AYNI GÖRÜŞTEN OLMADIĞI KİŞİLERE HUKUKSUZLUĞU REVA GÖRENLERİN ADALETİ SAVUNDUĞUNA MİLLETİMİZ İNANMAZ
Sayın Ali Mahir Başarır 2018’de düzenlenen operasyonun ilk gününden itibaren Adnan Oktar Davası hakkında, dosya hakkında hiçbir bilgisi olmadığını ortaya koyan, dahası en temel hukuki değerleri göz ardı ediyormuş imajı veren çeşitli yorumlarda bulunmaktadır. Dikkat çekici olan ise kendisi veya parti arkadaşları bir haksızlığa maruz kaldığında feveran edip, sabah akşam katıldığı yayınlarda ve meclisten yaptığı açıklamalarda adeta ateş püsküren Sayın Başarır, konu müvekkil Adnan Oktar olduğunda adeta “Bu kadar yetmez, daha fazlası yok mu?” anlamına gelecek açıklamalarla hukuksuzlukları desteklemekte ve hatta teşvik etmektedir.
Bu şaşırtıcı tutumuyla milletimizin haklı olarak “Demek iktidarda olsalar hukuksuzlukla verilen 8 bin yıllık cezaları da yeterli görmez, 80 bin yıl verilsin isterler.” düşüncesine kapılmasına sebep olmaktadır.
Sayın Ali Mahir Başarır müvekkil ve arkadaşlarına yapılan operasyondan hemen bir hafta sonra, sadece basında çıkan iftira ve yalanları esas alıp, bu yalanları öne sürerek 26 Temmuz 2018’de müvekkil Adnan Oktar’ın kitapları hakkında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na soru önergesi vermiştir. Verdiği soru önergesinde daha iddianamesi bile olmayan bir dosya hakkında, sanki basında ortaya atılan iddialar kesin doğruymuş gibi davranmış, müvekkil ve arkadaşlarının masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını hiçe sayarak oluşturulan linç kampanyasına destek vermiştir.
https://www.sondakika.com/guncel/haber-chp-li-basarir-adnan-oktar-ve-gulen-in-kitaplarini-11086943/, 26.07.2018
Aynı tarihlerde sosyal medya hesaplarından da tamamen basında yayınlanan kara propagandanın etkisi altında kalarak çeşitli paylaşımlar yapmıştır. O tarihten bu yana da müvekkil Adnan Oktar ile hiçbir ilgisi olmayan konularda dahi müvekkilin ismini geçirmekte, hakkaniyetten, adaletten ve hukuktan uzak değerlendirmelerde bulunmaktadır. Kanaatimizce, o günlerde bilerek veya bilmeyerek desteklediği hukuksuzluğun nasıl bir felaket olduğunu, bugün İmamoğlu Davası başta olmak üzere CHP’nin maruz kaldığı hukuksuzlukları yaşadıkça daha iyi anlamaktadır ve anlayacaktır.
Müvekkil Adnan Oktar, Sayın Başarır’ın şevkini ve çalışkanlığını takdirle izlemekte, aydın ve modern yönünü beğenmektedir. Kendisiyle ideolojileri ve dünya görüşleri farklı olmakla birlikte, düşüncelerini özgürce ifade etmesinden memnuniyet duymakta, kendisinin ve dava arkadaşlarının maruz kaldıkları hukuksuzlukların hakkaniyetle sona ermesini temenni etmektedir. Ülkemizde kimi zaman siyasetçilerin gündem olmak, dikkat çekmek, sığ düşünen bazı insanların desteğini alarak popüler olmak gibi motivasyonları olabilmektedir. Ancak konu “hak, hukuk, adalet” ve insan hayatı olduğunda Sayın Ali Mahir Başarır’a yakışanın popülist söylemlerden uzak, hukuku ve vicdanı esas alan yorumlarda bulunmak olduğu açıktır.
Şunu da ifade etmek gerekir ki Sayın Başarır’ın, operasyon olur olmaz ilk hedefinin müvekkil Adnan Oktar’ın Darwinizm ve materyalizmi bilimsel olarak çökerten, Kuran’a dayalı modern İslam anlayışını savunan, gerçek Atatürkçülüğü halkımıza sevdiren eserleri olması dikkat çekicidir. Sayın Başarır verdiği soru önergesiyle aslında, Adnan Oktar ve arkadaşlarının tutuklanmasını fırsat bilip müvekkilin eserlerinin Devlet Kütüphanelerinden çıkartılmasını amaçlamıştır. Bunun, kitapların okunmasını engellemeyi amaçlayan yasakçı bir tutum olduğu açıktır. Oysa, fikir özgürlüğünü savunan bir demokrat olarak kendisine yakışan, müvekkil Adnan Oktar’ın yokluğunda kitaplarına halkın ulaşmasını engellemeye çalışmak yerine, Adnan Oktar dışarıdayken bu kitaplara -eğer yapabiliyorsa- ilimle, bilimle, fikirle cevap vermektir. Fikirle cevap veremediğini, yasakla ortadan kaldırmaya çalışmak eşitlik, özgürlük ve adalet savunucusu olmakla övünen bir partinin mensubuna hiç yakışmamaktadır.
1. SAYIN BAŞARIR’IN SAFI, İFTİRA ve KARALAMALARLA MENFAAT SAĞLAYANLARIN YANI DEĞİLDİR
Son iki yıldır tüm CHP camiasının ve kamuoyunun geniş bir kısmının bizzat yaşayarak gördüğü üzere hukuksuzluk sessiz kalındıkça katlanarak ve ivme kazanarak büyüyen bir çığ gibi ilerlemektedir. Herhangi bir yerde herhangi bir kişiye karşı yapılan hukuksuzluğa göz yumulduğunda bu, büyük bir yıkıma sebep olacak çığı başlatan ilk adım olmaktadır. Ve hukuksuzluk her zaman, hukukun rafa kaldırılmasından bir şekilde menfaat sağlayanların çığırtkanlıklarıyla desteklenmektedir. Bu kişiler çok küçük menfaatler uğruna, masum insanların mağdur edildiklerini gördükleri halde yalanlar üzerine kurulu kumpasları desteklemekte, yalan olduğunu adları gibi bildikleri şeylerin var güçleriyle propagandasını yapmaktadırlar.
Bazı kişiler ise ideolojik olarak karşıt oldukları kişiler mağdur edildiğinde, yapılan hukuksuzluğu görmezden gelerek karşıtlarını kendilerince etkisiz hale getirmek için durumu fırsat olarak görmektedirler. Bu da en az yalan olduğunu, iftira olduğunu, haksızlık yapıldığını bile bile karalama kampanyaları yürütenlerin yaptıkları kadar vicdansızca bir tutumdur. Neticede her iki kesim de ortada bir hukuksuzluk olduğunu, insanların hayatlarıyla oynandığını bilmekte, bir kısmı açıkça yaygara yaparak bir kısmı da dolaylı yoldan hukuksuzluğu desteklemektedir. Böylece olabilecek en büyük felaketi, hukuksuzluğun olağanlaşmasını sağlamaktadır.
Büyük lider Atatürk’ün kurduğu partinin bir mensubu olarak Sayın Ali Mahir Başarır, bu iki kesimin de karşısında yer alıp, görüşü düşüncesi inancı yaşam tarzı ne olursa olsun herkes için, sansasyonlara, yaygaralara kapılmadan salt hukuktan yana olmalıdır.
Sayın Başarır, müvekkili ve arkadaşlarını şahsen tanımamaktadır. Müvekkil ile hiç karşılaşmamış, sohbet etmemiştir. Kumpas dosyasını okumamış, savunma delillerini incelememiştir. Tek bildiği, basından duyduğu karalama amaçlı yalan haberlerdir. Üstelik bugün kendisinin yana yakıla sabah akşam “Bunlar yalan yazmaya utanmıyorlar mı?” diye feryat ettiği bazı gazete ve TV kanallarının, provokatif paylaşımlarıyla ünlü sosyal medya yorumcularının verdikleri bilgileri esas almaktadır. Sayın Ali Mahir Başarır’a her şey bir yana, bugün göz göre göre yalan söylediklerine, provokasyon yaptıklarına, iftiraları yaymaktan zevk aldıklarına bizzat şahit olduklarıyla aynı safta durmuş olmak yakışmamaktadır. Bu durumu, kendi vicdanını ve gelecekte evlatlarına anlatacağı tarihini düşünerek bir an önce telafi etmesi gerektiği açıktır.
2. SAYIN BAŞARIR ve ARKADAŞLARI MÜVEKKİLİN 10 YILDIR ANLATTIKLARINI ŞİMDİ YAŞAYARAK ANLAMAKTADIR
Devlet Kütüphanelerinden Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasından bu yana tüm Türkiye, Adnan Oktar Davası’nda hukuksuzluklar silsilesinin nasıl bir senaryo içerisinde işlediğini daha iyi anlamıştır. Cumhuriyet tarihinin en büyük hukuksuzluklarının Adnan Oktar Davası’nda yaşandığını görmezden gelmekten vazgeçilmesi için geç kalınmış değildir. Ancak ısrarla bu tutumun devam etmesi durumunda da felaketin daha da büyüyeceği görülmektedir.
Aşağıda sadece birkaç örneğini verdiğimiz hukuk ihlalleri her yaşandığında haklı olarak var gücüyle tepki gösteren Sayın Başarır, tepki gösterdiği her hukuksuzluğun önce Adnan Oktar Davası’nda denendiğini unutmamalıdır. Zaman zaman kendisinin de katıldığı hukuksuzlukları olağanlaştırma kampanyaları sayesinde halk, hukukun çiğnenmesine alıştırılmıştır. Tahayyül edilmesi dahi mümkün olmayan hukuksuzluklar yapılırken Sayın Başarır gibi isimlerin bunlara destek vermesi doğal olarak kumpas odaklarını cesaretlendirmiş, bu çirkin cesaret şimdi hedefine kendilerini almıştır. “Bizden olmayan isterse yansın!” yaklaşımı, hukuksuzluk yılanının kendilerine de ulaşmasının tüm yollarını açmıştır.
Yakın arkadaşları hukuksuzluk değirmeni altında ezilirken Sayın Başarır’ın halen müvekkil Adnan Oktar’a duyduğu ideolojik karşıtlığı sebebiyle hukuku hiçe sayan fevri açıklamalar yapması bir tür akıl tutulması yaşandığı izlenimini vermektedir. “Neden onların mallarına el konulmuyor, neden evleri iş yerleri televizyon kanalları satılmıyor?” gibi çıkışlarla Sayın Başarır aslında müvekkil Adnan Oktar’a değil kendi dava arkadaşlarına daha da çok hukuksuzluk yapılmasının yolunu açmaktadır. Dava arkadaşlarını ve partisini hedef alan hukuksuzluk çarkının durmasını istiyorsa, yapması gereken “bilerek veya bilmeyerek desteklediği tüm hukuksuzluklar sebebiyle kamuoyundan özür dilemek” ve “bundan sonra koşullar ne olursa olsun, hiç kimse için hukuksuzluğu teşvik etmemek”tir. Aksi durumda bu hukuksuzluk değirmeni her şeyi öğütmeden durmayacaktır.
AYRICA SAYIN BAŞARIR’IN ŞU GERÇEĞİ DE GÖZ ARDI ETMEMESİ GEREKİR: Halkımızın CHP’nin son derece güzel bir temenni olan “kurtuluş yok tek başına ya hep birlikte ya hiçbirimiz” söylemine güven duyup CHP’yi iktidara taşıması durumunda, bir an için Sayın Ali Mahir Başarır’ın da Adalet Bakanlığı koltuğuna oturduğunu varsaysak; iktidara gelene kadar başta Adnan Oktar ve arkadaşları olmak üzere dindar insanlara yapılan hukuksuzlukları destekleyen ve “Daha yok mu?” üslubuyla teşvik eden Sayın Başarır’ın ilk icraatı ne olacaktır? Bugüne kadar kullandığı üsluptan, yaptığı yorum ve değerlendirmelerden anlaşılan, mevcut koşullardaki hukuk ihlallerini aynen devam ettirecek, muhtemelen bunlara yenilerini de ekleyecektir. Allah’ın varlığının ve birliğinin anlatıldığı kitapların Devlet Kütüphanelerinden çıkarılmasını talep eden anlayışa sahip biri olarak, muhtemeldir ki dindar insanların yasal faaliyetlerinin ve kültürel çalışmalarının sınırlandırılmasına çabalayacağı imajı vermektedir. Bu ihtimaller Sayın Başarır’ın bugüne kadarki üslubunun neticesinde oluşan haklı şüphelerdir. Peki, kendisinin ve çalışma arkadaşlarının “Bu durumda dindar ve muhafazakar kesim böyle bir şeyin başlarına geleceğini bile bile neden CHP’ye oy versinler?” sorusunun cevabını düşünmeleri gerekmez mi?
Başta Sayın Ali Mahir Başarır olmak üzere, hukuksuzluk dindarlara ve muhafazakarlara yapıldığı zaman destekleyen kişilerin üsluplarının ve tutumlarının değişmesi gerektiği açıktır. Sayın Başarır, kamuoyu önünde bu üslubunun yanlışını gördüğünü ifade etmeli, ‘dindar camialara yapıldığında hukuksuzluğu destekleme’ manasına gelen bir hiçbir üslup ve tavırdan yana olmayacağının garantisini vermelidir. Bu anlayışından ve tarzından vazgeçtiğini beyan etmesi, dindar kesimlere karşı önyargılı olmayacağını ve onların da haklarını koruyacağını ortaya koyması durumunda, müvekkil Adnan Oktar da hem kendisini hem CHP’yi gönülden destekleyecektir.
Müvekkilin desteği bazı kişilerin anladığı manada siyasi bir tutum değildir. Ülkemizin aydınlık geleceği için hayırlı olanın desteklenmesidir. Müvekkil Adnan Oktar her zaman yerli ve milli bir insan olmuş, siyasi görüşlere göre değil, Devletin ve milletin hayır ve yararına göre, iyi ve güzel olan her partiyi ve kişiyi desteklemiştir. Nitekim Sayın Tansu Çiller, Rahmetli Sayın Necmeddin Erbakan, Sayın Cumhurbaşkanımız gibi örneklerle de sabit olduğu üzere müvekkil Adnan Oktar’ın destekledikleri de mutlaka iktidar olmaktadır.
Sayın Başarır’ın, bugün dava arkadaşlarının maruz kaldığı her hukuksuzluğun ve anormalliğin ilk örneğinin 8 seneden bu yana Adnan Oktar Davası’nda yaşandığını görmesi açısından yaşananları kısaca özetlemek gerekirse;
Burada sıraladığımız örnekler, Adnan Oktar Davası’nda yaşanan hukuksuzlukların %1’i bile değildir. Henüz CHP’lilerin tecrübe etmedikleri daha onlarca mağduriyet, haksızlık ve hukuksuzluk müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına hali hazırda aralıksız yaşatılmaktadır. Örneğin müvekkil Adnan Oktar’a 8 yıldır kanuna aykırı olarak avukat görüş kısıtlılığı uygulanmaktadır. Avukatlarıyla yaptığı tüm görüşmeleri iki memur eşliğinde gerçekleşmekte, sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınmakta, kendisine gelen tüm savunma evraklarına el konulup incelenmekte ve kimi zaman haftalarca evraklar kendisine verilmemektedir. Bu koşullar altında savunma hakkını kullandığından bahsedilmesi mümkün değildir. Müvekkil Adnan Oktar, CHP davalarında yargılananların bu hukuk ihlallerinin hiçbirine maruz kalmamasını temenni etmektedir.
3. MİLLETİMİZİN HUKUKSUZLUĞU DESTEKLEYENİ İKTİDARA TAŞIMAYACAĞINI SAYIN BAŞARIR’IN GÖREBİLMESİ GEREKİR
Müvekkil Adnan Oktar hiç kimsenin mağdur edilmediği, haksızlığa maruz kalmadığı adil bir dünya istemektedir. Sayın Ali Mahir Başarır ise, anlaşılması zor bir şekilde, müvekkilin 100 yaşındaki annesinin ömrü boyunca çalışıp emekli maaşıyla aldığı mütevazi evine el konulmasını, yatağa bağımlı ve ağır hasta olan annesinin evden apar topar çıkarılarak evinin satılmasını mecliste büyük bir coşkuyla istemektedir. Şaşılacak bir şekilde “Neden Adnan Oktar’ın malları satışa çıkarılmıyor?” cümlesini kurarken kimlerin hayatlarının nasıl etkileneceğini, hangi masum insanların nasıl mağdur edileceğini hesap edemeyen birine milletimizin kendilerini yönetme imkanı vermekten imtina edeceğini kendisinin de görebilmesi gerekir. Şunu yeniden vurgulamak gerekir ki müvekkil Adnan Oktar bunları bir kızgınlık ya da karşıtlık duygusuyla değil, başta Sayın Ali Mahir Başarır olmak üzere tüm CHP’nin ve ülkemizin tüm siyasetçilerinin daha iyi, daha başarılı, daha vicdanlı, daha güçlü olmaları için iyi niyetli bir tavsiye olarak dile getirmektedir.
Son 2 yıldır, Sayın Başarır’ın dava arkadaşlarının bizzat yaşadıklarının da ortaya koyduğu üzere “Hukuk herkese lazım”dır. Hukuksuzluğu bilerek veya bilmeyerek desteklemek kişinin içinde yolculuk yaptığı gemiyi batıran dev bir felakete ivme kazandırmaktadır. Sayın Başarır 2018 yılında daha müvekkil ve arkadaşları hakkında iddianame dahi ortada yokken basında çıkan karalama haberlerine dayanarak yorumlar yapmamış olsa bugün yana yakıla kanal kanal dolaşarak kendisinin ve partisinin yaşadığı hukuksuzluklar nedeniyle feryat ediyor da olmayacaktı. Bu hukuksuzluk sarmalının durması için yapılması gereken en önemli hamle, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!” söyleminin slogan olarak kalmamasıdır. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisiyle aynı ideolojide olmayan, hatta kendisine karşı olana dahi adalet isteme vicdanını ve samimiyetini gösteremeyenin en başta kendisinin adalete kavuşamayacağı açıktır. Bu nedenle Allah Kuran’da adaletin temel ölçüsünü şöyle bildirmiştir:
Kovulmuş şeytanda Allah’a sığınırız
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. Nisa Suresi, 135
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 24.06.2026
0 Yorumlar