MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSUDUR

2025 yılı Mart ayında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ile başlayan süreçte, İBB Dosyası ve paralel davaların soruşturma yöntemlerine dair hukuksuzlukluk iddiaları kamuoyunda yoğun eleştirilere sebep olmaktadır.
Söz konusu bu eleştiriler, genellikle çeşitli hak ve hukuk ihlallerini içermektedir. Ancak bu dosyada yaşandığı belirtilen hukuk ihlallerin bire bir aynıları, hatta daha ağırları, Adnan Oktar Davası sürecinde de yaşanmış ve müvekkil Adnan Oktar, yaşanan bu hak ve hukuk ihlallerini kamuoyu ile paylaşarak düzenli bilgilendirmeler yapmıştır.
Bu bilgilendirmeler, ne yazık ki başta sol basın olmak üzere bazıları tarafından göz ardı edilmiş, hatta hukuksuzluk olduğunu bile bile yaşananları sevinçle karşılayan, alkış tutanlar olduğu görülmüştür. Şimdi gelinen aşamada, aynı hak ve hukuk ihlalleri kendi fikirlerini paylaşan veya sempati duydukları kesimlere yöneltildiğinde, bu çevrelerin tavrı aniden değişmiş, 2018’den bu yana köşe yazılarında, tv programlarında veya sosyal medya yayınlarında Adnan Oktar Davası’nda görmezden geldikleri eylemlerin hukuksuzluk olduğu akıllarına gelmiş ve ağır eleştiriler yöneltmeye başlamıştır.
1. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR 2018’DEN BU YANA “ETKİN PİŞMANLIK, İFTİRA İLE MASUMLARI MAĞDUR EDEN BİR SİSTEMDİR” DİYE UYARMAKTADIR
Adnan Oktar Davasında, müvekkilin bazı arkadaşları tutuklanıp cezaevlerine gönderildiğinde kendilerine “eğer iftiracı olmazsan bu hapishane avlusu dışında bir daha gökyüzünü göremeyeceksin” baskısı yapılmış, çaresiz bırakmak için bu kişilerin uzun yıllar boyunca elde ettikleri birikimlerine, aile şirketlerine, tüm mal varlıklarına da el konulmuştur.
Bu şartlar altında, içlerinde kronik hastalıkları olan bazı kişiler can havliyle mecbur kalarak önlerine getirilen düzmece senaryolara boyun eğmiş, hatta serbest kalmalarının yegane yolu olarak gördükleri “iftira at – kurtul” mekanizmasını adeta ‘bire bin’ katarak uygulamışlardır.
Şimdi, aynı şekilde İBB Dosyası kapsamında 2025 Mart ayından bu yana devam eden operasyonlar ve tutuklamalar neticesinde de ortaya pek çok “etkin pişman” kişi çıkmıştır. Bu kişilerin anlatımlarının doğru olup olmadığı yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır. Ancak görüldüğü kadarıyla dosyadaki sanıkların bir bölümü etkin pişman beyanlarının yalan olduğunu delilleriyle ortaya koymaktadır. Temennimiz Adnan Oktar Davasında olduğu gibi delilsiz beyanlar ve iftiralar üzerine hüküm kurulan bir yargılama süreci yaşanmamasıdır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi yine bu süreçte dikkat çeken temel husus ; konu Adnan Oktar Davası olduğunda bariz hukuksuzluklara tek kelime dahi etmeyen hatta büyük bir coşkuyla destekleyen başta sol basın olmak üzere bir kesimin, konu İBB Davası olunca bir anda hukuksuzlukları şiddetle eleştirmeye başlamış olmalarıdır.
Bu eleştirilerin arasında en yoğun gündem olan maddelerden birisi, etkin pişmanlığın insanları ‘korkutma ve dayatmayla iftira atmaya mecbur bırakan bir sistem olmasıdır’. Öte yandan etkin pişmanlığa başvuran şüphelilerin durumundaki tutarıszlık da ciddi eleştirilere sebep olmaktadır.
ÖRNEĞİN;
✤ Etkin pişman Aziz İhsan Aktaş, bir suç örgütü yöneticisi olduğu iddiasıyla 700 yıldan daha yüksek bir ceza ile yargılandığı halde serbest bırakılmış, ancak aynı dosyada çok küçük hapis cezalarına sebebiyet verecek suçlar isnat edilen pek çok kişi tutuklanmıştır.
Aynı şekilde;
ADNAN OKTAR DAVASINDA HAKLARINDA BİRDEN ÇOK NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR VE CİNSEL SALDIRI İDDİASI BULUNAN KİŞİLER, ÜSTELİK CİNSEL SALDIRI SUÇLARINDA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİ BULUNMAMASINA RAĞMEN, ETKİN PİŞMANLIK KAPSAMINDA SERBEST BIRAKILMIŞTIR. HATTA BU KİŞİLER, YARGILAMALARI ‘CEZA KARARIYLA’ SONUÇLANDIĞI GÜN TUTUKLANMALARI GEREKİRKEN HAKLARINDAKİ ADLİ KONTROL ŞARTLARI DAHİ KALDIRILMIŞTIR.
Bugün gelinen aşamada ise, söz konusu Adnan Oktar davası olduğunda ETKİN PİŞMANLARI GÜN AŞIRI KANALLARINA ÇIKARAN ÇEVRELER, İBB DOSYASINDA ETKİN PİŞMAN olan SERVET YILDIRIM isimli ŞÜPHELİNİN TV EKRANLARINA ÇIKARAK RÖPORTAJ VERMESİNİ ELEŞTİRMEKTEDİRLER.
Bilindiği üzere Servet Yıldırım isimli kişi katıldığı programda Sayın İmamoğlu başta olmak üzere İBB sanıkları hakkında yolsuzluktan, merkezi yurt dışında olan dev bir yapılanmanın parçası olmaya kadar onlarca itham ve iddiada bulunmuştur.
İBB dosyasında Etkin Pişman Servet Yıldırım, gazeteci Ferhat Murat’ın programına katılıp onlarca ithamda bulunmuştur.
Bugün bu duruma isyan eden çevreler, Adnan Oktar Davasında baskı ve korku altında etkin pişman yapılan kişileri kendi tv kanallarında defalarca ağırlayan, gazetelerinde övgülerle manşetlerine taşıyan çevrelerdir. Bu kişiler kendi kanallarında bir kez olsun “bu kişiler nasıl etkin pişman oldu?, baskıya maruz kaldılar mı?, baskıya maruz kaldılarsa anlattıkları güvenilir mi?” diye sorgulama ihtiyacı dahi duymamışlardır.
Şimdi ise İBB dosyası itirafçılarının basına röportaj vermesine adeta feryat etmekte dahası itirafçı Servet Yıldırım’ın beyanlarındaki çelişkiler maddeler halinde gündeme getirilmekte, anlatımındaki tutarsızlıklar ortaya konulmaya çalışılmakta, hatta taktığı kol saatinin değeri dahi eleştiri konusu yapılmaktadır. Örneğin Halk TV canlı yayınında dev ekran önünde grafiksel analizler yapılmış ve konu en ince detayına kadar dakikalarca masaya yatırılmıştır.
Sözcü Gazetesi de 25.02.2026 tarihli manşetini bu konuya ayırmıştır;
https://www.instagram.com/p/DVK4PcTiDdj/
Görüldüğü gibi gerek gazete gerek tv yayınlarda, gerekse sosyal medya paylaşımlarında etkin pişman Servet Yıldırım’ın her beyanı mercek altına alınmakta, tutarsızlıklar tespit edilmekte, hatta jestler ve mimikler üzerinden psiko-analizler yapılarak doğruyu söyleyip söylemediği değerlendirilmektedir. Tüm bunlar, şu anda cezaevinde tutuklu bulunan ve cevap hakkını kullanamayan kişiler açısından bir nevi “cevap hakkı” olarak da düşünülebilir. ANCAK bu cevap hakkı, konu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olunca hiçbir şekilde düşünülmemiştir.
Kamuoyunun daha önce bir kere dahi görmediği, tanımadığı, hakkında hiçbir kanaate sahip olmadığı kişiler, sırf müvekkil Adnan Oktar’a muhalif ve suçlayıcı söylemlerde bulundukları için adeta “baş tacı” edilmiştir. Bazıları defalarca ulusal TV kanallarına veya çok takipçili sosyal medya kanallarına çıkartılmış, yalan yanlış ne varsa söylemelerine müsamaha gösterilmiştir. Bu söylemlerin çelişkili olup olmadığı, hakaret içerip içermediği, gerçek olup olmadığı konusunda en ufak bir hassasiyet gösterilmemiştir.
Adnan Oktar Davasının iftiracılarından TV’lere çıkartılanlara bazı örnekler vermemiz gerekirse;
Üstelik sadece etkin pişmanlar değil, geçmişte husumetli olduğu müştekiler de defalarca yayınlara çıkarılmış ve gerçek olmadığı delillerle dosyada yer aldığı halde iftira atmalarına ve yalan söylemelerine izin verilmiştir .
Hal böyle iken, şu anda İBB Dosyasında tek bir etkin pişman kişinin bir röportaja çıkmış ve beyanlarda bulunmuş olması dahi bir kısım gazetecileri, yayıncıları hareket geçirmiş ve bu röportaja cevap yetiştirme yarışına sebebiyet vermiştir.
Elbette ki özgür ve tarafsız hareket eden basın mensupları, halkın gerçekleri öğrenme hakkı doğrultusunda her türlü konuyu araştıracak, her türlü haberi (suç teşkil etmediği sürece) takip edecek ve bu sırada her türlü röportajı da yapacaktır. Müvekkil Adnan Oktar bu konuda en ufak bir şüphe veya rahatsızlık duymamaktadır.
Ancak konu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda her türlü yalan beyan defalarca gerçekmiş gibi yayınlanırken, bunlara “masumiyet karinesi’ ve “cevap hakkı tanınması” ilkeleri büyük bir rahatlık içinde ortadan kaybolmaktadır.
Bu tutumun samimi olmadığı açıktır, çünkü sırf kendi taraftarlarına, kendi ideolojisine yakın olan çevrelere “cevap hakkı” vazgeçilemez bir değer olarak savunulurken, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına karşı bu hakkın hiç tanınmaması temel ahlaki değerlerle açıklanamamaktadır.
SONUÇ OLARAK
Yargıya güvenin ciddi oranda azalmasıyla ülkemizin içine sürüklendiği durum elbette hiçbir vatandaşımızı mutlu etmemektedir. Çok farklı görüşten, inanıştan veya siyasi çevreden gelse de tüm vatandaşlarımızın birbirlerine karşı hoşgörülü, şefkatli ve anlayışlı bir yaklaşım sergilemesi, mevcut sorunların pek çoğunun giderilmesinde çok önemli bir rol oynayacaktır.
İlk yapılması gereken şey; bir haksızlık ve hukuksuz sözkonsu olduğunda kendinden olanları savunup, karşı fikirden gördüğü insanlara hukuksuzluğu reva görmekten vazgeçmek olmalıdır.
Allah Kuran-ı Kerim’de pek çok yerde, adaletli olmayı büyük bir ahlaki erdem olarak bildirmekte ve adaletli davrananları sevip beğendiğini açıklamaktadır. Özellikle de karşı oldukları kişiler için dahi adaleti istemeyi övmektedir.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
Adaletli davranmak, sadece devleti ve yargı sistemini değil, tüm toplumu da kapsayan bir ahlak özelliğidir. Bu yüzden ülkece en öncelikli ihtiyaçlardan birisi, bire bir benzer uygulamaların bazı kişilere karşı yapıldığında bunlara sevinip desteklemek ama başka kişilere yapıldığında “ağır hukuksuzluklar” diye nitelendirilmesinden vazgeçmektir
Şurası kesindir ki, Türkiye Cumhuriyeti tüm vatandaşlarına eşit mesafede duran bir hukuk devletidir. Hukuk devleti olmanın temel şartı ise, insanlara kim olduğuna bakmaksızın hukukun herkese eşit şekilde uygulanmasıdır. Bugün hukuksuz olduğu gerekçesiyle yapılan eleştirilerin samimi bulunabilmesi, ancak aynı uygulamalar karşıt da olsa başkalarına yapıldığında da aynı tepkinin açıkça gösterilebilmesine bağlıdır.
Aksi halde ortaya çıkan tablo, hukukun evrensel ilkelerinin değil; kişiye, dosyaya ve algıya göre değişen bir anlayışın varlığına işaret eder. HUKUK, HERKES İÇİN HUKUK OLMADIKÇA; ADALETİN VARLIĞINDAN SÖZ EDİLEMEZ.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 27.02.2026
0 Yorumlar