KONU : Müvekkilin; son yıllarda yalnız yaşamanın ve insanlardan uzak, mesafeli bir hayat sürmenin “özgürlük” ve “güçlü olmak” gibi gösterilmesine karşın; insanın aslında ancak sevdikleriyle, dostlarıyla, sevgiyle, yakınlıkla ve dayanışma içerisinde yaşadığında manevi ve psikolojik olarak daha sağlıklı ve huzurlu yaşayabilen bir varlık olduğuna, yalnızlaşmanın ise zamanla toplumda yıkıcı sonuçlar doğurabilen; insanın manevi, psikolojik ve sosyal yapısı üzerinde olumsuz etkiler oluşturan tehlikeli bir sürece dönüşebildiğine ilişkin görüş ve değerlendirmelerinin sunumudur.
Müvekkil Adnan Oktar hakkında yürütülen yargılama sürecinde; insanların bir arada yaşaması, arkadaş gruplarının sık sık bir araya gelerek sohbet etmesi, dostluk ve sosyal dayanışma içerisinde bulunması gibi tamamen doğal ve hukuka uygun yaşam biçimleri dahi “suç unsuru gibi” gösterilmeye çalışılmış; insanların birlikte yaşadığı veya sosyal olarak sık görüştüğü ortamlar “örgüt evi” gibi ifadelerle nitelendirilmiştir.
Oysa İNSANLARIN DOSTLUK, KARDEŞLİK, SEVGİ, DAYANIŞMA VE SOSYAL YAKINLIK İÇERİSİNDE YAŞAMASI hiçbir şekilde suç olmadığı gibi; tam aksine İNSAN FITRATINA, KURAN AHLAKINA VE TOPLUMSAL YAPIYA EN UYGUN VE EN DOĞAL YAŞAM BİÇİMİDİR.
Müvekkilin gerçek kişiliği, hayata bakış açısı, savunduğu ahlak anlayışı ve insan ilişkilerine dair görüşleri; insanları yalnızlaştıran, toplumdan koparan ve insanları birbirinden uzaklaştıran anlayışlarla tamamen zıttır.
Müvekkil bugüne kadar yaptığı çok sayıda açıklamada; insanların yalnızlaşmasının, sosyal bağların zayıflamasının, özellikle gençlerin korumasız ve desteksiz şekilde yalnız kalmasının toplum açısından ciddi tehlikeler doğurabileceğini sık sık vurgulamıştır. Nitekim günümüzde kadınlara yönelik saldırılar, psikolojik sorunlar, madde bağımlılığı, intihar vakaları ve toplumsal şiddet olaylarının artışında yalnızlaşmanın ve insanların sosyal destek ortamlarından uzak kalmasının önemli bir etkisi olduğu açıkça görülmektedir.
Bu nedenle müvekkil, bugün toplumda giderek büyüyen yalnızlaşma sorununun olumsuz etkilerine ve insanların sevgi, dostluk, kardeşlik, dayanışma ve güven içerisinde bir arada yaşamasının önemine ilişkin görüş ve değerlendirmelerini Sayın Mahkemenizin bilgilerine sunmaktadır.
AÇIKLAMALAR :
Müvekkilin konuyla ilgili açıklamaları şöyledir:
Son yıllarda toplumda çok tehlikeli bir anlayış yaygınlaşmaktadır. İnsanlara yalnız yaşamanın, kimseye ihtiyaç duymadan hayat sürmenin, insanlardan uzak durmanın ve mesafeli olmanın normal hatta ideal bir yaşam biçimi olduğu telkin edilmektedir. Özellikle büyük şehirlerde yalnız yaşamak; modernlik, özgürlük ve güçlü karakter göstergesi gibi sunulmakta ve teşvik edilmektedir.
Modernlik adı altında insanlara; bağımsızlığın, kimseye ihtiyaç duymamanın ve yalnız yaşamanın üstünlük olduğu telkin edilmekte; dizilerde, reklamlarda ve dijital platformlarda yalnız yaşayan kimseler “özgür” ve “güçlü” kimseler olarak tanıtılmaktadır. Tüm bu telkinlerle insanlara adeta şu bakış açısı işlenmektedir:
“Kimseye Güvenme”, “Kimseye Bağlanma”, “İnsanlarla Fazla Yakın Olma”, “Kendi Alanını ve Mesafeni Koru”, “Kimseye İhtiyaç Duyma”, “Tek Başına Ayakta Durabilirsin”.
Özellikle de KADINLARA, TEK BAŞINA YAŞAMANIN, KİMSEYE İHTİYAÇ DUYMADAN HAYATINI SÜRDÜREBİLMENİN ve HER ŞARTTA YALNIZ HAREKET ETMENİN,
“GÜÇLÜ KADIN” OLMANIN BİR GÖSTERGESİ OLDUĞU düşüncesi yoğun şekilde empoze edilmektedir.
ELBETTE KADINLAR DA ERKEKLER GİBİ TEK BAŞINA YAŞAYABİLİR, ÇALIŞABİLİR, SEYAHAT EDEBİLİR, KENDİ HAYATLARINI YÖNETEBİLİR VE HAYATIN HER ALANINDA BAŞARILI OLABİLİRLER.
Kadınların akıl, irade, beceri ve hayatı yönetebilme açısından erkeklerden eksik olduğu yönünde bir anlayış DOĞRU DEĞİLDİR.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu; insanın tamamen yalnızlaştırılmasının normalleştirilmesi ve insanlardan uzak yaşamanın ideal bir hayat şekli gibi gösterilmesidir. Çünkü İNSAN, SÜREKLİ YALNIZ YAŞAMAYA VE KİMSEYE İHTİYAÇ DUYMAMAYA GÖRE YARATILMIŞ BİR VARLIK DEĞİLDİR. Bu anlayış zamanla insanı hem manevi hem de psikolojik olarak zayıflatabilmekte; insan ilişkilerini, dostluğu, dayanışmayı ve sosyal bağları giderek daha fazla zedeleyebilmektedir.
Özellikle kadınlara sürekli olarak “kimseye ihtiyaç duymadan her şartta tamamen yalnız hareket etmenin” İDEAL BİR HAYAT ŞEKLİ OLDUĞU düşüncesinin verilmesi de dikkat edilmesi gereken bir konudur.
Çünkü tedbirli olmak, güvenli hareket etmek ve gerektiğinde güvenilir insanlarla birlikte bulunmak GÜÇSÜZLÜK DEĞİL; AKILCI DAVRANMANIN VE SORUMLULUK BİLİNCİNİN BiR GEREĞİDİR. İnsan hayatında güvenlik, dayanışma ve birbirini koruma duygusu önemli bir yer tutmaktadır.
Bu nedenle insanın kendisini tamamen yalnızlığa alıştırması ve hayatı sürekli tek başına yaşaması DOĞRU BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR.
İNSAN FITRATI YALNIZLIĞA DEĞİL,
SEVDİKLERİYLE BİRLİKTE YAŞAMAYA GÖRE YARATILMIŞTIR
İnsan fıtratı; tamamen yalnız, insanlardan uzak ve kimseye ihtiyaç duymadan yaşanacak bir hayata uygun değildir. Allah insanı; SEVGİYLE, İLGİYLE, İNSANLARLA KURDUĞU BAĞLARLA VE GÜVEN DUYGUSUYLA YAŞAYABİLECEK BİR RUH İLE YARATMIŞTIR. Bu nedenle insan sevmeye, sevilmeye, muhabbete, paylaşmaya, dostluğa, dayanışmaya ve yakınlığa ihtiyaç duyan bir varlıktır. Birbirine destek olan, birbirinin sorunlarıyla ilgilenen, iyiliğe çağıran, kötülükten sakındıran, kardeşlik, dostluk ve dayanışma içinde yaşayan bir toplumun parçası olarak yaşayabilecek fıtrattadır.
Nitekim Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
—Kovulmuş Şeytandan Rahman ve Rahim Olan Allah’a Sığınırız—
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar...” (Tevbe Suresi, 71)
Bu ayet, insanların tamamen birbirinden kopuk, sadece kendi hayatını yaşayan bir yaşam tarzı anlayışının aksine; insanların birbirine karşı sorumlu olduklarını bildirmektedir. Ayette geçen “VELİ” kavramı yalnızca tanışıklık anlamına gelmez. Buradaki anlam; DOST OLMAK, DESTEK OLMAK, SAHİP ÇIKMAK, KORUMAK VE YALNIZ BIRAKMAMAKTIR. Çünkü insan sevdikleriyle, yakınlarıyla ve çevresiyle kurduğu bağlar sayesinde manevi ve psikolojik olarak dengede kalabilmektedir.
Kişi kendisini insanlardan tamamen uzaklaştırdığında ise zamanla kardeşlikten, paylaşmaktan, dayanışmadan, manevi destekten ve kendisini ayakta tutacak sağlıklı ilişkilerden de uzak kalmaktadır. Bu durum sadece insanlar arasındaki bağı zayıflatmamakta; aynı zamanda kişinin iç dünyasında yalnızlığı, güvensizliği, iletişimsizliği ve manevi boşluğu artırmaktadır. İnsan çevresinden uzaklaştıkça sevgiden, merhametten ve manevi olarak diri kalmasını sağlayan birçok güzel duygudan da uzaklaşmaya başlamaktadır. Bu durum zamanla kişiyi daha içine kapalı, daha karamsar ve daha yalnız bir hale sürüklemektedir.
Bu nedenle sürekli yalnızlığı tercih etmek, kimseye ihtiyaç duymamayı ve mesafeli yaşamayı bir hayat tarzına dönüştürmek; zamanla insanı hem manevi hem de psikolojik açıdan zayıflatmaktadır. Dolayısıyla kişinin, tamamen kendi içine kapanarak sağlıklı şekilde yaşayabilmesi mümkün değildir.
YALNIZLIĞIN PSİKOLOJİK, SOSYAL VE FİZİKSEL SONUÇLARI
Yalnızlık yalnızca kişinin tek başına yaşaması değildir. Zamanla insanın ruh dünyasını, psikolojisini ve hayata bakışını etkileyen ağır bir sürece dönüşebilmektedir. İnsan çevresinden uzaklaştıkça içine kapanmaya, insanlarla bağ kurmakta zorlanmaya ve zamanla yalnızlığı normalleştirmeye başlamaktadır. Bu durum ise birçok psikolojik problemin ortaya çıkmasına neden olabilecek bir süreçtir.
Nitekim günümüzde yapılan birçok araştırmada uzun süreli yalnızlığın; depresyon, kaygı bozukluğu, stres, umutsuzluk, sosyal iletişim zayıflığı ve yaşamdan kopma hissiyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir.
Yapılan bazı araştırmalarda ise yoğun yalnızlık hissi yaşayan insanlarda intihar düşüncesi ve kendine zarar verme eğiliminin daha yüksek olabildiği ifade edilmektedir. İnsan çevresinden uzaklaştıkça, yaşadığı sıkıntıları paylaşabileceği ve manevi destek alabileceği insanlardan da uzak kalmaktadır. Bu durum zamanla karamsar düşüncelerin büyümesine ve kişinin psikolojik olarak daha ağır bir yalnızlık içerisine sürüklenmesine neden olabilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü de yalnızlığı artık küresel bir halk sağlığı problemi olarak değerlendirmektedir. Yapılan araştırmalarda yalnızlığın sadece psikolojik değil; fiziksel sağlık üzerinde de ciddi etkileri olduğu ifade edilmektedir. Uzun süreli yalnızlığın kalp hastalıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve erken ölüm riskiyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir.1
ANCAK BURADA ASIL ÖNEMLİ KONU İMANDIR.
Çünkü imanlı, aklı başında, makul düşünebilen, dengeli bir Müslüman; kendisini insanlardan tamamen koparmak yerine, samimi ve güvenilir Müslümanlarla birlikte olmayı ister. Müslüman; kardeşlikten, dostluktan, istişareden ve manevi destekten uzak yaşamayı makul ve güzel bir hayat şekli olarak görmez. Vesvese ve karamsar düşünceler geldiğinde ise; Kuran ahlakıyla düşünebilir ve imanıyla bunlara cevap verebilir. Ayrıca çevresindeki samimi Müslümanlar, ailesi, yakınları ve dostları ona manevi destek olarak yalnızlaşmasını ve içine kapanmasını engelleyebilir.
Bu nedenle insanın kendisini tamamen yalnızlığa alıştırması yerine; SAMİMİ İNSAN İLİŞKİLERİNİ; SEVGİNİN, DOSTLUĞUN, KARDEŞLİĞİN, MANEVİ DAYANIŞMANIN YAŞANDIĞI BİR HAYATI GÜÇLENDİRMESİ büyük önem taşımaktadır.
YALNIZLIK CİDDİ HAYATİ RİSKLER DE TAŞIMAKTADIR
Yalnızlık sadece manevi ve psikolojik sorunlara yol açmamakta, aynı zamanda insanı birçok hayati risk karşısında da daha savunmasız hale getirmektedir. Özellikle son yıllarda tek başına yaşayan insan sayısının artmasıyla birlikte, insanların en zor anlarında yanında yardım isteyebileceği kimsenin bulunmaması giderek büyüyen ciddi bir toplumsal probleme dönüşmüş durumdadır.
Bugün basına sık sık; evinde tek başına yaşayan insanların “öldükten günler, hatta haftalar sonra bulunduğuna” dair haberler yansımaktadır. Bazı insanlar rahatsızlandığında yardım isteyememekte, bazıları düştüğünde veya fenalaştığında kimse sesini duymamaktadır. Özellikle yaşlı insanların yalnız yaşadığı evlerde, ölüm olaylarının günlerce fark edilmediği birçok olay yaşanmaktadır. Bu durum, yalnızlaşmanın NE KADAR AĞIR VE TEHLİKELİ SONUÇLAR DOĞURABİLDİĞİNİ açık şekilde göstermektedir.
İnsan çevresiyle bağlarını kaybettikçe sadece manevi olarak değil, günlük hayat içerisinde de daha korumasız hale gelmektedir. Çünkü insan bazen – Allah’ın vesile etmesiyle- yalnızca yanında birisi olduğu için hayatta kalabilmektedir. Hastalık, kaza, bayılma, düşme veya ani sağlık problemleri gibi durumlarda insanın çevresinde kendisini fark edecek, yardım çağıracak veya müdahale edecek birilerinin bulunması hayati önem taşımaktadır.
Bunun yanında yalnız yaşayan insanların zamanla sosyal hayattan daha fazla kopabildiği, insanlarla iletişiminin zayıfladığı ve içe kapanmanın derinleştiği de görülmektedir. İnsan çevresinden uzaklaştıkça hem psikolojik olarak daha kırılgan hale gelmekte hem de hayatın zorlukları karşısında daha yalnız kalmaktadır. Bu nedenle yalnızlık sadece bir tercih olarak görülmemeli; insan ilişkilerini ve insanların güvenliğini etkileyen ciddi bir mesele olarak değerlendirilmelidir.
MODERN YAŞAM İMKANLARI İNSANLARI GİDEREK DAHA YALNIZ HALE GETİRMEKTEDİR
Bugün teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlar arasındaki iletişimin arttığı düşünülse de, gerçekte insanlar birbirinden giderek daha fazla uzaklaşmaktadır. İnsanlar gün boyunca telefonlar, sosyal medya platformları ve dijital ekranlarla vakit geçirmekte; fakat buna rağmen gerçek dostluklar, samimi ilişkiler ve güçlü insan bağları giderek zayıflamaktadır.
İnsanlar aynı şehirlerde, aynı apartmanlarda ve aynı kalabalıkların içerisinde yaşasa da; artık birbirinin hayatına yabancı hale gelmeye başlamaktadır. İnsanlar birbirleriyle daha az konuşmakta, daha az paylaşmakta ve giderek daha mesafeli ilişkiler kurmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde insanlar kalabalıkların içerisinde yaşamalarına rağmen derin bir yalnızlık hissi yaşayabilmektedir.
SEVGİDEN VE SEVDİKLERİNDEN UZAK YAŞAMAK İNSAN RUHUNU ZAYIFLATMAKTADIR
İnsan ruhunun en temel ihtiyaçlarından biri sevgi, insani bağlar ve aidiyet duygusudur. İnsan sadece maddi ihtiyaçları karşılandığında mutlu ve huzurlu olabilecek bir varlık değildir. Sevgi görmek, değer verilmek, güzel söz işitmek, dostluk kurmak ve insanlarla samimi manevi bağlar içerisinde yaşamak insanın hem manevi hem de psikolojik olarak güçlü kalabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Tamamen ilgisizlik ve sevgisizlik içerisinde sağlıklı şekilde yaşayabilecek bir yapıda değildir.
Bu nedenle insanın kendisini sürekli yalnızlığa alıştırması, sevdiklerinden uzak yaşaması ve insanlarla arasına sürekli mesafe koyması; zamanla daha içine kapanmasına, yalnızlık hissinin artmasına ve manevi olarak yıpranmasına neden olabilmektedir.
Bugün birçok insan yalnız yaşamayı ve kimseye ihtiyaç duymamayı “güçlü olmak” gibi görse de, gerçekte insanın tamamen kendi içine kapanması onu daha güçlü değil; çoğu zaman daha kırılgan ve daha zayıf hale getirmektedir. İnsan yalnız olmadığını hissettiğinde; çevresindeki insanlardan sevgi, ilgi ve destek gördüğünde ise; büyük bir manevi destek kazanmakta ve yaşadığı zorluklar karşısında çok daha güçlü durabilmektedir.
Bu nedenledir ki Kuran’da pek çok ayette insan ilişkilerinde sevgi, merhamet ve yakınlığın önemine dikkat çekilmektedir. Allah insanların birbirine karşı sevgi, şefkat ve dayanışma içerisinde yaşamasını tavsiye etmektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
“MÜMİNLER ANCAK KARDEŞTİRLER...” (Hucurat Suresi, 10)
Bu ayet, insanların birbirine karşı mesafeli, ilgisiz ve kopuk şekilde yaşamasının değil; KARDEŞLİK, YAKINLIK VE DAYANIŞMA İÇERİSİNDE OLMASININ DOĞRU OLDUĞUNU göstermektedir. Çünkü “KARDEŞLİK” sadece isim olarak değil; sevgiyle, ilgilenmekle, destek olmakla ve birbirinin yanında olmakla yaşanabilecek bir bağdır.
İnsan sevgiden ve güzel insan ilişkilerinden uzaklaştıkça zamanla yalnızlığı normalleştirmeye başlayabilmektedir. Fakat insan ruhu tamamen sevgisizlik ve ilgisizlik içerisinde sağlıklı şekilde yaşayabilecek bir yapıda değildir. Sevgisizden uzak yaşamak zamanla insanın iç dünyasında büyük boşluklar oluşturmaktadır. Bu nedenle İNSANIN KENDİSİNİ YALNIZLIĞA ALIŞTIRMASI YERİNE; SEVGİNİN, DOSTLUĞUN, PAYLAŞMANIN VE KARDEŞLİĞİN YAŞANDIĞI BİR HAYATI KORUMAYA ÇALIŞMASI hem manevi hem de psikolojik açıdan büyük önem taşımaktadır.
İnsan çevresinde kendisini seven, destek olan ve gerçekten ilgilenen insanların varlığını hissettiğinde manen ve psikolojik olarak daha güçlü kalabilmektedir. Çünkü insanın en zor zamanlarda bile ayakta kalmasını sağlayan şeylerden biri; yalnız olmadığını hissetmesidir. Bu nedenle sevgi, ilgi, dostluk ve dayanışma manevi değerlerinin yanında; kişinin ruh sağlığını ve hayata bağlılığını koruyan temel ihtiyaçlardandır.
MÜSLÜMAN, MODERN KÜLTÜRÜN YALNIZLIĞI ÖZENDİREN TELKİNLERİNE GÖRE HAREKET ETMEMELİDİR
Müslüman, çevresinde yaygınlaşan her yaşam tarzını doğru kabul ederek hareket etmemelidir. Bugün birçok insan yalnız yaşamayı, insanlardan uzak durmayı ve kimseye ihtiyaç duymadan hayat sürmeyi modernlik veya güçlü karakter göstergesi gibi görebilmektedir. Fakat BİR ŞEYİN TOPLUMDA YAYGINLAŞMASI veya İNSANLARA CAZİP GÖSTERİLMESİ onun doğru olduğu anlamına GELMEZ.
MÜSLÜMAN, HAYATINI İNSANLARIN YÖNLENDİRMELERİNE GÖRE DEĞİL; ALLAH’IN KUR’AN’DA BiLDİRDİĞİ ÖLÇÜLERE GÖRE DEĞERLENDİRMELİDİR.
Bu nedenle insanın kendisini tamamen yalnızlığa yöneltmesi, insanlardan uzak yaşamayı ideal bir hayat gibi görmesi ve zamanla “kimseye ihtiyaç duymam” düşüncesini benimsemesi DOĞRU BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR. İnsanın ruhu da buna uygun yaratılmamıştır. İnsan ilk başta fark etmese bile, zamanla insanlardan uzaklaştıkça sevgiden, paylaşmaktan, dostluktan, kardeşlikten ve manevi destekten de uzaklaşmaya başlayabilmektedir.
Allah Kuran’da insanlara MÜSLÜMANLARDAN AYRI VE KOPUK BİR HAYATI DEĞİL; SEVGİNİN, DAYANIŞMANIN, KARDEŞLİĞİN, BİRLİK VE BERABERLİĞİN OLDUĞU bir hayat anlayışını tavsiye etmektedir.
Nitekim Kuran’da, birlik ve dayanışma içerisinde hareket eden kimselerin ÇOK DAHA GÜÇLÜ OLACAĞINA dikkat çekilmiş; birbirine bağlı, kenetlenmiş bir topluluğun önemi bildirilmiştir:
“Allah, Kendi yolunda KENETLENMİŞ BİR BİNA GİBİ SAF BAĞLAYARAK mücadele edenleri sever.” (Saff Suresi, 4)
Bu ayet, Müslümanların dağınık, birbirinden kopuk ve yalnız bir hayat sürmesini değil; birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde hareket etmelerini teşvik etmektedir.
Peygamberimiz (sav) de insanların birbirinden kopuk şekilde değil; birbirine destek olan, dayanışma içerisinde yaşayan ve kardeşlik bağlarıyla bağlı bir topluluk halinde yaşaması gerektiğini bir hadisinde şöyle bildirmiştir:
“Müminin mümine karşı durumu birbirine kenetlenmiş bina gibidir.” (Buhârî, Müslim)
Bu nedenle Müslüman, yalnızlığı teşvik eden anlayışlara özenmek yerine; ASIL GÜZELLİĞİN; SEVGİNİN, DOSTLUĞUN, KARDEŞLİĞİN, PAYLAŞMANIN VE DAYANIŞMANIN YAŞANDIĞI BİR HAYAT OLDUĞUNU UNUTMAMALIDIR.
Çünkü insanı gerçekten güçlü kılan, yalnız yaşaması değil; Allah’ın beğendiği ahlakı yaşayan değerli insanlarla güzel insan ilişkileri, dosluklar, yakınlıklar kurabilmesi; sevebilmesi, paylaşabilmesi ve yanında güvenebileceği insanların bulunmasıdır.
SONUÇ :
Yukarıda anlatılan müvekkilin görüşlerinin temel nedeni; müvekkilin hiçbir surette TCK kapsamında suç teşkil etmeyen düşünceleri ve yaşam biçimi olduğunu bir kez daha vurgulamaktır. Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerini Mahkemenizin bilgilerine vekaleten sunarız. 21.05.2026
1 World Health Organization (WHO), “Social connection linked to improved health and reduced risk of early death”, 30 June 2025. https://www.who.int/news/item/30-06-2025-social-connection-linked-to-improved-heath-and-reduced-risk-of-early-death www.lshtm.ac.uk/newsevents/news/2025/expert-comment-loneliness-impacting-1-6-people-who-report-finds ↩
0 Yorumlar