
Gazeteci Ersoy Dede’nin genel yayın yönetmeni olduğu Diriliş Postası isimli internet gazetesinin 19 Nisan 2026 Tarihli bülteninde, “Uşak’ta CHP’stein Skandalı – Özkan Yalım’ı İhraç Edececekler” başlıklı bir haber yayınlanmış; haberin tanıtımı amacıyla Ersoy Dede’nin “X” isimli sosyal medya platformundaki kişisel hesabından da, habere ilişkin çeşitli yorum ve açıklamalar paylaşılmıştır. Yapılan haber ve paylaşımların detaylarına bakıldığında KONUNUN SADECE CHP’Lİ UŞAK BELEDİYE BAŞKANI ÖZKAN YALIM ile ilgili olduğu hemen görülmektedir.
Ancak konuyla bir ilgisi bulunmamasına rağmen, olmadık zorlama izahlarla, yersiz ve yakışıksız benzetmelerle müvekkil ADNAN OKTAR’IN ADININ DA HABERDE ve PAYLAŞIMLARDA ZİKREDİLİYOR OLMASI samimiyetten uzak bir anlayışla hareket edildiğini göstermektedir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın konuyla ilgili görüş ve düşünceleri şöyledir:
Sayın Dede’nin, müvekkil Adnan Oktar’ın ismini kullandığında, hem haber ve paylaşımlarının çok daha fazla kişi tarafından okunacağını hem de daha fazla takipçi kazanacağını düşündüğü anlaşılmaktadır. Daha çok okunmak, takip edilmek, ilgi görmek isteği olması da olağandır. Ancak bunu karalama yaparak, iftira atarak, doğru olmadığını çok iyi bildiği bilgileri paylaşarak elde etmesi mümkün değildir. Çünkü masum insanları karalamaya çalışarak yükselmeye çalışan kimseler halk nezdinde hiçbir zaman sevgi ve takdir kazanamazlar. Üstelik bu ahlak söz konusu kişilerin hem fiziken ve bedenen hem de zihnen çok hızlı çökmesine sebep olur.
Müvekkil Adnan Oktar hayatı boyunca kalitesine, zindeliğine, neşesine, sevenlerinin çokluğuna, fikirlerinin etkisine ve karizmasına haset edenlerin, kıskançlık duyanların iftiralarına maruz kalmıştır. Her defasında bu kıskançlık ve öfke, müvekkil Adnan Oktar’a daha çok sevinç, sağlık, bolluk, sevgi, dostluk ve bereket olarak dönerken, sahiplerine ise iç acısı olmuştur.
Bugün de halen, 8 yıldır cezaevinin zorlu koşullarında tek başına tutuluyor ve 80 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen;
- 30’lu yaşlarda bir delikanlı gibi genç görünümüyle, güçlü, sağlıklı, kuvvetli ve kudretli bir bünyeye sahip olması,
- Hem çok sevilmesi hem de sevme gücünün çok yüksek olması,
- Pek çok insan derin bir yalnızlık duygusuyla yaşarken müvekkilin çevresinde kendisine tutkuyla bağlı çok sayıda genç ve güzel insan bulunması,
- Kaleme aldığı 300’ü aşkın eserin Malezya’dan Amerika’ya, Fransa’dan Sudan’a dünya çapındaki etkisi,
- Darwinizm’i ve bağnazlığı fikren yerle bir etmiş olması,
- Binlerce insanın hidayet bulmasına, İslam’ın sıcak ve sevgi dolu dünyasını tanımasına vesile olması BAZI KİMSELERDE MÜVEKKİLE YÖNELİK DERİN BİR KISKANÇLIĞA SEBEP OLMAKTADIR.
Müvekkil Adnan Oktar’ın sevgisinin güçlü olması ve çok sevilmesine duyulan kıskançlık aslında basın dünyası içinde sıkça dile getirilen bir durumdur. Örneğin, neredeyse tüm ömrünü müvekkil Adnan Oktar aleyhinde iftira dolu, gerçek dışı çok sayıda habere imza atan gazeteci merhum Hıncal Uluç bir yazısında açıkça, “ADNAN OKTAR’I TEK KISKANDIĞIM KONU VAR, O DA ÇOK SEVİLİYOR OLMASI” ifadesini kullanmıştır.
Ayrıca kimi çevreler tarafından sıklıkla söylenen “sözüm ona müvekkil Adnan Oktar’ın kitaplarını güya başkalarının yazdığı” şeklindeki mesnetsiz iddiaların altında yatan sebep de YİNE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A DUYULAN KISKANÇLIK HİSSİNİN bir yansımasıdır. Kendilerinin elde edemedikleri başarı ve güzellikleri karalayarak yok edeceğini sanmak haset edenlerin en büyük açmazlarıdır. Çünkü bu insanların çırpınışları, içi boş hezeyanları, değil kendisine en ufak bir zarar vermek tam tersine çok sayıda hayır ve gelişmeye sebep olmaktadır.
Kıskançlık, Haset veya Öfkeyle Çıkılan Bir Yol Kimseyi Başarıya Ulaştırmaz
Öfke, haset veya kıskançlık gibi duygular, kamuoyunda dindar ve mutaassıp bir insan olarak bilinen Sayın Ersoy Dede’ye hiç yakışmamaktadır. Elbette insanların güzel şeylere özenmesi, ‘keşke bende de olsa’ diyerek gıpta etmesi son derece normal ve insani bir durumdur. Ancak maneviyata önem veren, her nasibin Allah’tan geldiğini bilen kimselere BAŞKASININ SAHİP OLDUĞU NİMETLERE BAKIP ÜZÜLMEK YA DA NİMETLERİNİ KAYBETMESİNİ İSTEMEK DEĞİL, ONUN ADINA SEVİNİP MUTLU OLMAK YAKIŞIR.
Ayrıca, müvekkil Adnan Oktar’ın başarıları karşısında kıskançlıktan kaynaklı bir hırçınlık duyanların aslında kendi hayatlarına bakıp KAÇ KİŞİNİN HİDAYETİNE, DOĞRUYU BULMASINA, GÜZEL AHLAK KAZANMASINA YA DA KENDİLERİNİ KİŞİLİK OLARAK DÜZELTİP OLUMLU YÖNDE DEĞİŞTİRMESİNE VESİLE OLDUKLARINA BAKMALARI VE ORTAYA ÇIKAN SONUCU SAMİMİ OLARAK DEĞERLENDİRMELERİ GEREKİR.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ON BİNLERCE İNSANIN HİDAYETİNE VESİLE OLUP HAYATLARINA SAYISIZ GÜZELLİK KATMIŞKEN, MÜVEKKİLİ KISKANANLARIN GENELİ KENDİ MUTSUZLUKLARINI, KARAMSARLIKLARINI, SEVGİSİZLİKLERİNİ YANSITIP İNSANLARI KENDİLERİNDEN UZAKLAŞTIRMAK DIŞINDA PEK BİR NETİCE ELDE EDEMEMEKTEDİRLER.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ON BİNLERCE SEVENİ VARKEN VE BU AMANSIZ KARALAMALARA RAĞMEN SEVENLERİ HER GEÇEN GÜN DAHA DA ARTARKEN MÜVEKKİLİ KISKANANLARIN VE HER FIRSATTA BU KISKANÇLIK VE HASETLERİ AĞIZLARINDAN TAŞANLARIN ÇEVRELERİNDE BİR TANE BİLE GERÇEKTEN KENDİNİ SEVEN KİMSE OLMAMASI ve KENDİLERİNİN DE KİMSEYİ SEVECEK GÜCÜ İÇLERİNDE BULAMAMALARI İBRETLİK BİR DURUMDUR.
Ersoy Dede’nin sosyal medya paylaşımında geçen müvekkil hakkındaki diğer gerçek dışı itham ve iddialara ilişkin cevaplarımız ise şöyledir:
1. BUGÜNE KADAR TEK BİR DELİLİ YA DA ÖRNEĞİ ORTAYA KONAMAYAN UYDURMA KASET VEYA ŞANTAJ İDDİALARI İLE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’I İLİŞKİLENDİRMEYE ÇALIŞMAK TÜMÜYLE DAYANAKSIZ VE BEYHUDE BİR ÇABADIR
Gazeteci Ersoy Dede’nin haber ve sosyal medya paylaşımında geçen ve yıllardır medyada adeta bir şehir efsanesi gibi dolaşan güya şantaj videoları olduğu iddiası ÇİRKİN BİR İFTİRADIR.
Basında ve sosyal medyada sık sık gündeme getirilen şantaj içerikli görüntülere dair bugüne kadar tek bir kare görüntü bile ortaya konulmamıştır; ÇÜNKÜ BÖYLE ŞANTAJ DA KASEDİ DE YOKTUR. HİÇBİR ZAMAN OLMAMIŞTIR.
Gerek 1999 gerekse 2018 operasyonlarında TEK BİR UYGUNSUZ VİDEO DAHİ BULUNMAMIŞTIR. Ayrıca herhangi bir video ile KENDİSİNE ŞANTAJ YAPILDIĞINI İDDİA EDEN BİR KİMSE DE YOKTUR. Hatta müvekkil ve arkadaşlarına yönelik her türlü iftiranın bulunduğu DAVA İDDİANAMESİNDE BİLE BÖYLE BİR KASET YA DA ŞANTAJ İDDİASI YOKTUR.
EĞER İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ HERHANGİ BİR ŞANTAJ KASETİ OLSA, 200’DEN FAZLA EV VE İŞYERİNE SABAHA KARŞI EŞ ZAMANLI YAPILAN BASKINLAR SIRASINDA BUNLARIN ELE GEÇİRİLMEMESİ MÜMKÜN OLMAZDI. ORTADA TEK BİR KARE GÖRÜNTÜ HATTA İZİ BİLE OLSA, BU DA YILLAR BOYU HİÇ ŞÜPHE YOK TÜM MANŞETLERDE VE HABERLERDE DURMAKSIZIN SAYFA SAYFA, SAATLERCE, GÜNLERCE YAYINLANIRDI.
Dolayısıyla gerek Sayın Dede gerekse ortada asla böyle bir kaset ya da görüntü olmadığını bilmelerine rağmen sırf müvekkil ve arkadaşlarını karalamak amacıyla bu gerçek dışı iddiayı ısrarla tekrarlayan kimseler ALENEN İFTİRA SUÇU İŞLEMEKTEDİRLER.
2. EPSTEİN DAVASINI ADNAN OKTAR’LA ÖZDEŞLEŞTİRMEK İSTEYENLER KENDİ KARANLIK HAYATLARINI ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞIYORLAR
Bir kısım medya tarafından müvekkil Adnan Oktar ile Epstein davasını özdeşleştirmeye çalışan çok sayıda haber ve yorum yayınlandığı kamuoyunun malumudur. Sayın Dede’nin de doğru olmadığını bilmesine rağmen gerçek dışı bu iddia ve çirkin benzetmeleri haber ve paylaşımlarına taşıması kendisine yakışmamıştır.
Epstein dosyası kullanılarak YAPILAN BENZETMELERİN ve İSNAT EDİLEN SUÇLAMALARININ HİÇBİRİSİ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA YOKTUR.
2018’deki operasyondan bu yana 8 yıldır dört bir koldan devam eden karalamaların ortaya çıkardığı kesin gerçek şudur ki: bu süreç müvekkil ve arkadaşlarının tertemiz, masum insanlar olduğunun ispatı olmuştur.
Devlet eliyle Adnan Oktar ve arkadaşlarının 200’e yakın evi ve işyeri aranmış, bilgisayarları telefonları ve tüm dijitalleri incelenmiş, ticari faaliyetleri ve gelirleri araştırılmış, özel hayatları didik didik edilmiş ve neticesinde müvekkil ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA HİÇBİR SUÇ VE SUÇ EMARESİ OLMADIĞI, AHLAKLI, İFFETLİ, DÜRÜST VE ONURLU OLDUKLARI GÖRÜLMÜŞTÜR. Devletimiz yüksek bir akıl ve hikmetle müvekkil ve arkadaşları hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırmıştır. Hepsinin imanlı, sabırlı, dirayetli, tevekküllü, cesur, sadık, vefalı ve çok yüksek ahlaklı seçkin insanlar olduklarını tüm Türkiye’ye göstermiştir.
Kaldı ki Epstein dosyasının yayınlanmasıyla ortaya çıkan belgeler, üst perdeden sürekli insanlara ahlak dersi veren bazı ikiyüzlülerin asıl kendilerinin doğrudan Epstein ile bağlantılı oldukları gerçeğini ibretlik şekilde ortaya koymuştur.
3. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA GEÇEN “YAŞI KÜÇÜK KIZLARIN İSTİSMARI” DEV BİR YALANDIR
Adnan Oktar Davası dosyasında sözde küçük kız çocuğuna istismar iddiasında adı geçen iki kişi vardır. Birisi dosyanın husumetli müştekisi Fırat Develioğlu’nun kızı olan Dilara Aktunç, diğeri husumetli müştekilerin eline düşen ve yalan beyanlar verdirilen Serra MohammadValipour’dur. Her iki kız çocuğunun da herhangi bir istismar veya tacize maruz kalmadığı yargılama boyunca tanık beyanları, HTS kayıtları, fotoğraflar, whatsapp ve telefon yazışmaları gibi yüzlerce somut delille açığa çıkmıştır. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ (BAM) 1 CEZA DAİRESİ’NİN BOZMA KARARIYLA DA BU GERÇEK HUKUKEN TESCİLLENMİŞTİR.
Cinsel saldırı isnatlarının tamamının gerçek dışı olduğunu kanunlar ve içtihatlar ışığında ortaya koyan bu karar, hukuk uygulandığında müvekkil Adnan Oktar’ın beraat edeceğini göstermiştir. Ancak, kumpası organize edenler büyük bir panikle hukuktan ve adil yargılamadan ödün vermeyen BAM hakimlerini linç etmiş, görevlerinden uzaklaştırılmalarına sebep olacak büyük bir provokasyon ve karalama kampanyası yürütmüşlerdir. Sırf bu adil ve masum hakimlerin başına gelenler dahi ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASININ BAŞTAN SONA KUMPAS OLDUĞUNUN VE KUMPASI AYAKTA TUTABİLMEK ADINA HER TÜRLÜ HUKUKSUZLUĞUN İŞLENEBİLECEĞİNİN İSPATIDIR.
4. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA TEK BİR DOĞAL MÜŞTEKİ, GERÇEK MAĞDUR YOKTUR. İSTİSMAR VE TACİZ İDDİALARI BAŞTAN SONA GERÇEK DIŞI KURGULARDIR
Adnan Oktar Davası dosyasında genç kadınların hepsi hapse atılmak tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır. Baskı ve tehditle sahte şikayetçi yapılması planlanan genç kızları korkutmak ve paniğe kaptırmak için haklarında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışına çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet Müdürlüğü'nün resmi telefonlarından aranarak ifadeye çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “Hakkında suçlamalar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhinde suçlayıcı ifade verip şikayetçi olursan seni sanık değil, mağdur diye yazarız” denmiştir. Müvekkil ya da arkadaşlarından hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendilerini tutuklanıp cezaevine gönderilmekten kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi olmak zorunda bırakılmışlardır.
Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. İfadeleri verirken kendilerine öğretilen uydurma senaryolardaki birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran, aynı konuda farklı zamanlarda defalarca çelişkili ifadeler veren çok sayıda "sözde" şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU BULUNMAMAKTADIR. Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut deliller, sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla arkadaş olduklarını, görüştüklerini, kendilerine güya sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur.
Örneğin S.M.C. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye ısrarla sitemkar mesajlar (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, kumpas davasının zoraki dayandırılmaya çalışıldığı güya dini telkin sebebiyle robotlaşmış, iradesi ellerinden alınmış kadınlar senaryosunu yerle bir etmektedir.
Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR sözde TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
Sözde TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE MUTLU-MESUT GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da “sistemli cinsel istismar ya da kandırılmış kadınlar” KURGUSUNU TAMAMEN YIKMIŞTIR.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALAR DA, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI ORTAYA KOYMAKTA ve İSPATLAMAKTADIR.
5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA UYUŞTURUCU, ALKOL YA DA HİÇBİR YASAKLI MADDE OLMADIĞI DA İSPATLANMIŞTIR
11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Adnan Oktar operasyonunda, TOPLAM 125 EV VE İŞYERİNE EŞ ZAMANLI ŞEKİLDE BİR ŞAFAK BASKINI YAPILMIŞ VE 168 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTIR.
Gözaltına alınan 168 kişi, DERHAL sağlık kontrolüne götürülmüş ve MÜVEKKİL DAHİL OLMAK ÜZERE, 168 kişinin her birinden LABORATUVAR ÖRNEKLERİ alınmıştır. ÖYLE Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE BİLE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ VE HİÇBİR YASAKLI MADDEYE RASTLANMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Alınan laboratuvar örneklerinde;
- 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU MADDE ÇIKMAMIŞ,
- 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ ALKOL İZİNE RASTLANMAMIŞ,
- 168 KİŞİNİN TAMAMI İÇİN 18.07.2018 tarihli, 40968900-101.02-2018/66937 sayılı Adli Tıp Raporuyla KANLARINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE, ALKOL VE HATTA HERHANGİ BİR PSİKOLOJİK İLAÇ İZİ DAHİ BULUNMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
- HATTA, BU 168 KİŞİDEN VE EVLERİNDEN TEK BİR SİGARA PAKETİ DAHİ ÇIKMAMIŞTIR.
Aşağıda Adli Tıp Raporu’nun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste, test yapılan 168 kişide de aynı şekildedir.
BENZER ŞEKİLDE 1999 YILINDA YAPILAN POLİS OPERASYONUNDA DA, EVLERDEKİ EŞYALARIN DAHİ ÜZERİNDE UYUŞTURUCU ARANMIŞ ANCAK TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 TARİHLİ EPİKRİZ RAPORUNDA HERHANGİ BİR UYUŞTURUCU İZİNE RASTLANMADIĞI BELİRTİLMİŞTİR. (Aşağıda)
1999 operasyonunda el konulan eşyalar üzerinde yapılan incelemeye dair ekspertiz raporu uyuşturucu ve izi bulunmadığını ortaya koymuştur
Müvekkil Adnan Oktar’a yapılan kokain testinin sonucu da temiz çıkmıştır. Aşağıda yer alan 30.11.1999 tarih ve 1999/420 sayılı raporda müvekkilden alınan saç örneklerinde “ADNAN OKTAR’IN YAPILAN SAÇ TESTİNDE KOKAİN YA DA KOKAİN TÜREVLERİ BULUNMAMIŞTIR…. Bu tarihler arasında saç kesitlerinde KOKAİNE RASTLANMAMIŞTIR” sonucu çıkmıştır.
6. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA BİR TANE BİLE ZORLA ALIKONULAN KİŞİ YOKTUR
Gerek 1999 gerekse 2018’de düzenlenen operasyonlarda eş zamanlı olarak yüzlerce ev ve işyerine sabaha karşı eş zamanlı baskınlar düzenlenmiş ve hiçbir yerde esir alınmış, zorla alıkonulan, şiddet görmüş, iradesi elinden alınmış, şuur kaybı yaşayan hiçbir kadına rastlanmamıştır. Dahası, ani baskınla girilen bu yüzlerce ev ve işyerinde tek bir uygunsuz duruma dahi rastlanmamıştır.
Güya zorla alıkonulan kişiler olduğu şeklindeki kurgu defalarca müvekkil aleyhinde kullanılmış ve her defasında da çürütülmüştür. Emniyet, Yargı ve tüm kurumlar bunun koskoca bir yalan olduğunu çok iyi bilmekte, bir kısım basın ise bile bile bu yalanı devam ettirmeye çalışmaktadır.
Öyle ki bu kumpası kurgulayabilmek için geçmiş yıllarda da “esir tutulduğunu” anlatan el yazılı isimsiz bir kadının ihbar mektubuyla müvekkile kumpas kurulmaya çalışılmış, ancak mektup üzerinde yapılan teknik incelemede İHBAR MEKTUBUNUNUN SAHTE OLDUĞU ve MEKTUBU YAZANIN DA BİR ERKEK OLDUĞU açığa çıkmıştır.
dosyada zorla müşteki yapılan genç kadınların hayatları incelendiğinde ise;
- Hemen hepsinin üniversite eğitimini tamamladıkları
- Eğitim hayatlarında çok başarılı oldukları
- Avukat, öğretmen, hemşire gibi meslek sahibi oldukları
- Sosyal medyayı aktif olarak kullandıkları, birçoğunun sosyal medya fenomeni olduğu, dışa dönük ve sosyal bireyler oldukları
- Kendilerini ve kanuni haklarını nasıl koruyacaklarını bildikleri
- Aileleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları, tecavüz iftirası attıkları kişilerle hiçbir zorlamaya maruz kalmadan uzun yıllar düzenli olarak kendi istekleriyle görüştükleri
- Sosyal medyalarındaki paylaşımlarından müvekkil ve arkadaşlarıyla yaşadıkları dönem boyunca neşeli, hayat dolu ve mutlu oldukları açıkça görülmektedir.
Tüm bunlar ve daha başka pek çok gerçek, GÜYA “ORTADA ZORLA ALIKONULMUŞ, İRADESİNİ YİTİRMİŞ, MAĞDUR” KADINLAR OLDUĞU SAFSATASINI YERLE BİR ETMİŞTİR.
Bu kadınlar müvekkil ve arkadaşlarıyla görüştükleri dönemde hayatlarının en güzel, en ferah, en değer gördükleri, en kaliteli günlerini yaşamışlardır. Bir kısmı evlilik planıyla, bir kısmı geniş ve seçkin çevre edinme ya da popüler olma arzusuyla, bir kısmı da rahat yaşam sürmek ve geleceğini garanti altına almak güdüsüyle müvekkil ve arkadaşlarıyla arkadaşlık etmiş, operasyonla birlikte oluşan linç, karalama, tehdit ve korku ortamında canlarını kurtarabilmek adına güya “zorla tutuldukları” yalanına sığınmışlardır.
7. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA ŞİDDET, BASKI veya TEHDİT GÖRMÜŞ TEK BİR KADIN BİLE YOKTUR
Hem 1999’da hem de 2018’de gözaltına alınan tüm kadınlar muayeneye götürülmüş ve tek bir tanesinin dahi şiddet gördüğüne dair en ufak bir ize rastlanmamıştır. Tek bir tane dahi darp raporu yoktur.
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sözde mağdurların hepsi eğitimli, meslek sahibi kadınlardır. Hatta içlerinden kadın hakları üzerinde uzmanlaşmış ve gerçek mağdur olanlara destek veren avukat, binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni, her gün okulda eğitim veren öğretmenler vardır. Bu kadınların herhangi bir şiddete maruz kalmaları durumunda tek bir telefonla ya da sosyal medya paylaşımlarıyla ortalığı ayağa kaldırabileceklerini, bir tane fotoğraf çekerek veya ses kaydı alarak maruz kaldıkları şiddeti belgelendirebileceklerini bilmiyor olmaları imkansızdır.
800 klasörden oluşan Adnan Oktar Davası dosyasında kadınların şiddete, baskıya maruz kaldığına dair bir tane dahi somut belge, delil, veri, fotoğraf, video kaydı vs yoktur. Aksine dosyadaki tüm deliller kadınların el üstünde tutulduklarını, çok mutlu ve güzel bir hayat yaşadıklarını ve yaşadıkları her detaydan memnun olduklarını ortaya koymuştur.
8. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA GAYRİ AHLAKİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR
Türkiye’nin herhangi bir ilinde özellikle de İstanbul gibi bir metropolde sabaha karşı rastgele 200’e yakın eve operasyon düzenlense son derece ilginç manzaralarla karşılaşılması, gayri ahlaki hata suç unsuru olan birçok duruma rastlanması çok yüksek bir olasılıktır. Müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin iftira ve karalamaların boyutları göz önünde bulundurulduğunda ise, operasyon sabahı da böyle uygunsuz manzaralarla karşılaması beklenirdi.
Oysa, bu beklentinin tam aksine;
Polis ve basın kameraları eşliğinde düzenlenen operasyonda tek bir tane dahi gayri ahlaki durum ile karşılaşılmamıştır. Dolayısıyla, bu durum müvekkil ve arkadaşlarının İFFETİNİN, NAMUSUNUN, DÜRÜSTLÜĞÜNÜN, MASUMLUĞUNUN, TEMİZLİĞİNİN İSPATI ve DEVLET ELİYLE TESCİLLENMESİ OLMUŞTUR.
Operasyondan akıllara kazınan ve vicdanları yaralayan tek görüntü ise, sırf zulüm, işkence ve eziyet etmek ve kumpasçıların çirkin mesajını medyaya servis etmek amacıyla masum, iffetli, ahlaklı, tertemiz kadınların başlarına baskını düzenleyen polislerin uzun namlulu silahları doğrultulmuş halde, yüzleri üstü, elleri sırtlarından kelepçeli olduğu halde gün boyu yerde tutuldukları görüntülerdir. En temel insan haklarını böylesine ağır şekilde ihlal eden bir uygulama dahi, konu müvekkil ve arkadaşları olduğunda kumpasa destek veren bir kısım basın ve kumpasçılarla işbirliği içinde olan bazı gazeteciler tarafından adeta alkışlarla karşılanmış, sevinç nidalarıyla yayınlanmıştır.
8.1 MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN HANIM ARKADAŞLARI İFFETLERİYLE TANINAN TERTEMİZ DİNDAR HANIMLARDIR
Epstein benzetmesi yapılarak müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik (aralarında Ersoy Dede’nin de bulunduğu) birtakım gazeteciler ve sosyal medya trolleri tarafından dile getirilen ahlaksızca iftiralar çok büyük bir çirkinliktir. Müvekkilin hanım arkadaşlarının efendilikleri, iffetlerine olan titizlikleri herkes tarafından çok iyi bilinen bir hakikattir. Müvekkilin hanım arkadaşlarını tanıyan, bilen, gören herkes ciddiyetlerini, mesafeli tutumlarını, ağırbaşlı oluşlarını, iffetli ve izzetli tavırlarını çok yakından bilmektedir. Her biri bulundukları ortamda nezaketleri, efendilikleri, görgüleri, naiflikleri ile dikkat çeken, tanımadıkları bir insanla mümkün olduğunca göz göze dahi gelmeyen bu hanımlar hakkında hiçbirini tanımadan ve bilmeden çirkin iftirada bulunmak kuşkusuz ağır bir vicdan tahribatıdır.
Şu an müvekkil ve arkadaşlarını kendilerince güçsüz ve cevap hakları kısıtlı gördükleri için, böyle asil ve yüksek karakterli dindar kadınlara akıl almaz çirkinliklerde iftiraları büyük bir rahatlıkla atanlar, masa başında toplanıp kendilerince alaycı ve üst perdeden üslupla tertemiz bu hanımlar hakkında yorumlarda bulunanlar Allah Katında çok büyük bir vebal yüklenmektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)
8.2 MÜSLÜMAN KADINLARA ZİNA SUÇLAMASINDA BULUNABİLMEK İÇİN DİNİMİZE GÖRE DÖRT (4) ŞAHİT GETİRİLMESİ GEREKİR
Allah Kur’an’da, bir kimseye karşı zina isnadında bulunanların ancak “DÖRT ŞAHİTLE GELMELERİ” gerektiğini şöyle bildirmiştir:
“Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR” demeleri gerekmez miydi? ”
“Ona karşı DÖRT ŞAHİTLE GELMELERİ gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir .”
“Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu.”
“O durumda SİZ ONU (İFTİRAYI) DİLLERİNİZLE AKTARDINIZ VE HAKKINDA BİLGİNİZ OLMAYAN ŞEYİ AĞIZLARINIZLA SÖYLEDİNİZ VE BUNU KOLAY SANDINIZ ; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür.”
“Onu işittiğiniz zaman: “Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah’ım) Sen Yücesin; bu BÜYÜK BİR İFTİRADIR ” demeniz gerekmez miydi? ”(Nur Suresi, 12-16)
Görüldüğü gibi, zina ithamına ilişkin Kur’an ayetleri son derece açıktır.
Bir Müslümana, DELİLSİZ YANİ DÖRT ŞAHİT GÖSTERMEDEN zina isnadında bulunmak BÜYÜK BİR HARAMDIR . Ayetin bildirdiği üzere, Müslümanlara zina iftirası atıp da dört şahit getirmeyenler “Allah Katında yalancıların ta kendileri” olarak tanımlanmaktadır.
Yani, bunların artık “KENDİLERİNE GÜVEN OLMAYACAK” insan oldukları, dolayısıyla herhangi bir konudaki şahitliklerinin de ömür boyu geçersiz olduğu bildirilmektedir. Çünkü, kin ve öfkelerine, kötü zanlarına uyarak iftiraya ortak olmaları bu insanların nefislerine Allah’ın emirlerine itaat etmekten daha sevimli görünmüş ve bunun sonucunda harama girerek “Allah Katında çok büyük (bir suç)” işlemişlerdir.
Yüce Allah Kuran’da, hiçbir delili olmadan mü’min kadınlara fuhuş iftirasında bulunanların durumunu,
“Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette LANETLENMİŞLERDİR. Ve onlar için büyük bir azab vardır. ” (Nur Suresi, 23)
şeklinde açıklamaktadır.
Ayrıca, Allah Kuran’da bir konu hakkında herhangi bir bilgisi veya delili olmamasına rağmen bunun peşinden giderek iftirada bulunanların, bu yaptıklarından dolayı mutlaka Allah Katında sorumlu tutulacaklarını, İsra Suresi’nin 36. ayetinde şöyle bildirmektedir:
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.”(İsra Suresi, 36)
Kaldı ki husumetli bazı çevrelerin Adnan Oktar ve arkadaşlarına saldırı ve karalama amacıyla ürettikleri iftiralara, safsatalara, gerçek dışı iddialara itibar ederek bunları tekrar etmesinin ve desteklemesinin, Sayın Ersoy Dede’ye bir şey kazandırmayacağı gibi samimiyetine, dürüstlüğüne ve saygınlığına gölge düşüreceği de açıktır.
9. EPSTEIN’İN TEMSİL ETTİĞİ EVRİMCİ ZİHNİYET İLE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN YAŞAMI VE İNANDIĞI DEĞERLER TABAN TABANA ZITTIR
Müvekkil Adnan Oktar, 40 yılı aşkın süredir evrim teorisine karşı yürüttüğü etkili çalışmalarıyla tanınmaktadır. Müvekkil, evrim teorisini sadece biyolojik bir iddia değil, tüm dinsiz ideolojilerin, birçok sapkın inancın temelindeki felsefi yapı olarak görmüş ve bunu belgeleriyle ortaya koymuştur.
Epstein dosyasından çıkan bazı bilgiler ve isimler, Epstein’in temsil ettiği karanlık yapılanmanın, militan evrimci olarak bilinen bazı bilim adamlarına verdiği desteği ve ülkemizdeki bazı tanınmış evrimcilere kadar uzanan tehlikeli ağı gün ışığına çıkarmıştır.
Müvekkil Adnan Oktar ise, evrim teorisinin bilimsel geçersizliğini ve Darwinist-materyalist felsefenin toplum için tehlikelerini ortaya koyan etkili çalışmaları ile, Epstein örgütünün, bazı evrimciler vasıtasıyla Türkiye üzerindeki karanlık oyunlarını bozmuştur.
9.1 EPSTEIN’IN MİLİTAN EVRİMCİ OLARAK BİLİNEN BİLİM İNSANLARIYLA KURDUĞU YAKIN İLİŞKİLER
ABD Adalet Bakanlığı'nın yayınladığı belgelere göre Jeffrey Epstein, Darwinizmi destekleyici evrimsel çalışmalar yapmaları için Richard Dawkins, Jerry Coyne ve John Brockman gibi evrimci isimlere ve bunların kurdukları evrimci vakıf ve lobilere yüksek miktarlarda bağışlar yapmıştı. Hatta bu kişilere özel uçağını dahi tahsis etmişti.
- Epstein’in ilişki kurduğu ünlü akademik kurumların başında Harvard Üniversitesi gelmektedir. 2008’deki mahkumiyetinden önce Harvard’a 9 milyon dolardan fazla bağışta bulunmuş, bu bağışın 6,5 milyon doları matematikçi Martin Nowak’ın liderliğindeki Harvard Evrimsel Dinamikler Programı’na (PED) yapılmıştır. Epstein’in, mahkumiyetinden sonra da bu programı ziyaret etmeye devam ettiği, 2018’de 40’tan fazla kez ziyarete gittiği ve hatta orada bir ofisi de olduğu bilinmektedir. Üniversite mezunu dahi olmayan birinin, böyle bir programı desteklemesi ve bu kadar yakından takip etmesi son derece dikkat çekicidir.
- Martin Nowak, Epstein soruşturmasında adı en çok geçen isimlerden biridir. Bilim çevrelerinde çok tanınmış evrimci bir yayın olan Scientific American dergisinin yönetim kurulunun eski bir üyesi olan Nowak, 23 Eylül 2009’da Epstein’e gönderdiği bir e-postada, “[Ben] Scientific American’ın yeni kurulan danışma kurulundayım,” diye yazmış ve Epstein’e “Oradaki neredeyse herkes sizin arkadaşınız gibi görünüyor.” Demiştir. Nowak, 2011’de yayımlanan “SuperCooperators” adlı kitabında, Princeton Üniversitesi’ndeyken Epstein’in kendisini adasına davet ettiğini anlatmıştır.
Bilindiği gibi, Scientific American dergisi evrim teorisinin en güçlü savunucularından biridir. Hemen her yayınında evrim teorisini savunan bir haber yapmasının yanı sıra, evrim savunucularının, bulunan çeşitli soyu tükenmiş maymun türlerine ait fosilleri, güya primatlarla insanlar arasındaki ara geçiş formuymuş gibi göz boyamalarına sözde kanıtmış gibi sundukları yayınların başında gelmektedir.
Scientific American dergisinin hemen her sayısının kapağında evrim teorisiyle ilgili bir başlık bulunmaktadır. Burada sadece birkaç örneğe yer verilmiştir. (Yukarıda)
Müvekkil Adnan Oktar’ın bu derginin iddialarının bilimsel olarak çürütüldüğü çok sayıda kitabı ve makaleleri bulunmaktadır. Scientific American dergisinde de müvekkil Adnan Oktar hakkında çok sayıda haber yapılmıştır.
- Bir başka evrimci bilim insanı, Harvard Üniversitesinden fizikçi Lisa Randall’ın da 2014’te Epstein’in özel jetiyle seyahat ettiği ve özel adasına gittiği ortaya çıkmıştır. Hatta Randall, Epstein ile e-posta yazışmasında 2008’de aldığı hapis cezası hakkında şakalar dahi yaptığı ifşa edilmiştir. Lisa Randall, Epstein’in fonladığı Edge Vakfında yer alan bilim insanlarından biri olmakla birlikte, evrim teorisini savunan, Yaratılışı savunanları eleştiren yazıları ile bilinmektedir. Bunlara bir örnek Edge vakfının web sitesinde yer alan yazılarıdır. (https://www.edge.org/conversation/lisa_randall-dangling-particles)
- Epstein’in avukatı da Harvardlı profesör Alan Dershowitz’ti. Dershowitz, Epstein’in savunması için yardıma ihtiyaç duyduğunda, Harvard psikoloğu ve dilbilimci ve evrimci iddialarıyla tanınan, “militan evrimci”lerden Steven Pinker’a başvurmuştu.
Epstein (solda) ve evrimci, ateist psikolog ve dilbilimci Steven Pinker (sağda) bir arada (Üstteki Fotoğrafta)
Epstein ve Steven Pinker başka bir ortamda yine bir arada (Yukarıda)
- Epstein’in yakın ilişkide bulunduğu bir diğer militan evrimci ve ateist ise Richard Dawkins’tir. Richard Dawkins, Epstein dosyalarında 300’ü aşkın kez ismi geçen, Epstein’in malum jeti ile seyahat etmiş evrimcilerden biridir.
Yukarıdaki fotoğrafta Richard Dawkins ve Epstein bir yemekte görülmektedir.
Bu fotoğraf, Epstein hakkındaki suçlamalar ortaya çıktıktan sonra çekilmiştir; yani Evrimci Richard Dawkins, Epstein’in çocuk istismarı, tecavüz gibi suçlamalardan hüküm aldıktan sonra bu görüşmeyi yapmıştır.
Richard Dawkins de pedofiliyi normal ve zararsız gösteren ifadeleri olan biridir. Az pedofilinin zarar vermeyeceğini savunacak kadar sapkın görüşleri bulunmaktadır.
Evrim teorisinin ve ateizmin militan savunucuları olarak bilinen Richard Dawkins, Steven Pinker, Daniel C. Dennett ve Edge Vakfının kurucusu John Brockman, 2002 yılında Epstein’in jetiyle seyahat ederlerken (Yukarıda)
EDGE VAKFI, EPSTEIN VE DARWİNİSTLER
Jeffrey Epstein’in, John Brockman tarafından kurulan Edge Vakfı aracılığıyla bilim ve teknoloji dünyasının önde gelenlerine ulaştığı bilinmektedir. Epstein bu vakfa büyük miktarlarda bağış yaparak, bu vakfın özel yemek ve konferanslarına katılarak, Richard Dawkins gibi önde gelen evrimcilerin de aralarında olduğu bilim insanlarını çevresinde toplamıştır.
Yakın dönemde çıkan haberlere göre Epstein, 2008 yılındaki mahkumiyetinden sonra bile bu çevrelere geri dönebilmiş, hapisten çıktığı 2009 yılında itibaren Edge Vakfı'na tekrar bağış yapmaya devam etmiştir.
İlginç olan, tanınan, önde gelen ne kadar evrimci ve ateist bilim insanı varsa, bu vakfın altında toplanmış olmalarıdır. EPSTEIN’İN YÜKLÜ MİKTARLARDA BAĞIŞ YAPTIĞI EDGE VAKFI ADETA DARWİNİST LOBİNİN MERKEZİ NİTELİĞİNDEDİR.
Bu kişilerden sadece bir kaçı şöyledir:
- Richard Dawkins — Evrimsel biyolog
- Robert Trivers — Evrimsel biyolog
- Niles Eldredge — Paleontolog (evrim/paleontoloji; trilobit evrimi uzmanlığı)
- Randolph Nesse — Evrimsel biyolog / evrimsel tıp & evrimsel psikoloji
- H. Allen Orr — Evrimsel genetikçi
- PZ Myers — Evrimsel gelişim biyolojisi
- George C. Williams — Evrimsel biyolog
- Steven Pinker — Psikolog (insan davranışı/evrimsel tartışmalarla kesişen çalışmalarıyla bilinir)
- Daniel C. Dennett — Felsefeci / bilişsel bilim (evrim ve zihin felsefesi kesişimi)
Edge Vakfı'nda bu isimleri bir araya getiren evrim temalı oturum örnekleri de yayımlanmıştır. Edge Vakfı'nın bilim dünyasındaki etkisini ve yönlendirmesini anlamak için işleyişini öğrenmek yeterli olacaktır.
İşleyişi hakkındaki bilgiyi ise, müvekkil Adnan Oktar’ın bilimsel veriler kullanarak fikirlerini eleştirdiği bazı Türk evrimcilerin Türkiye’ye davet ederek röportaj yaptıkları ve müvekkil aleyhine hazırladıkları kitapta yayınladıkları, Prof. Dr. Jerry Coyne anlatmıştır.
Evrimci profesör Jerry Coyne ile yapılan röportajın giriş kısmı şöyledir. Söyleşiye katkıda bulundukları belirtilen Prof. Dr. Aykut Kence, Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy, müvekkil Adnan Oktar’ın bilimsel olarak eleştirdiği önde gelen Türk evrimcilerdir:
Jerry Coyne, söyleşi sırasında evrim teorisinin en çok Amerika ve Türkiye’de başarısız olduğunu ve kendisinin de bu sebeple Türkiye’ye geldiğini belirtmiştir:
YANİ EVRİMCİ VE EPSTEIN’İN BÜYÜK BAĞIŞÇISI VE MÜDAVİMİ OLDUĞU EDGE VAKFI'NIN ÜYELERİNDEN BİRİ OLAN EVRİMCİ JERRY COYNE, TÜRK HALKININ DİNDAR OLDUĞU İÇİN EVRİM TEORİSİNİ KABULLENMEDİĞİNİ, BU DURUMDAN KENDİSİNİN UTANÇ DUYDUĞUNU VE BUNU DÜZELTMEK, YANİ TÜRK HALKINA EVRİM TEORİSİNİ, YANİ İNANÇSIZLIĞI, DİNSİZLİĞİ, ATEİZMİ BENİMSETMEK İÇİN TÜRKİYE’YE GELDİĞİNİ BELİRTMEKTEDİR.
Jerry Coyne, yine Edge Vakfı'ndan olan Dawkins ve Dennet gibi kişilerle aynı fikirde olduğunu ve dinin ortadan kaldırılması gerektiğine inandığını belirtmiştir:
Evrimci Jerry Coyne, Edge Vakfı ve kurucusu Brockman içinse çok dikkat çekici ifadelere yer vermiştir:
Yukarıdaki ifadeler son derece önemlidir. Jerry Coyne, Edge Vakfı'nın kurucusu, Epstein’in çok yakını olan Brockman’ın bilim insanlarına bir konuda kitap yazmalarını söylediğini ve onların da yazdıklarını belirtmiştir.
Bu gerçek, müvekkil ADNAN OKTAR’IN YILLARCA BAHSETTİĞİ "DARWİNİST LOBİNİN NASIL İŞLEDİĞİ"NİN tipik bir örneğidir. Edge Vakfı, maddi gücünü kullanarak ve bu bilim insanlarını fonlayarak, istediklerini yazdırmakta ve anlattırmaktadır. Bu gerçek, Epstein’in Harvard’daki Evrimsel Dinamikler Programı’nı neden o kadar yakından takip ettiğini, hatta üniversitede bir ofisi olduğunu – üniversite mezunu dahi olmamasına rağmen – açıklamaktadır.
Özetle, müvekkil Adnan Oktar bilimin “evrim yok” dediğini karşı konulamaz delilleriyle ortaya koymuş, 1800’lerin ilkel koşullarında öne sürülen Darwinizm’in geçersizliğini tüm dünyaya göstermiş ve Allah’ın varlığının ve birliğinin apaçık bir hakikat olduğunu anlatmıştır. Darwinizm’i bir daha toparlanması mümkün olmayacak şekilde yerle bir etmiştir.
Jerry Coyne’un da ifadesiyle: “Türkiye’de evrim teorisi tutunamamıştır. Bunun sebebi ise müvekkil Adnan Oktar’ın kararlı ve etkili çalışmalarıdır.”
YANİ Türkiye’de Epstein’in etkilerini ve bağlantılarını arayanların, MÜVEKKİLE DEĞİL TÜRKİYE’DEKİ EVRİMCİ LOBİYE BAKMALARI YETERLİ OLACAKTIR.
Sayın Ersoy Dede’nin de hiçbir belgesi, dayanağı, doğruluğu olmayan bir yığın yalan, karalama ve iftiraları değil bu somut gerçekleri esas alması doğru olacaktır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 27.04.2026
0 Yorumlar