Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Tatil İçin Ayrılan Bütçenin Daha Faydalı ve Kalıcı Alanlarda Değerlendirilmesinin Önemi

KONU : Müvekkil Adnan Oktar’ın, tatil için ayrılması planlanan bütçenin daha faydalı, kalıcı ve verimli alanlarda değerlendirilebileceğine, tatilin her zaman beklenen faydayı sağlamadığına, tatil sonrası ortaya çıkabilen olumsuz etkiler ile beraberinde çeşitli mali ve psikolojik yükler doğurabileceğine ilişkin görüşlerinin Sayın Mahkemenize sunumudur.

AÇIKLAMALAR :

Dosya kapsamında gündeme getirilen; müvekkilin insanları sözde “lüks yaşam, gösteriş ve dünyevi imkanlar aracılığıyla etkilediği” yönündeki değerlendirmelerin GERÇEĞİ YANSITMADIĞININ anlaşılabilmesi için, müvekkilin tatil kavramına, geçici konfor ve mutluluk arayışlarına,dünya hayatını merkeze alan yaşam tarzının” YANLIŞLIĞINA ilişkin görüşlerinin ortaya konulması önem arz etmektedir.

Müvekkil, konuyla ilgili olarak şu hususlara dikkat çekmektedir:


Aynı Bütçeyle Daha Fazla ve Daha Kalıcı Mutluluk Mümkündür

Öncelikle, bir tatil için harcanacak bütçenin, kişiye çok daha fazla fayda sağlayabilecek farklı alanlarda değerlendirilmesi mümkündür.

Tatil için ayrılacak para ile YALNIZCA BİRKAÇ GÜNLÜK BİR GEZİ YAPILMASI YERİNE;

  • En sevilen restoranlarda defalarca yemek yenebilir,
  • Uzun zamandır istenen kıyafetler ve ayakkabılar alınabilir,
  • Evde eksik olan ihtiyaçlar tamamlanabilir,
  • Daha kaliteli bir yatak, yastık veya çalışma koltuğu alınabilir,
  • Spor salonu üyeliği yaptırılabilir,
  • Kitaplar satın alınabilir,
  • Yeni hobiler edinmek için gerekli ekipmanlar alınabilir.

Aynı bütçe ÇOCUKLARIN MUTLULUĞU ve GELECEĞİ İÇİN de değerlendirilebilir;

  • Çocukların eğitimine katkı sağlanabilir,
  • Özel ders veya kurs desteği alınabilir,
  • İstedikleri kitaplar ve oyuncaklar alınabilir,
  • Bisiklet alınabilir,
  • Eğitim teknolojileri ve tablet ihtiyaçları karşılanabilir,
  • Okul ihtiyaçlarının önemli bir kısmı tamamlanabilir,

Bunun yanında SAĞLIK İÇİN;

  • Kapsamlı sağlık taraması ve check-up yaptırılabilir,
  • Diş tedavileri tamamlanabilir,
  • Göz muayeneleri yaptırılabilir ve gözlük ihtiyaçları karşılanabilir,
  • Fizik tedavi desteği alınabilir,
  • Diyetisyen desteği alınabilir,
  • Danışmanlık hizmetlerinden yararlanılabilir,
  • Uzun süredir ertelenen sağlık harcamaları karşılanabilir.

Hatta bu bütçe ile BAŞKALARININ HAYATINA DA KATKI SAĞLAMAK İÇİN;

  • İhtiyaç sahibi ailelere gıda desteği sağlanabilir,
  • Bir öğrencinin eğitimine katkıda bulunulabilir,
  • Kırtasiye desteği verilebilir,
  • Yetim ve öksüz çocuklara yardım edilebilir,
  • İhtiyaç sahiplerine kıyafet desteği sağlanabilir,
  • Hayır kurumlarına bağış yapılabilir.

Dolayısıyla birkaç gün sürecek geçici bir tatil yerine; kişinin kendisine, ailesine, çocuklarına, sağlığına ve çevresine UZUN SÜRE FAYDA SAĞLAYACAK birçok alternatif bulunmaktadır. Tatil sona erdiğinde geriye yalnızca hatırlananlar kalırken, bu seçeneklerin büyük bölümü günlük yaşam kalitesine KALICI KATKI sağlamaya devam edecektir.

Tatil Daha Başlamadan Başlayan Stres: Maliyet Hesapları

Ayrıca tatil süreci daha başlamadan EKONOMİK KAYGILAR ortaya çıkmaktadır. İnsanlar sürekli olarak

  • TATİLİ EN UYGUN FİYATA NASIL GERÇEKLEŞTİRECEKLERİNİ DÜŞÜNMEKTE,
  • bütçeleri yetebilsin diye istedikleri yemeklerden vazgeçebilmekte
  • veya sırf daha ucuz olduğu için tercih etmeyecekleri seçeneklere yönelmektedirler.
  • Çoğu zaman yemek yerken bile ödeyecekleri hesabı hesaplamakta,
  • gezerken yaptıkları harcamaları düşünmekte
  • ve bütçelerini aşmamaya çalışmaktadırlar.

Bu nedenle tatil boyunca kişinin zihni tamamen rahatlayamamakta, HARCAMALAR VE MALİYET HESAPLARI sürekli olarak aklının bir köşesinde yer almaktadır. İnsanlar TATİLDEN KEYİF ALMAK YERİNE, çoğu zaman TATİLİN BÜTÇELERİNİ NE KADAR ZORLAYACAĞINI DÜŞÜNMEKTEDİRLER.

SÜREKLİ MALİYET HESAPLARININ YAPILDIĞI BÖYLE BİR ORTAMDA İSE, GÖNÜL RAHATLIĞIYLA EĞLENMEKTEN VE GERÇEK ANLAMDA DİNLENMEKTEN SÖZ EDEBİLMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.


Mutlu Gidilip Mutsuz Dönülen Tatile, Gerçekten Tatil Denebilir mi?

Tatile gitmek isteyen kişinin temel amacı dinlenmek, günlük hayatın stresinden uzaklaşmak ve daha mutlu bir ruh haliyle yaşamına devam etmeyi sağlamaktır. Ancak uygulamada çoğu zaman bunun tam tersi bir tablo ortaya çıkmaktadır. Nitekim halk arasında "TATİL SONRASI SENDROMU"olarak da bilinen durum, tatilden dönen birçok kişinin yaşadığı ortak bir deneyimdir.[1]

Tatil sonrası sendromu; kişinin tatil dönüşünde;

  • motivasyon kaybı yaşaması,
  • kendisini yorgun ve isteksiz hissetmesi,
  • günlük düzenine uyum sağlamakta zorlanması
  • ve dönüşle birlikte karşılaştığı biriken sorumluluklar nedeniyle stres seviyesinin artması

şeklinde kendini göstermektedir. Tatilde geçici olarak ertelenen işler, okunmamış mesajlar, bekleyen görevler ve çeşitli sorumluluklar dönüş anında kişinin karşısına toplu şekilde çıkmaktadır.

Bu nedenle birçok kişi tatilden döndüğü ilk günlerde dinlenmiş hissetmek yerine YOĞUN BİR BASKI ALTINDA HİSSETMEKTEDİR.

Üstelik tatilin kendisi de çoğu zaman SANILDIĞI KADAR DİNLENDİRİCİ DEĞİLDİR.

  • Uzun yolculuklar,
  • düzensiz uyku saatleri,
  • kalabalık ortamlar,
  • sürekli bir yerden bir yere yetişme telaşı
  • ve seyahat yorgunluğu,

kişinin BEDENSEL OLARAK DA YORULMASINAneden olabilmektedir. Bu sebeple insanlar tatile mutlu gitmelerine rağmen çoğu zaman DAHA YORGUN, DAHA STRESLİ ve hatta zaman zaman SAĞLIK SORUNLARI YAŞAYARAK geri dönebilmektedir.

Daha da dikkat çekici olan husus ise, birçok kişinin tatilde bulunduğu süre boyunca dahi DÖNÜŞTE KENDİSİNİ BEKLEYEN İŞLERİ DÜŞÜNMEYE DEVAM ETMESİDİR. Tatilin son günleri yaklaşırken;

  • döndüğünde halletmesi gereken işleri konuşmakta,
  • yapılacak işler planlanmakta,
  • harcamalar gözden geçirilmekte
  • ve günlük hayatın yükleri yeniden zihni meşgul etmeye başlamaktadır.

Böylece KİŞİNİN ZİHNİ, tatilin önemli bir bölümünde dahi tam anlamıyla DİNLENEMEMEKTEDİR.

Hatta bu durum bazı yayınlarda “TATİL SONRASI PARADOKSU”olarak tanımlanmakta; insanların tatilden enerjik ve dinlenmiş dönmeyi beklemelerine rağmen, dönüşte karşılaştıkları e-postalar, mesajlar, birikmiş işler ve sorumluluklar nedeniyle KENDİLERİNİ YENİDEN TÜKENMİŞ HİSSEDEBİLDİKLERİ ifade edilmektedir.[2]

Tatilin Geçici Konforundan Gerçek Hayata Dönüş: Kıyaslama ve Memnuniyetsizlik

Tatilin oluşturabileceği psikolojik etkiler yalnızca yorgunluk ve stresle sınırlı değildir. Tatil boyunca daha konforlu, daha geniş ve daha gösterişli ortamlarda bulunan kişiler, dönüş sonrasında bu geçici yaşam koşullarını kimi zaman bilinçli, kimi zaman ise farkında olmadan kendi günlük hayatlarıyla kıyaslayabilmektedir.

Örneğin;

Günlerce lüks ve geniş bir otel odasında kalan kişi, evine döndüğünde kendi odasını daha KÜÇÜK VE YETERSİZ GÖRMEYE BAŞLAYABİLMEKTEDİR.
  • Otelde geniş, ferah ve estetik dekore edilmiş bir odada kalmaktadır.
  • Geniş yataklarda, kaliteli yatak ve yastıklarla rahat şekilde uyumaktadır.
  • Sabah uyandığında yatağını toplamak zorunda değildir.
  • Oda her gün temizlenmekte, havlular değiştirilmekte, çöpler toplanmaktadır.
  • Banyosu sürekli temiz ve kullanıma hazır tutulmaktadır.
  • Eve döndüğünde ise odasını daha dar ve sıradan bulabilmektedir.
  • Yatağını kendisi toplamak, odasını temizlemek, banyosunu düzenlemek zorunda kalmaktadır.
  • Günlük ev düzeni için harcadığı zaman ve emek, tatildeki rahatlığıyla kıyaslandığında daha yorucu görünmeye başlayabilmektedir.
★ Zengin açık büfelerde ve farklı restoranlarda yemek yiyen kişi, günlük beslenme düzenini eskiye göre daha SIRADAN BULABİLMEKTEDİR.
  • Sabah, öğle ve akşam onlarca çeşit yemek arasından istediğini seçebilmektedir.
  • Aynı öğünde et, balık, tatlı, meyve ve içeceklerden dilediği kadar tüketebilmektedir.
  • Yemek hazırlamak, alışveriş yapmak veya bulaşık yıkamak zorunda kalmamaktadır.
  • Her gün farklı lezzetler deneyebilmektedir.
  • Eve döndüğünde ise yemekleri kendisinin hazırlaması gerekmektedir.
  • Saatler süren hazırlık sonunda çoğu zaman yalnızca bir veya iki çeşit yemek yapılabilmektedir.
  • Kullanılan malzemeler ve imkanlar da oteldeki çeşitlilik ve kaliteyle kıyaslanınca daha sınırlı kalmaktadır.
  • Bu nedenle günlük yemek düzeni eskisine göre daha sıradan görünmeye başlayabilmektedir.
★ Geniş havuzlar, spa alanları ve çeşitli sosyal imkanlardan yararlanan kişi, günlük yaşamının bu yönlerden EKSİK OLDUĞUNU HİSSEDEBİLMEKTEDİR.
  • Günün istediği saatinde havuza girebilmekte,
  • Deniz, sauna, hamam, spa ve dinlenme alanlarından yararlanabilmektedir.
  • Spor salonu, yürüyüş alanları ve çeşitli etkinliklere kolayca ulaşabilmektedir.
  • Eve döndüğünde ise çoğu zaman bunların hiçbirine sahip olmadığını görmektedir.
  • Havuza girmek istediğinde böyle bir imkanı bulunmamakta,
  • Aynı sosyal ve fiziksel olanaklara ulaşabilmek için ayrıca zaman ve bütçe ayırması gerekmektedir.
  • Böylece günlük yaşamını eskisine göre daha yetersiz görebilmektedir.
★ Deniz manzarası, doğa veya lüks tesis ortamından dönen kişi, yaşadığı çevreyi eskisi kadar KEYİF VERİCİ BULMAYABİLMEKTEDİR.
  • Tatilde deniz manzarası, yeşil alanlar, bakımlı bahçeler ve estetik bir çevre içerisinde vakit geçirmektedir.
  • Sessiz, ferah ve dinlendirici ortamlarda oturabilmektedir.
  • Eve döndüğünde ise küçük bir balkon, apartman manzarası veya yoğun şehir ortamıyla karşılaşabilmektedir.
  • Tatilde huzur veren ortamla kendi çevresini kıyasladığında bulunduğu yeri eskisi kadar keyifli bulmayabilmektedir.
★ Gün boyunca hiçbir sorumluluk taşımadan geçirilen günlerin ardından, iş hayatına ve günlük yükümlülüklere dönüş DAHA AĞIR HİSSEDİLEBİLMEKTEDİR.
  • Tatilde işe gitme zorunluluğu bulunmamaktadır.
  • Alarm kurmadan uyuyabilmektedir.
  • Gününü tamamen kendi isteğine göre planlayabilmektedir.
  • Eve döndüğünde ise yeniden işe gitmek,
  • Erken kalkmak,
  • Trafik,
  • Toplantılar,
  • Çocukların okulu,
  • Günlük planlar ve sorumluluklarla ilgilenmek zorunda kalmaktadır.
  • Bu nedenle günlük hayatın yükü eskisinden daha ağır hissedilebilmektedir.
★ Sürekli hizmet alınan bir ortamdan çıkan kişi, günlük ev işleri ve rutin sorumluluklarını DAHA YORUCU OLARAK DEĞERLENDİREBİLMEKTEDİR.
  • Tatilde yemek hazırlamamakta,
  • Bulaşık yıkamamakta,
  • Temizlik yapmamakta,
  • Çamaşır yıkamamakta,
  • Ortalığı toplamak zorunda kalmamaktadır.
  • Eve döndüğünde ise bu işlerin tamamı yeniden kendisini beklemektedir.
  • Saatler süren bu işler, tatildeki konforla kıyaslandığında çok daha yorucu ve can sıkıcı görünmeye başlayabilmektedir.
★ Tatilde kendisine daha fazla zaman ayırabilen kişi, günlük yaşamında kendi görünümünden dahi ESKİSİ KADAR MEMNUN OLMAYABİLMEKTEDİR.
  • Tatilde uzun uzun hazırlanabilmekte,
  • Bakım yapabilmekte,
  • Şık kıyafetler giyebilmekte,
  • Sürekli bakımlı ve özenli görünmektedir.
  • Eve döndüğünde ise günlük koşuşturma nedeniyle çoğu zaman pijama veya eşofmanla vakit geçirmekte,
  • Saçına, bakımına veya görünümüne yeterince zaman ayıramamaktadır.
  • Bu nedenle kendi görünümünü bile tatildeki haliyle kıyaslayarak moral bozukluğu yaşayabilmektedir.
★ Tatilde giyilen yeni kıyafetler, yapılan alışverişler ve gösterişli ortamların etkisiyle, kişi sahip olduklarını eskisi kadar YETERLİ GÖRMEYEBİLMEKTEDİR.
  • Tatilde yeni kıyafetler giymekte, şık restoranlara gitmekte ve estetik ortamlarda vakit geçirmektedir.
  • Sürekli bakımlı, özenli ve sosyal ortamlara uygun şekilde giyinmektedir.
  • Tatil boyunca kendisini daha gösterişli ve daha iyi hissedebilmektedir.
  • Eve döndüğünde ise günlük kıyafetlerine, sıradan yaşam düzenine ve mevcut eşyalarına yeniden dönmektedir.
  • Bir süre önce kendisine yeterli gelen kıyafetlerini, eşyalarını ve yaşam standardını artık eskisi kadar beğenmeyebilmektedir.
  • Böylece gerçek yaşam koşulları değişmediği halde, sahip olduklarını geçici tatil ortamıyla kıyaslaması nedeniyle memnuniyetinde azalma meydana gelebilmektedir.
★ Tatilde sosyal ilişkiler için daha fazla vakit bulan kişi, günlük hayatını daha TEKDÜZE ALGILAYABİLMEKTEDİR.
  • Gün boyunca ailesi veya arkadaşlarıyla uzun uzun sohbet edebilmektedir.
  • Yeni insanlarla tanışabilmekte,
  • Yeni ortamlar görebilmekte,
  • Farklı etkinliklere katılabilmektedir.
  • Eve döndüğünde ise temizlik, yemek, alışveriş, çocukların ihtiyaçları ve günlük sorumluluklar nedeniyle sohbet etmeye dahi yeterli zaman bulamayabilmektedir.
  • Aynı kişilerle, aynı ortamda ve aynı rutin içerisinde yaşamak, tatildeki hareketli ortamla kıyaslandığında daha tekdüze görünebilmektedir.
★ Sosyal medyada paylaşılan “kusursuz tatil” görüntülerinin de etkisiyle, kişi kendi yaşamını BAŞKALARININ HAYATIYLA KIYASLAMAYA DAHA YATKIN HALE GELEBİLMEKTEDİR.
  • Kendi tatilini başkalarının tatiliyle,
  • Evini başkalarının kaldığı otellerle,
  • İmkanlarını başkalarının imkanlarıyla,
  • Günlük yaşamını sosyal medyada gördüğü gösterişli hayatlarla kıyaslamaya başlayabilmektedir.
  • Bu durum ise mevcut hayatından duyduğu memnuniyetin azalmasına neden olabilmektedir.

Bu tür kıyaslamalar sonucunda, kişinin daha önce MEMNUNİYETLE SÜRDÜRDÜĞÜ günlük yaşamına ilişkin ALGISI DEĞİŞEBİLMEKTE; sahip olduğu imkanlar YETERSİZMİŞ GİBİ HİSSEDİLEBİLMEKTEDİR.

Böylece tatilin sonunda, geçici bir konfor deneyiminin ardından kişinin KENDİ GERÇEK YAŞAMINA KARŞI MEMNUNİYETSIZLİK VE HAYAL KIRIKLIĞI DUYGUSU oluşabilmektedir.

Benzer Bir Psikolojik Durum: İflas Eden veya Maddi Kayıplara Uğrayan Bir Kişinin Yaşadıkları

Bu psikolojik durumun daha iyi anlaşılabilmesi için günlük hayattan bilinen bir örnek verilebilir. Çok yüksek bir hayat standardına sahipken çeşitli sebeplerle İFLAS EDEN veya MADDİ İMKANLARINI KAYBEDENve DAHA MÜTEVAZİ ŞARTLARDA YAŞAMAK ZORUNDA KALAN kişilerin, eski yaşamlarıyla yeni yaşamlarını sürekli KIYASLADIKLARI; bu nedenle de geçmişte sahip oldukları imkanlara duydukları özlemin zaman zaman ciddi bir sıkıntı ve memnuniyetsizlik oluşturduğu bilinmektedir.

Kişinin ACI ÇEKMESİNE NEDEN OLAN husus, yalnızca mevcut şartları değil; aynı zamanda GEÇMİŞTE YAŞADIĞI DAHA KONFORLU HAYATI SÜREKLİ HATIRLAMASI ve ONUNLA KIYASLAMA YAPMASIDIR.

Örneğin;

İflas etmeden ÖNCE;

  • İstediği restoranda dilediği zaman yemek yiyebilmektedir.
  • Beğendiği kıyafetleri ve ayakkabıları fiyatını düşünmeden satın alabilmektedir.
  • Alışveriş yaparken hesap yapmak zorunda kalmamaktadır.
  • Geniş ve konforlu bir evde yaşayabilmektedir.
  • Lüks veya konforlu bir araç kullanabilmektedir.
  • Tatil planı yaparken bütçe hesabı yapmasına gerek olmamaktadır.
  • Çocuklarının ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilmektedir.
  • Sağlık harcamalarını ertelemek zorunda kalmamaktadır.
  • Beğendiği birçok şeye kolaylıkla ulaşabilmektedir.

İflas ettikten SONRA ise;

  • En temel ihtiyaçlarını dahi bütçesine göre planlamak zorunda kalmaktadır.
  • Market alışverişinde dahi fiyat karşılaştırması yapmaktadır.
  • Restoran yerine en ekonomik seçenekleri tercih etmek zorunda kalmaktadır.
  • Beğendiği kıyafetleri alamamakta, çoğu zaman ihtiyaçlarını ertelemektedir.
  • Daha küçük ve daha mütevazı bir evde yaşamak zorunda kalabilmektedir.
  • Kullandığı aracı değiştirmek veya toplu taşımaya yönelmek durumunda kalabilmektedir.
  • Sürekli para hesabı yapmak zorunda kalmaktadır.
  • Daha önce sahip olduğu imkanları sık sık hatırlamaktadır.
  • Her gün, eski hayatıyla bugünkü hayatını istemsiz olarak kıyaslayabilmektedir.

Bu örnekte de görüldüğü üzere, kişinin yaşadığı asıl psikolojik zorluk ve sıkıntı iflas ettiği günden öncesindeki ve sonrasındaki yaşamınıgeçmişte sahip olduğu imkanlarla mevcut hayatını sürekli kıyaslayıp sürekli aradaki büyük zıtlığı düşünmesinden kaynaklanmaktadır.

TATİL SONRASINDA YAŞANAN PSİKOLOJİK SÜREÇ DE BELİRLİ ÖLÇÜDE BUNA BENZEMEKTEDİR.

Tatil sonrasında yaşanan durumda bir yönüyle bu duruma benzemektedir. Kişinin gerçek yaşam koşulları değişmemiş olmasına rağmen; günlerce hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, bütün ihtiyaçlarının başkaları tarafından karşılandığı, daha lüks, konforlu ve daha gösterişli bir ortamda yaşadığı geçici hayatıher zamanki günlük yaşamıyla kıyaslaması; MEVCUT HAYATINI OLDUĞUNDAN DAHA YETERSİZ ALGILAMASINA neden olabilmektedir.

Oysa kişiyi olumsuz etkileyen bu durum, kişinin gerçek hayatının veya günlük yaşamın GERÇEKTEN KÖTÜLEŞMESİNDEN DEĞİL; kısa süreli ve olağan dışı şartların gerçek hayatla kıyaslanmasından kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla tatil, bazı durumlarda kişiyi mevcut hayatından daha fazla memnun eden bir süreç olmak yerine, tam tersine SAHİP OLDUĞU YAŞAMI OLDUĞUNDAN DAHA YETERSİZ ALGILAMASINA neden olabilmektedir.

BU NOKTADA ŞU SORUNUN SORULMASI GEREKMEKTEDİR:

Kişiyi;

öncesinde bütçe kaygısına sürükleyen,

sırasında çeşitli yorgunluklar oluşturan

sonrasında ise geçici tatil konforunu günlük yaşamıyla kıyaslamasından kaynaklanan memnuniyetsizlik ve hayal kırıklığı yaşamasına neden olan,

ve ayrıca dönüşte biriken işler, sorumluluklar ve yoğun tempo nedeniyle stres altında bırakan, yetiştirme telaşına dönüşen bir tatil,

GERÇEKTEN AMAÇLANAN FAYDAYI SAĞLAMAKTA MIDIR?

Birkaç günlük geçici bir kaçışın ardından yaşanan yorgunluk, stres ve uyum süreci dikkate alındığında, ELDE EDİLEN FAYDANIN KATLANILAN ZAHMETE DEĞİP DEĞMEDİĞİ konusu ciddi şekilde DÜŞÜNÜLMELİDİR.


Sonuç olarak; tatil için ayrılacak bütçenin kişiye daha fazla ve kalıcı mutluluk, daha uzun süreli fayda ve daha az stres sağlayacak alternatif alanlarda değerlendirilmesi; maddi kaygıların, dönüş sonrası oluşacak yorgunluğun ve gereksiz yüklerin önüne geçilmesi açısından daha makul görünmektedir.

Benzer Bir Psikolojik Durum: Kuran'da Cennet ve Cehennem Ehlinin Kıyaslaması

Kuran’da da KIYASLAMANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ düşündüren dikkat çekici bir örnek yer almaktadır. Cehennem ehlinin, cennet ehlinin içinde bulunduğu nimetleri, huzuru ve güveni görmesi üzerine aralarında geçen konuşmalar bir ayette şöyle anlatılmaktadır:

"... Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin..."
(Araf Suresi, 50)

Bu ayette dikkat çeken husus; cehennem ehlinin, CENNET EHLİNİN SAHİP OLDUĞU NİMETLERİ GÖRMESİ ve kendi durumuyla onları KIYASLAMASIDIR. Böylece içinde bulunduğu mahrumiyeti çok daha derinden hissetmektedir.

Kuran'da anlatılan bu olayda CEHENNEM EHLİ;

  • Cennet ehlinin içinde bulunduğu güveni ve huzuru görmektedir.
  • Onlara verilen nimetleri seyretmektedir.
  • Yiyecek ve içecek bolluğunu görmektedir.
  • Temiz, güzel ve huzurlu ortamlarını görmektedir.
  • Allah'ın kendilerine verdiği ikramları görmektedir.
  • Kendi mahrumiyeti ile onların sahip olduğu nimetleri karşılaştırmaktadır.

Bu kıyaslama sonucunda içinde bulunduğu mahrumiyetin ve sıkıntının ağırlığını çok daha derinden hissetmektedir. Bu nedenle cennet ehlinden kendilerine biraz su veya Allah'ın verdiği rızıktan vermelerini istemektedir.

Elbette ki cehennem ehlinin yaşayacağı azap ile dünya hayatındaki herhangi bir sıkıntı arasında bir benzerlik kurulabilmesi ve böyle bir kıyaslama yapılabilmesi MÜMKÜN DEĞİLDİR. Zira cehennemde yaşanacak yoklukların, mahrumiyetin, acıların, zorluk ve sıkıntıların DÜNYADA EŞİ BENZERİ YOKTUR.

Bu örnek yalnızca insan psikolojisinde KIYASLAMANIN ETKİSİNİ AÇIKLAYABİLMEK ve KONUNUN DAHA İYİ ANLAŞILMASINI SAĞLAMAK AMACIYLA verilmiştir.

Dolayısıyla gerek günlük hayatta gerekse Kuran'da anlatılan örneklerde görüldüğü üzere; insan psikolojisinde ve insanın içinde bulunduğu şartlardan duyduğu memnuniyet veya memnuniyetsizlik üzerinde, yaptığı kıyaslamaların önemli bir etkisi bulunmaktadır. İnsan, sahip olduğu şartları tek başına değerlendirmekten ziyade; onları başka şartlarla kıyasladığında içinde bulunduğu durumu çok daha farklı algılayabilmektedir. Kuran'da dikkat çekilen bu gerçek de, kıyaslamanın insan üzerindeki bu etkisini açıkça göstermektedir.


Ücret Karşılığında Gösterilen ve Çıkar İlişkisine Dayalı İlgi ve İhtimam ile Gerçek Sevgi Birbirine Karıştırılmamalıdır

Yukarıda açıklanan tüm hususların yanında, tatil ortamına ilişkin gözden kaçırılmaması gereken önemli bir konu daha bulunmaktadır. Tatil süresince kişiye gösterilen ilgi, güler yüz, yakınlık, ihtimam ve konforun önemli bir bölümü; gerçek sevgi ve samimiyetten değil, ücret karşılığında sunulan profesyonel hizmetlerden ve ticari bir ilişkinin doğal sonucundan kaynaklanmaktadır.

Otele gelen misafirler güler yüzle karşılanmakta, odaları özenle hazırlanmakta, yemekleri servis edilmekte, ihtiyaçları karşılanmakta ve kendilerine büyük bir ilgi gösterilmektedir. Ancak bütün bu hizmetler, doğal olarak ÜCRET KARŞILIĞINDA yerine getirilmektedir.

İnsanlar, gerçekten sevdikleri dostlarını veya yakınlarını diledikleri zaman evlerine davet eder, onlara ikramlarda bulunur ve birlikte vakit geçirmekten mutluluk duyarlar. Buna karşılık aynı kişilerin, —herhangi bir maddi karşılık olmaksızıntanımadıkları insanları günlerce evlerinde ağırlamaları, bütün ihtiyaçlarını büyük bir özen ve ihtimamla karşılamaları, yedirip içirmeleri, onlar için sürekli temizlik yapmaları, kendi rahatlarından fedakarlık etmeleri ve kendileri çalışırken, onların hiçbir sorumluluk üstlenmeden yalnızca dinlenmelerini sağlamaları hayatın olağan akışı içerisinde çok sık rastlanabilen bir durum değildir.

Bunun nedeni, böyle bir özverinin ancak Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayan, İMANA DAYALI GERÇEK SEVGİ, SAMİMİYET VE GÖNÜL BAĞI BULUNAN kişilerde ortaya çıkabilmesidir.

Dolayısıyla burada dikkat çekilen husus; tatil ortamında karşılaşılan ilgi ve ihtimamın her durumda gerçek sevginin bir göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğidir. Çünkü bu ilgi ve yakınlığın önemli bir bölümü, karşılıklı hak ve yükümlülüklere dayanan ticari bir hizmet ilişkisinin doğal sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Elbette ki bu durum, bütün çalışanların samimiyetsiz olduğu anlamına GELMEMEKTEDİR. Aksine birçok kişi görevini severek, dürüstlükle ve içtenlikle yerine getirebilmektedir. Ancak burada vurgulanmak istenen husus; ücret karşılığında sunulan profesyonel hizmet ile KARŞILIKSIZ SEVGİYE DAYANAN GERÇEK İNSAN İLİŞKİLERİNİN aynı mahiyette OLMADIĞIDIR.

GERÇEK SEVGİ, herhangi bir ücretin, çıkar ilişkisinin veya maddi beklentinin bulunduğu ortamlarda değil; insanın kendisini hiçbir karşılık beklemeden seven, iyi gününde olduğu kadar zor gününde de yanında bulunan, sadık, vefakar, dürüst ve samimi dostlarıyla kurduğu ilişkilerde yaşanmaktadır. GERÇEK DOSTLUKTA ilgi ve fedakarlığın sebebi PARA DEĞİL; Allah rızasına dayalı sevgi, güven, vicdan ve güzel ahlaktır.

İnsan, kendisini gerçekten seven kimselerin yanında HERHANGİ BİR BEDEL ÖDEMEDEN DE en yüksek ve en samimi şekilde değer, ilgi, ihtimam görür; anlaşılır ve huzur bulur.

KALICI MUTLULUK da ANCAK BÖYLE BİR SEVGİ ORTAMINDA ORTAYA ÇIKMAKTADIR.

Bu nedenle, birkaç günlüğüne ücret karşılığında sunulan ilgi ve ihtimamın oluşturduğu geçici memnuniyet ile gerçek sevginin sağladığı kalıcı huzur ve mutluluk BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALIDIR.

SONUÇ  :

Yukarıda müvekkilin görüşlerinin anlatılmasının temel nedeni; müvekkilin düşüncelerinin ve yaşam biçiminin TCK kapsamında hiçbir surette suç teşkil etmediğini bir kez daha vurgulamaktır.

Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerini Mahkemenizin bilgilerine vekaleten sunarız. 21.07.2026


  1. "Post-vacation blues", Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Post-vacation_blues
  2. Harvard Business Review, Amy Gallo, Post-Vacation Blues? Here's How to Cope, 11.07.2024. https://hbr.org/2024/07/post-vacation-blues-heres-how-to-cope

Yorum Gönder

0 Yorumlar