Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Adnan Oktar Davasındaki Hukuksuzlukları Yok Sayarak Hukuk Savunulamaz

Taha Akyol 21 Nisan 2026 tarihli Karar Gazetesi’nde “Güç karşısında adalet” başlıklı bir köşe yazısında “doğal hakim ilkesinin ihlali” ve “kanunlara göre hareket eden hakimlerin haksız bir şekilde görevlerinden uzaklaştırılmalarını” eleştirirken çok önemli bazı gerçekleri göz ardı etmiştir.

https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/guc-karsisinda-adalet-1607623

Taha Akyol’un son yıllarda Türkiye’de yaşanan hukuk ihlallerinin başında gelen bu konulara değinmesi elbette kıymetlidir, ancak bu eleştirilerinin etki oluşturması için aynı ihlaller kime yapılırsa yapılsın bunları gündeme getirmesi ve karşısında durmasıyla mümkün olacaktır. Yani, bazı davalardaki bu ihlalleri dile getirirken tüm bu hukuksuzlukların başlangıç noktası olan Adnan Oktar Davası'nda aynılarının ve daha fazlasının yaşanmış ve yaşanıyor olmasını göz ardı etmesi samimi bir tutum değildir.

Taha Akyol

Bahse konu köşe yazısında, bir takım odakların yargıyı ağır baskı altına alabildiğini, hatta işleyişine etki edebildiğini ifade ederken, “Türkiye’de öteden beri “bizden-sizden” diye baktığımız için, temeldeki sorunlar sadece el değiştirdi, çözülemedi. En önemlisi yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanamaması oldu…” tespiti son derece doğrudur.

ANCAK, şimdi bu eleştiriyi yapan Taha Akyol’un, söz konusu olan müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda hukuksuzlukları teşvik eden bir anlayışla hareket ettiği, tam da eleştirdiği gibi “bizden ve sizden” ayrımı yaparak karşıt olanlara hukuksuzluğu reva gördüğü gerçeğiyle yüzleşmesi önemlidir. Zira, Adnan Oktar Davası’nda yaşanan ağır hukuk ihlallerini, kendisinin dahi en muteber kabul ettiği hukuk profesörlerinin, akademisyenlerin belgelediği haksızlık ve hukuksuzlukları görmezden gelmiş, bilakis bunlara alkış tutmuştur.

1. KANUNLARI UYGULAYAN VE İSTENMEYEN KARAR VEREN” HAKİMLERİN GÖREVLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMASININ EN ÇARPICI ÖRNEĞİ ADNAN OKTAR DAVASINDA YAŞANMIŞTIR

Taha Akyol’un yazısının başlıklarından biri, “HAKİM SÜRGÜNLERİ”dir. Bu başlık altında şunları yazmıştır: “Türkiye’de yargı sorunlarının temelinde iki faktör var: Hakim ve savcı alımlarında “bizden” tercihinin ağır basması… Bu sayede, kararları hoşa gitmeyen hakimler başka illere ‘sürgün’ edilmekte, sürgün edilmezse o kritik dosyadan alınıp başka mahkemelere gönderilmektedir. Kaşıkçı dosyasının Suud’lara verilmesine karşı muhalefet şerhi yazan 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Sayın Nimet Demir, Kahramanmaraş’a sürülmedi mi? Kabul etmedi, istifa etti.”

Taha Bey’in bu önemli konuyu gündeme taşıması güzel bir adımdır ama çok büyük bir noksanlık içermektedir.

Zira Adnan Oktar Davası'nda;

İstinaf Mahkemesi’nin (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesi) 25-30 YILLIK KIDEMLİ ve tecrübelerine tüm hukuk camiasının saygı duyduğu HAKİMLERİ SIRF -KANUN VE İÇTİHATLARI ESAS ALARAK- BOZMA KARARI VERDİKLERİ İÇİN;

-Yalan söylemeyi ve iftirayı alışkanlık haline getirmiş, cinayet işlemekten olağan bir şeymiş gibi bahseden, birçok genç kadın üzerinde baskı kurduğunu itiraf eden, kar maskesi ve silahla fotoğraf çektirip sosyal medyada yayınlayan ÖZKAN DENİZ (MAMATİ),

- Kendi öz kızını cinsel saldırı iftirası gibi çirkin bir kumpasta malzeme olarak kullanmaktan çekinmeyen, Cumhurbaşkanı’nın yakın akrabalarını sosyal medyadan tehdit eden, hakkında yakalama kararı çıkarılan, Kazakistan’da bir Türk bankasını zarar uğratma olayına adı karışan FIRAT DEVELİOĞLU gibi kişilerin

İFTİRA VE KARALAMALARI ve

- Nedim Şener, Hilal Kaplan, Selman Öğüt, Burak Bekiroğlu, Mücahit Birinci gibi kişilerin sosyal medyada yaptıkları KARALAMA VE ALGI OPERASYONLARI

neticesinde GÖREVLERİNDEN UZAKLAŞTIRILDIKLARINDA ve HAKLARINDA SORUŞTURMALAR AÇILDIĞINDA,

ve hukuka bağlı kalan bu hakimlerin apar topar görevden alınmalarının ardından yukarıda ismi geçen kişilerin açıkça ve pervasızlıkla “bunu biz yaptık” dediklerinde,

TAHA AKYOL TEK KELİME YORUMDA BULUNMAMIŞ, BU SESSİZLİĞİ İLE TÜM BU VAHİM HUKUKSUZLUKLARIN DESTEKÇİSİ OLMUŞTUR.

Hukuka uygun olan İstinaf bozma kararında, “beraat etmeleri gerekirken tutuklu olamazlar” hükmüyle tahliye edilen Adnan Oktar Davası sanıklarının hukuk yerle bir edilerek yeniden tutuklanmalarının kararı, daha Daire kararını açıklamadan NEDİM ŞENER tarafından her nasılsa öğrenilerek büyük bir coşkuyla paylaşıldığında da TAHA BEY SESSİZ KALARAK HUKUKSUZLUKLARI TEŞVİK ETMİŞTİR.

Savcılığın tahliyelere itirazının henüz İstanbul BAM 2. Ceza Dairesi tarafından incelemesi yapılırken, Daire kararı henüz UYAP’a yüklenmemişken kararın ne olduğu Nedim Şener tarafından kendi Twitter (X) hesabından paylaşılmıştır.

İstanbul Havalimanına saldırı düzenleyip 45 insanın hayatını kaybetmesine sebep olanların tahliyesine karar veren YARGITAY’IN, Adnan Oktar Davası'nda dosyaların kapağını dahi açıp bakma gereği duymadan, kendi tüm geçmiş kararlarıyla çelişerek ve hukuku ihlal ederek ONAMA KARARI VERDİĞİNDE ve NEDİM ŞENER BİR TELEVİZYONUN YAYININDA “BİZ YAZIP ÇİZMESEYDİK AZ DAHA TAHLİYE OLACAKLARDI” DEMESİ GİBİ BİR HUKUK DEHŞETİNİ DE GÖRMEZDEN GELMİŞTİR.

9 Eylül 2024 tarihinde TVNET isimli kanalda yayımlanan Net Bakış programında Nedim Şener şu konuşmayı yapmıştır:

Nedim Şener: "Adnan Oktar suç örgütü hatırlıyor musun 8.000 yıl isteniyor, 8000 yıl! Ne oldu? AZ DAHA YARGITAY’DA, EĞER YAZIP ÇİZMESEK BERAAT, ŞEY TAHLİYE OLUYORLARDI! Ya yargıdan bahsediyoruz, hocam deminden dedi ya vicdan. Ama bir de ne var (cebinden cüzdanını çıkarıyor) cüzdan!"

Nedim Şener’in bu esnada cebinden cüzdan çıkarıp bunu kameralara göstermesi de son derece yakışıksız ve yargı camiasını toptan töhmet altında bırakan çirkin bir ima olmuştur.

Bu ve daha burada saymadığımız bir çok haklı sebeple bugün Taha Bey’in “kararları hoşa gitmeyen hakimlerin görevlerinden uzaklaştırılmalarını” eleştirmesi samimiyetten uzak görünmektedir. “Hukuk bizden-sizden ayrımı yapmamalı” sözlerindeki eleştirinin de aslında doğrudan kendisine yönelik bir özeleştiri olduğu görülmektedir.

2. ADNAN OKTAR DAVASININ TÜM AŞAMALARINDA DOĞAL HAKİM İLKESİ İHLAL EDİLMİŞTİR

Taha Akyol’un yazısında üzerinde durduğu bir diğer husus da doğal hakim ilkesinin ihlal edilmesinin ne kadar ciddi bir hukuk ihlali olduğudur.

Adnan Oktar Davası’nın henüz başlangıcında, bu eleştirdiği durumun bire bir aynısı yaşanmış ve sanıkların adil yargılanma hakları ihlal edilmiştir. Davanın ilerleyen süreçlerinde de hayret verici benzer ihlaller devam etmiştir.

Kısaca özetlememiz gerekirse;

2019 yılında ilk iddianame hazırlandığında, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Hakim Heyeti;

Başkan Utku Ercan,

Üye Mahmut Başbuğ ve

Üye Hasibe Doğan ’dan müteşekkildir.

Heyet iddianameyi iade ederek geri göndermiş, iade kararından 1 hafta bile geçmeden Başkan Utku Ercan başka bir mahkemeye gönderilmiştir. Yerine ise üyelerden Mahmut Başbuğ başkanlığa getirilmiştir.

Ve iddianame İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tevzi olmuştur. Ancak bu mahkeme de iddianameyi kabul etmemiş, üstelik yapılan işlemin de “doğal hakim ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle” iddianameyi iade etmiştir.

Bu şekilde netice alınması mümkün olmamış ve iddianame yeniden İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ye tevzi olmuş, 19.07.2019 ’da da burada kabul edilmiştir. İddianameyi kabul eden ve tensip zaptını düzenleyen heyet;

Başkan Mahmut Başbuğ,

Üye Hasibe Doğan ve

Sonradan atanmış olan üye Tarık Çiftçioğlu ’dur.

29.07.2019 ’a geldiğimizde ise, iddianameyi kabul eden ve tensip zaptı ile kovuşturmaya başlayan heyette BİR KERE DAHA değişiklik yapılmıştır. Başkan Mahmut Başbuğ görevinden alınmış, yerine ise Başkan olarak Galip Mehmet Perk atanmıştır. Üye Hasibe Doğan’ın da yeri değiştirilmiş ve onun yerine Talip Ergen üyeliğe getirilmiştir. Son durumda;

Başkan Galip Mehmet Perk,

Üye Tarık Çiftçioğlu ve,

Üye Talip Ergen ile yargılamaya devam edilmiştir.

Adnan Oktar Davası’na bakacak heyet adeta isim isim belirlenerek özel olarak ayarlanmış ve yargılamanın temel kuralı olan “Doğal Hakim İlkesi” alenen ihlali edilmiştir.

BU SONRADAN OLUŞTURULAN HEYET, DAVAYI HÜKME BAĞLADIKTAN HEMEN SONRA YENİDEN DAĞITILMIŞ VE 18.02.2020 İTİBARİYLE BAŞKA HİÇBİR DOSYA ALMAMIŞTIR. Hatta heyetin gerekçeli kararı yazma fırsatı dahi olmamıştır. Bu yapılanın Doğal Hakim İlkesine aykırı olduğu çok açıktır.

Söz konusu hukuka aykırılığı bilimsel mütalalar yazarak tesbit edenler arasında çok değerli hukuk duayeni hocalarımız ve akademisyenler yer almaktadır. Taha Akyol dosya hakkında sadece husumetli müştekilerin yalanlarını esas almak ve kendi ön yargılarının etkisinde kalmak yerine, Türk Ceza Kanunu’nu yazan hukuk profesörlerinin dosyada yer alan bilimsel görüşlerini okuduğunda, bu aleni hukuka aykırılık hakkında detaylıca bilgi edinmiş olacaktır.

Ancak şaşırtıcı bir şekilde, Adnan Oktar Dosyası’nı incelemekle görevlendirilen istinaf mahkemesi de, temyiz mahkemesi de bu açık hukuksuzluğu GÖRMEZDEN GELMİŞTİR.

Üstelik İstinaf aşamasında şaşkınlık uyandıran bir hukuk ihlali daha göz göre göre yapılmıştır.

Yukarıda değindiğimiz gibi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesi’nin bozma ve tahliye kararının ardından bozma kararı veren hakimler görevlerinden uzaklaştırılmış ve haklarında soruşturulma başlatılmıştır. Tekrar yerel mahkemeye dönen dosya bu dev hukuksuzluğun gölgesi altında jet hızıyla görülmüş, yerel mahkeme kanuna aykırı olarak İstinaf’ın bozma kararına direnmiş ve aynı hukuksuzluklar yinelenerek tekrar ceza kararı verilmiştir.

Adnan Oktar Dosyası’nda ikinci yargılama sonunda dosya yeniden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesine girmiş ve 12.04.2023 tarihli kararla cezalar onanmıştır. Ancak haksız ve hukuksuz cezalara onama kararı veren heyette yer alan üye Hakim Tamer Keskin bu istinaf kararına imza atmadan 6 ay önce, HSK'nın dosya yürüttüğü soruşturmada tanık sıfatıyla dinlenmiştir. Oysa bir hakimin tanık olduğu dosyada yargıçlık görevi yapması kanunlara göre mümkün değildir. HAKİM TAMER KESKİN, İSTİNAF İNCELEMESİNE KATILMASI HUKUKEN MÜMKÜN DEĞİLKEN, BİR HAKİM OLARAK CMK 30/2, 22/1-h, 24 ve 289/1-a,b,c MADDELERİNİ ALENEN İHLAL EDİP KARARA KATILMIŞTIR.

Üstelik, Adnan Oktar Davası dosyasını istinaf hakimi olarak incelemeden 6 ay önceki tanıklığında, ihsas-ı rey niteliğinde açıklamalarda da bulunmuş, henüz dosyayı incelememiş olmasına rağmen yargılanan grubun zaten eskiden beridir güya örgüt olarak bilindiğini, dosyanın da büyüklüğü nedeniyle Daire’nin normal işleyişini aksatıp düzenini bozacağı için hiç vakit kaybetmeden cezaların onanması gerektiğini düşündüğünü beyan etmiştir. Oysa bilindiği üzere; KANUNLARA GÖRE BİR HAKİMİN HÜKÜMDEN/KARARDAN ÖNCE GÖRÜŞÜNÜ DOLAYLI YA DA DOĞRUDAN İFADE ETMESİ TARAFSIZLIĞINI YİTİRDİĞİNİ VE ÖNYARGILI OLDUĞUNU GÖSTERİR VE BU HAKİM HÜKME/KARARA KATILAMAZ.

TAHA AKYOL’UN YÜZLEŞMESİ GEREKEN GERÇEKLER İSE ŞUNLARDIR;

Karar Gazetesi’nde kendisine ayrılan köşede “hukuk” ve “adalet” dersleri veren, Anayasa Mahkemesi kararlarına atıf yaparak bir dosyaya sonradan hakim atanmasının hukuksuzluk olduğunu vurgulayan, hukuka uygun kararlar veren hakimlerin sürgün edildiğini dile getiren Taha Akyol, tüm benzerleri ve fazlası Adnan Oktar Davası’nda göz göre göre yaşanırken acaba neredeydi? Neden tek bir kelime dahi etmedi? Gerek TV ekranlarına, gerekse köşe yazıları yayınlanan büyük bir gazeteye erişim imkanı varken, neden bu hukuksuzluğu kamuoyuna duyurmadı? Halkı hukuksuzluklara karşı niçin uyarmadı?

Bu şekilde samimiyetten uzak bir tutum içerisinde olan kişilerin, sadece belli kesimlere yönelik hukuk ihlallerinden yakınmaları, bunların değiştirilmesi düzeltilmesi yönünde görüş beyan etmeleri kamuoyunda ne yazık ki hiçbir etki uyandırmamaktadır.

Taha Akyol köşe yazısının sonunda “hakimlere müdahalenin önlenmesi için” akademisyenlerden alıntı yaparak tavsiyeler sunmuş olsa da, “bizde siyasetin bakış tarzı daima ‘işime gelir mi?’ oldu, o yüzden hala gelişmiş ülke olamadık” diyerek konuyu sadece siyasetçiler eksenine indirgeme yanılgısına düşmüştür.

OYSA kendisi de çok iyi bilmektedir ki, her ne olursa olsun siyasetçiler toplumun geniş kesimlerinden gelecek tepkilere aykırı şekilde siyaset yapamazlar. Akyol’un özlemini kurduğu “gelişmiş ülke”lerin hiçbirinde aydınlar, gazeteciler, yazarlar hukuki çerçeve içinde kazanılmış haklara yönelik bir müdahale girişimi olduğunda sessiz kalmazlar. Hukuksuzluğa tepki gösterecekleri zaman kişi, inanç, yaşam tarzı ayırt etmezler.

Eğer Taha Akyol ”gelişmiş ülke” statüsüne ulaşmamızı gerçekten arzu ediyorsa, öncelikle kendine yakın gördüğü, sıcak baktığı kişilere veya kesimlere yapılan hukuksuzluklara sesini yükselttiği gibi, hiç tasvip etmediği, kendisinden farklı düşüncelere ve yaşam tarzına sahip olan kişilere veya kesimlere yapılan hukuksuzluklara da aynı şekilde sesini yükseltmelidir.

Böyle bir vicdan ve adalet duygusu ülkemizde yerleşik kılınmadıkça, bugün bir tarafa yapılan bir hukuksuzluk, büyük bir rahatlıkla yarın öbür tarafa da yapılabilecektir. Bu çıkmazdan kurtulabilmenin yegane yolu, hukukun üstünlüğünü her ne pahasına olursa olsun egemen kılmak, hukuk ihlallerinin, karşıt görüşten kişilerin veya grupların “tasfiye edilmesi” amacıyla kullanılmasını engellemektir.

Bugün itibariyle pek çok köşe yazarı gazeteci, sosyal medya programcısı, aydın ve akademisyen, sürekli olarak “hukuka geri dönülmesi gerektiği” yönünde çağrı yapmakta, ancak bunu sadece kendi taraftarları hukuksuzluğa uğradığı için dillendirmektedir. Bu durum devam ettiği için de, ülkemiz ne yazık ki uluslararası hukuk endeksi değerlendirmelerinde gün geçtikçe aşağı sıralara inmekte, vatandaşlarımız arasında adalet sistemine olan güven gittikçe azalmaktadır.

Hukuktan ve adaletten yana olan herkes ittifakla, Türkiye’de hiçbir kesimi ayırt etmeden hukuka dönülmesi yönünde gayret göstermelidir. Bunun aksine sergilenen tutumun toplumun hukuka güvenini tamamen yok ettiği, kutuplaşmayı derinleştirdiği, hukuki boşlukları istismar edenlerin pervasızca hareket etmesine zemin hazırladığı aşikardır.

Müvekkil Adnan Oktar, farklı partilere mensup olsalar da siyasetçilerimizin, aydınlarımızın, kanaat önderlerinin ve basın mensuplarının ortak bir bilinçle birlik beraberlik içinde hareket etmesi, sadece hukuki meselelerin değil, ülkemizin yüz yüze geldiği her türlü sorunu aşmasında yardımcı olacağına inanmaktadır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 27.04.2026

Yorum Gönder

0 Yorumlar