farklı kişiler ve farklı yayın organları tarafından TEKRAR EDİLMİŞTİR.
►Bu durum, müvekkil hakkında oluşturulmak istenen algının münferit olaylardan ibaret olmadığını; söz konusu faaliyetlerin PLANLI, SİSTEMATİK VE SÜREKLİLİK ARZ EDEN BİR KARALAMA KAMPANYASININ PARÇASI OLDUĞUNU göstermektedir.
3- FARKLI GÖRÜŞLERE SAHİP ÇEVRELERİN MÜVEKKİL KARŞITLIĞINDA “ORTAK TUTUM” SERGİLEMESİ
Bu 40 yıllık süreçte ortaya çıkan en dikkat çekici hususlardan biri, siyasi, ideolojik ve fikri bakımdan birbirleriyle HİÇBİR ORTAK YÖNÜ BULUNMAYAN, hatta normal şartlarda aynı platformda bulunmaları veya bir araya gelmeleri dahi mümkün görünmeyen kişi ve çevrelerin MÜVEKKİL SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA ortak bir tavır sergileyerek benzer söylemler etrafında BİRLEŞMELERİDİR.
►Birçok konuda birbirleriyle anlaşamayan bu şahıs ve grupların; müvekkil hakkında aynı dönemlerde benzer ifadeler kullanmaları ve aynı gerçek dışı iddiaları ADETA TEK BİR AĞIZDAN TEKRAR ETMELERİ dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır.
4- MÜVEKKİLİN SAVUNMASININ VE LEHTE AÇIKLAMALARIN KAMUOYUNA YANSITILMAMASI
Bu 40 yıllık süreçte müvekkil hakkında yapılan olumsuz haber, yorum ve iddialara medyada geniş yer verilmiş;
►buna karşılık müvekkilin SAVUNMALARI, AÇIKLAMALARI ve faaliyetlerine ilişkin OLUMLU DEĞERLENDİRMELER veya atılan iftiraların geçersizliğine yönelik LEHE AÇIKLAMALAR ise yine SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE KAMUOYUNA YANSITILMAMIŞTIR.
►Bu süre boyunca müvekkilin gerçekleştirdiği çalışmalar, ortaya koyduğu fikirler ve faaliyetleri hakkında OLUMLU GÖRÜŞ BİLDİREN, MÜVEKKIL LEHİNE KONUŞAN kişi sayısı YOK DENECEK KADAR AZDIR.
►Nitekim lehe bir konuşma yapan, yaptığı hayırlı güzel çalışmaları dile getiren, öven veya yapılan ithamlara itiraz eden herhangi biri olduğunda bu kişiler de HEMEN SİNDİRİLMİŞLERDİR.
►Müvekkil lehine açıklama yapan veya müvekkilin görüşlerine kamuoyu önünde yer veren kişiler, ÇEŞİTLİ TEPKİLERLE KARŞILAŞMALARI nedeniyle birçok kişi olumlu kanaatlerini açıklamaktan ÇEKİNİR HALE GELMİŞLERDİR.
Son dönemdeki hukuki süreçte ise;
HİÇ KİMSE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN, ORTAYA ATILAN İFTIRALAR VE KARALAMA FAALİYETLERİ HAKKINDAKI SAVUNMASINI GÜNDEME GETİRMEMİŞTİR.
Savunmasını kamuoyu önünde dile getirmek isteyen kişiler ise, aynı şekilde çeşitli BASKILARA MARUZ KALMIŞTIR.
ALEYHİNE HABER YAPMAZLARSA, OLUMSUZ KONUŞMAZLARSA bu kişilerin KOVULACAKLARI lanse edilmiş; hatta pasif ya da sessiz kalan, konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçınan diğer gazeteciler de “ALEYHE KONUŞMALI” diye özel bir çaba sarf edilmiştir.
►Bu nedenle de müvekkil hakkındaki iddiaların gerçek dışı olduğunu bilmelerine rağmen, birçok kişi görüşlerini açıklamaktan çekinmiş; LEHİNE HEMEN HEMEN HİÇ KİMSE KONUŞMAMIŞ, KONUŞAMAMIŞTIR.
Böylece kamuoyu, olayların tüm yönleriyle değil; yalnızca müvekkil aleyhine üretilen iddialar üzerinden bilgilendirilmiş, müvekkilin SAVUNMALARININ VE LEHINE YAPILAN AÇIKLAMALARIN kamuoyuna yansıması SİSTEMATİK BİÇİMDE ENGELLENMİŞTİR.
II. MÜVEKKİL HAKKINDA OLAĞAN HABERCİLİK SINIRLARINI AŞAN YAYIN VE KAMPANYALAR YÜRÜTÜLMESİ
5- MÜVEKKİLE YÖNELİK OLAĞANDIŞI YAYIN YOĞUNLUĞU
Müvekkil hakkında yıllar boyunca yalnızca günlük haberler yapılmakla YETİNİLMEMİŞ; televizyon programları, özel yayınlar, belgeseller, tartışma programları, dosya haberler ve çeşitli medya çalışmalarıyla müvekkil SÜREKLİ OLARAK KAMUOYUNUN GÜNDEMİNDE TUTULMUŞTUR.
40 YILI AŞKIN BIR SÜRE BOYUNCA AYNI KİŞİ HAKKINDA BU DENLİ YOĞUN YAYIN YAPILMIŞ OLMASI DİKKAT ÇEKİCİDİR.
Özellikle belirli dönemlerde müvekkil hakkında hazırlanan yayınların sayısı ve kapsamı incelendiğinde, OLAĞAN HABERCİLİK FAALİYETİNİN ÖTESİNE GEÇEN BİR YOĞUNLUK OLUŞTUĞU görülmektedir. Müvekkil hakkında oluşturulan bu YAYIN SEFERBERLİĞİ doğal bir habercilik faaliyeti değil; BİLİNÇLİ VE SİSTEMATİK bir yaklaşımın sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
6- BENZER YOĞUNLUK VE ISRARIN BAŞKA KONULARDA GÖSTERİLMEMESİ
►Müvekkilin dikkat çektiği bir diğer husus ise, kendisi aleyhindeki haber ve yayınlarda gösterilen ISRARIN, ortaya konulan YOĞUN ÇABANIN, sürekli GÜNDEMDE TUTMA GAYRETİNİN ve yıllara yayılan YAYIN YOĞUNLUĞUNUN, birçok başka kişi ve konuda GÖRÜLMEMİŞ OLMASIDIR.
TOPLUMUN GÜVENLİĞİNİ, KAMU DÜZENİNİ VE VATANDAŞLARIN CAN GÜVENLİĞİNİ DOĞRUDAN TEHDİT EDEN organize suç örgütleri, mafya yapılanmaları, silahlı çeteler, uyuşturucu kartelleri, insan kaçakçılığı şebekeleri, cinayet örgütleri ve benzeri oluşumlar hakkında SON DERECE SINIRLI SAYIDA YAYIN YAPILIRKEN, müvekkil hakkında yıllarca süren yoğun yayın faaliyetlerinin yürütülmüş olması dikkat çekmektedir.
Asıl gündemde tutulması ve takip edilmesi gerekenler, toplum açısından asıl ciddi tehdit oluşturan böylesine tehlikeli insanlar iken; bunların hiçbiri hakkında BENZER BİR HASSASİYET GÖSTERİLMEMİŞ; aynı ölçüde ve aynı süreklilikte yayın faaliyeti yürütülmemiştir. Aynı medya çevreleri BU MAFYA OLUŞUMLARI ALEYHİNE HİÇBİR ZAMAN KONUŞMAMIŞ, aleyhlerinde tek bir yorum yapmaktan kaçınmış ve çoğu zaman bu konularda SESSİZ KALMIŞLARDIR.
Buna karşılık müvekkil hakkında OLAĞAN HABER VERME SINIRLARINI AŞAN ŞEKİLDE hemen her gün özel yayınlar ve kampanyalar düzenlenmiş; yıllarca süren özel programlar, belgeseller, haber dosyaları, köşe yazıları ve televizyon yayınları hazırlanmıştır. Bu yayınlarda müvekkile ATILMADIK İFTİRA BIRAKILMAMIŞ; aynı gerçekdışı iddialar farklı dönemlerde, BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE, TEKRAR TEKRAR kamuoyunun gündemine taşınmıştır.
►Bu durum, müvekkil aleyhindeki yayın faaliyetlerinde görülen yoğunluk ve süreklilik ile toplum açısından gerçek tehdit oluşturan organize suç yapılanmalarına gösterilen ilginin karşılaştırılması, ortada olağan habercilik faaliyetiyle açıklanamayacak derecede DİKKAT ÇEKİCİ BİR FARKLILIK OLDUĞUNU ve bu yayınların FARKLI BİR AMAÇLA YAPILDIĞINI ortaya koymaktadır.
III. BÜTÜN KARALAMA GİRİŞİMLERİNE RAĞMEN MÜVEKKİLİN ETKİSİNİN DEVAM ETMESİ
7- MÜVEKKİLE YÖNELİK HUSUMETİN TEMEL SEBEPLERİNDEN BİRİ “KISKANÇLIK VE ÇEKEMEMEZLİK”TİR
Müvekkile yönelik olarak yıllardır sürdürülen husumetin sebepleri değerlendirildiğinde, bunun yalnızca fikri veya ideolojik farklılıklarla açıklanamayacağı görülmektedir.
Müvekkilin KAMUOYUNDA TANINAN, SEVİLEN, GENİŞ KİTLELER TARAFINDAN TAKİP EDİLEN VE FİKİRLERİ DÜNYA ÇAPINDA YANKI UYANDIRAN bir kişi olması, bazı kişi ve çevrelerde RAHATSIZLIK meydana getirmiştir.
Müvekkilin yıllar boyunca sahip olduğu ETKİ, SEVENLERİ, KAMUOYU İLGİSİ, SOSYAL ÇEVRESİ, FAALİYETLERİ VE FİKRİ ÇALIŞMALARI birçok kişi tarafından ULAŞILMAK İSTENEN ancak ULAŞILAMAYAN bir konum olarak görülmüştür.
Bu nedenle zaman içerisinde eleştirinin sınırlarını aşan bir HUSUMET anlayışının ortaya çıktığı, müvekkile yönelik olumsuz tavrın giderek SİSTEMATİK BİR KARŞITLIĞA dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Özellikle müvekkilin KAMUOYUNDA GÖRDÜĞÜ İLGİNİN, SAHIP OLDUĞU DESTEKÇİ KİTLESİNİN ve ORTAYA KOYDUĞU FİKRİ ÇALIŞMALARIN ETKİSİNİN devam etmesi, söz konusu çevrelerdeki rahatsızlığın daha da artmasına neden olmuştur. Bu durum, yıllar boyunca devam eden karalama faaliyetlerinin temel motivasyonlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır.
Müvekkil aleyhinde bir çizgide kararlılıkla faaliyet gösteren kimseler bu 40 yıllık süreç boyunca müvekkili hep KISKANMIŞLAR; onun gibi olmak istemiş ama olamamışlardır. Sevilmek istemişler, ama kimse onları SEVMEMIŞ; zengin olmak istemişler ama olamamış; konuşulmak, gündemde olmak, teveccüh görmek istemişler, ama BAŞARAMAMIŞLAR; mutlu olmak istemişler ama OLAMAMIŞLARDIR.
Tüm bu haset, öfke, kin ve husumet dolu faaliyetler, söz konusu kişileri bu yıkıcı halden ve içinde bulundukları bu olumsuz ruh halinden kurtaramamış; HAYATLARINI KİMSESIZ, SEVGİSİZ, MUTSUZ, ZOR ŞARTLAR ALTINDA, YALNIZ BAŞLARINA GEÇİRMİŞLERDİR.
Yaşadıkları hayal kırıklıkları ve başarısızlıklar, zaman içerisinde daha fazla öfke ve husumetle hareket etmelerine neden olmuştur.
Buna karşılık, 40 yıl boyunca kesintisiz şekilde yürütülen tüm karalama faaliyetlerine ve en ağır ithamlara rağmen, müvekkil
BAŞARILARINA BAŞARI KATMIŞ, GENÇLİĞİNE GENÇLİK EKLENMİŞTİR.
SEVENLERİ HER GEÇEN GÜN DAHA DA ARTMIŞ, SAĞLIĞI SIHHATI DAHA DA KUVVETLENMİŞTİR.
8- 40 YILLIK KARALAMA FAALİYETLERİ AMAÇLANAN SONUCU OLUŞTURAMAMIŞTIR
Müvekkil hakkında yaklaşık 40 yıldır çok sayıda haber yapılmış, sayısız televizyon programı hazırlanmış, özel yayınlar gerçekleştirilmiş ve kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Ancak bütün bu girişimlere rağmen HEDEFLENEN SONUCA ULAŞILAMAMIŞTIR.
Müvekkilin savunduğu fikirler etkisini sürdürmüş, ortaya koyduğu eserler okunmaya devam etmiş, yürüttüğü tebliğ faaliyetlerinin sonuçları ortadan kaldırılamamıştır.
Müvekkil bugün fiziksel olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmış olsa dahi, SAVUNDUĞU DÜŞÜNCELER ve FİKRİ ÇALIŞMALARI kamuoyundaki ETKİSİNİ KORUMAYA DEVAM ETMEKTEDİR.
40 yıl boyunca sürdürülen yoğun karalama faaliyetlerine rağmen kamuoyunda MÜVEKKİLE DUYULAN TEVECCÜH SONA ERDİRİLEMEMİŞ, FİKRİ ETKİSİ ORTADAN KALDIRILAMAMIŞ ve KENDİSİNE DUYULAN SEVGİ, SAYGI VE İLGİ ENGELLENEMEMİŞTİR.
Bu durum, söz konusu faaliyetlerin hiçbir şekilde AMACINA ULAŞAMADIĞININ en önemli göstergelerinden biridir.
9- MÜVEKKİLİN SAĞLIĞI, DİNÇLİĞİ VE ÇALIŞMA AZMİ DAHA DA ARTMIŞTIR
Müvekkile yönelik olarak yürütülen bütün olumsuz kampanyalara rağmen müvekkilin ÇALIŞMA AZMİ, FİKRİ ÜRETKENLİĞİ ve İLMİ MÜCADELEDEKİ KARARLILIĞI ORTADAN KALDIRILAMAMIŞTIR.
Müvekkil, hayatı boyunca karşılaştığı bütün zorluklara rağmen FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRMÜŞ, ÇALIŞMALARINA DEVAM ETMİŞ ve SAVUNDUĞU FİKiRLERDEN TAVİZ VERMEMİŞTİR. Yıllar içerisinde kendisinin yıpratılması, etkisiz hale getirilmesi ve kamuoyu nezdindeki konumunun zayıflatılması amaçlanmış olsa da, bu hedeflere hiçbir şekilde ULAŞILAMAMIŞTIR.
Müvekkilin sağlığını, çalışma şevkini, fikri dinamizmini ve ilmi yöndeki mücadele azmini korumuş olması da, YILLARDIR SÜRDÜRÜLEN BÜTÜN GİRİŞİMLERİN BAŞARISIZ KALDIĞINI gösteren önemli hususlardan biridir.
10- MÜVEKKİLE DUYULAN SEVGİ VE BAĞLILIK ORTADAN KALDIRILAMAMIŞTIR
Müvekkil hakkında yıllar boyunca yürütülen yoğun yayın faaliyetlerine rağmen, kendisini seven, destekleyen ve fikirlerine değer veren insanların varlığı devam etmiştir.
40 yılı aşkın süre boyunca sürdürülen karalama faaliyetlerinin temel amaçlarından biri, müvekkilin toplumla olan bağını koparmak ve kendisine duyulan sevgiyi ortadan kaldırmak olmasına rağmen, BU HEDEF GERÇEKLEŞTİRİLEMEMİŞTİR.
Müvekkile duyulan SEVGİ VE BAĞLILIK ENGELLENEMEMİŞ,
hatta zaman içerisinde DAHA DA GÜÇLENMİŞTİR.
Bu nedenle bugün gelinen noktada, 40 yıldır sürdürülen bütün karalama faaliyetlerinin müvekkilin fikri etkisini, kamuoyunda kendisine duyulan sevgi ve teveccühü ortadan kaldırmaya YETMEDİĞİ açıkça görülmektedir.
IV. MÜVEKKİL HAKKINDAKİ İDDİALARLA ÇELİŞEN BEYAN VE KABULLER
11- MÜVEKKİLİN ETKİSİNİN DEVAM ETTİĞİ BİZZAT KARŞITLARI TARAFINDAN DA KABUL EDİLMEKTEDİR
Müvekkil hakkında yıllardır olumsuz açıklamalarda bulunan ve aleyhinde faaliyet yürüten husumetli bazı kişilerin dahi, müvekkilin fikirlerinin etkisinin devam ettiğini ve KENDİSİNE DUYULAN SEVGİ VE BAĞLILIĞIN ORTADAN KALDIRILAMADIĞINI KABUL ETTİKLERİ görülmektedir.
Kamuoyuna yansıyan çeşitli açıklamalarda, müvekkilin bugün serbest bırakılması halinde;
► KISA SÜRE İÇERİSİNDE YENİDEN GENİŞ BİR DESTEK ÇEVRESİ OLUŞTURABİLECEĞİ,
► GEÇMİŞTE YANINDA BULUNAN BİRÇOK KİŞİNİN YENİDEN MÜVEKKİLİN ETRAFINDA TOPLANACAĞI ve
► MÜVEKKİLİN FİKİRLERİNİN ETKİSİNİ SÜRDÜRMEYE DEVAM ETTİĞİ açıkça ifade edilmektedir:
FURKAN SEZER: Örgütü yeniden toplar. 24 saat içerisinde de operasyon yapıldığı günden daha güçlü bir hale getirir. 25. saat devlet hepsini parça parça eder.
İPEK ÖZBEY: Nasıl oluyor da 24 saat içinde eskisinden daha güçlü hale getirebiliyor?
(Sözcü TV, 03.10.2023, https://www.youtube.com/watch?v=6X_MQb3A1hg)
İPEK ÖZBEY: Bugün çıktı diyelim Adnan Oktar, tekrar örgütü toparlayabilir mi?
ÖZKAN MAMATİ: Saat kaç şu anda?
İPEK ÖZBEY: Programı çektiğimizde 17.06.
ÖZKAN MAMATİ: Şu anda (saat) 17:06. 19:00'da örgüt tam tekmil her şeyle hazır olur. (https://www.youtube.com/watch?v=vTOoc738vTU)
Söz konusu açıklamalar, yaklaşık 40 yıldır sürdürülen yoğun karalama faaliyetlerine rağmen müvekkilin FİKRİ ETKİSİNİN ORTADAN KALDIRILAMADIĞININ ve KENDİSİNE DUYULAN SEVGİNİN ENGELLENEMEDİĞİNİN bizzat bu süreci yürüten veya destekleyen kişiler tarafından da kabul edildiğini göstermektedir.
Nitekim söz konusu kişilerin ifadelerinde, yıllar boyunca harcanan bütün çaba, zaman ve imkanlara rağmen MÜVEKKİLİN ETKİSİNİN DEVAM ETMESİNDEN KAYNAKLANAN açık bir HAYAL KIRIKLIĞI görülmektedir.
12- KAMUOYUNA YANSIYAN AÇIKLAMALARIN ORTAYA KOYDUĞU ÇELİŞKİ
Kamuoyuna yansıyan beyanlarda, müvekkilin serbest bırakılması halinde çok kısa bir süre içerisinde yeniden eski çevresiyle bir araya geleceği ve geçmişte yanında bulunan insanların yeniden müvekkilin etrafında toplanacağı ifade edilmektedir.
Oysa gerçekten iddia edildiği gibi ağır mağduriyetler yaşamış, ciddi baskı ve eziyetlere maruz kalmış kişilerin, müvekkilin serbest kalması halinde yeniden onun yanında yer almak isteyeceklerinin ifade edilmesi hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır.
❖ Gerçekten ortada iddia edildiği gibi bir suç olsa, böyle bir durum mümkün olabilir miydi?
❖ Sözde eziyet gördüğü, şantaja uğradığı ve mağdur edildiği ileri sürülen insanların müvekkil serbest kalır kalmaz yeniden onun yanında yer almak istemeleri hayatın olağan akışıyla bağdaşır mı?
Elbette ki böyle bir durum asla söz konusu olamazdı.
Dolayısıyla iftiraları dile getiren kişilerin beyanlarındaki BU BÜYÜK ÇELİŞKİ, ORTAYA ATILAN İDDİALARIN TAMAMININ İFTİRADAN İBARET OLDUĞUNUN EN BÜYÜK DELİLLERİNDEN BİRİDİR.
13- MÜVEKKİL HAKKINDA İLERİ SÜRÜLEN İDDİALARIN GEÇERSİZLİĞİ
Müvekkilin serbest bırakılması halinde insanlar tarafından yeniden ilgi göreceğinin ve geçmişte yanında bulunan kişilerin tekrar kendisiyle bir araya geleceğinin ifade edilmesi, müvekkil hakkında yıllardır ileri sürülen iddiaların geçersizliğinin açık bir ispatıdır.
Zira bir taraftan müvekkil hakkında son derece ağır ithamlar ileri sürülürken, diğer taraftan aynı çevreler tarafından müvekkilin kısa süre içerisinde yeniden güçlü bir etki oluşturabileceğinin kabul edilmesi dikkat çekici bir durumdur. Söz konusu açıklamalar, müvekkil hakkında yıllardır oluşturulan algının ve ileri sürülen iddiaların GEÇERSİZLİNİ açıkça gözler önüne sermektedir.
► Dava dosyasındaki suni olarak müşteki ve etkin pişman yapılan kadınlar, çeşitli baskılar, korkular veya hukuki endişeler nedeniyle ve yalnızca HAPİSTEN KORKTUKLARI İÇİN, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak zorunda kalmış; müvekkil ve arkadaşlarına iftira atmak zorunda kalmışlardır.
Bizzat tüm bu süreci organize eden husumetli kimseler tarafından dile getirilen, “müvekkilin dışarı çıkması durumunda hepsinin koşa koşa yine onun yanında toplanacaklarına” dair sözler, bu gerçeği açıkça ortaya koyan en açık delillerden biridir.
V. MÜVEKKİLE YÖNELİK HUSUMETİN SEBEPLERİ VE ARKA PLANI
14- BELİRLİ ÇEVRELER TARAFINDAN KABUL GÖRME ARZUSUNUN YOL AÇTIĞI SİSTEMLİ TAVIR
Bazı insanlar, yaşadıkları toplumdaki itibarlı veya güçlü görünen çevreler tarafından KABUL GÖRMEK ve ONLARA KENDILERINDEN OLDUKLARINI GÖSTERMEK IÇIN büyük bir gayret içerisine girmektedir. Bu çevreler tarafından benimsenebilmek ve aralarına kabul edilebilmek adına, normal şartlarda yapmayacakları birçok davranışı sergileyebilmekte, belirli kişi ve topluluklar aleyhine yürütülen faaliyetlerde aktif rol alabilmektedirler.
“Gerekirse iftira da atarız, yalan da konuşuruz, mazlum ve masum insanlara zulmederiz; bizden ne isterseniz yaparız, yeter ki isteyin. Biz de sizdeniz, yeter ki bizi de aranıza alın”
diyerek kendilerini onlara kanıtlamaya çalışırlar. Aralarına alınmaları karşılığında ise, kendilerinden ne istenirse istensin, büyük bir özveri ve şevkle yerine getirmeye de hazırdırlar.
İşte bu gibi insanlar HAKİKATİ ARAŞTIRMAK veya ADALETİN ORTAYA ÇIKMASINA KATKI SAĞLAMAK AMACIYLA DEĞİL, yalnızca bu belirli çevreler tarafından kabul görmek ve o çevrelerin desteğini kazanmak amacıyla hareket etmektedir.
Bu kişiler, ait olmak istedikleri çevrelerin beklentilerine uygun davranabilmek için zaman zaman VİCDANİ KANAATLERİNİ GERİ PLANA BIRAKMAKTA, DOĞRU OLDUĞUNU BİLDİKLERi HUSUSLARI DİLE GETİRMEKTEN KAÇINMAKTA ve GÜÇLÜ VE MENFAAT SAĞLAYABİLECEKLERİ TARAFIN SÖYLEMİNE UYUM SAĞLAMAYI TERCIH ETMEKTEDİRLER.
Böyle durumlarda AMAÇ GERÇEĞE ULAŞMAK DEĞİL, belirli bir grubun parçası olduğunu göstermek ve o grup içerisinde yer edinmek haline gelmektedir.
Müvekkil hakkında yıllar boyunca ortaya konulan tavırların birçoğunun arka planında da benzer bir psikolojinin olduğu görülmektedir.
15- TARİH BOYUNCA BENZER İTTİFAKLARIN ORTAYA ÇIKMIŞ OLMASI
Tarih incelendiğinde, birçok konuda anlaşamayan kişi ve toplulukların belirli hedefler söz konusu olduğunda ortak hareket edebildikleri görülmektedir. Aralarındaki görüş ayrılıklarına rağmen aynı amaç doğrultusunda BİRLEŞMELERİ, tarihin farklı dönemlerinde tekrar eden bir tavır olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle inanç sahibi kişiler, dini değerleri savunan topluluklar ve tebliğ faaliyetleri yürüten kimseler söz konusu olduğunda, birbirleriyle birçok konuda ihtilaf halinde bulunan çevrelerin ORTAK BİR TAVIR GELİŞTİRDİKLERİ görülmüştür.
Bu insanlar tarih boyunca birbirleriyle anlaşamasalar bile, hakkın karşısına geçmeleri gerektiğinde her zaman tek bir topluluk olmuşlardır. Sırf inananlara zarar vermek için bütün imkanlarını el birliğiyle harcamaktan hiç çekinmemişler, bütün ömürlerini Müslümanlara zarar vermeyi isteyerek harcamışlardır. Birbirlerine muhalif olsalar bile, sırf Müslümanların zor durumda kalması için Müslümanlar ile ilgili konularda birlik olmuşlar, ne olursa olsun ortak hareket etmişlerdir.
Müvekkile yönelik süreçte de benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Tarih boyunca süregelen adetullahın gereği olan hakkın karşısında duran bu birlik şimdi de devam etmektedir. Yaklaşık 40 yıllık süreç boyunca birbirleriyle birçok konuda anlaşamayan farklı siyasi, ideolojik ve fikri çevreler, müvekkil söz konusu olduğunda, benzer söylemler etrafında BİRLİK OLMUŞLARDIR.
Bu durum, yaşanan sürecin sıradan bir eleştiri veya fikir ayrılığı meselesi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Komünistler, sosyalistler, darwinisler, din karşıtları HEPSİ İTTİFAK EDIP MÜSLÜMANLARA KARŞI TOPLUCA MÜCADELE ETMEKTE ve bu yolla ONLARI VE SAVUNDUKLARI HAKKA DAYALI GERÇEKLERİ ETKİSİZ HALE GETİRMEK İSTEMEKTEDİRLER.
16- BÜTÜN GİRİŞİMLERE RAĞMEN SONUCUN DEĞİŞMEMESİ
Ama hakka karşı mücadele eden ve bu yolda ittifak eden kimseler
şu önemli gerçeği unutmaktadırlar:
“ZAFER MÜSLÜMANLARIN KADERİNDE YAZILIDIR”.
Aynı şekilde
“BATILA DAYALI MÜCADELE VERENLERİN MAĞLUP OLACAKLARI DA ONLARIN KADERLERİNDE YAZILIDIR”.
Nitekim Allah, Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
—Kovulmuş Şeytandan Rahman ve Rahim Olan Allah’a Sığınırız—
💠 "Kim Allah'ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse bilsin ki
GALİP GELECEK OLANLAR ŞÜPHESİZ ALLAH'IN TARAFTARLARIDIR." (Maide Suresi, 56)
💠 "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmiş kimselerseniz
ÜSTÜN OLAN SİZLERSİNİZ." (Al-i İmran Suresi, 139)
Dolayısıyla yaklaşık 40 yıldır sürdürülen bütün karalama faaliyetleri, yayınlar, kampanyalar ve girişimler neticesinde ulaşılmak istenen hedef hiçbir şekilde GERÇEKLEŞTİRİLEMEMİŞTİR. Müvekkilin;
• FİKİRLERİ ETKİSİNİ KORUMUŞ,
• ESERLERİ OKUNMAYA DEVAM ETMİŞ,
• KENDİSİNE DUYULAN SEVGI VE BAĞLILIK ORTADAN KALDIRILAMAMIŞ,
• 40 yıl boyunca harcanan yoğun çabaya rağmen HEDEFLENEN SONUCA ULAŞILAMAMIŞTIR.
Allah KURAN’DA HAKKI VE HAKİKATİ ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK GİRİŞİMLERİN ASLA BAŞARIYA ULAŞAMAYACAĞINI bildirmektedir.
Bu çerçevede müvekkil, yaşanan bütün süreçlere rağmen hakikatin ortaya çıkacağına ve adaletin tecelli edeceğine olan inancını kesin olarak muhafaza etmektedir.
SONUÇ :
Yaklaşık 40 yıldır müvekkil aleyhine yürütülen yoğun yayın faaliyetleri, tekrar edilen iddialar ve oluşturulmaya çalışılan algıya rağmen; müvekkilin fikri etkisi, savunduğu düşünceler ve kendisine duyulan sevgi ortadan kaldırılamamış, bu durum, yıllardır yürütülen karalama girişimlerinin BAŞARISIZ KALDIĞINI açıkça ortaya koymuştur.
Müvekkil Adnan Oktar’ın yukarıda izah edilen konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerini saygıyla bilgilerinize sunarız. 23.06.2026
0 Yorumlar