Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Allah’ın Evrimle Yarattığını İddia Eden Caner Taslaman’a Kur’an’dan Sorular

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU

Kur’an bilimle ve akılla çelişmez, ancak evrim teorisi bilimle ve akılla çelişmektedir

Caner Taslaman, 5 Temmuz 2026 tarihinde Ulusal Kanal’da yayınlanan “Sözün Özü” isimli programda, Kur’an’ın evrim teorisiyle çelişmediğini, Allah’ın canlıları evrimsel süreçle yarattığını iddia etmiştir.

https://www.youtube.com/watch?v=yMWocyJK7Qs 

Caner Taslaman’ın, evrim teorisinin Kur’an’la çelişmediği iddiasının temelinde, Kur’an’ın bilimle çelişmediğini gösterme çabası olduğunu düşünmekteyiz. Ancak, bu düşüncedeki büyük hata, evrim teorisinin bilimsel olduğunu zannetme yanılgısıdır.

Evrim teorisi bilimle, akılla, mantıkla çelişen, sadece Allah’ın varlığını inkar edebilmek için suni olarak üretilmiş bir iddiadır. Kur’an evrim teorisiyle çelişir, ancak Kur’an bilimle çelişmez.

“Allah'ın süreçle yarattığını anlamak lazım.” diyen, tüm varlıkların Allah’ın “Ol” demesiyle yaratıldıklarını kabul etmeyen Caner Taslaman, aşağıdaki sorularımızı evrimle nasıl açıklamaktadır?

SORU 1 : CANER TASLAMAN, İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER KANATLI MELEKLERİN YARATILIŞINI EVRİMSEL SÜREÇLE NASIL AÇIKLAYACAKTIR?

Caner Taslaman gibi, evrimsel süreçlerle yaratılış yanılgısına inananların göz ardı ettikleri çok önemli bir konu, Allah'ın farklı yaratma şekilleridir. Allah, insandan ve hayvandan çok farklı yaratılışa sahip, melekler ve cinler gibi canlıları da var etmiştir.

Allah, meleklerin yaratılışını şöyle bildirmiştir:

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (Fatır Suresi, 1)

Ayette geçen ifadeden de anlaşıldığı üzere, melekler görünüm itibariyle insanlardan çok farklıdırlar. Nitekim Allah yukarıdaki ayette "O yaratmada dilediğini artırır" ifadesiyle de farklı yaratış şekilleri olduğunu haber vermiştir.

Caner Taslaman’ın, meleklerin yaratılışıyla ilgili açıklaması gereken bir başka önemli bilgi, melekler insandan önce yaratılmışlardır. Allah, ilk insan olan Hz. Adem'i yaratacağı zaman bunu meleklere bildirmiş ve onlara Hz. Adem'e secde etmelerini emretmiştir. Aynı zamanda Allah Hz. Adem'e meleklerden farklı bir ilim vermiş ve ona eşyanın isimlerini öğretmiştir. Melekler ise bu ilmi bilmemektedirler. Bütün bu gerçekler Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti... (Bakara Suresi, 30)

Dolayısıyla, Allah evrim süreçlerini kullanarak canlıları yaratmıştır diyen Caner Taslaman, meleklerin ve cinlerin güya evrimsel süreçlerle yaratıldıklarını nasıl iddia edecektir?

Allah, insanları, hayvanları, bitkileri, melekleri ve cinleri, tüm varlıkları “Ol” emriyle yaratmıştır.

SORU 2 : CANER TASLAMAN, ATEŞTEN YARATILAN CİNLERİN YARATILIŞINI EVRİMSEL SÜREÇLERLE NASIL AÇIKLAYACAKTIR ?

Melekler gibi cinler de insanlardan farklı bir yaratılışa sahiptirler. Allah insanın balçıktan, cinlerin ise ateşten yaratıldığını aşağıdaki ayetlerde şöyle haber verir:

And olsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık. (Hicr Suresi, 26-27)

İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı. (Rahman Suresi, 14-15)

Meleklerin ve cinlerin insanlardan farklı yaratılış özelliklerine sahip oldukları Kur’an'ın pek çok ayetinde bildirilmiştir. Örneğin ayetlerde cinlerin eşya nakledebilme özellikleri haber verilmektedir:

(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi. (Neml Suresi, 38-39)

Kuran'da haber verilen bir diğer husus ise aynı meleklerde olduğu gibi cinlerin de insandan önce yaratılmış olmalarıdır. Çünkü Allah Hz. Adem'i yarattığı zaman meleklere ve İblis'e ona secde etmelerini emretmiştir. Ardından da İblis'in cinlerden olduğunu şöyle açıklanır:

Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (Kehf Suresi, 50)

Melekler ve cinler, insanlardan farklı bir boyutta yaşamaktadırlar ve o boyutun fizik kuralları bizim bağlı olduğumuz fizik kurallarından farklıdır. Evrim teorisini doğru kabul eden, Allah’ın evrimsel süreçlerle canlılığı yarattığını iddia eden Caner Taslaman ve benzeri Müslümanların, cinler ve melekler evrimsel süreçle nasıl yaratıldılar sorusuna verebilecekleri bir cevapları bulunmamaktadır.

SORU 3 : CANER TASLAMAN, HZ. İSA’NIN ÇAMURDAN YAPTIĞI KUŞUN VE HZ. İBRAHİM’İN PARÇALARA AYIRDIĞI KUŞLARIN CANLANMALARINI EVRİMSEL SÜREÇLERLE NASIL AÇIKLAYACAKTIR?

Hz. İsa Peygamber’e Allah birçok mucize lütfetmiştir. Caner Taslaman, bu mucizelerin hiçbirini evrimsel süreçlerle açıklayamaz. Hz. İsa’nın gösterdiği mucizelerden biri balçıktan yaptığı kuşun canlanıp uçmasıdır.

İsrailoğullarına elçi kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemen Allah'ın izniyle kuş olur... (Al-i İmran Suresi, 49)

Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluyordu"... (Maide Suresi, 110)

Hz. İsa’nın çamurdan yaptığı kuş şeklindeki heykel, hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah'ın dilemesi ve mucizesiyle, “Ol” demesiyle can bulmaktadır. Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah'ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, Allah'ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermektedir.

Bu, Allah'ın bir mucizesi ve evrime inanan bazı Müslümanların göz ardı ettikleri önemli bir gerçektir.

Buna çok benzer bir başka örnek ise Hz. İbrahim'le ilgili bir olayın haber verildiği bir ayette geçmektedir; ayette Allah'ın cansız varlıklara mucizevi şekilde can verdiği bildirilmektedir.

Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara Suresi, 260)

Ayette, Hz. İbrahim’in 4 kuşu parçalayıp, her bir parçasını ayrı bir dağın üzerine bırakmış, ardından kuşlar canlanarak Hz. İbrahim’e geri gelmişlerdir.

Caner Taslaman’ın, Allah’ın Hz. İbrahim’e ve Hz. İsa’ya gösterdiği bu mucizeleri, evrimsel süreçlerle açıklaması imkansızdır.

SORU 4 : CANER TASLAMAN, HZ. MUSA’NIN ASASININ YILANA DÖNÜŞMESİNİ EVRİMSEL SÜREÇLERLE NASIL AÇIKLAYACAKTIR?

Allah Hz. Musa’ya da Hz. İsa ve Hz. İbrahim gibi mucizeler vermiştir; bu mucizelerden biri Hz. Musa’nın asasının Allah’ın izniyle yılan haline gelmesidir. Bu olay Kur’an’da şöyle bildirilmektedir:

"Sağ elindeki nedir ey Musa?" Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var." Dedi ki: "Onu at, ey Musa." Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (olmuş). Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (Taha Suresi 17-21)

Hz. Musa’nın asası örneği de Hz. İsa’nın çamuru kuş yapması örneğinde olduğu gibi, Allah’ın fizik kanunları olmadan, sebepler olmadan, yoktan bir canlı yaratabildiğinin en büyük kanıtlarından biridir. Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah'ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden, başkalarının ortaya koyduklarını yutan, yani sindirim sistemi de olan tamamen canlı bir varlığa dönüşmektedir.

Böylece Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermektedir. Cansız bir madde, sadece Allah'ın dilemesiyle, yani "Ol" emriyle can bulmaktadır. Allah'ın Hz. Musa'ya lütfettiği bu mucize, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa'ya karşı olan insanlar dahi hemen o an gerçeği kavrayıp, batıl inanışlarını bırakıp, Allah'a iman etmişlerdir. Allah için yaratmak çok kolaydır; Allah, hiçbir sebebe gerek duymaksızın yoktan var edendir. Cinleri ve melekleri nasıl farklı şekillerde ve yoktan var ettiyse, insanı da evrime gerek olmadan, ayrı bir varlık olarak yoktan var etmiştir.

SORU 5 : CANER TASLAMAN, CENNET VE CEHENNEMİ, HURİLERİ, GILMANLARI, CEHENNEM ZEBANİLERİNİ, ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMEYİ EVRİMSEL SÜREÇLERLE NASIL AÇIKLAYACAKTIR?

İnsanlar dünyada evrimsel süreçler olmadan yaratıldıkları gibi, ahiret hayatları için de herhangi bir evrim süreci yaşanmadan, Allah'ın "Ol" emriyle, bir anda diriltileceklerdir. Ölen, yaşam fonksiyonları durmuş bir insanın tekrar, yeni bir bedende dirilmesi, cennet veya cehennemde sonsuz bir hayata başlaması, Kur’an’da yer alan temel inançlardan biridir. Caner Taslaman, öldükten sonra dirilmeyi, cenneti, cehennemi, zebanileri, hurileri hangi evrimsel süreçlerle açıklayacaktır ?

Yaratma da diriltme de tamamen Allah'ın elindedir ve Allah'ın, aynı yaratmada olduğu gibi diriltmede de bir sebebe ihtiyacı yoktur. Bunun Kur’an'da pek çok örneği vardır. Kur’an'da bildirildiği gibi, insan ölüp toprağa karıştıktan sonra ahiret gününde yeni bir yaratılışla diriltilecektir.

Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır. Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 98-99)

Ayetlerde de görüldüğü gibi, inkar edenler, insanların ölüp, toprak olduktan sonra yeniden yaratılacaklarına inanmamaktadırlar. Bu örnek evrim teorisinin içinde bulunduğu durumu da özetlemektedir. Çünkü kıyamet gününde insanların bedenlerini yoktan var edecek olan Rabbimiz, ilk insan olan Hz. Adem'i de yoktan var etmiştir. Bu ayetler Kur’an'a inanan, ancak evrim düşüncesini savunmada ısrarlı davranan Caner Taslaman gibi kişilerin cevaplaması gereken bir konudur.

Cennetteki huriler, gılmanlar, cehennemde görevli melekler olan Zebaniler, hiçbiri evrimle yaratılmamışlardır; hepsi Allah’ın “Ol” emriyle yaratılan varlıklardır. Caner Taslaman, Kur’an’da evrim var derken, hurilerin, gılmanların, zebanilerin yaratılışını da açıklamalıdır. Evrimsel süreçle açıklayamayacağı ortadadır. 

SORU 6 : CANER TASLAMAN, HZ. İBRAHİM’E GELEN MELEKLERİ, PEYGAMBERİMİZE VAHİY GETİREN CEBRAİLİ EVRİMSEL SÜREÇLERLE NASIL AÇIKLAYACAKTIR?

Kur’an’da Hz. İbrahim peygambere meleklerin ziyarete geldikleri anlatılmaktadır. Melekler Hz. İbrahim’e insan suretinde gelmişlerdir; ikram ettiği yemeği yemediklerinde, onların insan olmadıklarını, melek olduklarını anlamıştır. Melekler, daha sonra tekrar melek suretine dönmüşlerdir.

Kur’an’da bu olay şöyle anlatılır:

Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.

Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik." (Hud Suresi, 69-70)

Caner Taslaman, meleklerin insan suretine dönüşüp, insanlarla görüşüp sonra tekrar melek suretine geri dönmelerini, evrimsel süreçlerle nasıl açıklayacaktır?

BAZI MÜSLÜMANLAR, EVRİM TEORİSİNİ BİLİMSEL BİR GERÇEK ZANNETTİKLERİ İÇİN, KUR’AN’DA EVRİM VAR İDDİASINA SARILMAKTADIRLAR

Aslında sorunun kökeni şudur: Evrimi savunan bazı Müslümanlar, bu teoriyi bilimsel bir gerçek sanmakta, bilimsel araştırma yapmak, gerçekleri öğrenmek yerine, evrimcilerin baskıcı ve dayatmacı propagandaları altında eziklik psikolojisiyle, Kur’an da evrimi destekler çarpık mantığıyla düşünmektedirler.

Oysa, evrim teorisi bilimsel bir teori değildir, baştan sona uydurulmuş bir safsatadır.

Kur’an ise, bilimle örtüşür; bilimsel bulgular ile Kur’an ayetleri uyumludur.

Darwinizm’le ilmi mücadele etmekten kaçınanlardaki ortak psikoloji Darwinizm'e karşı hissedilen bir tür eziklik duygusudur. Evrim teorisinin bilimsel bulgulara dayandığını sananlar, bilimsellik karşısında çaresiz olduklarını düşünmektedirler. Evrimcilerin öne sürdükleri hayali iddiaların bilimsel delillerle desteklendiğini, dolayısıyla kendilerinin bunlara cevap vermelerinin imkansız olduğunu zannederek, daha en baştan teslim olmayı kabul etmektedirler.

Oysa Evrim Teorisi’nin bilimsel bir teori olduğu yanılgısı, bu konuda yapılan yoğun propagandanın bir ürünüdür. Televizyon haberlerinde, gazete ve dergi yazılarında sürekli, evrimin güya ispatlanmış, reddedilmesi mümkün olmayan bir teori olduğu imajı verilir. Evrim teorisini savunmanın bilimi savunmak olduğu, evrimi reddetmenin ise bilime karşı gelmek olduğu izlenimi oluşturulur. Ancak bilimsel bulgular bu propagandanın tam tersini göstermektedir. Bilim, evrimi desteklememekte tam tersine çürütmektedir. Evrim Teorisi’nin bu derece gündemde tutulması, bilimsel bir teori olması nedeniyle değil, materyalizmin ve dinsizliğin dayanak noktası olması nedeniyledir.

Bu gerçeği fark edemeyen bazı Müslümanlar, bilime karşı çıkmamak için de bilimsel olduğu sanılan evrim teorisi’yle İslamiyet arasında "orta bir yol" oluşturmaya çalışmaktadırlar. Ama aslında bu, Darwinizm'le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir yol oluşturmaktır. Halbuki Darwinizm'le fikren, açık ve net bir şekilde mücadele etmekten çekinilmesi gereken hiçbir husus yoktur.

Müslümanın iman ettiği gerçek, her şeyi Allah'ın yarattığı gerçeğidir. Dolayısıyla bir Müslümanın Darwinistler ile aynı şeyi savunuyor olması mümkün değildir.

Caner Taslaman, evrim teorisini kabul ederek, -Allah’ı tenzih ederiz- haşa Allah deneme yaparak, mutasyonların sonucunu göre göre, deneme ve yanılmalarla dolu bir süreçle insanı yaratmış gibi anlatmaktadır. Allah’ın karmaşık bir sisteme, bir plana, mutasyonlara, doğa olaylarına, denemelere ihtiyacı yoktur; Allah “Ol” der ve olur.

Ayrıca evrim teorisinin tek bir delili bulunmamaktadır. Bugüne kadar iddia ettikleri ara geçiş formlarına dair tek bir örnek getirememişlerdir. Dilekçenin ekinde, evrimcilerin hayalini kurup bir türlü bulamadıkları ara geçiş formlarıyla ilgili bilgiler, evrim teorisini kanıtlayan tek bir bilimsel delil bulunmadığına dair özet bir bilgi sunulmaktadır. (EK_1)

Allah'tan gereği gibi korkan bir Müslümanın, Darwinizm ile aynı fikri ve ideolojiyi savunması mümkün değildir. Darwinizm tehlikesinin farkına varamamış, bu ideolojinin Allah inancına karşı mücadelesini anlayamamış olan bu insanların, fikri mücadeleden korku duyup, güç yetiremedikleri konularda mantık dışı yöntemlere başvurmaları yanlış bir tutumdur.

Caner Taslaman’ın yapması gereken; Kur’an ile evrim teorisini bağdaştırmaya çalışmak değil; evrim teorisinin bilimsel geçersizliğini öğrenmek, anlamak ve anlatmaktır.

Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 20.07.2026

 

EK 1

Evrimcilerin “Ara Geçiş Formlarına Ait Fosilleri Buldukları” İddiası Büyük Bir Aldatmacadır

Herhangi bir doğa tarihi müzesini gezen ziyaretçilerin karşılaştıkları en önemli şeylerden biri, yoğun bir evrim propagandasıdır. Karşılarında, hayali rekonstrüksiyonlar ve hayali atalara ait sahte el yapımı kemiklerden fazla bir şey yoktur. Evrim için hiçbir delil oluşturmayan canlıların tek bir fosilleşmiş parçası, balıktan amfibiye hayali geçişin en önemli "ara form delili" olarak sunulur. Aslında açıkça Yaratılış gerçeğini destekleyen ama evrimciler tarafından tersine çevrilerek "evrime en büyük delil" olarak sunulan bir kaburga kemiği büyük bir gururla sergilenir. Bunları inceleyen ziyaretçilerin büyük bir kısmı, sözde fosilleri tanımlayan detaylı açıklamalara ve Latince isimlere bakarak, evrim teorisin bilimsel bir gerçek olduğu yalanına ikna olurlar.

Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı Dr. David Raup, bir evrimci olmasına rağmen bu durumu şöyle özetlemektedir:

"Bazı insanlar fosillerin, Darwin’in hayatın tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysa ki bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir."1

Yarı insan yarı maymun canlılar hiçbir zaman yaşamamıştır. Bilimsel delillerin gösterdiği gerçek, insanın hep insan olarak var olduğudur. Ancak evrimciler bu gerçeği özenle saklar, çeşitli sahtekarlıklara başvurarak aksini iddia ederler.

Aslında evrimcilerin gösterdikleri çaba, sonuçsuz bir çabadır. Yeryüzünde evrimi delillendiren, bir canlı türünün diğerine sözde evriminin sürecini, ara geçişlerde aldığı farklı formları gösteren tek bir ara geçiş fosili bulunamamıştır. Milyonlarca yıl boyunca yaşamış olması gereken bu hayali, garip, yarı gelişmiş canlıların varlıklarından eser yoktur. Evrim süreci sadece bir inanıştır, Darwinistlerin olmasını çok istedikleri bir hayaldir. Ama fosil kayıtları bu hayali gerçekleştirmemiştir. Yeryüzünün neredeyse tamamından sayısız fosil çıkarılmıştır. Ama Darwin’in döneminde bulunamayan ara fosiller, hala yoktur. Ve bulunması da imkansızdır. Çünkü evrim gerçekleşmemiştir. Darwinistler hayali evrime; sahte teoriler uydurarak, hayali ara geçiş formlarını alçı ve bakalit ile kendileri oluşturarak, ara formların sözde yaşamlarını hikayeleştirip çizerek hayat vermeye çalışırlar.

Resimde görülen "ara canlılar" hiçbir zaman yaşamıştır, sadece çizimlerde vardır.

Oysa bu çabanın ulaşabileceği bir sonuç yoktur. Şartlar, Darwin döneminden farklıdır. Artık bilimsel gerçekler açıkça gün yüzüne çıkmakta, bilim, Yaratılış gerçeğinin delillerini sürekli olarak ortaya koymaktadır. 19. Yüzyılda fosil kayıtlarının yetersiz olduğunu, yeterince fosil çıkartılırsa aranan ara geçiş formlarının bulunabileceğini iddia eden evrimcilerin bu beklentileri de hüsranla sonuçlanmıştır. Yeryüzünde milyonlarca fosil bulunmuştur; ancak evrimi kanıtlayabilecek tek delil olan ara geçiş formlarına ait fosillerin yokluğu, artık evrimcilerin gizleyemeyecekleri kadar açıktır.

Evrimcilerin bu büyük hayal kırıklığını, California Üniversitesi’nden D. S. Woodroff, Science dergisinde şu şekilde ifade etmiştir:

Ama fosilleşmiş türler, tarihlerinin büyük bir bölümünde değişmeden kalmışlardır ve fosil kayıtları tek bir ara geçiş örneği vermemektedir.2

Darwinistler, ara fosil araştırması yaptıkları katmanlar üzerinde, sürekli olarak milyonlarca yıldır değişikliğe uğramamış, hiçbir şekilde evrim geçirmemiş olan canlıların fosillerini bulmaktadırlar. Yaratılış gerçeğinin delilleri her geçen gün milyonları aşmakta ama evrimcilerin büyük bir hevesle bekledikleri ara fosiller görünmemektedir. İşte bu nedenle, artık Yaratılış gerçeğini gösteren delilleri ara fosil olarak göstermeye bile yeltenmişlerdir. Milyonlarca yıl öncesine ait son derece gelişmiş ve kompleks canlıları, çeşitli propaganda yöntemleriyle kendi teorilerine delilmiş gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Fosiller üzerinde yorumlar yaparak, bir kuşun son derece gelişmiş ve kompleks yapıdaki kanatlarını gelişmekte olan kanatlar, bir balığın yüzgeçlerini ise karaya çıkmaya hazırlanan bacaklar olarak tanıtmaya kalkışmışlardır. Sudan karaya geçiş için Coelacanth’ı, karadan havaya geçiş için ise Archaeopteryx’i bu yöntemlerle birer evrim delili olarak lanse etmeye çalışmışlardır.

Oysa bu canlıların fosilleşmiş izleri bile, canlıların son derece kompleks özelliklere sahip olduğunu göstermekte ve hiçbir ara form özelliği sunmamaktadır. Nitekim, evrimcilerin spekülasyonlarına maruz kalan bu canlılardan Coelacanth, 1938 yılında, yani fosilleşmiş örneğinden yaklaşık 400 milyon yıl sonra, canlı örneğinin derin sularda keşfedilmesiyle, evrimcileri tam anlamıyla hayal kırıklığına uğratmıştır.

400 milyon yıldır değişmeden varlığını devam ettiren Coelacanth

Bilimsel araştırmalar, tüm özellikleri ile tam bir kuş olduğu ortaya çıkan Archaeopteryx için de evrimcilere benzer bir hüsranı yaşatmaktadır. Yıllarca karadan havaya hayali geçişin en önemli delili olarak sunulan Archaeopteryx, sahip olduğu kusursuz uçuş kasları, uçuşa uygun tüyleri ve mükemmel kanat yapısı ile ilgili detayların keşfedilmesiyle evrimciler bir sahte ara geçiş formlarını daha kaybetmiştir.

ARCHAEOPTERYX tam bir kuştur. Soldaki görsel Archaeopteryx fosilidir. Sağdaki görsel, evrimcilerin propaganda amaçlı kullandıkları, hiçbir bilimsel temeli olmayan tamamen hayali bir çizimdir.

Piltdown Adamı Sahketarlığı

43 yıl boyunca insanın evrimini kanıtlayan çok önemli bir delilmiş gibi dünyaya sunu- lan Piltdown Adamı, bir sahtekarlık ürünüydü. Kafatası üzerinde 1953 yılında yapılan incelemelerde Piltdown Adamı'nın insan ve orangutan kemiklerinin birleştirilmesiyle üretilmiş sahte bir fosil olduğu ortaya çıktı.

 

Altta, Piltdown Adamı skandalının doğum yeri olan Piltdown'da yapılan kazıyı gösteren bir resim.Üstteki hayali çizim ise, Piltdown Adamı ismi verilen kafatası bulgularında yola çıkılarak çizilen güya maymunla insan arasındaki geçiş formunu temsil etmektedir. Oysa bu çizim propaganda amaçlı hazırlanmış tamamen hayali bir çizimdir: bilimsel bulgulara dayanmamaktadır.

Evrimcilerin ara geçiş açmazını gözler önüne seren diğer örnekler ise, insanın sözde evrimine delil gösterilen Piltdown ve Nebraska adamlarıdır. Ara formların yokluğu karşısında yaşadıkları büyük çaresizlik, evrimcileri, yeni ölmüş bir insan kafatasına orangutan çenesi monte etmeye, bunu Piltdown adamı olarak adlandırmaya ve bu sahtekarlığı 40 yıl boyunca sergilemeye kadar götürmüştür. British Museum'da sergilenen bu sahte fosil, söz konusu aldatmacanın anlaşılması ile alelacele müzeden çıkarılmıştır.

Nebraska adamı ise, tek bir domuz dişinden yola çıkılarak çizilmiş sayısız hayali resim ve rekonstrüksiyondan ibarettir. Tek bir dişi ele alan evrimciler bunun insanlarla maymunların ortak özelliklerini taşıyan bir ara geçiş fosili olduğunu iddia etmiş, ancak daha sonra bu dişin bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılmıştır. İşte, bir evrim müzesinde ziyaretçilerin sözde "evrim delili" olarak karşılaştıkları fosiller, böylesine sahtekarca bir mantığın ürünüdürler.

Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden evrimci paleontolog George Gaylord Simpson, evrimcilerin ara geçiş problemini, şu şekilde itiraf eder:

Bu, memelilerin 32 takımı için de doğrudur… Her takımın bilinen en eski ve en ilkel üyesi, zaten tüm temel özelliklere sahiptir ve hiçbir şekilde bir takımdan bir başka takıma sürekli bir geçiş sırası göstermezler. Çoğu durumda, aradaki fark öylesine keskin ve aradaki boşluk öylesine büyüktür ki, takımların kökeni oldukça spekülatif ve fazlasıyla kuşkuludur…

Ara formların hiçbir şekilde olmaması, sadece memelilerle sınırlı değildir. Bu, şimdiye kadar paleontologların belgelendirdiği kadarıyla, neredeyse evrensel bir olgudur. Bu durum, hem omurgalılar hem de omurgasızlar olmak üzere, hayvanların neredeyse tüm sınıfları için geçerlidir… ve hem sınıflar için, hem en büyük hayvan filumları, hem de bitkilerin benzer kategorileri için de aynı şekilde doğrudur.3

Tüm bu delilsizliğe rağmen evrimciler sürekli "canlılar evrimleşmiştir" iddiasındadırlar. Ancak bunların nasıl olduğu açıklanamayan hayali bir evrim sürecinde oluştukları iddia edilmektedir. Proteinin bilinçsiz bir ortam içinde kendi kendine meydana gelmesinin imkansızlığı ispatlanmıştır. Ama evrime göre bir mucize olmuş, ve protein tesadüflerin eseri olarak oluşmuştur. Hücrenin tüm organelleri ile birlikte tesadüfen oluşması imkansızdır. Ama evrime göre bir mucize olmuş ve oluşmuştur. Hücre çekirdeği, genler, DNA, enzimler ve daha sayısız kompleks yapı, günümüzde bilinçli laboratuvar koşullarında bile oluşturulamamaktadır. Ama evrime göre bir mucize olmuş ve bunların hepsi kör tesadüflerin sonucunda oluşmuştur.

Şimdi de, evrimciler fosil kayıtlarında bu oluşumların, bunların değişimlerinin izlerini aramaktadırlar. Ancak yine evrimcilere göre bir mucize olmuş ve fosil kayıtlarındaki bu izler silinmiştir.

Proteinler hem canlı hücrelerinin yapı taşlarını oluşturan hem de hücre içinde çok çeşitli görevler üstlenen kompleks moleküllerdir. Ortalama bir protein molekülünün tesadüflerle ortaya çıkma ihtimali 10 üzeri 950'de 1'dir. (Bu sayı pratikte "0 ihtimal" anlamına gelir.) Böylece matematikçiler Darwinizme en büyük darbelerden birini vurmuşlardır.

Evrim teorisi, tek bir proteinin kendi kendine oluşabileceğini delillendirememiş, canlıların evrimleştiklerini gösteren tek bir ara geçiş örneği verememiştir. Teori, en büyük iki dayanağı tarafından yalanlanmıştır ve büyük bir açmaz içindedir.

Yeryüzünde, Evrimcilerin Var Olduğunu İddia Ettikleri Anormal Yapılara Sahip Ara Geçiş Fosillerinden Tek Bir Tane Yoktur

Evrim teorisi, canlıların mutasyonların etkisiyle sözde gelişim göstererek başka başka canlılara dönüştüğünü iddia eder. Oysa bunun büyük bir aldatmaca olduğunu modern bilim tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Günümüzde canlıların küçük değişikliklerle farklılaştıklarını gösteren tek bir ara geçiş örneği dahi yoktur.

Evrim teorisinin iddiasına göre, yeryüzünde yaşayan ve geçmişte yaşamış tüm canlı türleri birbirlerinden türeyerek ortaya çıkmışlardır. Türlerin birbirlerine dönüşümü ise, evrim teorisine göre, yavaş yavaş ve kademe kademe olmuştur. Dolayısıyla, bu iddiaya göre iki canlı türü arasındaki geçiş dönemini yansıtan ve her iki türden bazı özellikler taşıyan birtakım canlıların yaşamış olması zorunludur. Örneğin, evrimci iddiaya göre balıklar karaya çıkıp sürüngenlere dönüşene kadar mutlaka yarı solungaçlı yarı akciğerli, yarı yüzgeçli yarı ayaklı türden bazı canlıların milyonlarca yıl boyunca yaşamış olmaları gerekir. Evrimciler, geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları bu hayali canlılara "ara geçiş formu" adını verirler.

Eğer evrim teorisi doğru olsaydı, bu tür canlıların geçmişte yaşamış olmaları ve bunların sayılarının ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekirdi. Ve bu ucube canlıların kalıntılarına fosil kayıtlarında rastlanması gerekirdi. Ancak, bugüne kadar fosil kayıtlarında tek bir ara geçiş formu fosiline dahi rastlanmamıştır. Nitekim evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin, Türlerin Kökeni kitabının "Teorinin Zorlukları" (Difficulties on Theory) adlı bölümünde şöyle yazmıştır:

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu, benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır. (Charles Darwin, The Origin of Species, ss.172-280)

Resimde görüldüğü gibi yarı sürüngen yarı balık canlılar tarihin hiçbir döneminde yaşamamıştır. Darwinistlerin bu yöndeki iddialarını destekleyebilecekleri bir tane dahi delilleri yoktur.

Evrimci paleontolog Mark Czarnecki şu yorumu yapmıştır:

Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur... Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin yaratıldığını savunan argümana destek sağlamıştır. (Mark Czarnecki, "The Revival of the Creationist Crusade", MacLean's, 19 January 1981, s.56)

Fosil kayıtlarında hiçbir zaman bulunmayan hayalı ara formlar

İki farklı canlı türünün özelliklerini taşıyan ara formlar sadece Darwinistlerin "hayallerinde" yer almaktadır. Gerçekte ise böyle canlılar hiç var olmamıştır.

Ünlü biyolog Francis Hitching, The Neck of the Giraffe: Where Darwin Went Wrong (Darwin’in Yanıldığı Yer: Zürafanın Boynu) adlı kitabında şöyle demektedir:

Eğer fosiller buluyorsak ve eğer Darwin’in teorisi doğruysa, o halde kayaların, belirli bir grup yaratığın, daha kompleks bir başka grup yaratığa doğru küçük kademelerle evrimleştiğini gösteren kalıntılar ortaya çıkarması gerekir. Bu nesilden nesile ilerleyen "küçük gelişmelerin" son derece iyi korunmuş olması gerekir. Ama durum hiç de böyle değildir. Aslında, bunun tam tersi doğrudur. Darwin’in "sayısız ara form olmalı, ama bunları neden yeryüzünün sayısız katmanında bulamıyoruz" derken yakınmış olduğu gibi. Darwin, fosil kayıtlarındaki bu "olağanüstü eksikliğin" sadece daha fazla fosil kazısı yapmakla ilgili olduğunu düşünmüştür. Ama her ne kadar yeni fosil kazısı yapılırsa yapılsın, bulunan türlerin neredeyse hepsinin, istisnasız, bugün yaşamakta olan hayvanlara çok benzediği ortaya çıkmıştır. (Francis Hitching, The Neck of the Giraffe: Where Darwin Went Wrong, Tichnor and Fields, New Haven, 1982, s.40)

Darwin’in ve alıntılarına yer verilen diğer kişilerin yukarıda yer alan sözleriyle ifade ettikleri gibi bugüne kadar tek bir ara geçiş fosili bile bulunamamış olması, evrim teorisinin geçersizliğini açıkça gözler önüne sermektedir. Çünkü herşeyden önce eğer canlılar başka canlılara dönüştüyse, dönüşme evresinde çok sayıda ara canlı var olmalı, yeryüzünün dört bir yanı evrimleşme aşamasındaki canlıların fosilleriyle (ara fosillerle) dolu olmalıdır. Oysa bugüne kadar çıkarılmış olan 100 milyona yakın fosilin tamamı bugün de bildiğimiz tam ve eksiksiz canlılara aittir.

Fosil kayıtları, canlı türlerinin hem bir anda ve tamamen farklı yapılarda ortaya çıktıklarını, hem de çok uzun jeolojik dönemler boyunca değişmeden sabit kaldıklarını göstermektedir.

Harvard Üniversitesi paleontologlarından ve evrimci Stephen Jay Gould, bu gerçeği şöyle kabul eder:

Fosilleşmiş türlerin çoğunun tarihi, kademeli evrimle çelişen iki farklı özellik ortaya koymaktadır:

1. Durağanlık: Çoğu tür, dünya üzerinde var olduğu süre boyunca hiçbir yönde değişim göstermez. Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki yapıları ne ise, kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları da aynıdır. Morfolojik (şekilsel) değişim genellikle sınırlıdır ve belirli bir yönü yoktur.

2. Aniden ortaya çıkış: Herhangi bir lokal bölgede bir tür, atalarından kademeli farklılaşmalara uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz; bir anda ve "tamamen şekillenmiş" olarak belirir. (S.J. Gould, "Evolution's Erratic Pace", Natural History, vol. 86, May 1977)

Oysa evrim gerçekleşmiş olsaydı, yeryüzü milyarlarca ara canlıya ait fosil ile dolu olmalıydı. Üstelik sayısı milyonları bulan bu canlıların mutasyonların etkileri nedeniyle son derece anormal varlıklar olmaları gerekirdi.

Evrimcilerin iddiasına göre tüm canlılar ve bu canlılara ait tüm organlar tesadüfen meydana gelmiş mutasyonlar sonucu oluşmuştur. Bu durumda işlevlerinin gelişmesi aşamasında anormal yapıya sahip bir organ defalarca mutasyona maruz kalmış olmalı, her seferinde anormal bir halden başka bir anormal hale dönüşmeliydi. Bugünkü en mükemmel ve estetik görünümlü canlılar oluşmadan önce, bu canlıların anormal organları ve estetik dışı görünümleri olmalıydı.

Darwinistlerin iddiaları doğru olsaydı fosil kayıtlarında resimlerde görüldüğü gibi çok sayıda göz çukuru bulunan, farklı yerlerde burunları olan, hem önde hem arkada çeneye sahip, kafatası anormal şekilde gelişmiş ve pek çok garip canlının izlerine rastlanması gerekirdi. Ancak 150 yıldır yapılan çalışmalar neticesinde hiç böyle bir fosile rastlanmamıştır. Tam tersine elde edilen bütün fosiller, tüm canlıların var oldukları ilk andan itibaren kusursuz ve eksiksiz olduklarını ve var oldukları müddetçe de hiç değişmediklerini göstermektedir.

Örneğin iki kulak, iki göz, burun ve ağızdan oluşan son derece simetrik insan yüzü meydana gelmeden önce, simetrisi bozuk olacak şekilde çok sayıda kulağı ve gözü olan, burnu iki gözü arasında veya çenesinde yer alan, gözlerinin bir kısmı kafasının arkasında veya yanaklarının üzerinde bulunan, burnu kulağının yerinde bulunup boynuna kadar uzayan ve bu şekilde milyonlarca hatta milyarlarca farklı şekilde örneklendirebileceğimiz anormal yüzler oluşmalıydı.

Eğer Darwinistlerin iddiaları doğru olsaydı, tesadüflerin ve mutasyonların insan vücudunda pek çok orantısızlık, dengesizlik ve gariplik oluşturması gerekirdi. Kusursuz ve muntazam olan insan bedeninde, kafatasının kalça kemiği üzerinde gelişmesi, omuzlardan birden fazla kol kemiğinin çıkması, kaburga kemiklerinin veya kalça kemiğinin çok sayıda olması gibi anormallikler ortaya çıkardı. Kol veya bacak kemiklerinin şimdi olduğu gibi düzgün değil, yamuk olması gerekirdi. Ancak bu şekilde tek bir örnek bile bulunmamaktadır. Bugüne kadar yaşamış ve günümüzde yaşayan milyarlarca insanın hepsinin bedeni aynı simetriye, dengeye ve düzene sahiptir. Bu durum Darwinistlerin, "tesadüfler ve mutasyonlar neticesinde aşamalı olarak gelişim" iddiasını yerle bir etmektedir.

Eğer canlılar on binlerce küçük değişiklikten geçerek bugünkü yapı ve görünümlerine kavuştularsa, o zaman bu hayali gelişimi gösteren sayısız fosil örneği bulunması gerekirdi. İki beyinli, üç omurgalı, dört gözlü, iki çeneli, üç burunlu, yedi parmaklı, üç bacaklı normal dışı varlıkların fosillerinin görülmesi gerekirdi. Ancak bugüne kadar bulunan milyonlarca fosilin hepsi, insanların hep insan olarak var olduğunu göstermektedir.

Eğer Darwinistlerin iddiaları doğru olsaydı, tesadüflerin ve mutasyonların insan vücudunda pek çok orantısızlık, dengesizlik ve gariplik oluşturması gerekirdi. Kusursuz ve muntazam olan insan bedeninde, kafatasının kalça kemiği üzerinde gelişmesi, omuzlardan birden fazla kol kemiğinin çıkması, kaburga kemiklerinin veya kalça kemiğinin çok sayıda olması gibi anormallikler ortaya çıkardı. Kol veya bacak kemiklerinin şimdi olduğu gibi düzgün değil, yamuk olması gerekirdi. Ancak bu şekilde tek bir örnek bile bulunmamaktadır. Bugüne kadar yaşamış ve günümüzde yaşayan milyarlarca insanın hepsinin bedeni aynı simetriye, dengeye ve düzene sahiptir. Bu durum Darwinistlerin, "tesadüfler ve mutasyonlar neticesinde aşamalı olarak gelişim" iddiasını yerle bir etmektedir.

Hatta bu aşamaya gelmeden önce ayağının altında kulağı veya sırtında gözü olan, ağzı karnında yer alan, kafatasının içinde, bir yerine 2-3 ayrı beyne sahip, diz kapakları henüz oluşmadığı için ayakta duramayan, gövdesinin iki yanından birer tane yerine 3’er, 5’er tane farklı uzunlukta kol çıkan, ayak kemikleri dengede durabileceği şekilde öne değil arkaya veya yana bakan garip varlıklar da yaşamalıydı.

Bu iddiaya göre yeraltında her aşaması ayrı anormalliklere sahip bu yapıların fosillerinden milyonlarcasının bulunması gerekirdi. Ama tek bir tane bile yoktur. İki, üç, dört, beş başlı insanlar, böcekler gibi yüzlerce göze sahip, bir çok kolu olan ve hatta 2-3 metrelik kolları olan ve bu tarzda anormalliklere sahip pek çok insan fosili bulunmalıydı. Aynı bu şekilde her hayvan ve bitki türü için de anormal örnekler olması gerekirdi. Bütün deniz hayvanlarının da ara fosillerinin son derece anormal varlıklara dönüşmesi gerekirdi. Ancak bunlardan da tek bir tane bile yoktur. Fosilleri bulunan milyonlarca örneğin hepsi normal canlılara aittir.

Bu gerçek, evrim teorisinin çöküşünün açık bir ifadesidir. 140 senedir bulunan her fosilin evrimi yalanlamasına rağmen hala "bir gün bulunur" umuduyla bu teoriyi savunmak akıl sahibi bir insanın yapacağı şey değildir. Aradan 140 sene geçti, dünyada kazılmadık fosil yatağı kalmadı, milyarlarca dolar harcandı ama Darwin’in öngördüğü ara canlılara ait fosiller bulunmadı. Bulunamaz da. Çünkü Darwinizm’in delil olarak kullanabileceği tek bir ara fosil yoktur. Buna karşı "Yaratılış gerçeği"ni gösteren milyonlarca "yaşayan fosil" bulunmaktadır.

Allah, insanı, tüm canlıları ve tüm varlıkları “Ol” emriyle, kusursuz olarak yaratmıştır.

Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır.
Sonra onu 'düzeltip bir biç̧ime soktu' ve ona Ruhundan üfledi. Sizin iç̧in de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?
(Secde Suresi, 7-9)

Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. (Mümin Suresi, 64) 


  1. Dr. David Raup (Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı) SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland
  2. D.S. Woodroff, Science, vol. 208, 1980, s. 716 - http://www.genesispark.org/genpark/after/after.htm
  3. George G., Simpson, Tempo and Mode in Evolution, Columbia University Press, New York, 1944, s. 105, 107 - http://www.arn.org/docs/abstasis.htm

Yorum Gönder

0 Yorumlar