Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

AK Parti’ye Gönül Verenleri; Herkesi Kucaklayan, Sevgi ve Adalet Anlayışını Temel Alan Bir Siyasete Davet Ediyoruz

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU:

Son dönemde toplumun geniş kesimlerinde, kendilerine güven verecek, geleceğe dair umut oluşturacak ve somut hizmet üretecek bir siyasi anlayış arayışının giderek arttığı görülmektedir.

Bugün toplumun genelinde ciddi bir karamsarlık ve gelecek kaygısı hakimdir. Halkın büyük çoğunluğu kendisine umut verecek gelişmeler duymaktan ve geleceğe güvenle bakabilmekten uzaklaştığını dile getirmektedir.

Özellikle genç kuşakta bu umutsuzluk hissi daha da dikkat çekmektedir. Birçok genç, uzun vadeli hedefler kurmak yerine yalnızca günü geçirmeye odaklanmakta, hayata dair motivasyonunu ve heyecanını kaybetmiş bir ruh hali içerisinde yaşamını sürdürmektedir.

Bu nedenle toplumda, insanlara yeniden umut verecek, güven duygusunu güçlendirecek ve geleceğe yönelik beklenti oluşturabilecek bir siyasi anlayışa ihtiyaç duyulduğu yönündeki görüşler her geçen gün daha fazla dile getirilmektedir.

Böyle bir ortamda iktidar partisine önemli sorumluluklar düştüğü açıktır. Toplumun beklentileri, yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlar, gençlerin gelecek kaygıları ve giderek artan umutsuzluk duygusu karşısında siyasi kurumların daha yapıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşım ortaya koymaları gerekmektedir.

Bugün vatandaşların en çok ihtiyaç duyduğu şey, çatışma ve gerginliğin arttığı bir siyasi atmosfer değil SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETEN, KENDİLERİNE GÜVEN VEREN BİR ANLAYIŞTIR.

Bu nedenle siyasi partilerin toplumun sesine daha fazla kulak vermeleri, halkın taleplerini doğru analiz etmeleri ve ülkenin öncelikli meselelerine yönelik somut adımları vakit kaybetmeden hayata geçirmeleri büyük önem taşımaktadır.

Bu doğrultuda, toplumun farklı kesimlerinin beklentilerini, halkın büyük bölümünün yaşadığı karamsarlık ve gerginlik ortamının temel sebeplerine ilişkin müvekkil ADNAN OKTAR’IN GÖZLEMLERİNİ ve BU SORUNLARA YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ AK Parti’yle, tamamen iyi niyetli ve yapıcı bir yaklaşımla, nacizane bir katkı ve tavsiye olarak paylaşmak istiyoruz.

1. HER TÜRLÜ BELA VE TEHLİKENİN BERTARAF EDİLMESİ İÇİN EN ÖNEMLİ ADIM ALLAH’IN İSMİNİN TOPLUMDA VE KAMUSAL HAYATTA DAHA SIK ANILMASI OLACAKTIR

Özellikle son dönemlerde toplumun üzerindeki tüm sorunların, çatışmaların, uğursuzlukların ve belaların ana sebebi Allah'ın tanınmaması, isminin anılmaması ve Allah'tan uzak yaşanmasıdır. Bu durum düzeltildiği takdirde tüm bu belalar ve karanlık günler de ortadan kalkacaktır.

Kainatı yoktan var eden, bütün canlılara hayat veren, dilediğini yaratmaya ve her şeye güç yetirmeye muktedir olan Allah, sahip olduğumuz tüm güzelliklerin, nimetlerin ve hikmetlerin gerçek kaynağıdır.

O, yarattığı her şeyi en güzel şekilde var eden, sonsuz kudret sahibi ve kullarına karşı sonsuz merhamet ve sevgi gösterendir.

Doğadaki sayısız güzellik, rengarenk çiçeklerden yemyeşil ağaçlara, engin denizlerden görkemli dağlara kadar her biri Allah’ın Sanatının ve Rahmetinin bir tecellisi olarak insanlara verilmiştir. Bu nimetler, insanın hem düşünmesi hem de Allah’ın büyüklüğünü kavraması için var edilmiştir.

Bu nedenle Allah’ı tanıyan, O’nun sonsuz kudretini, eşsiz yaratışını ve yaratmadaki hikmetini idrak eden bir insanın kalbinde Allah’a karşı derin bir sevgi, hayranlık ve bağlılık oluşur. Çünkü insan, kendisine sunulan sayısız nimetin ve güzelliğin gerçek sahibini tanıdıkça, O’na olan sevgisi de artacaktır.

Toplumda ve siyasette Allah’a yönelişin artması, O’nun adının daha çok anılması ve maneviyatın toplum hayatında daha güçlü bir şekilde yer bulması, toplumsal huzur ve berekete de vesile olacaktır. Çünkü Allah’ın rızası gözetilerek adaletin, merhametin ve ahlakın güçlendiği bir toplumda pek çok sıkıntı ve olumsuzluk da azalacaktır.

Allah’a olan bağlılığın kuvvetlenmesi ve Allah’ın isminin anılması, fitnelerin ve musibetlerin ortadan kalkmasına da vesile olur. Maneviyata daha fazla önem verilen bir ortamda toplumsal huzur da daha sağlam bir zemine oturur.

Dolayısıyla bolluk ve BEREKET maddi tedbirlerle değil Allah’a yakınlaşma ve GÜZEL AHLAKIN YAYGINLAŞMASIYLA artar. Özetle maneviyatın güçlenmesi toplumun her anlamda daha huzurlu, daha güçlü ve daha bereketli bir geleceğe ulaşmasına vesile olacaktır.

AK Parti’nin son yıllardaki söylem ve uygulamalarında, Allah’ın İsminin anılması ve maneviyata yapılan vurgunun geçmiş dönemlere kıyasla belirgin şekilde AZALDIĞI görülmektedir.

Kamuoyunda daha çok yol, köprü, altyapı ve diğer maddi yatırımların ön plana çıkarıldığı görülürken, Allah’ın anılmasına ve manevi gelişime YETERİNCE AĞIRLIK VERİLMEDİĞİ dikkat çekmektedir.

Oysa maddi kalkınmadan daha önemli olan manevi kalkınmadır. Bu bir toplumun geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, genç nesillerin SAĞLAM BİR İNANÇ, GÜÇLÜ BİR AHLAK VE İMAN BİLİNCİYLE YETİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK ÇALIŞMALARA daha fazla önem verilmesi, MANEVİYATIN HAYATIN MERKEZİNDE DAHA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YER ALMASI gerekmektedir.

Kalıcı huzur, birlik ve bereket, ekonomik ve fiziki yatırımlarla değil, ALLAH’IN İSMİNİN ANILMASIYLA mümkün olabilir.

2. AK PARTİ’NİN OY ORANININ DÜŞMESİNDEKİ ANA SEBEP HUKUKA VE ADALETE GÜVENİN AZALMASIDIR

Halk arasında AK Parti hükümetine yönelik destek ve teveccühün son yıllarda gözle görülür biçimde azalmasının temel sebebi toplumun yargı ve adalet sistemine duyduğu güvenin DERİNDEN SARSILMIŞ OLMASIDIR.

Sayın Adalet Bakanımız, “hukuk sistemimizin sağlıklı ve etkin şekilde işlediğini” ifade etmektedir. Ancak uygulamada ortaya çıkan örnekler, bu konuda ciddi sorunların ve eksikliklerin bulunduğunu göstermektedir. Özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler, halkın adalete duyduğu güvenin BÜYÜK ÖLÇÜDE ZEDELENDİĞİNİ göstermektedir.

Şu anda Türkiye, hukukun üstünlüğü ve adalet ilkeleri bakımından son derece hassas bir dönemden geçmektedir. Yaşanan birçok olay, insanların adalet duygusunu olumsuz yönde derinden etkileyen sonuçlara sebep olmuş, HUKUK SİSTEMİNE YÖNELİK GÜVENSİZLİĞİ artırmıştır.

Bu durum yalnızca son 8 yıldır kendi dava dosyalarımızda karşılaştığımız uygulamalarla sınırlı değildir. Farklı kesimlerden pek çok insanın, siyasilerin, sanatçıların, gazetecilerin, iş adamlarının ve birçok kesimin yaşadığı tecrübeler de adalet sistemine ilişkin benzer kaygıların giderek yaygınlaştığını göstermektedir.

Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmalarında, en önemli sorun olarak ADALET SİSTEMİNE DUYULAN GÜVEN EKSİKLİĞİ yer almaktadır.

Uzmanların da sıkça vurguladığı gibi, adaletin tesis edilmediği bir ortamda ekonominin kalıcı ve sağlıklı bir şekilde toparlanması oldukça zordur. Çünkü ADALET, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda ekonomik istikrarın ve toplumsal huzurun da temel dayanaklarından biridir. Hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin zayıflaması, mülkiyet haklarıyla ilgili endişelerin artması, yolsuzluk algısının güçlenmesi ve gelir dağılımındaki adaletsizliklerin derinleşmesi, ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyerek hem yatırım ortamını hem de toplumun geleceğe olan güvenini zedelemektedir.

Yani, bugün yaşanan ekonomik istikrarsızlığın temelinde, TOPLUMDA ADALET DUYGUSUNUN ZAYIFLAMASI ve ADALET SİSTEMİNE DUYULAN GÜVENİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALMIŞ OLMASI bulunmaktadır.

Bu sebeple, bu süreçte, HUKUKUN HERKES İÇİN EŞİT ŞEKİLDE UYGULANMASI gerektiği yönündeki beklentinin daha da arttığı görülmektedir.

Toplumun adalet mekanizmasından beklentisi, KORKUDAN, BASKIDAN VE MENFAAT İLİŞKİLERİNDEN TAMAMEN UZAK, TARAFSIZ VE GÜVEN VEREN BİR HUKUK DÜZENİNİN HAKİM OLMASIDIR.

3. SUÇLULARIN ISLAHINDA HAPİS CEZASI DEĞİL; EĞİTİMİN BELİRLEYİCİ ÖNEMİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMALIDIR

Suça yönelen kişileri eylemlerinden vazgeçirebilmek için, öncelikle onları bu eylemlere sürükleyen yanlış düşüncelerin, inançların ve sorunlu bakış açılarının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Aksi takdirde, yalnızca cezai yaptırımlar uygulamak, suçun temelinde yatan nedenleri ortadan kaldırmak için yeterli olmayacaktır.

Özellikle cinayet ve kadın cinayeti gibi ağır suçlarda, kişileri bu tür eylemlere yönelten derin ve köklü sebepler bulunmaktadır. Bağnazlık ve Darwinizm gibi yanlış inanç ve ideolojiler, bu insanların suç işlemeye elverişli yapılarını fikirsel olarak beslemiştir.

Bu nedenle, söz konusu kişilerin ALLAH İÇİN YAŞADIKLARINI VE TÜM İNSANLARIN ALLAH’TAN BİR RUH VE TECELLİ OLDUĞUNU anlamalarını sağlayacak bir eğitim ve bilinçlendirme sürecinden geçmeleri büyük önem taşımaktadır. İnsanların Allah tarafından yaratıldıklarını, birbirlerine karşı merhamet, sevgi ve sorumlulukla yaklaşmaları gerektiğini idrak etmeden, onları suça yönelten zihniyetin bütünüyle değişmesi ve kalıcı olarak terk edilmesi mümkün olmayacaktır.

Bu tip insanları bilinçlendirme, eğitme ve onları tehlikeli davranışlara sürükleyen inanç ve ideolojilerden uzaklaştırma imkanı varken, ömür boyu bir hücreye kapatılmalarını en uygun çözüm olarak kabul etmek, vicdani ve insani açıdan doğru bir yaklaşım değildir.

Cezaevleri, birçok durumda kişilerin ıslah olmasına katkı sağlamak yerine, onları suçla daha fazla temas ettiren ortamlara dönüşebilmektedir. Bazı mahkumlar burada organize suç örgütleriyle tanışmakta, topluma karşı öfkeleri artmakta ve yeni suç yöntemleri öğrenmektedir. Bu nedenle cezaevleri, çoğu zaman ıslah etme işlevinden uzaklaşıp kişileri daha derin bir suç döngüsüne sürükleyen bir yapıya dönüşebilmektedir.

Bu sebeple, bu sorunun çözümünü daha fazla insanı cezaevine kapatmakta aramak yerine, EĞİTİM, ISLAH ve TOPLUMA YENİDEN KAZANDIRMA yöntemlerine ağırlık verilmesi daha insani ve kalıcı bir yöntem olacaktır

Ancak bunun sağlanabilmesi için uygulanacak eğitimin gelenekçi yöntemlerden uzak olması gerekir. Bunun yerine, Kur’an’ı esas alan, aklı ve vicdanı ön plana çıkaran, gerçekçi ve samimi bir eğitim anlayışının benimsenmesi büyük önem taşımaktadır.

4.  AK PARTİ’NİN ÖNCELİKLİ GÜNDEM MADDELERİNDEN BİRİ DE, İMANLI GENÇLİK YETİŞTİRİLMESİ KONUSUNDA MÜFREDATTA SOMUT BİR DEĞİŞİKLİK YAPMAK OLMALIDIR

Yeni müfredat düzenlemeleri kapsamında, EVRİM TEORİSİNİN GEÇERSİZLİĞİ ve YARATILIŞ GERÇEĞİNİN BİLİMSEL OLARAK ANLATILDIĞI bir içeriğin programa dahil edilmesi, daha önce de Milli Eğitim Bakanlığına defalarca ifade ettiğimiz üzere, gençlerin doğru bilgiye ulaşabilmeleri açısından büyük önem taşımaktaydı. Ancak bu konuda somut bir adım atılmamıştır.

Her ne kadar evrim teorisinin müfredattan çıkarılması önemli ve büyük bir adım olsa da, asıl üzerinde durulması gereken konu, bu teorinin neden geçersiz olduğunun öğrencilere anlatılması ve canlıların gerçekte nasıl var olduklarının kapsamlı bir şekilde izah edilmesidir.

ALLAH’ın YARATIŞINI anlatmaktan hiçbir şekilde kaçınmamak gerekir. Materyalist çevreler yıllar boyunca, temeli çürük olan ve bütünüyle yalana dayanan Darwinizm gibi bir safsatayı savunmaktan geri durmazken, kainattaki hakikatin ve Yaradan’ın anlatılmasından çekinmek hakkaniyete sığmamaktadır. Daha da önemlisi bu, ALLAH’ın HOŞNUT OLMAYACAĞI bir tavır olur. Bu konuda samimi, açık ve dürüst davranmak, bu büyük ve eşsiz hakikati her vesileyle ifade etmek gerekmektedir.

Allah’ın adının zikredilmesi ve çocuklarımıza hakiki bilimsel eğitim çerçevesinde Yaratılış hakikatinin öğretilmesi, her türlü musibet ve tehlikeyi ortadan kaldıracak, bolluk ve nimet kapılarının açılmasına vesile olacak önemli bir adımdır. Bu aynı zamanda, çocuklarımızın İMAN SAHİBİ, GÜZEL AHLAKLI, BİLİMLE İÇ İÇE ve AKILCI bireyler olarak yetişmeleri açısından da son derece gereklidir. Ak Parti’nin bu hususta vakit kaybetmeden gerekli adımları atacağına inancımız tamdır.

5. SEVGİNİN ÖNEMİNİ ANLATACAK ÇALIŞMALARA AĞIRLIK VERİLMELİ VE SİYASETTE SEVGİ DİLİ KULLANMALIDIR

İnsanların maneviyatının giderek azaldığı, toplum arasındaki sevgi, kardeşlik ve dayanışma duygularının zayıfladığı, birçok kişinin Allah’ı ve dinin özünü yeterince tanımadığı bir dönemde, insanlara kainattaki tüm güzelliklerin ALLAH’IN KUDRET VE SANATININ tecellileri olduğunu, yaratılışın temelinde sevgi ve merhamet bulunduğunu anlatmak büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, Kuran’daki mesajların doğru ve anlaşılır bir şekilde açıklanması, insanların hem Allah’ı daha iyi tanımalarına hem de sevgi, şefkat ve hoşgörü temelli bir hayat anlayışı geliştirmelerine katkı sağlayacaktır.

Toplumun böylesine ciddi manevi ve sosyal sorunlarla karşı karşıya olduğu bir ortamda, samimiyetten uzak bir yaklaşımla tali meseleleri ön plana çıkarmak, yaşanan problemlerin gerçek boyutunu yeterince kavrayamamak anlamına gelmektedir. Bu nedenle tüm parti temsilcilerinin öncelikli konularından birinin, İNSANLARA SEVGİ DİLİNİ AŞILAMAK olması gerekir.

Müvekkilin sıklıkla dile getirdiği üzere, dünya genelinde uygulanan derin devlet yöntemlerinin ülkemizde de etkili olduğu açıktır. Buna göre, insanların manevi ve kutsal değerlerinden uzaklaştırılması sonucunda toplumda sevgi, umut ve merhamet duygularının zayıfladığı görülmektedir.

Manevi bağların zayıflaması, toplum içindeki ayrışmalar ve kutuplaşmalar tarih boyunca dış güçler tarafından kullanılmıştır. Afganistan, Irak ve Suriye örneklerinde de görüldüğü gibi, ülkeleri zayıflatmanın en etkili yollarından birinin, toplumun kendi içindeki ayrılıkları derinleştirmek olduğu görülmektedir.

Ülkemizde hali hazırda ciddi bir sevgisizlik ruhu hakimdir. Bu sorun, dizilerde, haberlerde, TV programlarında, filmlerde, şarkılarda hakim olan SEVGİSİZ ÜSLUP ile ciddi şekilde beslenmektedir.

Dikkat edildiğinde, bugün toplumun genelinde belirgin bir gerginlik ve huzursuzluk halinin hakim olduğu görülmektedir. İnsanlar, umut verici gelişmeler duyamamanın ve geleceğe dair olumlu beklentiler oluşturamamanın sıkıntısını yaşamaktadır. Hangi televizyon kanalını açsalar, hangi haber kaynağını takip etseler çoğunlukla olumsuzluklar, sorunlar ve dertlerle karşılaşmaktadırlar. Bu nedenle, etrafımızda mutlu, huzurlu, neşeli ve sevgi dolu insanlara rastlamak eskisine göre çok daha zor hale gelmiştir. Bu durumun acilen değişmesi gerekmektedir. İşte bu aşamada SİYASETÇİLERİN ÜSLUBU çok büyük önem taşımaktadır.

Halkımız KENDİLERİNE DEĞER VEREN ve SEVGİ DİLİ KULLANAN bir siyasi anlayış görmek istemektedir.

Sürekli olarak karşı tarafı kötüleyen, çatışmacı; kendi hedeflerini ve çözüm önerilerini yeterince ortaya koyamayan yaklaşımlar ise toplumun önemli bir kesiminde geleceğe dair GÜVEN UYANDIRAMAMAKTADIR.

Sevgi temelli bir siyaset anlayışı, toplumla sevgiye dayalı bağlar kurulabileceğini gösterecektir. Böyle bir yaklaşım, insanların hem hayata hem de ülkeyi yönetenlere karşı daha fazla güven ve umut duymalarına katkı sağlayacaktır. İnsanlar hem kendi geleceklerine hem de ülkelerinin yarınlarına dair daha olumlu beklentiler geliştirebileceklerdir. Bu da toplumun genel ruh haline, birlik duygusuna ve ülkenin geleceğine her açıdan olumlu bir katkı sağlayacaktır.

Müvekkil Adnan Oktar, tüm siyasi partilere ve özellikle de Ak Partiye bu konuyla ilgili olarak seslenmek istemektedir:

SEVGİYLE SİYASET MÜMKÜNDÜR.

Bu olduğunda, sevgi dolu bir toplum oluşmasının yanı sıra, toplumun üzerindeki tüm sorunlar, sevgisizlikler, uğursuzluklar ve belalar da ortadan kalkacaktır.

6. GERÇEK REFAH YOLLAR VE KÖPRÜLERLE DEĞİL MUTLULUKLA SAĞLANABİLİR

Türkiye’de toplumun beklentisi yalnızca ekonomik imkanların artması değildir. Her toplum, öncelikle huzurlu, güvenli ve mutlu bir hayat sürmek ister. Geleceğe umutla bakabilmek, sevdikleriyle birlikte korkmadan mutlu yaşayabilmek ve adalet duygusunu hissedebilmek, maddi refahtan daha önemli görülmektedir. Çünkü mutluluğun olmadığı bir yerde, ekonomik imkanların tek başına insanlara gerçek anlamda huzur vermesi mümkün değildir.

Elbette yolların yapılması, köprülerin inşa edilmesi, şehirlerin gelişmesi ve altyapı yatırımlarının artırılması son derece kıymetlidir. Ak Partinin bu yöndeki çalışmaları başarılı ve olumludur. Ancak bütün bu hizmetler, insanların hayatına huzur ve mutluluk katabildiği ölçüde anlam kazanır. İnsanları sevdiklerine kavuşturan ve birlik duygusunu güçlendiren yatırımlar ancak gerçek değerini bulabilir. Buna karşılık, insanlar kendilerini güvende ve mutlu hissetmiyor, gelecekten endişe duyuyor ve adalet mekanizmasına inancını kaybediyorsa, yapılan bu yollar ve köprüler insanları sevdiklerine değil cezaevlerine taşıyorsa bu yöndeki yatırımların hiçbir kıymeti ve önemi olmaz.

Bu nedenle güçlü bir toplumun temelinde yalnızca ekonomik yatırımlar değil; aynı zamanda mutluluk yer almalıdır. İnsanların yüzünü güldüren, geleceğe umutla bakmalarını sağlayan ve birbirlerine olan güvenlerini artıran bir anlayış, her türlü fiziki yatırımın çok daha kalıcı ve anlamlı sonuçlar doğurmasına katkı sağlayacaktır. Toplumun gerçek ihtiyacı, maddi gelişmeyle birlikte mutluluk duygusunu da güçlendiren bir yaklaşımdır. Bu da yine sevgi ile, adalet ve güven duygusunun temini ile mümkündür.

SONUÇ

Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu konulardan biri, toplumsal dayanışma, birlik ve beraberlik duygusunun güçlendirilmesi, ayrışma ve kutuplaşmanın azaltılmasıdır. Bununla birlikte, toplumun her kesiminin adalet, hakkaniyet ve hukuk ilkeleri çerçevesinde eşit ve tarafsız bir muamele görmesinin sağlanması, imanın, sevginin, güzel ahlakın ve Kur’an’daki değerlerin ön planda tutulduğu bir siyaset anlayışının ön plana çıkarılması büyük önem taşımaktadır.

Toplumun farklı kesimlerinde, insanların düşünceleri, inançları veya yaşam tarzları nedeniyle ADİL MUAMELE GÖRMEDİKLERİ, buna bağlı olarak da yargı kurumuna duyulan güvenin tarihinin en düşük seviyelerinden birine GERİLEDİĞİ bir dönemdeyiz.

Tüm siyasi partilerin, özellikle de İktidar Partisi’nin sevgi ve dayanışma diliyle bu dönemi birleştirici söylemlerle sonlandırmalarını; ALLAH’IN İSMİNİN SIKLIKLA ANILDIĞI, SEVGİ DİLİNİN HAKİM OLDUĞU bir siyasi üsluba geçmelerini; gençliğe ve insanlığa zarar veren karanlık ideolojilere, dinsizliğe karşı el birlik mücadele etmelerini temenni ediyoruz.

Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 20.07.2026

DİPNOTLAR

https://www.toplum.org.tr/sosyal-devlet-ilkesi-ve-siyasal-tercihler-genclerin-ak-partiden-uzaklasmasinin-yapisal-dinamikleri/

https://www.odatv.com/guncel/kamuoyu-arastirmasi-iktidarin-korkulu-ruyasi-ekonomik-cokus-yargi-ikinci-sirada-120124846

Yorum Gönder

0 Yorumlar