HER GÜN YAYINLARINDA ETKİN PİŞMAN YALANLARINI ELEŞTİREN İPEK ÖZBEY, ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN İFTİRALARINA YER VEREREK KENDİSİYLE ÇELİŞMEKTEDİR
İpek Özbey 20 Mayıs 2026 tarihinde Sözcü TV’nin youtube sayfasında yayınlanan programında Adnan Oktar Davasının husumetli müştekilerinden Özkan Deniz (Mamati) ile bir röportaj yayınlamıştır.
İÇİNDEKİLER
- 1. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) OPERASYON OLACAĞINI HABER ALINCA, “İHBARCI” ROLÜNÜ ÜSTLENEREK KENDİNİ KURTARACAĞINI DÜŞÜNÜP MASUM İNSANLARI KARALAMAYI SEÇMİŞ BİR İNSANDIR
- 2. İPEK ÖZBEY, ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN BİLGİSİZLİĞİNDEN DUYDUĞU KOMPLEKSİ ve BU KOMPLEKSİN SEBEP OLDUĞU KISKANÇLIK VE ÖFKEYLE BİR DİZİ YALAN SÖYLEDİĞİNİ TEŞHİS EDEBİLECEK TECRÜBEDE BİR GAZETECİDİR
- 3. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) SÖZDE ÖRGÜTÜ ÇÖKERTEN DEĞİL, TAM TERSİNE MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARINA SON 50 YILDA EN BÜYÜK HİZMETİ YAPAN İNSAN OLMUŞTUR
- 4. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN FAALİYETLERİ OLMASAYDI AHİR ZAMANIN BİRÇOK SIRRI AÇIĞA ÇIKMAYACAKTI
- 5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN GENÇLİĞİ, SAĞLIĞI ve DİNÇLİĞİ ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN YALANLARIYLA ÖRTÜLEMEYECEK KADAR KESKİNDİR
- 6. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN ADNAN OKTAR’IN FİNANS KAYNAĞI OLDUĞU İDDİASI DA DİĞER BEYANLARI GİBİ GERÇEK DIŞIDIR
- 7. 90’LI YILLARIN SİYASETÇİ VE AYDINLARININ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ALEYHİNDE OLDUKLARI YALANI
- 8. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) ve YANDAŞLARININ EN BÜYÜK ACISI ADNAN OKTAR’A YÖNELİK GÜN GEÇTİKÇE ARTAN SEVGİYİ HİÇBİR ZAMAN ENGELLEYEMECEKLERİNİ BİLMELERİDİR
- 9. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN TARİKATLAR VE CEMAATLER HAKKINDAKİ YORUMU ZİHİN YAPISINI ORTAYA SERMEKTEDİR
- 10. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞLARI TÜRKİYE’YE EN DEĞERLİ HİZMETLERİ VEREN İNSANLARDIR
- 11. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ESERLERİNE YANSIYAN SAMİMİYET VE DERİNLİĞİN TAKLİDİ VE BAŞKASI TARAFINDAN OLUŞTURULMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR
- 12. SEVGİ VE SADAKATİ ŞANTAJ VE BASKI İDDİALARIYLA AÇIKLAMA GİRİŞİMİ BEYHUDE BİR ÇABADIR
- 13. ELVAN KOÇAK’IN KIZLARI BABALARININ KENDİLERİNE YAŞATTIKLARI OLUMSUZLUKLAR SEBEBİYLE KENDİSİYLE GÖRÜŞMEMEKTEDİR
- 14. SİLAHLI SALDIRI VE SİLAHLI TEHDİT İDDİASININ KUMPAS NİTELİĞİ TAŞIYAN BİR KURGUDAN İBARET OLDUĞU DELİLLERİYLE KANITLANMIŞTIR
- 15. İPEK HANIM’IN ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’YE SORMASI GEREKEN SORULAR
Zorla etkin pişman ve müşteki yapılan insanların gerçek dışı beyanları üzerine inşa edilen hukuksuzlukların kamuoyunun en önemli gündemlerinden biri haline geldiği, bizzat görev yaptığı medya kuruluşunun da bu konuları sıklıkla gündeme taşıdığı bir dönemde, İpek Özbey’in, müvekkil Adnan Oktar hakkında tamamen iftiraya dayalı, hiçbir hukuki delili olmayan yalanları ısrarla yayınlaması dikkat çekicidir. Üstelik Adnan Oktar Davası’na ilişkin gerçekler, belgeler ve açıklamalarla kendisine defalarca ulaştırılmış olmasına rağmen somut delile dayalı bu bilgileri hiçbir şekilde dikkate almaması, cevap hakkı tanımaktan şiddetle kaçınması ve sabah akşam kanalında “şikayette bulunduğu” haksızlık ve hukuksuzlukların aynısını yapması çok şaşırtıcıdır.
İpek Hanım bir yandan, içinde duyduğu eziklik kompleksi ve öfkeyi dışa vurmaktan kaçınamayan bir husumetli müştekinin baştan sona çelişkili, yalan olduğu ilkokul çağındaki bir çocuğun dahi anlayabileceği karalamalarını propaganda amacıyla yayınlarken, İBB davasında etkin pişman yalanları üzerine kurulu hukuk ihlallerini eleştirmesinin bir karşılığı olmamaktadır.
Kendisi ısrarla devam ettiği bu yayın anlayışıyla Türkiye’de dev bir felakete dönüşmüş olan hukuksuzlukların destekçisi konumuna geldiğini unutmamalıdır. Yayında ifade ettiği “İmamoğlu davasıyla, Özgür Bey’in yaşadıklarıyla kıyaslıyorlar” vurgusu, kendisinin de vicdanında bu gerçeğin farkında olduğu görülmektedir. Çünkü -her ne kadar göz ardı etmeye çalışsa da- için için vicdanında hissettiği gibi kendisinin bu yayın anlayışı, kumpas davaları kurgulayan zihniyetin ekmeğine yağ sürmektedir.
MÜVEKKİLİN KONUYLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ VE GÖRÜŞLERİ ŞU ŞEKİLDEDİR:
1. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) OPERASYON OLACAĞINI HABER ALINCA, “İHBARCI” ROLÜNÜ ÜSTLENEREK KENDİNİ KURTARACAĞINI DÜŞÜNÜP MASUM İNSANLARI KARALAMAYI SEÇMİŞ BİR İNSANDIR
İpek Hanım başta olmak üzere bazı gazeteci ve yorumcuların en büyük yanılgılarından biri Özkan Deniz (Mamati)’nin sözde “örgütü yıkan adam” propagandasına düşmüş olmalarıdır. Ortada bir örgüt olmadığı gerçeği bir yana herhangi bir şeyi yıkan, keşfeden, mücadele eden vs biri de yoktur. İleride detaylarıyla açıkladığımız üzere Özkan Deniz (Mamati), operasyondan bu yana tüm yaptıklarıyla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının 50 yıllık ilmi mücadelelerinde kendilerine en büyük hizmeti ve desteği vermiş, sayısız çok hayır ve güzellik kazanmalarına vesile olmuş bir insandır.
Bütün kumpas davalarının “güya gerçekleri deşifre eden” bir gizli tanığı, ihbarcısı, itirafçısı ya da müştekisi vardır. Bu kişiler görevlerini tamamladıktan sonra tarihin karanlık ve kirli sayfalarında yerlerini alırlar. Özkan Deniz (Mamati)’nin “sözde örgütü yıkan adam hikayesi” de, kumpası organize edenler tarafından kara propaganda faaliyetlerinin kamuoyuna etki edebilmesi amacıyla oluşturulmuş içi boş bir balondur.
Özkan Deniz (Mamati)’nin bu dosyada müşteki olmasının tek nedeni operasyon öncesinde camiaya yönelik soruşturma yapılacağı, herkesin tutuklanacağı ve mal varlıklarına el konulacağı yönünde söylentiler duyması ve dehşetli bir korkuya kapılarak “kendisini kurtarmanın yolu”nun ihbarcı rolü üstlenmek olduğunu görmesidir. Sırf kendini kurtarabilmek adına hayranlığını anlata anlata bitiremediği 20 yıllık arkadaşlarına iftira atmayı ve karalamayı tercih etmiştir. 20 yıl boyunca kaldığı, tüm gençliğini verdiği, büyük bir hayranlık ve sevgiyle hayırlı hizmetlerde bulunduğu bir yerde günün birinden durup dururken yaşadığı ve “aydınlanma” olarak nitelediği şey tutuklanma korkusundan ibarettir. Zira sözde örgütte uzun yıllar boyunca -kendi beyan ve ifadelerine göre- maddi manevi en önde gelen işlerin hepsini üstlenen biri olduğundan örgüt yöneticisi olmakla itham edileceğini görmüştür. Bugün “ihbarcı” rolünü üstlenmese şu anda diğer arkadaşlarıyla birlikte 365 kere müebbet anlamına gelen 8658 yıllık cezayı almış olacağını anlamış ve tek çıkış yolunun sözde örgüte karşı mücadele eden adam rolü olduğuna karar vermiştir.
Özkan Deniz (Mamati)’nin ısrarla “ihbarcı” ifadesini kullanması da bir kelime oyunu ve kendini kurtarma çabasından ibarettir. Bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi, son dönemlerde artık Türkiye’de etkin pişmanlık ve suni müştekiliğin nasıl bir müesses olduğu gayet iyi anlaşılmıştır. Masum ve mazlum insanların karalanması, tutuklanması, mal varlığına el konulması için bir araç olarak kullanılan etkin pişmanlık halkın son derece itici bulduğu bir sistem haline gelmiştir. Bu tür kişiler, toplumun çoğunluğu tarafından kendi durumlarını kurtarmak adına başkalarını suçlayabilen, korkak, kolaylıkla iftiraya yönelebilen, menfaatlerine öncelik veren ve bu nedenle beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gereken kişiler olarak görülmektedir. Özkan Deniz (Mamati) kendisi hakkındaki gerçeğin görülmesini istememektedir. İkincisi de, Özkan Deniz (Mamati)’nin emniyet ve mahkeme ifadeleri başta nitelikli cinsel saldırı, istismar, dolandırıcılık, kara para aklama gibi çok sayıda suçu işlediğinin ikrarlarıyla doludur. Buna rağmen İpek Özbey’in, kendi beyanlarında cinsel saldırı, istismar, kara para aklama, nitelikli dolandırıcılık gibi suçlar işlediğini ikrar eden, yaklaşık 15-20 yıl boyunca içinde bulunduğu camia hakkında herhangi bir olumsuzluk dile getirmezken daha sonra menfaat kaybı endişesi ve tutuklanma korkuyla bir anda karalamalara başlayan bir kişinin anlatımlarını esas alması şaşırtıcıdır
İpek Özbey Hanım dosya hakkında bilgileri, Özkan Deniz (Mamati) ya da Furkan Sezer gibi kişilerden öğrenmek ya da bu kişiler tarafından kendisine getirilen baskı ve dayatma altına alınmış genç kızlara dikte edilen hikayeleri dinlemek yerine, dosyanın içindeki savunma delillerinden ve bilimsel görüşlerden okumuş olsaydı gerçek gazetecilik yapmış olacaktı. O zaman, “18 yaşına kadar bir tane bile kitap okumamış”, “zeytin yağının zeytinden yapıldığını müvekkil ve arkadaşlarıyla tanışana kadar öğrenmemiş” Özkan Deniz (Mamati)’nin tutarsız, çelişkili, magazin dolu içi boş hikayeleriyle oyalanmayacak; Türk Ceza Kanunu yazan, savcıları, hakimleri yetiştiren değerli profesörler, Yargıtay onursal daire başkanları, adli bilişim uzmanları, sosyal çalışmacılar vb gibi kıymetli bilim insanlarının hukuki değerlendirmelerini görecekti.
2. İPEK ÖZBEY, ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN BİLGİSİZLİĞİNDEN DUYDUĞU KOMPLEKSİ ve BU KOMPLEKSİN SEBEP OLDUĞU KISKANÇLIK VE ÖFKEYLE BİR DİZİ YALAN SÖYLEDİĞİNİ TEŞHİS EDEBİLECEK TECRÜBEDE BİR GAZETECİDİR
İpek Hanım, Özkan Deniz (Mamati) ile röporatajını izleyen her kişinin ilk planda dikkatini çekecek birkaç temel husus bulunmaktadır. Özkan Deniz (Mamati) yayın boyunca birkaç defa konuşmasında şu hususları vurgulamıştır:
“… zeytinyağını zeytinden mamul olduğunu örgütte ben öğrenmiştim..”
“… ben Mecidiyeköy’de dolaşırken dağıttıklarında bedava ücretsiz dağıttıklarında görmüştüm onu alıp ilgimi çekmişti dikkatimi çekmişti hayatımda okuduğum ilk kitaptı. Yani çok böyle genel kültürüm iyi değildir….”
“…Ya ben kalorifer peteğini hayatımda örgütte gördüm….”
“… mesela (arkadaş grubunda) beyin cerrahı var, doktor var, siz bunu rüyanızda göremezsiniz bu insanlarla muhatap olmayı….”
“… aradan 5 yıl geçtikten sonra ulan ben neredeyim nasıl bir ortamdayım oluyorsunuz, yani güç geliyor farklılık geliyor…”
Özkan Deniz (Mamati)’nin kendisi ve hayatı hakkındaki kendi tanımlamalarından çıkan sonuca göre;
- Özkan Deniz (Mamati) alt kültürden gelen bilgisizlik içinde biri olmanın ağır kompleksini yaşamaktadır.
- Cümleleri arasında müvekkilin arkadaş grubuna dahil olmayı “seçmece” olarak nitelemesi de yaşam koşullarından duyduğu kompleksi örtme çabası, ben de böyle bir gruba “seçildim” telkiniyle kendini değerleştirme gayretidir.
- Bu kompleks nedeniyle kendi deyimiyle hayatı boyunca “hayal dahi edemeyeceği” bir kalite, varlık, eğitim, seçkinlik içine dahil olunca bu güzellikleri takdir edecek bir olgunluk gösterememiştir.
- Tam tersine çevresinde gördüğü iyilik, güzellik, kalite ve varlığa karşı önce bencilce hepsini ele geçirme güdüsü geliştirmiştir.
- Daha sonra da “ele geçirme” hedefine ulaşamayınca, kompleksi hastalıklı bir kıskançlık ve öfkeye dönüşmüştür
- Bu kıskançlık ve haset duygusu tamamen akıl tutulmasına sebep olduğundan bir dediği diğerini tutmayan, en basit mantık örgüsünü bile kuramayan, sürekli kompleksini gizleme gerginliği içinde olan bir karakter ortaya çıkmaktadır.
Bir insanın zor şartlarda yetişmesi, maddi durumunun yetersizliği, eğitimine zaman ayıramamış olması, görgü ve kültür birikimi olmaması elbette o insanın ahlakını ya da kişiliğini tek başına belirleyen unsurlar değildir. Bir insan yetiştiği ortamın zorlukları ya da eksiklikleriyle değil, dürüstlüğü, mertliği, samimiyeti, fedakarlığı, kalenderliği, cömertliği, halimliği, koruyuculuğu gibi güzel ahlak vasıflarıyla değer kazanır. Ya da tam tersi son derece varlıklı koşullarda yaşasa, en iyi okullarda okusa, çok sayıda yabancı dil bilse ancak vefayı, koruyuculuğu, özveriyi, tevazuyu bilmiyorsa hiçbir değeri olmayacaktır. Ne var ki Özkan Deniz (Mamati)’nin anlatımlarından ahlaki değerleri ve ruh kalitesini değil, yalnızca maddi kriterleri esas aldığı çok net olarak görülmektedir.
Örneğin konuşması boyunca müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarını anlatırken yaptığı tüm değerlendirmeleri, “bir şirket”, “kadrolu sicil numaralı çalışanlar”, “insan kaynakları departmanıyla yükselenler” gibi terimlerle sadece varlıklı ve eğitimli bir çevre içine dahil olabilmenin heyecanı üzerine kuruludur. Bu heyecanın temel motivasyonu ise bir gün kendisinin de aynı zenginliğe hatta daha fazlasına kavuşabileceği umududur.
Tek konusu çevresindeki insanların eğitimi, sosyal statüsü, mal varlığı, birikimleri, meslekleri ve yaşam standartlarıdır. Bu genellikle, bazı gün görmemiş ve yoksunluk duygusuyla ezilen insanlarda görülen bir durumdur. Materyalist bir bakış açısıdır. Çevresindeki insanların idealleri, faaliyetleri, amaçları, çabaları bu tip kişileri ilgilendirmez. Çoğu zaman bu idealleri fark edemezler dahi. Fark etseler de onlar için insanları iyiliğe çağırmak, barış ve sevginin hakim olması, dürüstlük, özveri, cömertlik gibi kavramlar gerçek olamayacak kadar ütopiktir. İnsanlar genelde çevresini ve karşısındakini “kendisi gibi bildiğinden”, materyalist olanlar bu ideallerin ardında hep maddi bir beklenti, menfaat ararlar.
Özkan Deniz (Mamati)’nin de müvekkil Adnan Oktar gibi ömrünü -Allah rızası için- ideallerine adamış, hayatı ilmi mücadelesinin çileleri ve zorluklarıyla geçmiş, tüm dünyaya etki eden muazzam bir kültürel zafer elde etmiş bir insanı bu materyalist bakış açısı nedeniyle anlamadığı görülmektedir. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının imani gücünü, Kuran’a bağlılıklarını, yaşamlarının her anını Allah’ın istediği şekilde ve Allah’a adayarak yaşadıklarını 20 yıl boyunca anlayamamış, arkadaş grubunda kaldığı süre boyunca hep bir menfaat beklentisi içinde olmuştur. Daha çok menfaat, kendince makam ve mevki beklentisiyle müvekkil Adnan Oktar’ın tüm işlerine koşturmuş, arabasının şoförlüğünü yapmaktan, en zor görünen fiziki işlere koşturmaktan geri durmamış, halk arasında “ayak işleri” olarak bilinen her işi şevkle yapmıştır. Allah rızası için fedakarlıkla yapıldığında büyük bir zevk ve manevi güzellik kaynağı olan bu çaba, menfaat amacıyla hırsla ve art niyetle yapıldığında kişiyi için için yiyip bitiren bir belaya dönüşür. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN HİKAYESİ DE, MATERYALİST BAKIŞ AÇISIYLA 20 YIL BOYUNCA MENFAAT ELDE ETMEYİ BEKLEMİŞ VE BEKLEDİĞİNİ ELDE EDEMEMİNİN ACISINI YAŞAYAN BİR İNSANIN PORTRESİDİR. Herkesin samimiyetle, iyi niyetle, sevgiyle, dostlukla, kendisi için hiçbir beklentisi olmadan Allah rızası için çaba gösterdiği bir ortamda sürekli bir menfaat planı yaparak yaşamak, gerçek karakterini gizlemeye çalışarak menfaat ve konum elde etmeye çalışmak, amacına ulaşamayınca da dev bir hayal kırıklığı yaşamak bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir. Özkan Deniz (Mamati) bu felaketi yaşadığının farkında olmanın acısı içinde, bu acıyı örtbas edebilmek çabasıyla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına içindeki öfke ve kinini sürekli dışa vurmaktadır.
Allah Kuran’da birçok ayette salih müminlere karşı kin ve öfke besleyen insanların varlığına dikkat çekmiştir. Bu kişilerin yalana eğilimli, gerçeği çarpıtan, menfaatperest, iki yüzlü ve samimiyetsiz insanlar olduğu bildirilmiştir. En önemli olan gerçek ise bu kişilerin kin ve öfkesinin samimi müminlere asla zarar vermeyecek olmasıdır. Bu, Allah’ın vaadidir, Allah vaadine sadık olandır.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden' saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler…. (Nisa Suresi, 46)
Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitab’ın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar... (Al-i İmran Suresi, 119)
Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır. (Ahzab Suresi, 25)
3. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) SÖZDE ÖRGÜTÜ ÇÖKERTEN DEĞİL, TAM TERSİNE MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARINA SON 50 YILDA EN BÜYÜK HİZMETİ YAPAN İNSAN OLMUŞTUR
Her ne kadar Özkan Deniz (Mamati) 2018’deki operasyon ve sonrasındaki süreçte yaşananlardan kendine bir paye çıkarmaya çalışsa ve tüm bunları kendisinin yaptığını sansa da, kaderde Allah’ın müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının hayırlarını artırmak için görevlendirdiği biridir. Her yaptığı girişim, her katıldığı program, her planladığı oyun, her yazdığı dilekçe, her yaptığı görüşme, her attığı adım, her kurduğu cümle sonsuz öncede, ta Kalu Bela’da Allah’ın müvekkil ve arkadaşlarının iyiliği için yarattığı detaylardır.
Olayların gerçeğini ve ardındaki hikmetleri düşünmekten uzak olduğu görülen Özkan Deniz (Mamati), 2018’DEKİ OPERASYONUN DEVLETİN, MÜVEKKİLİN ARKADAŞ GRUBUNU DAĞILMAKTAN KORUMAK, BİRLEŞTİRİP GÜÇLENDİRMEK İÇİN DÜZENLEDİĞİ HİKMET DOLU bir girişim olduğunu anlaması da zor görülmektedir.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları 40 yıldır açık ve aleni faaliyet yapan, Devletle iç içe olan, hayatlarının her detayı Devlet tarafından bilinen insanlardır. Eğer ortada suça dair en ufak bir şey olsa bunun Devlet’ten gizli kalmayacağı ve suça asla göz yumulmayacağı açıktır. Devletimiz hiçbir suç olmadığını bilmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarının güzel ahlakından ve Devlet’e sadakatinden emindir.
Özkan Deniz (Mamati)’nin bu operasyonla vesile olduğu hayırlardan bazıları ise şöyledir:
1. 2018 operasyonu öncesinde müvekkilin arkadaş grubunda birçok kişinin yurt dışına gitmek, ticaretini geliştirmek, evlenmek, aile kurmak gibi gerekçeleri İslam’ı tebliğ etmekten öncelikli görmeye başlamasıyla arkadaş grubunun dağılma aşamasına geldiği bilinen bir durumdur. Elbette bir kişinin evlenmesi, aile kurması, ticaretin geliştirip güçlendirmesi meşru ve Kuran’a uygun bir davranıştır. Ancak Kuran’a tam uyan tutum, Allah’ın Nur Suresi’nin 37. ayetinde belirttiği üzere “ne ticaret ne alışverişin” yani dünyaya dair hiçbir işin Müslümanları Allah’ı anmaktan ve Allah yolunca çaba göstermekten en ufak bir şekilde alıkoymamasıdır:
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
İşte devletimiz müvekkilin arkadaşlarını Allah’ın beğenmediği bu hataya düşmelerinden korumuştur.
2. Devletimiz müvekkilin arkadaş grubunun dağılma riskini tamamen ortadan kaldırmış, tesanüd ve kardeşlik duygularını çelik gibi sağlamlaştırıp güçlü bir dostluk ortaya çıkarmıştır. Nitekim operasyondan bir süre önce birçok kişi ayrılmaya başlamış, o dönemde arkadaş grubundan uzaklaşan çok fazla kişi olmuştur. Bu kişilerin neredeyse tamamı operasyonla birlikte arkadaş grubuyla yeniden kenetlenmiştir. Kendilerini iş hayatına, günlük hayatın akışına, evlilik çocuk gibi dünyevi meselelere kaptırarak imani mücadeleden uzaklaşmaya yönelen, neredeyse birbirlerini hiç görmemeye başlayan arkadaş grubunu, birbirleriyle bağlantıları gittikçe zayıflıyorken -tutuklanma vesilesiyle- 24 saat birlikte yaşar hale getirmiş, birbirleriyle tarihlerinde olmadıkları kadar çok kaynaştırmıştır. Hatta etkin pişman olarak arkadaş grubundan kopan bazı kişilerin hüküm sonrasında tutuklanmasıyla birlikte onların da yeniden kaynaşması sağlanmıştır. Çoğu zaman birbiriyle görüşmeye dahi fırsat bulamayan kişiler arasında kurşunla kaynatılmış gibi sağlam bir birlik, kardeşlik, dayanışma, sevgi oluşmuştur.
3. Müvekkilin arkadaşlarının her biri Allah’a iman eden, ibadetlerini yerine getiren, güzel ahlakla yaşayan insanlardır. Ancak Müslümanların birbirlerinden uzaklaşmaları durumunda imani derinliklerini kaybetmeleri hatta Allah korusun ibadetlerden de uzaklaşmaları riski olduğu Kuran’da haber verilen bir gerçektir. Kehf Suresi’nin 28. Ayetinde şöyle bildirilir:
Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)
Ayetten anlaşıldığı üzere Müslümanları tesanüdü, dostluğu, birlikteliği onları gafletten, ahireti unutup dünyaya kapılmaktan, Allah’ın beğendiği ahlaktan uzaklaşmaktan koruyan bir nimettir. Devletimiz arkadaş grubunu dağılma riskini görünce bu gençlerin -Allah korusun- imanlarını kaybetme ve ibadetlerinden uzaklaşma tehdidine karşı tedbir almış operasyon düzenleyip tutuklayarak onları dünyadan kurtarmıştır.
4. Devletimiz, operasyon ve tutuklama yöntemiyle dünyaya yönelmek eğiliminde olan arkadaş grubunu özel bir manevi ve fiili eğitime almış, müvekkilin arkadaşları cezaevinde imanen olduğu kadar bilgi ve ilim olarak da kendilerini geliştirme imkanı bulmuşlardır. Hemen hepsi İlahiyat fakültesini bitirmiş, 2., 3. ve hatta 4. üniversiteden mezun olmuşlardır. Arapça öğrenmiş ve Arapçalarını geliştirmiş, Kuran’ı Arapçasından derin anlamlarıyla incelemiş, birçok sırrını ve mucizesini öğrenmiş, alim haline gelmişlerdir. Her biri adeta birer müfessir olmuştur.
Özetle, Devletimiz gençlerin imani mücadeleden kopup dünyaya dalmalarını engellemek, arkadaş grubunu dağılmaktan kurtarmak, ilimlerini bilgilerini maneviyatlarını artırmak amacıyla bu operasyonu düzenlemiş, hatta önceden ayrılmış olanları bile bu vesileyle tekrar bir araya getirmiştir.
Dolayısıyla ortada Özkan Deniz (Mamati)’nin halka telkin etmeye çalıştığı gibi, Devletimizin “Adnan Oktar Grubunu bitirmek” gibi bir amacı olmadığından arkadaş grubunun bitmesi de söz konusu olmamıştır. Tam tersine Devletimiz’in arzu ettiği ve planladığı üzere müvekkil ve arkadaşları bu operasyondan sonra her yönden hayır, bereket, sağlık, iyilik, güzellik ve gelişme bulmuşlardır. Özkan Deniz (Mamati) de bu hayra vesile olan insan olarak tarihe geçmiştir.
4. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN FAALİYETLERİ OLMASAYDI AHİR ZAMANIN BİRÇOK SIRRI AÇIĞA ÇIKMAYACAKTI
Özkan Deniz (Mamati) büyük bir coşkuyla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhine yaptığı faaliyetleri ve kendince elde ettiği neticeleri sıralarken çok önemli bir gerçeği göz ardı etmektedir: Eğer 2018 tarihindeki operasyon, bu operasyon sonrasında yaşanan hukuksuzluklar, müvekkil Adnan Oktar’ın hukuka aykırı olarak Edirne, Erzurum ve Van’a gönderilmesi gibi olaylar yaşanmamış olsa ahir zamanın birçok sırrı gizli kalacaktı. Müvekkil Adnan Oktar bu dönemde, Allah’ın lütfu ile birçok ahir zaman sırrının zahir olmasına şahit olmuştur. Ve bu hayra vesile olan kişi Özkan Deniz (Mamati)’dir.
Müvekkil Adnan Oktar, hukuka aykırı mahkeme kararlarıyla önce Edirne’ye, sonra Erzurum’a oradan da Van’a gönderilmiş olmasını, “Allah’ın kaderi sonsuz güzel ve hayırlı yarattığına imanı” nedeniyle ilk andan itibaren şükürle karşılamıştır. Nitekim gönderilmiş olduğu her ilde birçok hayır ve güzellik görmüştür.
Bilindiği üzere müvekkil 2018 Temmuz ayında tutuklandıktan sonra önce Türkiye’nin en batı noktasına Edirne’ye oradan Doğu’ya şehir merkezi rakımı en yüksek, Güneş’in doğrudan sipersiz ulaştığı il olan Erzurum’a ve iki sedde sahip olan Van’a sevk edilmiştir. Müvekkil zorunlu sevkle kendi isteği dışında bu illere götürülmüştür. Gönderildiği her yer müvekkil için iyilik ve güzellik olmuştur. Kuran’da ahir zamanı anlatan bazı kıssaların nasıl tahakkuk ettiğini ve bu ayetlerdeki önemli bilgileri görmesi de bu sevklerin hayırlarından biri olmuştur.
Şunu yeniden hatırlatmak gerekir ki, müvekkil Adnan Oktar Mehdi’nin bir öncüsü ve talebesi olarak da Mehdi’nin yaşayacağı olayların bir benzerini yaşamaktan onur duymakta, yaşadığı olaylarda Mehdiyetin izlerini gördüğünde şükretmektedir. Ancak bunların hiçbiri Mehdilik iddiası anlamı taşımamaktadır. Zaten Mehdiyet iddia değil ispat makamıdır. Müvekkil tek tek aydınlanan Mehdiyet müjdelerini peygamberimiz (sav)’in sözünün hak olduğuna şahitlik ettiği için sevinçle ve heyecanla anlatmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in mucizelerinden sevinç duymak ve bunları duyurmak, anlatmak her Müslümana sorumluluktur. Müvekkil Adnan Oktar da inancının gereği olan bu sorumluluğu yerine getirmektedir.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET MÜJDELERİ TEK TEK AYDINLANMIŞTIR
Kuran’da Zülkarneyn kıssasında Zülkarneyn’in 3 AYRI YOLCULUK yaptığı bildirilir. Bu yolculuklardan
Birincisi EN BATIYA BATAKLIKLAR OLAN BİR YERE,
İkincisi DOĞU’YA GÜNEŞ’İN İNSANLARA SİPER OLMADAN ULAŞTIĞI YERE,
Üçüncüsü ise İKİ SEDDİN ARASI OLAN YERE dir.
1. YOLCULUK:
O da, BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN BATTIĞI YERE KADAR ULAŞTI ve onu KARA ÇAMURLU BİR GÖZEDE batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." (Kehf Suresi, 85-86)
Türkiye'nin en batısındaki şehir EDİRNE’dir. Ayette "kara çamurlu bir göze" denilerek (göze=su kaynağı), bataklık olan bir alan tarif edilmektedir. Edirne’nin en büyük ırmağı olan Meriç nehrinin deltası BATAKLIKLAR BARINDIRAN bir coğrafyadır.
Dedeağaç sancağı: kuzeyden EDİRNE, doğudan Gelibolu, batıdan Gümülcine sancakları ve güneyden Adalar denizi ile çevrilidir. Arazisi bazan dağlık ise de Meriç nehrinin geçtiği yerler ile nehrin mansabı civarı DÜZ VE BATAKLIKTIR. Bununla beraber havası mutedil olup, İnöz (Enez) civarı bazı hastalıklara maruzdur. (19. Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası, Prof. Dr. Ramazan Özey)
2. YOLCULUK
Sonra (yine) BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE KADAR ULAŞTI ve onu (GÜNEŞİ), KENDİLERİ İÇİN BİR SİPER KILMADIĞIMIZ bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (Kehf Suresi, 89-90)
ERZURUM ayette bildirildiği Doğu’da olan ve Doğu’nun rakımı en yüksek olan şehridir. 1890 M YÜKSEKLİK İLE TÜRKİYE'NİN EN YÜKSEK RAKIMLI ŞEHİR MERKEZİNE sahiptir. Şehir yüksekte olduğu için GÜNEŞ IŞINLARI şehir halkına, ENGELLENMEDEN yani HERHANGİ BİR SİPER OLMADAN DOĞRUDAN ULAŞMAKTADIR.
3. YOLCULUK
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 92-93)
Zülkarneyn’in üçüncü ve son yolculuğunda İKİ SEDDİN olduğu bir yerdir. Kuran'da anlatılan bu tarif, ülkemizin EN DOĞU SINIRINDA OLAN, İKİ BÜYÜK SEDDE SAHİP VAN ŞEHRİDİR. VAN’DA İKİ SET VARDIR.
BU SETLERDEN BİRİNCİSİ GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜNTÜSÜYLE ÇİN SEDDİNE BENZETİLEN TARİHİ VAN KALESİDİR.
VAN’DAKİ İKİNCİ SET İSE AHİR ZAMANDA İNŞA EDİLEN SEDDİR
Van-İran sınırına içinde bulunduğumuz ahir zamanda, Mehdiyet alametlerinin bir bir, ardı ardına gerçekleştiği dönemde, adeta Mehdi’nin zuhurunun bir müjdesi olarak bu seddin inşa edilmesi Allah’ın kaderde belirlemiş olduğu takdiridir.
Özetle, ayette haber verildiği üzere Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu İKİ SEDDİN OLDUĞU ŞEHRE YANİ VAN’A gerçekleşmiştir. Zülkarneyn İKİ SEDDİN ARASINA ULAŞMIŞTIR.
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 92-93)
Müvekkil Adnan Oktar’ın Zülkarneyn’in 3 ayrı yolculuğunun olduğu yerlere sevk edilmiş olması, kendi isteği dışında Edirne, Erzurum ve Van’da tutulması bir Mehdi talebesi olarak sevinç duyacağı, nimet olarak gördüğü bir tevafuktur.
Her ne kadar müvekkilin hayatındaki Mehdiyetle ilgili benzerlikler iddianamelerde ve bir kısım basında Mehdilik iddiası gibi yorumlansa da Müvekkil Adnan Oktar’ın hiçbir zaman böyle bir iddiası olmamıştır. Olmayacağına da defalarca yemin etmiştir.
Mehdi’ye talebe olmayı gönülden isteyen ve İslam ahlakının hakim olması için çaba gösteren her salih müminin hayatında Mehdi ile benzerlikler olması doğaldır. Nasıl ki her talebe mürşidinin izlerini üzerinde taşır ve mürşidinin yaşadıklarının benzerlerini yaşarsa, Mehdi talebesi olmaya azmetmiş tüm salih müminler üzerinde de Mehdiyetin izleri olur. Bu izler kişinin çabası, salih niyeti ve duası oranında bazılarında çok bazılarında az olabilir. Müvekkil daha önce de vurguladığımız gibi hayatı boyunca Mehdi’ye zemin hazırlamayı sorumluluk olarak görmüş ve azmetmiş bir insan olduğundan bu benzerlikler yoğun olmaktadır. Müvekkil bu benzerliklerden özel bir anlam çıkarmamakta, bu güzellikleri sadece şükür ve sevinçle karşılamaktadır. Müvekkilin özel bir kastı yokken kendisini sırf bu benzerlikler sebebiyle Mehdilik iddia etmekle suçlamak ise vicdani ve hakkaniyetli olmayacaktır.
Kaldı ki müvekkilin hayatında Mehdi ile olan benzerliklerin hiçbiri özel tasarlanmış ya da kendi isteği ve iradesiyle gerçekleşmiş şeyler değildir. Müvekkil Adnan Oktar Zülkarneyn’in yolculuk yaptığı Edirne, Erzurum ve Van’a kendi isteğiyle gitmemiştir. Kendisi bunu organize etmemiş, belirlememiştir. Tamamen kendi iradesinden bağımsız olarak, hatta zahiren aleyhine gibi görünen gelişmeler neticesinde bu yolculukları yapmıştır. Bu yolculuklarda katkısı olan herkes bu güzelliklere vesile olmuştur.
5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN GENÇLİĞİ, SAĞLIĞI ve DİNÇLİĞİ ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN YALANLARIYLA ÖRTÜLEMEYECEK KADAR KESKİNDİR
Özkan Deniz (Mamati)’nin yaptığı yorumların temelinde, fiziki görünüm, eğitim eksikliği ve maddi noksanlıklar gibi nedenlerle yalnızca müvekkile değil, hayatın geneline karşı geliştirdiği öfke ve kin duygularının etkili olduğu görülmektedir. Nitekim bu 8 yıllık süreçte ana hedefi ve saldırı konusu Adnan beyin fiziksel görünümü ve sağlığı olmuştur. Çıktığı tüm programlarda, her mimiğine yansıyan kontrolsüz bir öfke ve kinle kendince Adnan Beyin dinçliğini, gençliğini, sağılığını hedef alan iftira içerikli beyanlarda bulunmaktadır.
Özkan Deniz (Mamati)’nin müvekkil Adnan Oktar’ın torunu olacak yaşta olmasına rağmen, erkenden çökmüş bir fiziksel görünüme, yaşlı yüz hatlarına ve beden yapısına sahip olduğu açıkça görülmektedir. Kanaatimizce, müvekkile yönelik açıklamalarında sıkça görülen saldırgan ve kinli üslubun oluşmasında bu gerçeğin farkında olmasının büyük etkisi vardır.
Asıl konunun dosyanın husumetli müştekilerinin müvekkilin gençleştiği, dinçleştiği, dimdik ayakta olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istememesi olduğu açıkça görülmektedir. Kendileri dışarıda olmalarına, her türlü imkan ellerinin altında olmasına, her türlü estetik işlemi de yaptırmalarına rağmen hızla yaşlanırken müvekkilin gençleşmesinin yarattığı bir şok içinde oldukları anlaşılmaktadır. Özkan Deniz (Mamati) programdaki konuşmasında ısrarla duruşmalar esnasında alınan SEGBİS kayıtlarındaki görüntüye bakılmasından bahsetmektedir. Söz konusu bu müvekkil Adnan Oktar savunma yaparken alınan kayıttan elde edilen ve üzerinde oynama yapıldığı açıkça görülen bir ekran görüntüsüdür. Müvekkil Adnan Oktar’ın bulunduğu cezaevlerinde kurum fotoğrafçısı tarafından çekilen, gençliğinin ve dinçliğinin tüm detaylarını ortaya koyan fotoğraflarını, dahası duruşmalara katıldığı esnada yüzlerce insanın gözleriyle bizzat şahit olduğu zindeliğini üzerinde oynama yapılmış bir ekran görüntüsü ile örtbas edeceğini sanması da Özkan Deniz (Mamati)’nin akıl ve zihin yapısının görülmesi açısından ibret vericidir.
Üzerinde oynama yapılmış olan Segbis görüntüsü, yapılan her türlü hukuksuzluğa rağmen bir netice elde edememiş olmanın hırçınlığıdır. Unutmamak gerekir ki, suçlu olan, vicdanı rahatsız olan çöker. Müvekkilin dinçliği, gençliği, neşesi, hayat dolu olması vicdanının rahat olmasının ve imanının tezahürüdür. Bu anlamsız, mantıksız ve netice vermeyecek çabanın altında;
- Tek bir suçu dahi olmadığı bilindiği halde bir kumpas davasıyla 8 yıldır cezaevinde tek tutulan,
- Edirne-Erzurum-Van gibi şehirlere, ülkenin en batısından en doğusuna gönderilen,
- İlaca, doktora, yeterli gıdaya, güneş görmeye, en temel insani ihtiyaçlara dahi ulaşması kısıtlı olan,
- Her türlü özgürlüğü elinden alınarak cezaevinde unutulması ve yok olması beklenen müvekkilin YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ, ESKİSİNDEN DE GÜÇLÜ, SAĞLIKLI, GENÇ, HAYAT DOLU, DİNÇ, ZİNDE OLARAK KARŞILARINA ÇIKMASININ VERDİĞİ İÇ ACISI OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.
Nitekim bu gerçek bir takım RESMİ RAPORLARA DA yansımış, bu raporlarda MÜVEKKİLİN GENÇLİĞİNİN, ZİNDELİĞİNİN ve HER GEÇEN GÜN DAHA DA GENÇLEŞİYOR OLMASININ HUSUMETLİ KİŞİLERİN MORAL VE MOTİVASYONUNU ÇÖKERTTİĞİ, BU KİŞİLERİ YILDIRDIĞI VE ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜRDÜĞÜ, PSİKOLOJİK OLARAK YIPRANMALARINA SEBEP OLDUĞU açıkça dile getirilmiştir. Husumetli ve hasud kişilerin – müvekkilin önlenemez gençliği, dinçliği, tazeliği ve gücü karşısında- moralinin bozulmasını, psikolojik olarak yıkılmalarını engelleyebilmenin yolu olarak da kendilerince müvekkilin gençleşiyor ve güçleniyor olduğu gerçeğini örtbas etme çabası ortaya çıkmıştır.
Özkan Deniz (Mamati) ve yandaşlarının, ilkokul çağındaki bir çocuğun bile bakar bakmaz üzerinde abartılı bir şekilde oynama yapıldığını gördüğü bir fotoğrafı psikolojik savaş silahı olarak kullanma çaresizliğine düşüren şey, 2018 operasyonuyla müvekkilin daha da dinçleşmesi, fiziki görünümünde şaşırtıcı bir şekilde zamanın ileri doğru değil geriye doğru aktığının görülmesi ve son 40 yılın toplamından binlerce kat daha çok sevilir hale gelmesi gerçeği vardır. 8 YILDIR YÜZLERCE İNSANI SEFERBER EDİP MİLYONLARCA LİRA HARCAYIP İLMEK İLMEK KURULAN KUMPAS MÜVEKKİLE HAYIR, BEREKET, GENÇLİK, SAĞLIK, GÜÇ, KUVVET, HEYBET, NEŞE OLARAK DÖNMÜŞ, MÜVEKKİLİ KENDİLERİNCE YOK ETMEYİ HEDEFLEYENLER KENDİ ELLERİYLE ONU DEVLEŞTİRMİŞLERDİR.
Müvekkilin gün be gün daha da gençleştiğine, dinçleştiğine, ne kadar zinde ve hayat dolu olduğuna YÜZLERCE İNSAN DA BİZZAT ŞAHİTTİR. Bu gerçek;
• Tutuklandığı 2018’den bu yana Silivri, Edirne, Van, Kocaeli, Erzurum Cezaevlerinde çalışan infaz koruma memurları, idari amirler, cezaevi savcıları, hem kendisine hem diğer mahkumlara gelen avukatlar, kurumu ziyaret eden heyetler,
• Defalarca Mahkemelere katılmak üzere bulunduğu ilden İstanbul’a götürülüp getirildiği ve yolculuk yaptığı için bu esnada kendisine eşlik etmiş olan jandarma personeli, havalimanında karşılaştığı vatandaşlar, uçakta yolculuk yapanlar ve görevli hostesler,
• Silivri duruşma salonlarında, Çağlayan Adliyesinde, Anadolu Adliyesinde defalarca bizzat katıldığı duruşmaların Mahkeme salonlarında çok sayıda Hakim Heyeti, savcılar, mübaşirler, kalemler ve diğer adliye personeli, nezarette görevli polis memurlar ve jandarmalar, duruşmalara katılan sanıklar, müştekiler, tanıklar, avukatlar, bilirkişiler, basın, gözlemciler ve seyirciler gibi YÜZLERCE KİŞİ TARAFINDAN GÖRÜLMÜŞTÜR.
Müvekkilin yıllara meydan okuyan gençliğine, cildinin tazeliğine, saçlarına, gözlerine, ellerine yansıyan diriliğe ve sağlığa şahit olan bu yüzlerce kişinin de hayranlıklarını yakınlarına, arkadaşlarına, akrabalarına anlatmasıyla dilden dile yayılan, iyi insanlarda sevince, neşeye ve şükre vesile olan bu güzelliği örtbas etmenin mümkün olmadığı da açıktır.
Bu sebeple, eğer İpek Hanım gerçeğe bizzat şahitlik etmek isterse müvekkilin bulunduğu cezaevine avukat göndererek ya da bizzat kendisi gelerek (müvekkilin zindeliğini, gençliğini, dinçliğini, sağlığını, yıllara meydan okuyan heybetini gözlemleyebilir. Göndereceği avukatların veya kendisinin uçak ve taksi masrafı da dahil tüm yol giderlerini ve konaklama masraflarını müvekkil karşılayacaktır.
6. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN ADNAN OKTAR’IN FİNANS KAYNAĞI OLDUĞU İDDİASI DA DİĞER BEYANLARI GİBİ GERÇEK DIŞIDIR
Yukarıda kişiliği ve beyanlarının mahiyeti hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunduğumuz Özkan Deniz (Mamati)’nin bir diğer gerçeği yansıtmayan iddiası da, camianın finans kaynaklarını yönettiğine ilişkin açıklamalarıdır. Özkan Deniz (Mamati) arkadaş grubu içinde bulunduğu süre boyunca herkes gibi kazandıklarını hayırlı işler, devlete ve millete hizmet amaçlı faaliyetlerde Allah rızası için harcamıştır. Mahkemede ve emniyette verdiği ifadelerde sözde örgüte güya milyonlarca dolar infakta bulunduğunu beyan etmiştir. Bu iddiasının hukuki karşılığının sorumluluğu kendisine aittir. Eğer Özkan Deniz (Mamati) gerçekten böyle bir suç işlediyse İpek Hanım’a düşen yayınında ilgili makamları göreve çağırarak gerekli araştırmaların yapılmasını istemesidir.
Özkan Deniz (Mamati)’nin güya arkadaş grubunun finans kaynaklarını yönettiği iddiası kendisine önemli insan payesi verme çabasından ve karşısındaki insanları etkilemeye çalışmasından kaynaklanmaktadır. Ancak konuşmalarından kendisinin en basit bir matematik hesabını dahi yapamadığı görülmektedir. İpek Hanım kendisine müvekkilin yaşını sorduğunda, Adnan Oktar’ın 1956 doğumlu olduğunu ve 60 yaşında olduğunu söylemiştir. 2026’dan 1956 çıkarıldığında 60 olduğunu sanacak bir matematik bilgisine sahiptir. Böylesine basit bir hesabı yapmakta dahi zorlanan birinin finansal kaynakları yönettiği yönündeki beyanı son derece gülünç bir iddiadır. Ne yazık ki İpek Hanım da aslında gülünç olduğu görülen bu iddiaya itibar etmiş imajı vermektedir. Zira kendisi de yayın sırasında, “Nasıl oluyor da 1956 yılında doğan insan 2026 itibariyle 60 yaşında olabilir?” diye sormamaktadır.
Yukarıda da izah ettiğimiz gibi, Özkan Deniz (Mamati) Adnan Oktar ile tanışmadan önce yaşam standartları ortalamanın çok çok altında ve maddi olanakları son derece sınırlı olan; eğitim, bilgi, görgü ve kültür bakımından oldukça yetersiz bir kişi olup bu durumu kendi beyanlarıyla da açıkça ikrar etmektedir. Dolayısıyla camianın finans kaynağı olduğu yönündeki iddialarının kendi yaşam hikayesi ve geçmiş beyanlarıyla da örtüşmediği görülmektedir. O derece bir yokluktan anlattığı gibi büyük bir finans kaynağı haline dönüştüğü iddiasında ısrarlıysa bunun da adli makamlar tarafından araştırılması gereken bir durum olduğu açıktır. Ancak, bu niteliklere sahip bir kişinin, kendi iddia ettiği şekilde, böylesine bir mali döngünün finansal idarecisi veya tedarikçisi konumunda bulunamayacağı aşikardır. Özkan Deniz (Mamati) alıştığı üzere gerçek dışı, hayal ürünü hikayeler anlatmaktadır.
Kaldı ki Özkan Deniz (Mamati)’nin bugünkü yaşamına bakıldığında da, kendi maddi imkanlarıyla geçinmediği görülmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de başkalarının maddi desteğiyle yaşamını sürdürmektedir. Hali hazırda dosyanın müştekilerinden ve önemli maddi imkanlara sahip bulunan Serpil Ekşioğlu ile birlikte hareket ettiği bilinmektedir. Dosyaya giren fotoğraflar, belgeler ve HTS kayıtları Özkan Deniz (Mamati)’nin yaşam giderlerinin Serpil Ekşioğlu tarafından karşılandığını göstermektedir. Özkan Deniz (Mamati), geçmişte de bugün de, mali imkanları kendisine değil, yanında bulunduğu kişilere ait olan bir yaşam sürmektedir.
7. 90’LI YILLARIN SİYASETÇİ VE AYDINLARININ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ALEYHİNDE OLDUKLARI YALANI
Özkan Deniz (Mamati) yayındaki konuşmalarında yeni neslin müvekkil Adnan Oktar’ın güya gerçek yüzünü tanımadığını, 90’lı yılların gazetecileri, siyasetçileri ve aydınlarının çok önemli bilgilere sahip olduklarını öne sürmektedir. Bu açıklamasında da -hep yaptığı gibi- insanların aklını, zekasını ve algısını hiçe sayarak laf kalabalığı birkaç cümle ile halkı manipüle edebileceğini düşündüğü görülmektedir.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki halkımız da Devletimiz de müvekkil Adnan Oktar’ı çok iyi tanımaktadır. Kimsenin Özkan Deniz (Mamati) ya da benzer zihniyette olanların mantık dışı, akla ziyan yorumlarına ihtiyacı bulunmamaktadır. Özkan Deniz (Mamati) herkesi kendisi gibi okumayan, araştırmayan, muhakeme yeteneğinden yoksun zannederek, “Siz bilmezsiniz 40’lı yaşları geçenler bilir”, “O dönemin siyasetçileri gelse neler neler anlatır” diyerek olabilecek en sığ ve basit bir taktikle yönlendirme yapabileceğini sanmaktadır. Mehmet Ağar, Celal Adan, Adil Serdar Saçan gibi bazı isimlere “Adnan Oktar’ın sorulmasını” önermektedir.
Adil Serdar Saçan ağır bir hastalık süreci sonuncunda rahmetli olmuştur. Yaptığı tüm haksız ve hukuksuzluklara rağmen müvekkil Adnan Oktar kendisine hakkını helal etmiştir. Şu anda gelip de müvekkil veya arkadaşları hakkında herhangi bir yorumda bulunması mümkün değildir. Ancak bulunduğu yerden müvekkil ve arkadaşlarının temiz, şerefli ve muzaffer kaderini izlemektedir.
MEHMET AĞAR ve CELAL ADAN, ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN ÇAĞRISINA GÖRE HAREKET EDECEK İNSANLAR DEĞİLLERDİR
Mehmet Ağar ve Celal Adan’ın ise 1999 dosyasında şikayetçiler arasında yer aldıkları doğrudur. Ancak sonrasında, bazı art niyetli kişilerin yönlendirmeleriyle yanlış bilgilendirildiklerini görmüş ve müvekkil ve arkadaşlarının masum ve mazlum olduğunu anlayarak şikayetlerini geri çekmişlerdir. Her ikisi de o zamandan bu yana asla müvekkil ve arkadaşları aleyhinde bir şey içinde olmamışlardır. Kaldı ki her ikisi de Devlette önemli görevlerde bulunmuş, Özkan Deniz (Mamati)’nin -kendisi hakkında çizdiği bilgisizlik içinde insan portresinden anlaşıldığı üzere- tahayyül dahi edemeyeceği istihbarata ve bilgi birikimine sahiptirler. Müvekkil hakkında tek bir tane olumsuz bilgiye sahip olsalar veya somut bilgi olmasa bile olumsuz düşünce içinde olsalar bunu kamuoyu ile paylaşmaktan asla çekinmeyecek karakterde insanlardır. Eğer rahatsız oldukları bir şey varsa bunu söylemeleri için Özkan Deniz (Mamati) gibi birinin çağrısına ihtiyaçları yoktur. Özkan Deniz (Mamati), Mehmet Ağar ve Celal Adan gibi değerli siyasetçi ve devlet adamlarının asla kendisini muhatap almayacaklarını adı gibi bildiği halde, sırf kamuoyu algısı yaratmak için bu tip söylemlerde bulunmaktadır. Ne yazık ki İpek Özbey Hanım da -sırf müvekkilin adını kullanarak yazdığı kitabı biraz daha çok satsın diye- kendisinin böyle bir tiyatroya alet edilmesine göz yummaktadır.
Özkan Deniz (Mamati) “nasıl olsa okumazlar, araştırmazlar” diye düşünerek hesapsızca gerçek olmayan hikayeler anlatırken, internette kısa bir araştırma yapıldığında karşılaşılacak gerçekleri örtbas etmesinin imkansız olduğunu da unutmaktadır.
Tüm vatansever siyasetçiler müvekkil Adnan Oktar’ın destekçisi ve fikirlerinin savunucusu olmuştur. Müvekkil Adnan Oktar’ın anti materyalist, anti Darwinist, Atatürkçü, aydın, modern, dindar, Devletin üniter yapısını savunan fikir yapısı ve eserleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ilkelerinin en önemli dayanak noktalarından biridir.
- Gençlerin maneviyattan ve milli değerlerden uzaklaşması, toplumsal fikir ayrılıklarının kutuplaşma noktasına gelmesi,
- Dindarların hayattan dışlanması, modern yaşam tarzına sahip olanların ise “dinsiz” ilan edilerek ötekileştirilmesi,
- Atatürk ilke ve inkılaplarının hakkıyla değerlendirilmemesi,
- Sanat bilim kalite ve özgürlüğün ikinci plana atılarak insanların yaşam sevincinin ellerinden alınması gibi hayati risklere karşı müvekkil Adnan Oktar’ın anlatımları, eserleri, yaşam tarzı ve hayatı çok güçlü bir set olmuştur.
Müvekkilin savunduğu modelin önemi ve kıymetini 90’lı yılların başından itibaren başta Milli İstihbarat Kurumu ve Genel Kurmay Başkanlığı olmak üzere, Devletimizin kurumları ve feraset sahibi siyasetçilerin tamamı tespit etmişlerdir. Öyle ki bu gerçek bölücü terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan tarafından bile tespit edilmiştir. Öcalan, 2001 yılında yazdığı “Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği” isimli kitabında bu gerçeği dile şöyle dile getirmiştir:
“Tepede de MİT’in Türk oligarşik yapısının emrindeki din adamları vardır. Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar. Osmanlı sultanlarında da tarih boyunca yol gösterenler din adamları değil miydi? Şimdi de rejimin saldırılarına yol gösterecek din adamları vardır. MESELA O ADNAN HOCALAR NASIL ORTAYA ÇIKARILDI?”
9. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, MHP’nin kurucu lideri Başbuğ Alparslan Türkeş, Milli Görüş hareketinin lideri merhum Necmeddin Erbakan, Ülkü Ocakları eski başkanı ve BBP lideri Şehit Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere 90’lı yılların tüm siyasetçileri ve Devlet adamları müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla yakın bağlantı içinde olmuşlar, yönettikleri siyasi kadrolara da müvekkil Adnan Oktar’ın eserlerini okumalarını, faaliyetlerini desteklemelerini tavsiye etmişlerdir. Müvekkil Adnan Oktar birkaç kez Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in ziyaretine gitmiş, kendisi yanındakilere müvekkil Adnan Oktar’a her konuda destekçi olmalarını söylemiştir. Müvekkil, Sayın Erbakan, Sayın Demirel, Sayın Yazıcıoğlu ile de defalarca görüşmüş, kimi zaman bazılarını misafir de etmiştir.
1999 yılında yapılan operasyonda tıpkı bugün olduğu gibi müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhinde akıl almaz karalamalar yapıldığında da vatansever siyasetçi ve devlet adamlarımızın hiçbiri bu iftiralara itibar etmemişler, müvekkil Adnan Oktar’a desteklerini göstermeye devam etmişlerdir.
Bu misyon bugün -müvekkil Adnan Oktar’ın Ak Parti’yi iktidara taşıdığını bilmenin vefasıyla- Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Merhum Başbuğ Türkeş’in vasiyetine sadık olan Sayın Devlet Bahçeli tarafından da devam ettirilmektedir. 2018’deki operasyondan bu yana müvekkil Adnan Oktar aleyhine tek bir cümle bir açıklama dahi yapmamış olmaları da bu gerçeği gözler önüne sermektedir.
MERHUM CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL’İN MÜVEKKİLE TEVECCÜHÜ
9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına her zaman sevgi ve dostlukla yaklaşmış, müvekkilin fikir ve eserlerini desteklemiştir. Bu desteğini açıkça ifade de etmiştir. Sayın Demirel’in Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı olduğu dönemlerde her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen “Yıla Bakış” toplantısına müvekkil Adnan Oktar’ın konuşmacı olarak davet edilmesi bu gerçeğin göstergelerinden biridir.
Toplantıda müvekkil Adnan Oktar’ı kürsüye dönemin DYP İstanbul İl Başkanı Sayın Orhan Keçeli takdim etmiştir. Genel Başkan Sayın Süleyman Demirel ile birlikte dönemin DYP yöneticileri Tansu Çiller, Hüsamettin Cindoruk gibi başbakanlık ve bakanlık yapmış siyasetçiler ve toplantıya katılan diğer partililer müvekkil Adnan Oktar’ın konuşmasını can kulağıyla dinlemişlerdir.
Merhum Süleyman Demirel, müvekkilin en yakın arkadaşlarından biri olan Oktar Babuna’nın lösemi ile mücadelesinde de en büyük destekçilerinden biri olmuş, Devletimizin tüm imkanlarını ve kurumlarını Oktar Babuna’nın şifa bulması için seferber etmiştir.
Sayın Demirel 28 Mart 1999 tarihli demecinde şu sözleri sarf etmiştir: “İlik Bankası’nın kurulmuş olması fevkalade iyi olur. Ben hem her türlü himayeyi, hem her türlü desteği veririm, yapılacak her kampanyaya katılırım. Nihayet bu bir milli dayanışmadır, bir sosyal olaydır. Temsil ettiğim devletin başı olarak her türlü desteği vermeye hazırım. Benden ne zaman ne isterseniz yanınızda bulacaksınız. Bu hareketi başarıya ulaştıralım.”
Sayın Demirel’in desteği sadece beyanat vermekle de sınırlı kalmamış, toplanan kanların tahlil için yurtdışına gönderilmesi ile ilgili gümrük işlemlerinin kaldırılması ve kanların Türk Hava Yolları uçakları ile ücretsiz taşınması gibi pek çok konuda Cumhurbaşkanı Sn. Demirel bilfiil müdahale ederek yardımcı olmuştur.
RAHMETLİ NECMEDDİN ERBAKAN’IN MÜVEKKİLE OLAN SEVGİSİ
Çok tecrübeli ve alim bir siyasetçi olan, dindarlığı, samimiyeti ve öngörüsüyle bilinen Merhum Necmettin Erbakan da, müvekkilin anti Darwinist, anti materyalist ilmi ve imani çalışmalarının önemini gördüğünden her fırsatta müvekkilin kitaplarını ön plana çıkarmış; çevresindekilere de müvekkilin eserleri önerip tavsiye etmiştir. Bütün Milli Görüş mensupları Sayın Erbakan’ın müvekkil Adnan Oktar’ın kitaplarını kendilerine okuttuğuna, hatta kitapları okuyup okumadıklarını anlamak için sorular sorduğuna bizzat şahittirler.
MERHUM SN. NECMETTİN ERBAKAN, GAZETECİ UĞUR DÜNDAR’IN ARENA PROGRAMINA ELİNE MÜVEKKİLİN KİTABI İLE KATILMIŞTIR
Uğur Dündar’ın sunduğu Arena Programı’nın 1 Mart 2011 tarihli yayınında Merhum Necmettin Erbakan’ın elinde, Müvekkil Adnan Oktar’ın Harun Yahya müstear ismiyle kaleme aldığı “Siyonizm Felsefesi” adlı kitabı bulunmaktadır. Sayın Erbakan yayın boyunca kitaptan alıntılar yapmıştır.
https://www.youtube.com/watch?v=IvlFgmVjwps
SAYIN ERBAKAN TRT’DEKİ BİR YAYINA DA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN KİTAPLARIYLA KATILMIŞTIR
Merhum Erbakan, TRT ekranlarından yayınlanan bir röportajına da, müvekkil Adnan Oktar’ın kitaplarıyla katılmıştır. Programda müvekkilin eserlerinden çeşitli alıntı ve açıklamalarda bulunmuştur.
https://www.youtube.com/channel/UCsjaHIXqIHSTJqirhCBiUlw
MİLLİYET GAZETESİ: “ADNAN HOCACI ERBAKAN!” BAŞLIKLI HABER
Sayın Erbakan’ın müvekkil ve eserlerine olan teveccühüne ilişkin çok sayıda haber yayınlanmıştır. Bunlardan biri olan Milliyet Gazetesi’ndeki “Adnan Hocacı Erbakan” başlıklı haberdir (13 Ocak 2001). Haberde Sayın Erbakan’ın müvekkil Adnan Oktar’ın kitaplarını ders gibi anlattığı yazılıdır.
“Umre dönüşü iftar yemeklerinde bir araya geldiği FP’lilere seslenirken parti içi sorunlara girmekten kaçınan Necmettin Erbakan, “Adnan Hoca” olarak bilinen Adnan Oktar’ın “Harun Yahya” takma adıyla yazdığı kitaplarını ders gibi anlatmaya başladı…. Erbakan burada Harun Yahya’nın “Evrim Aldatmacası” ve “Gizli Dünya İmparatorluğu” kitaplarından alınmış bölümleri anlattı. Erbakan’ın konuşma ve sohbetlerinde Yahya’nın kaleminden çıkan ve özellikle materyalizmle evrim teorisinin çürütülmesini amaçlayan ifadelerin tıpatıp aynılarını kullanması dikkat çekti.”
REFAH PARTİSİ’NİN HÜKÜMETİ KURMASI MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NDEN DESTEK RİCASI SAYESİNDE MÜMKÜN OLMUŞTUR
Şehit Muhsin Yazıcıoğlu defalarca müvekkil Adnan Oktar’ın misafiri olmuş, müvekkilin arkadaşlarıyla sık sık görüşen, müvekkilin fikir ve görüşlerine kıymet veren ve ricalarını hürmetle yerine getiren çok kıymetli bir insandı. 1995 seçimleri sonrasında merhum Necmettin Erbakan önderliğindeki Refah Partisi’nin, Doğru Yol Partisi ile koalisyon yapmak ve meclisten güven oyu alabilmek için 7 milletvekili desteğine ihtiyacı vardı. Eksik kalan bu 7 milletvekili desteği, müvekkil Adnan Oktar’ın bizzat BBP lideri merhum Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ve 7 BBP’li milletvekiliyle görüşüp istişare etmesi sonucunda tamamlanmıştır.
24 Aralık 1995 genel seçimlerinde Sayın Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi, oyların %21,4’ünü alarak birinci parti olmuş ve 158 milletvekili çıkartmıştı. Ancak, çıkartabildiği milletvekili sayısı tek başına iktidar olabilmesi için yeterli olmadığı gibi, Doğru Yol Partisi ile kurmayı planladığı koalisyon hükümetinin meclisten alması gereken güvenoyu için de yeterli değildi.
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini Sayın Necmettin Erbakan’a verdi, fakat Refah Partisi Meclis’te güvenoyu almak için yeterli milletvekiline sahip olmadığı, diğer partiler de destek vermediği için hükümet kurulamadı. Bunun üzerine hükümet kurma görevini alan Anavatan Partisi Lideri Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ile anlaşıp 53. Hükümeti kurdu, fakat güvenoyu alamadı. Bunun üzerine, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilen Anayol-DYP Hükümeti düşünce hükümet kurma görevi tekrardan Sayın Erbakan’a verildi. Refah Partisi milletvekillerinin sayısı ile Doğruyol Partisi Milletvekillerinin sayısı 275 rakamına ulaşmak için yetersizdi ve ülke hızlı bir şekilde hükümet krizine doğru sürüklenmekteydi.
Müvekkil Adnan Oktar, o zaman durumun vahametini herkesten önce görmüş, Müslümanlara duyduğu sevgi ve merhameti, milli-manevi hamiyet hisleri ile doğrudan inisiyatif alarak BBP Lideri Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP’li 7 milletvekiliyle görüşüp İSTİŞARE EDEREK kendilerini, kurulacak RP-DYP hükümetine dışarıdan destek olmaya ve güven oylamasında ‘Kabul Oyu’ vermeye davet etmiştir. Onlar da teveccüh göstererek bu davete icabet etmişlerdir. Sayın Yazıcıoğlu ve BBP’li 7 milletvekilinin desteği sayesinde hükümet 278 kabul oyuyla GÜVENOYU ALABİLMİŞ ve KRİZ BU SAYEDE ATLATILMIŞTIR.
Bu tarihi olay, 2020 yılında Bilgeoğuz yayınevinin yayınladığı, Kürşat Mican’ın “Şehit Lider Muhsin Başkan ve Davası” isimli kitapta da geçmektedir. Kürşat Mican kitabında, olayı şöyle anlatmaktadır:
“RP-DYP Hükümeti kuruldu kurulmasına, ama güvenoyu alması için meclisten 7 milletvekiline ihtiyaç vardı. Yani Büyük Birlik Partisi’nin milletvekillerine… Muhsin Yazıcıoğlu: “İSTİŞARE’NİN GEREĞİNİ YAPTIK. EVET DEDİK, çünkü bugünkü şartlarda hükümetin güvenoyu almaması durumunda ülkenin yeni bir belirsizliğe düşeceğini düşündük ve bundan kaçınmak istedik.”
Burada, Sayın Yazıcıoğlu’nun “İSTİŞARENİN GEREĞİNİ YAPTIK, EVET DEDİK” sözleriyle kastettiği, müvekkil Adnan Oktar ile yapmış oldukları istişare toplantısıdır.
SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARININ YAKINLIĞI 90’LI YILLARA DAYANIR
1990’lı yıllarda Sn. Erdoğan’ın belediye başkanlığının öncesinde, henüz kendisi daha Refah Partisi’nin il başkanı iken, müvekkilin arkadaşları Tarlabaşı’ndaki İl Başkanlığı binasında kendisini sık sık ziyaret ediyorlardı. Bu buluşmalarda Sayın Erdoğan ve müvekkilin arkadaşları ülkenin genel durumu ve geleceği konusunda istişare edip fikir alışverişinde bulunuyorlardı. (Sn. Erdoğan’ın o dönemde özel kalemi olan Sn. Mustafa Yüce Beyefendi, bu ziyaret ve görüşmelerin yakın şahitleri arasındadır) Aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanı da müvekkil ve arkadaşlarının evlerine konuk oluyordu.
Bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız’ın belediye başkanlığı adaylığı ilk kez söz konusu olduğunda, Refah Partisinde ADAYLIK İÇİN ADI GEÇEN ASIL İSİM SN. ALİ ÇOŞKUN’du ve partinin üst kurullarında Sn. Ali Coşkun ismi destek görmekteydi.
Bununla birlikte ana akım medya da sürekli olarak Sayın Erdoğan’ın üzerine gitmekte, Sayın Erdoğan hakkında güya hasta olduğu, gecekondu davasından hüküm giydiği, bu sebeple adaylıktan çekilmesi gerektiği, seçilse dahi muhtar bile olamayacağı şeklinde yoğun bir karalama kampanyası yürütmekteydi.
Hem adaylık için düşünülen ilk isim olmaması hem de ağır medya baskı sebebiyle Sayın Erdoğan’ın da oldukça sıkıntı duyduğu ve yakın çevresine “ADAYLIKTAN ÇEKİLMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEDİĞİ” konuşulmaktaydı.
Bu yüzden müvekkilin arkadaşları,
Hem Sayın Erdoğan’ın kendisini partinin önde gelenlerine ve üst yönetimine daha iyi tanıtabilmesi,
Hem de müvekkil ve arkadaşlarının temsil ettikleri genç, modern ve aynı zamanda dindar bir grubun desteğini aldığını da gösterebilmesi,
ve SAYIN ERDOĞAN’IN ADAY GÖSTERİLMESİNİ SAĞLAMAK AMACIYLA,
Refah Partisi’nin önde gelenleri ve Sayın Erdoğan ile bir ev toplantısında bir araya geldiler. Toplantı, şu an müvekkil ile birlikte tutuklu bulunan arkadaşı Alkas Çakmak’ın Emirgan’daki villasında gerçekleşti.
Müvekkil Adnan Oktar ayrıca, merhum Sayın Necmettin Erbakan ile bizzat görüşerek de, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan adaylığına Sayın Erdoğan’ı aday göstermesi için kendisini teşvik etti.
Nitekim Sayın Erdoğan da, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı seçilmesinin ardından ilk basın toplantısına müvekkilin arkadaşlarından Altuğ Berker ile çıkıyor, yan yana çekilen fotoğrafları birçok gazetede yayınlanıyordu.
30.03.1994 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin haberinde, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığına kesin gözüyle bakılan RP’li Recep Tayyip Erdoğan, Pazar gününden bu yana basın toplantısı düzenleyerek neler yapacağını anlatıyor. Erdoğan, dünkü toplantıda da kamuoyunda Adnan Hoca olarak ünlenen Adnan Oktar’ın müritleri olduğu bildirilen gençleri arkasına aldı” ifadelerine yer verilmekteydi. (Aşağıda)
10 Aralık 1993 Gecesi Abdi İpekçi Spor Salonunda Gerçekleştirilen Refah Patisi İstanbul İl Teşkilatının ‘İstanbul Gecesi’nde, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞLARINDAN TÜRKİYE GÜZELİ OLAN GÜLAY PINARBAŞI’NIN REFAH PARTİSİNE KATILIŞI SIRASINDA KÜRSÜYE ÇIKIYOR; Sn. Gülay Pınarbaşı’nı geceye katılan çoşkulu kalabalığa BİZZAT SAYIN ERDOĞAN TAKDİM EDİYORDU. Haberlere Yansıyan Görüntüler (Aşağıda)
Refah Partisi döneminden sonra AK Parti iktidarı öncesinde ve sonrasında da müvekkilin arkadaşları çeşitli vesilelerle gerek Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ile gerekse değerli eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendiyle çeşitli görüşme ve karşılıklı ziyaretler gerçekleştirmişlerdir.
Meltem Daban ve Hüma Babuna, 1999 yılında camiama yönelik gerçekleştirilen büyük operasyonun ardından devam eden dava esnasında Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’yi Üsküdar’daki evinde ziyaret etmiş 3 saate yakın uzun bir sohbet gerçekleştirmişlerdir.
Sayın Emine Erdoğan Hanımefendiye yaptıkları ziyaret 1999 operasyonunun hemen sonrasıdır. Tıpkı bugün olduğu gibi müvekkil ve arkadaşları hakkında basında akıl almaz çirkin iftiralar, cinsel içerikli karalamalar manşettedir. Ancak Emine Erdoğan Hanımefendi misafirperverliğiyle bunlara hiç itibar etmediğini göstermiştir. Müvekkilin arkadaşlarını büyük bir nezaket ve hoş sohbetle, candan bir tavırla ağırlamış, ikramlarda bulunmuştur. Hatta, okuldan dönen kızı Sümeyye Erdoğan’ı da yanlarına davet edip, tanıştırmıştır. Sümeyye Hanım, okulda yaşadıkları başörtüsü sorunlarını anlatmış, müvekkilin arkadaşlarıysa Kuran Ayetlerinden örnekler vererek kendisini teselli etmişlerdir.
Yine müvekkilin arkadaşlarından Eda ve Hüma Babuna kardeşler, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’la İstanbul’da bir sağlık kurumunun açılış töreninde bir araya geldiler. Müvekkilin arkadaşları, tören sonrasında sadece dönemin İstanbul Valisi ve bakanlar dahil sadece 23 kişinin alındığı binada gerçekleştirdikleri toplantıda, Sayın Erdoğan’a “o dönemdeki FETÖ’cülerin kumpası neticesinde açılan davada maruz bırakıldıkları hukuksuzlukları” anlattılar. Sayın Erdoğan’ın yanındakilere, “Pazartesi günü dosyayı masamda istiyorum” şeklindeki açıklamasının ardından müvekkilin arkadaşları, her zamanki gibi kendilerine çok olumlu ve sevgi dolu davranan Sayın Erdoğan’a sevgi ve saygılarını ifade ederek toplantıdan ayrılmışlardı.
Sayın Cumhurbaşkanımız ve Değerli eşi Emine Erdoğan Hanımefendi ile, müvekkilin arkadaşlarının çeşitli vesilelerle yaptıkları görüşmelerden basına yansıyan bazı fotoğraflar ise şöyledir;
AK Parti 2015 yılı Yenikapı iftarında Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve eşi ile birlikte müvekkilin arkadaşlarından Aslıhan Hantal (Yukarıda)
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ile müvekkilin arkadaşı Meltem Arıkan Daban (Yukarıda)
Müvekkilin arkadaşı Levent Sezgin, müvekkilin Harun Yahya mahlasıyla kaleme aldığı “Yaratılış Atlası” isimli kitabını Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan’a hediye ederken (Yukarıda)
Sn. Emine Erdoğan Hanımefendi, müvekkilin arkadaşlarından Mine Kalça ve Pınar Akkaş ile birlikte (Yukarıda)
Burada sadece birkaç örneğini yer verdiğimi tarihi gerçekler Özkan Deniz (Mamati)’nin gerçekleri çarpıtma girişiminin ne kadar boş ver yersiz olduğunun ispatlarıdır. Özkan Deniz (Mamati) ve yandaşları ne kadar çabalarsa çabalasın bu gerçeklerin örtbas edilmesi mümkün değildir. Devletimiz ve idarecileri günü birlik gelişmelerle değil binlerce yıllık Türk devletinin aklı, tecrübesi ve irfanıyla hareket etmektedir. Bu akıl ve irfana sorulduğunda müvekkil Adnan Oktar ve fikri mücadelesinin önemi ve değeri, Özkan Deniz (Mamati) ve yandaşların bir daha tek kelime dahi söylemeyecekleri bir keskinlikle ifade edilecektir.
8. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) ve YANDAŞLARININ EN BÜYÜK ACISI ADNAN OKTAR’A YÖNELİK GÜN GEÇTİKÇE ARTAN SEVGİYİ HİÇBİR ZAMAN ENGELLEYEMECEKLERİNİ BİLMELERİDİR
Özkan Deniz (Mamati) yayında müvekkil Adnan Oktar’ın Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kazanması ve 1979 yılında burada başlayan tebliğ faaliyetlerini anlatırken, “…bakın Adnan Oktar ilk İstanbul'a geldiğinde bu adamın en büyük şansı coğrafi olarak iyi bir yere tezgah açıyor yani İstanbul'a Mimar Sinan'a gidiyor…” demektedir. 18 yaşına kadar kitap bile okumadığını söyleyen bir eğitim ve kültür anlayışına sahip Özkan Deniz (Mamati)’nin, Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden birinde eğitim alınmasını “tezgah açmak” olarak nitelemesi algısının, zihin yapısının ve kültürünün anlaşılması açısından dikkat çekicidir. Anlaşılan o ki Özkan Deniz (Mamati) için üniversite kazanmak, eğitim görmek, arkadaş çevresi edinmek gibi idealler yalnızca birer menfaat elde etme aracıdır. Bu yüzden de tüm bu güzel erdemleri “tezgah açma” olarak nitelemektedir.
Müvekkil Adnan Oktar, dikkat çekici yeteneği, yüksek genel kültürü ve keskin zekası vesilesiyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’ne 3.lükle girmiştir. 80 öncesinin anarşi ortamında üniversiteye başlar başlamaz en öncelikli olanın insanları şiddete sevk eden ideolojilerin geçersizliğini, Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerini anlatmak olduğunu görmüştür. Hızla tebliğ faaliyetlerine başlamıştır. Zaman içinde birer ikişer fikirlerini benimseyen gençler olmuş, daha sonra dalga dalga fikirleri gençler arasında yayılmış ve arkadaş çevresi genişlemiştir.
Özkan Deniz (Mamati) ve benzerlerinin bir türlü anlamadıkları ise müvekkil Adnan Oktar’ın çevresine sevenlerini toplayanın Allah olduğudur. İnsanlar samimiyet, ruh derinliği, dürüstlük ve iyilik olan yerde toplanırlar. Kimin sevgiye layık olduğunu insanların kalbine Allah ilham eder. Allah’ın ilhamı ve yönlendirmesiyle bir araya gelenleri ise hiçbir gücün dağıtması mümkün değildir.
Allah ayette şöyle bildirmiştir:
Ve onların kalplerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Enfal Suresi, 63)
Ayette bildirilen “yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile” ifadesi maddi menfaatleri esas alan, dostluk ve sevgiye göre değil çıkara göre hareket edenlere verilmiş bir cevaptır. Özkan Deniz (Mamati) de isterse bir deneme yapıp, en iyi üniversitede kendi deyimiyle “tezgah” açabilir. Hatta işini kolaylaştırabilmek için sınava girmesine gerek kalmadan iltimasla üniversiteye girmesi de sağlanabilir. İnsanları çevresine toplaması için altına araba, üzerine marka kıyafetler verilip cüzdanına bolca para da konulabilir. Tüm bu olanaklar kendisine tanınmasına rağmen çevresine sevgiyle, istekle, dostlukla bir kişinin bile gelmediğini gördüğünde karşılaşacağı boşluk konunun “tezgah”la hiç ilgisi olmadığını kendisine gösterecektir.
Müvekkil ile arkadaşları arasındaki sevgi, bağlılık ve kardeşlik, herhangi bir baskı veya zorlamanın sonucu değil, tam aksine yıllardır bu bağları zayıflatmak, müvekkili kendilerince yalnızlaştırmak ve arkadaş çevresini dağıtmak amacıyla yürütülen yoğun baskı, yıldırma girişimlerine rağmen giderek güçlenen bir gönül birlikteliğidir. Tüm çabalara rağmen söz konusu bağlar zayıflamamış, aksine zaman içerisinde daha da güçlenmiştir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşları, müvekkilde bizzat kendilerinin şahit oldukları aklın, samimiyetin, derinliğin, sevginin, merhametin, fedakarlığın, cömertliğin, vefanın, dünyadan geçmişliğin, Allah’a adanmışlığın, Kuran’a bağlılığın, hamiyetin, mertliğin, cesaretin binlerce örneğiyle aklen, kalben ve vicdanen onu sevmektedirler. Kendi yaşadıkları ve gördükleri, akıllarıyla ve vicdanlarıyla tasdik ettikleri sevgiye dair binlerce delil varken, birkaç sevgisiz ve menfaatperest insanın sözleriyle, iftiralarıyla, yalanlarıyla hareket etmeyecekleri açıktır.
Allah’ın yarattığı sayısız güzelliği, üstün sanatı, merhametini, şefkatini, insanlara verdiği değeri, onları koruyup gözetmesini, eğitimini ve yaratışındaki eşsiz inceliği derinlemesine kavrayan bir insan için sevgi, iyilik ve güzellik sınırsızdır. Böyle bir anlayışa sahip kişiler için sevginin sonu yoktur. Allah’a samimi bir imanla bağlanan insanların sevgisi zamanla eksilmez. Aksine güçlenir ve derinleşir. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları da, Allah’a olan güçlü imanları vesilesiyle, müminlere bir nimet olarak verilen bu sevgi, kardeşlik ve samimiyeti yaşamaya devam etmektedirler.
Kanaatimizce İpek Hanım da bu hususun bilincindedir. Zira, ne zaman Özkan Deniz (Mamati), Furkan Sezer ya da yandaşlarıyla röportaj yapsa hep aynı sormaktadır: “Adnan Oktar tekrar (sözde) örgütü biraraya toplayabilir mi?” Sırf bu soru bile İpek Hanım’ın bilinçaltındaki “müvekkil ve arkadaşlarının masum olduğu, mutlaka bir gün özgür olacakları ve yeniden bir araya gelecekleri” inancının ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
İpek Hanım bu yöndeki sorularına hem bu programında Özkan Deniz (Mamati)’nin hem de diğer programlarına katılan eski polis memuru Furkan Sezer ve Fırat Develioğlu’nun hep aynı cevabı vermektedir. Bu cevaplar, müvekkil Adnan Oktar’a duyulan sevginin ortadan kaldırılamayacağını, müvekkilin imani faaliyetlerinin de önüne geçilemeyeceğini kendilerinin kabul ettiğini ortaya koymaktadır. Bu açıklamalarında, harcadıkları onca vakte, maddiyata ve emeğe rağmen müvekkilin fikirlerinin etkisinin devam ettiğini ve kendisine yönelik sevginin zayıflamadığını görmenin acısı vardır.
Bu nedenle Furkan Sezer, “bugün serbest bırakılsa 24 saat içinde koşarak Adnan Oktar’ın yanına giderler” demekte ve müvekkilin cezaevinde canına kast edilmesi gerektiğini söyleyecek kadar çirkin bir pervasızlık göstermektedir.
FURKAN SEZER: Örgütü yeniden toplar. 24 saat içerisinde de operasyon yapıldığı günden daha güçlü bir hale getirir. 25. saat devlet hepsini parça parça eder.
İPEK ÖZBEY: Nasıl oluyor da 24 saat içinde eskisinden daha güçlü hale getirebiliyor?
(Sözcü TV, 03.10.2023, https://www.youtube.com/watch?v=6X_MQb3A1hg)
Özkan Deniz (Mamati) ise, muhtemelen müvekkil Adnan Oktar’ı Furkan Sezer’e kıyasla daha yakından tanıdığı için değil 24 saat, 1-2 saat içinde müvekkil ve arkadaşlarının kaldıkları yerden, daha güçlü devam edeceklerini söylemektedir:
İPEK ÖZBEY: Bugün çıktı diyelim Adnan Oktar, tekrar örgütü toparlayabilir mi?
ÖZKAN MAMATİ: Saat kaç şu anda?
İPEK ÖZBEY: Programı çektiğimizde 17.06
ÖZKAN MAMATİ: Şu anda (saat) 17:06. 19:00'da örgüt tam tekmil her şeyle hazır olur.
9. ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’NİN TARİKATLAR VE CEMAATLER HAKKINDAKİ YORUMU ZİHİN YAPISINI ORTAYA SERMEKTEDİR
Özkan Deniz (Mamati)’nin söz konusu yayında tarikatlar ve cemaatlerin samimi olup olmadığını nasıl değerlendirdiğini açıklarken ibretlik bir mantık örgüsü ortaya koymuştur. Üstelik sadece tarikat ve cemaatleri değil tüm Türk toplumunu “miras için kavga eden”, “maddiyatçı” insanlar olarak yaftalamaktadır. Para için kavga etme çirkinliğini ise “çok bizden, çok organik” olarak tanımlamıştır. Önce, “öyle bir sosyolojik bilgim yok” diyerek cemaatleri tarikatları, türk toplumunu aslında hiç tanımadığı ikrarında bulunmuş, bakış açısını ve kişiliğini genel kültür, görgü, terbiye ve vicdanın değil, maddiyatçı bir anlayışın belirlediğini ortaya koymuştur.
ÖZKAN MAMATİ: …Türkiye'de tarikatlar var şimdi. Siz, anneniz, babanız, dedeniz vefat ettiğinde dayınızla anneniz mutlaka bir miras kavgasına girer hep olur. Bu Türk halkının genetiğinde vardır. Yani hani amcanızla babanız kavga eder. Bu genetiğin olduğu tarikatlara ben bakıyorum genelde mesela post kavgası var post… Bu çok Türk, çok milli. İşte tarikatta birbirlerini suçluyorlar işte başa geçmek için uğraşıyorlar kardeşler kavga ediyor bu çok milli geliyor bana çok bizden… Yani orada kavga var post için birbirlerine giriyorlar işte taraftarlar dövüşüyor birbirine tövbeleri iptal ediliyor vs. Yani gibi yani isim vermeyeyim de orada orası çok milli geliyor bana, çok organik geliyor, çok bizden...
Özkan Deniz (Mamati)’nin bu yorumunda hem kendi zihniyetinin yansıması hem de cemaat ve tarikatlara yönelik derin devlet yapılanmalarının algı yönetiminin bir parçası vardır. Bir yandan da sadece cemaatleri tarikatları değil genel olarak tüm Türk toplumunu “miras için kavga eden” olarak nitelemektedir. Bu, milletimizin yüksek karakterine bir nevi hakarettir. Oysa Türk halkı her zaman tamahkarlıktan uzak bir asalet içindedir. Sofrasındaki bir tabak yemeği dahi seve seve paylaşan temiz Anadolu insanlarını bir ev, arsa için kavga eden insanlar olarak tanıtıp bu ahlak bozukluğunu da “milli ve organik” diye nitelemek kabul edilebilir değildir.
Şunu da hatırlatmak gerekir ki, cemaatler ve tarikatlar başta olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşları gönüllük esası üzerine kuruludur. Faaliyetlerinden ve çalışmalarından bir gelir beklentileri yoktur. Tam tersine kendi haklarından fedakarlık ederek hizmet yaparlar. Özellikle de cemaatler ve tarikatlarda Allah rızası esas olduğundan dünyevi kriterlerin bir önemi yoktur. Bir tarikat veya cemaatin lideri imani derinliği, vicdanı, Allah’a adanmışlığı ile kıymet kazanır. Özkan Deniz (Mamati)’nin bu güzel ahlaka ve değerlere yabancı olduğu anlaşılmaktadır. Dindar bir camiada kavgayla, tartışmayla liderlik elde etme yarışı olmaz. Bu yarışa girenler bu camialardan doğal olarak dışlanırlar, dindar insanların bünyesi bunu kabul etmez. Basına yansıyan bazı haberlerde “post kavgası” gibi imajlar oluşturulmaya çalışılsa da, o cemaat veya tarikatların mensupları büyük çoğunlukla bu tarz dünyevi hırslardan uzak temiz insanlardır.
Zaman zaman Cübbeli Ahmet Hoca örneğinde görüldüğü gibi cemaat önderinin vefatının ardından kendince “liderlik” hırsıyla hareket edenler olsa dahi, söz konusu cemaatler ferasetli ve basiretli bir tutumla bu anlayışta kişileri kendilerinden uzaklaştırmaktadırlar.
Aslında Özkan Deniz (Mamati)’nin bu değerlendirmesi kendisinin içindeki hırsın ve müvekkilin arkadaş grubuna hangi amaçla gelip ne planlar içinde olduğunun da bir göstergesi olmuştur. Allah rızası için yaşamayı bir türlü kavrayamadığı görülen Özkan Deniz (Mamati)’nin müvekkil tutuklanınca arkadaş grubunun başına geçip, maddi ve sosyal imkanları kendi nefsi ve keyfi için dilediğince kullanabileceği bir model hayal ettiği anlaşılmaktadır. Kendi dünyevi bakış açısıyla “liderlik koltuğuna oturmayı”, kendi “cemaatini oluşturmayı” ve insanların maddi manevi imkanlarını istismar etmeyi hedeflediği görülmektedir. Nitekim dava dosyasına giren belgeler ve delillerde etkin pişman ve müşteki olmaya zorladığı insanlar üzerinde baskı kurduğu, herkesi kendisiyle birlikte hareket etmeye mecbur kıldığı, insanları “tutuklattırmakla” tehdit ederek kendine imkan sağladığı açığa çıkmıştır.
Özkan Deniz (Mamati) operasyondan bu yana yaptığı açıklamalar ve sosyal medya paylaşımlarıyla müvekkilin arkadaş grubu içinde tarif ettiği gibi bir tartışma, kavga, ayrılık beklemiştir. Hatta kendisinin bu kavgayı başlattıktan sonra, bu kavgadan kendince bir lider olarak çıkacağını hayal etmiştir. Tüm bu planları kurarken ise, Allah’ın Kuran’da haber verdiği üzere tüm planların sahibinin Allah olduğunu unutmuştur:
Onlar, plan yaptılar. Allah da plan yaptı. Allah, en iyi plan yapandır. (Al-i İmran Suresi, 54)
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının 8 yıldır her türlü hukuksuzluk, haksızlık, iftira, karalama ve çileye rağmen birbirlerine sevgilerinin katlanarak devam etmesi hayallerini yerle bir etmiştir.
Dünyanın her yerinde ve her düşünceden insan tarafından, bu derece maddiyatçı ve erdemden uzak bir düşünce yapısı son derece itici bulunurken, İpek Özbey’in bu iticiliği görememesi ise kendisi açısından samimiyetle değerlendirmesi gereken önemli bir feraset ve basiret noksanlığıdır.
10. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞLARI TÜRKİYE’YE EN DEĞERLİ HİZMETLERİ VEREN İNSANLARDIR
Özkan Deniz (Mamati) müvekkil Adnan Oktar’ın 1980-90 arası bir nesli etki altına aldığını, müvekkil ile tanışan genç insanların değiştiklerini ve ülkeye katkı vermeyen hale geldiklerini öne sürmektedir. Oysa tam tersine, müvekkil Adnan Oktar ile tanışması vesilesiyle imanı tanıyan gençler sadece kendi menfaatleri, gelecekleri, hayatları için değil milletin ve İslam aleminin geleceği için gayret etmeyi öğrenmişler ve hem Türkiye’ye hem dünyaya nice makam ve mevki sahibi olmuş insandan bin kat daha faydalı hizmet vermişlerdir. Hizmetlerine de şevkle devam etmektedirler.
Müvekkil Adnan Oktar’ın gençleri kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıp faydalı ve hayırlı işlere yönelmelerine vesile olduğu ta 80’lerde dahi gazete haberlerine yansımıştır. 1986’da dava dosyasında bazı ailelerin müvekkilden şikayetleri, “çocuklarının içki içmeyi bırakmaları” olmuştur.
Müvekkil Adnan Oktar, içki ve diğer kötü alışkanlıklar içinde yok olup gidecek binlerce gencin kurtuluşuna ve ülkeye faydalı insanlar haline gelmesine vesile olmuştur. Müvekkilin arkadaşlarının eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamdaki başarılarına bakıldığında bu gerçek tartışmasız bir şekilde herkes tarafından görülmektedir. Müvekkilin arkadaşlarının iş ve sosyal hayatlarındaki başarılarını ve konumlarını sıralamak onlarca sayfa yer tutacaktır. Ancak kısaca müvekkilin yakınında bulunmuş, onun yanında yetişmiş ve kendini geliştirmiş, tüm Türkiye tarafından da tanınana bazı isimleri sıraladığımızda konu daha kolay anlaşılacaktır:
- Ünlü iş insanı Acun Ilıcalı
- Acun Ilıcalı Acun Medya Genel Koordinatörü Esat Yontuç
- Acun Ilıcalı’nın Ağabeyi Doktor Ömer Cenker Ilıcalı
- Mustafa Sarıgül’ün Eski Eşi, Eğitimci ve Siyasetci Aylin Kotil
- Gazi Üniversitesi Rektörü ve Milli Pediatri Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Evner Hasanoğlu’nun oğlu, aynı zamanda Uluslararası Pediatri Kurumu IPA Direktörü Kerem Hasanoğlu
- Türkiye Genç İşadamları TÜGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Tuba Dalkılıç
- AK Parti İstanbul 24. Dönem İstanbul Milletvekili adayı Esra Atik
- Yıldız Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Caner Taslaman
- TV Yapımcısı ve Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Teyfur Erdoğdu
- Duayen Gazeteci Rahmi Turan’ın Kızı ve Sözcü Gazetesi Yazarı Pınar Turan
- Namık Kemal Zeybek’in Kızı ve Aydın Doğan’ın Yeğeni Tuğba Zeybek (Doğan Holding Medya Grup Şirketlerinde Direktör)
- Swarovski Türkiye Genel Müdürü İş İnsanı Aslı Tezcan Karaçorlu
- Seba İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve Doğrul Yol Partisi Kurucularından Orhan Keçeli’nin Oğlu İş İnsanı Nedim Keçeli
- Türkiye’nin Tekstil Kralı Olarak Tanınan Kula Mensucat’ın Sahibi Yılmaz Eyilik’in Kızı Eyilik Holdig Yön. Kurulu Üyesi Tuğçe Eyilik
- Doğuş Holding Sanat Danışmanı ve Müzeler Koordinatörü Çağla Saraç
- TV8 Televizyonu İnsan Kaynakları Direktörü Ayşe Altuniç Güven
- Türkiye Güzeli, Oyuncu ve Manken Pınar Tezcan ile eşi Sosyetenin Tanınmış Simalarından İş İnsanı Kerem Özçapkın
- Gem Palace Mücevher’in Türkiye Temsilcisi Arzu Atabarut
- Çarmıklı Holding’in Sahibi Ali Rıza Çarmıklı’nın Torunu ve Yönetim Kurulu Üyesi İş İnsanı Gülnaz Kançal
- Amerikan Morgan Stanley ile IMF Batı Yarım Küre Kıdemli Ekonomisti ve Bir Dönem Adı TC. Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı İçin Geçen Serhan Timuçin Çevik
- Türkiye’nin En Büyük Denizcilik Firmalarında Kalkavan Holding’in Sahibi Metin Kalkavan’ın Kızları ve İş İnsanları Pınar, Bahar ve Feryal Kalkavan Kardeşler
- Lacoste Markasıyla Tanınan Tekstil Devi Eren Holding’in Sahibi Kuzenler Emrullah Eren ve Nurullah Eren
- Ünlü Mimar Koray Yavuzer
- Atasay Kuyumculuğun Sahibi Atasay Kamer’in Kızı ve İş İnsanı Neşe Kamer Kolbaşı
- Turizmci İş İnsanı ve AK Parti Bodrum – Yalıkavak Belediyesi Meclis Üyesi Mine Tatari
- MicroPort MEA&CIS Bölgesi (Türkiye, Orta Doğu/Afrika, Doğu Avrupa, Rusya ve Bağımsız Devletler) Başkanı Dr. Altuğ Ergin
gibi daha pek çok başarılı insan müvekkil Adnan Oktar’ın talebesidir.
Eğer İpek Hanım samimi olarak Türkiye’ye faydalı olabilecek insanların korunması ve desteklenmesi gerektiği kanaatindeyse; masum oldukları tüm Türkiye ve hukuk camiası tarafından bilinen, ülkenin en iyi okullarında eğitim görmüş, birkaç yabancı dil konuşan, nezih, kaliteli, meslek sahibi, içlerinde şirket sahibi ve yöneticiler, mimarlar, mühendisler, doktorlar, yazarlar olan, aydın, modern, güzel ahlaklı insanların 365 kere müebbet anlamına gelen binlerce yıllık cezalarla 8 yıldır cezaevinin küflü koğuşlarında çürümeye terk edilmiş olmalarına tepki göstermeleridir. Ülkesini seven her aydın bu hukuksuzluğun karşısında olmalıdır.
11. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ESERLERİNE YANSIYAN SAMİMİYET VE DERİNLİĞİN TAKLİDİ VE BAŞKASI TARAFINDAN OLUŞTURULMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR
Müvekkilin birçok konuda olduğu gibi kitap yazma konusundaki başarısını hazmedemeyen Özkan Deniz (Mamati) ve çevresi durup durup “güya kitapların başkaları tarafından yazıldığı hikayesi”ni tekrar gündeme getirmektir. Uzun yıllardır gündeme getirilen bu mantıksız iddianın temelinde, müvekkil Adnan Oktar’ın eserlerinin dünya çapında meydana getirdiği geniş başarının kabul edilmek istenmemesi yatmaktadır.
Bu eserlerin ortaya koyduğu fikri etkiyi ortadan kaldıramayanlar, kitapların değerini ve etkisini kamuoyu nezdinde kendilerince azaltabilmek amacıyla, eserlerin müvekkil Adnan Oktar tarafından değil de arkadaş grubundan ayrılmış başka kişiler tarafından yazıldığı yönündeki iddiaları yıllardır tekrar tekrar gündeme taşımaktadırlar.
Özellikle şu husus son derece önemlidir: Söz konusu kişilerin ayrılmalarının ardından müvekkil Adnan Oktar’ın yayın faaliyetleri yavaşlamamış, aksine daha da hızlanarak ve güçlenerek devam etmiştir. Nitekim bu dönemde müvekkilin külliyatına yüzlerce yeni eser eklenmiş, kitapların sayısı önceki dönemlere kıyasla daha da artmıştır.
Söz konusu eserlerin müvekkil Adnan Oktar’a ait olduğu tartışmasızdır. Kaldı ki kitaplarda işlenen fikirler, analizler ve değerlendirmeler de A9 Televizyonu’nda yapılan canlı yayınlarda milletimizin huzurunda bizzat müvekkil Adnan Oktar tarafından anlatılmış, kamuoyunun ilk kez müvekkilden duyduğu pek çok konu daha sonra eserlerinde de yer almıştır.
Özetle Müvekkil Adnan Oktar’ın tüm kitaplarında, ilk sayfadan son sayfaya kadar hissedilen ortak bir üslup bütünlüğü bulunmaktadır. Eserlerin tamamında sadece müvekkile özgü samimi, derin ve özgün anlatım tarzı kendisini göstermekte, kitaplar aynı düşünce yapısı ve aynı anlatım dili vardır.
Müvekkilin kitaplarını kendilerinin yazdığını iddia eden kişilere müvekkil şöyle bir teklifte bulunmaktadır:
Müvekkil bu kişilere Allah’ın varlığı, Allah’a imanla ilgili kitap yazımı, tasarımı ve basılması için her türlü maddi desteği sağlayacaktır.
Hatta kitap yazımı için harcayacakları zaman için de ayrıca bir ücret verecektir.
Ancak bu kişilerin hiçbiri, çok yüksek bir ücret verilse dahi bu teklifi kabul etmeyeceklerdir.
Bu kişiler, ücret karşılığında dahi Allah’ın varlığını, birliğini, iman hakikatlerini, Kur’an mucizelerini, evrim teorisinin geçersiz olduğunu, gördüğümüz, duyduğumuz, algıladığımız her şeyin beynimizin arkasında küçücük görme merkezinde oluşan görüntüler olduğunu, maddenin aslı varsa da duyularımızla aslına ulaşmamızın imkansız olduğunu anlatamazlar; böyle bir teklifi asla kabul etmezler.
12. SEVGİ VE SADAKATİ ŞANTAJ VE BASKI İDDİALARIYLA AÇIKLAMA GİRİŞİMİ BEYHUDE BİR ÇABADIR
İpek Hanım ve Özkan Mamati’nin, müvekkil ile arkadaşları arasındaki güçlü bağlılığı, sadakati ve vefayı kendi materyalist dünya görüşleriyle izah edememeleri nedeniyle başvurdukları yalanlardan biri de, müvekkilin arkadaşları üzerinde baskı ve dayatma bulunduğu, genç kızlara şantaj yapıldığı iddiasıdır. Şantaj kasetleri yalanı müvekkil Adnan Oktar hakkında tam anlamıyla bir şehir efsanesine dönüşmüş, bugüne kadar yargılandığı dosyalarda isnat olarak dahi yer almamış tamamen desteksiz bir iftiradır.
Eş zamanlı ani baskınlarla, 1999 ve 2018 yıllarında düzenlenen her iki polis operasyonunda, Adnan Oktar ve arkadaşlarına ait 200’ün üzerinde ev ve iş yeri kapsamlı şekilde aranmış, tüm kişisel ve iş yeri bilgisayarlarına, cep telefonlarına el konulmuş, her biri Siber Şube tarafından incelenmiş, ailelerinin evleri dahi aranmış ancak bugüne kadar tek bir gizli kamera düzeneğine, tek bir şantaj kasetine, hatta şantajı ima edecek tek bir tane karineye rastlanmamıştır. Hatta bazı evlerin bahçeleri iş makinalarıyla kazılmış, delik deşik edilmiş yine de herhangi bir şantaj kaseti ya da malzemesi bulunmamıştır.
Bunun yanı sıra 2018 Temmuz ayında düzenlenen polis operasyonu öncesinde ise 2 yıl boyunca fiziki ve teknik takip yapılmış, Adnan Oktar ve arkadaşları adım adım izlenmiş, evleri iş yerleri ailelerinin ve arkadaş çevrelerinin evleri, bulundukları her yer gözlem altına alınmış, kimlerle bağlantı içinde oldukları tespit edilmiş, tüm telefonları dinlenmiş ancak sonuç değişmemiş, ortaya yine şantaj iddialarına dair tek bir tane bile somut bulgu, belge, vb. delil konulamamıştır.
Bunca yıldır tek bir tane dahi şantaj kaseti bulunmadığı için de 11 Temmuz 2018 operasyonu sonrasında Adnan Oktar’ın kaleme aldığı eserlerinden hazırlanan belgesellerin kasetleri ve A9 Televizyonu’nun RTÜK mevzuatı gereğince kanunen arşivlemek zorunda olduğu canlı yayın kayıtlarının bulunduğu kasetler, sanki suç üstü ele geçirilmiş şantaj kasetleriymiş gibi dizilip kamuoyuna sergilenmiştir.
Hem 1999 hem de 2018 yıllarındaki operasyonlardaki şantaj kasetleri efsanesinin yanı sıra, bazı siyasiler hakkında notların ya da telefon dinleme kayıt veya dökümlerinin varlığı iddiası da efsaneden öteye gidememiştir. Operasyon kapsamında herhangi bir siyasi aleyhinde ele geçirilmiş tek bir çalışma, tutulmuş bir not, ses kaydına rastlanmamıştır.
Bu ve benzeri içerikli iftiralara ilişkin, -güya polis operasyonu esnasında ele geçirildiği iddia edilen- sözde el yazısı evrakların ve dijital materyallerin tamamının ise hem sonradan hazırlanmış ve kurgulanmış sahte materyaller oldukları hem de operasyondan sonra emniyet ve soruşturma aşamasında yasa dışı yollarla dava dosyasına eklenmiş oldukları da bilirkişi raporları, sanıkların beyanları ve sundukları somut delillerle ispat edilmiştir.
Kumpas davasının olmazsa olmazı cinsel suç iddialarının kamuoyunda sarsıcı etki uyandırması amacıyla güya kadınlara şiddet uygulandığı, tehdit edildikleri, görüntülerinin çekilerek şantaja uğradıkları, zorla özgürlüklerinden alıkonuldukları gibi senaryolar mecburen ifadelere serpiştirilmiştir. Burada birinci amaç toplumda büyük bir öfke ve infial uyandırmak, ikincisi ise on yıllar boyunca severek, isteyerek camiada kalmış kadınlara kendilerini tutuklanmaktan kurtarmak için iftira atmalarının reçetesini sunmaktır. Çünkü kadınlar ancak bu şekilde, Adnan Oktar ve arkadaşlarının yanında yıllar boyunca kalmış olmalarını kendilerince mazur gösterebilmektedir.
Eğer şiddete uğradığı, tehdit edildiği, gizli kamera görüntüleriyle şantaj yapıldığı hikayesini isnat etmezse, o zaman uzun yıllar bu camiada kalmasını mazur gösterecek bir dayanağı da kalmamaktadır. Bu durumda ise malum netice, diğer sanıklarla beraber hapse atılması, işlemediği suçlardan sorumlu tutulması ve yüzlerce yıllık cezalara boyun eğmesi olacaktır. Zorla şikayetçi olmaya mecbur kılınan kadınların tamamı, önlerine konulan yegane çıkış senaryosuna boyun eğmek mecburiyetinde kalmıştır. Bir kısmı ise beklediği çıkarı, zenginliği veya evliliği elde edemediği için kinlenmiş ve husumet beslemeye başlamıştır.
Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur. Örneğin SMC. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “eden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, güya dini telkin sebebiyle robotlaşma senaryosunu yerle bir etmektedir.
Dolayısıyla müvekkil ile arkadaşları arasındaki ilişkinin temelinde sevgi, vefa, sadakat, güven ve samimiyet bulunmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar, her bir arkadaşını Allah’ın bir nimeti ve tecellisi olarak görmekte, onlara büyük değer vermekte ve içten bir sevgiyle yaklaşmaktadır. Müvekkilin arkadaşları da Adnan Oktar’ı Allah’ın kendilerine lütfettiği büyük bir nimet ve tecelli olarak görmekte; kendisine karşı derin bir sevgi, dostluk, hayranlık, güven ve sadakat duymaktadırlar.
13. ELVAN KOÇAK’IN KIZLARI BABALARININ KENDİLERİNE YAŞATTIKLARI OLUMSUZLUKLAR SEBEBİYLE KENDİSİYLE GÖRÜŞMEMEKTEDİR
İpek Özbey daha önceki yayınlarında da olduğu gibi Elvan Koçak isimli şahsı öne sürerek müvekkilin arkadaşlarının ailelerinden koparıldıkları yalanını dile getirmiştir.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki Elvan Koçak isimli şahsın, kızları ve eski eşi ile arasındaki konuların müvekkil Adnan Oktar ile hiçbir bağlantısı yoktur. Elvan Koçak ve kızları arasındaki konu maalesef ülkemizde ve toplumumuzda sıkça rastlanan, bir babanın kız çocukları ve eşini sırf kadın oldukları için baskı altına alma, dayatmalarda bulunma, şiddet ve tehdide başvurma vakasıdır. Olayın içine salt kara propaganda amacıyla müvekkil Adnan Oktar’ın ismi karıştırılmış olmasa, tüm basının söz konusu kızları bu babadan korumak için ortalığı ayağa kaldıracağı bir konuda, sırf müvekkile duyulan ön yargı ve bazı derin odakların yönlendirmesi sebebiyle bu kızların rahatlarını, huzurlarını, hatta canlarını hiç sayarak şiddete eğilimli ve sorunlu bir kişiliği olduğu mahkeme kararlarıyla da ortaya konulmuş bir babanın ellerine terk edilmek istenmektedir. Kuşkusuz bu vicdanları ağır yaralayan bir durumdur.
Söz konusu kız çocuklarının babaları Elvan Koçak ile görüşmek istememelerinin sebebi Adnan Oktar değil, bizzat Elvan Koçak’ın evlatlarına yıllar boyunca yaşattığı eziyet ve dehşettir. Elvan Koçak eşini aldatması, gayri meşru ilişkiler yaşaması, kızlarının ve karısının üzerinde baskı kurması, şiddet uygulaması, boşandıktan sonra da karısını ve çocuklarını mermi fotoğrafları göndererek tehdit etmesi, karısının ve kızlarının canlarını koruyabilmek için Mahkeme’den uzaklaştırma kararı çıkarmak zorunda kalmaları gibi kendisinin sorunlu kişiliğini ortaya koyan somut olayları tamamen yok sayıp çocuklarıyla arasındaki tek konunun çocuklarının anneleriyle birlikte Adnan Oktar ile görüşmesiymiş gibi tablo çizmektedir. Oysa, eşi ve çocukları Adnan Oktar ile tanışsa da tanışmasa da, Mahkeme kararlarıyla somut olarak ortaya konulduğu üzere Elvan Koçak eşine ve çocuklarına hayatı yaşanmaz hale getiren, kendi çocuklarının yaşadıkları dehşet yüzünden Mahkeme kararıyla babalarından korunmak istedikleri bir insandır.
Elvan Koçak’ın hem eski eşi Gülperi Hanım’a hem de küçük çocuklarına uyguladığı kötü muamele ve baskılardan dolayı eşi 2011 yılında kendisinden ayrılmıştır. Elvan Koçak’ın eşine karşı sadakatsizliği ve evli olduğu halde gayrı meşru ilişkilere girmiş olması bir yana, tutucu hayat görüşü sebebiyle çocuklarına da yıllar boyunca büyük baskılar uygulaması ve hayatlarını deyim yerindeyse zehir etmesi yüzünden aile bundan 13 yıl önce Elvan Koçak’tan kaçarak kurtulmuştur. Viyana Mahkemesi, Elvan Koçak’ın çocukları üzerinde kurduğu baskı, mermi fotoğrafları göndererek ölümle tehdit etmesi, baskıcı ve despot bir yapısı olması gibi somut gerekçelerle velayeti anneye vermiştir.
Üstelik Elvan Koçak’ın başka kanallarda yaptığı açıklamalarda bu dosyaya dahil olduğu için maddi menfaat elde ettiğini de söylemektedir. 02.07.2024 tarihli Kanal D’deki “Neler Oluyor Hayatta” programında, eşi kendisini boşadıktan sonra beş parasız kaldığını, sonrasında kızlarının Adnan Oktar ile görüştüğünü duyunca kendisine yeni bir gelir kapısının açıldığını, kanal kanal dolaşarak kendisinden istenen konuşmaları yapması karşılığında da ‘EKONOMİK DESTEK GÖRDÜĞÜNÜ’ yani bu işten para kazandığını şöyle anlatmıştır:
“Eşimden ayrılınca iş yerlerini de ayırdık. Yıkım oldu. Bu yıkımın üzerine çocuklar da gelince tabii ki çok zorlandık. Zorlanmaya da devam ediyoruz. TÜRKİYE'DEKİ BÜTÜN MASRAFLARIMIZI, AVUKAT MASRAFLARINI, DAVANIN MASRAFLARINI ÜSTLENEN BİRKAÇ KİŞİ VAR SAĞ OLSUNLAR. EKONOMİK OLARAK DA DESTEKLİYOR ÖZKAN AYRICA.”
14. SİLAHLI SALDIRI VE SİLAHLI TEHDİT İDDİASININ KUMPAS NİTELİĞİ TAŞIYAN BİR KURGUDAN İBARET OLDUĞU DELİLLERİYLE KANITLANMIŞTIR
Özkan Deniz (Mamati)’nin iddia ettiği gibi bir silahlı çatışma hiçbir şekilde yaşanmamıştır. Sanki büyük bir çatışmada özel harekat polisleri hedef alınarak vurulmuşlar gibi göstermeye çalıştığı konu Cumhuriyet tarihinin en karanlık kumpaslarından biridir. Ortada vurulmuş herhangi bir özel harekat polisi de yoktur.
İddiaya göre Mert Sucu olay günü güya şarjörü bitene kadar polislere hedef gözeterek ateş etmiştir ve sözde özel harekat polislerinden birinin çelik yeleği ve şarjörü isabet almıştır. OLAY YERİ BULGULARI BU İDDİANIN DOĞRU OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR:
-Özel harekât polisine ATEŞ ETTİĞİ İDDİA EDİLEN ve SAĞ ELİNİ KULLANAN MERT SUCU’NUN SAĞ EL İÇ VE SAĞ EL DIŞ İNCELEMESİNDE BARUT İZİ YOKTUR.
-SİLAHINI KULLANMADIĞINI SÖYLEYEN 256728 sicil sayılı POLİS MEMURUNUN SOL EL İÇ, SOL EL DIŞ, SAĞ EL İÇ, SAĞ EL DIŞ İNCELEMESİNDE BARUT İZİ VARDIR.
-Mert Sucu’nun kullandığı söylenen SİLAH ÜZERİNDE HİÇBİR DNA VE PARMAK İZİNE RASTLANMAMIŞTIR. Mert Sucu’nun kendi silahında kendisine dair hiçbir DNA izi çıkmaması, BİR BAŞKASININ SİLAHI KULLANDIKTAN SONRA DNA ÇIKMAMASI İÇİN SİLAHIN OLAYDAN SONRA TEMİZLENDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.
-Olayda Mert Sucu tarafından kullanıldığı iddia edilen silahın “OLAY YERİ GİRİŞ SAHANLIĞINDA, ODANIN DIŞINDAKİ AYAKKABI DOLABI ÖNÜNDE YERDE, AYAKKABI İÇERİSİNDE” BULUNDUĞU kaydedilmiştir. GÜYA ÖZEL HAREKAT POLİSLERİNE ODASININ İÇİNDEN BİR ŞARJÖR KURŞUN BOŞALTAN, HEMEN AKABİNDE DE ETKİSİZ HALE GETİRİLİP YAKALANAN, ÇEVRESİ ONLARCA POLİSLE SARILMIŞ BİR KİŞİNİN, EYLEMDE KULLANDIĞI SİLAHI BÖYLE İNTİZAMLI BİR ŞEKİLDE, ÜSTELİK DE SİLAHIN ÜZERİNDEKİ PARMAK İZLERİNİ DE SİLEREK, DIŞARIDA DURAN AYAKKABISININ İÇİNE BIRAKAMAYA FIRSAT BULAMAYACAĞI AÇIKTIR.
-Olay anında orada bulunan 3 POLİSİN MAHKEMEDEKİ İFADELERİ HEM BİRBİRLERİYLE HEM DE KENDİ İÇLERİNDE ÇELİŞKİLİDİR. Örneğin, biri odaya hiç girmediklerini söylerken, biri koç başıyla kapıyı kırıp girdiklerini, diğeri ise aynı kapıyı kendisinin ters tekme ile kırdığını söylemektedir. Söz konusu polislerin ifadelerinde bunun gibi onlarca çelişki ve tutarsızlık bulunmaktadır.
-Mert Sucu’nun atışlarıyla güya isabet aldığını iddia eden özel harekat polisi, olaydan sonra tıbbi müdahale talep etmemiş ve görmemiş, devlet hastanesinden rapor almamış, HATTA İSABET ALMASI DURUMUNDA VÜCUDUNDA OLUŞMASI KESİN OLAN EKİMOZLARA DAİR BİR FOTOĞRAF BİLE çektirmemiştir.
-İsabet aldığı iddia edilen çelik yeleğin iç kısmında başka bir kişinin adı yazmaktadır. Yeleğin son kullanma tarihinin de geçmiş olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca, eski ve başkası tarafından kullanıldığı anlaşılan YELEKTE BİR DELİK GÖRÜLMESİNE RAĞMEN, BU DELİKTEN MERT SUCU’NUN SİLAHINA AİT BİR MERMİ ÇEKİRDEĞİ ÇIKARILMAMIŞTIR.DAHA DOĞRUSU DELİKTE HİÇBİR ÇEKİRDEK BULUNMAMIŞTIR.
-Yerel mahkeme heyeti tarafından, o gün neler yaşandığını aydınlatacak en önemli delil olan OLAY YERİNİ GÖREN KAMERA KAYITLARI, SANIKLARIN ISRARLI TALEPLERİNE RAĞMENGETİRTİLMEMİŞTİR.
Yalnızca burada özetlediğimiz noktalar bile, söz konusu olayın arka planında açıklığa kavuşturulması gereken çok sayıda çelişki ve karanlık husus bulunduğunu ve özel harekat polisine ateş edildiği yönündeki iddianın bir kurgu olduğu gerçeğini göstermektedir.
15. İPEK HANIM’IN ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’YE SORMASI GEREKEN SORULAR
Adalet ve hukuk savunuculuğu yapan bir kanalın çalışanı olarak İpek Hanım, konuklarına yerinde ve gerekli soruları sorarak kamuoyunu her yönüyle bilgilendirme sorumluluğu da üstlenmektedir. Bu açıdan Özkan Deniz (Mamati)’ye dosyada yer alan bazı evrak ve belgeler ve hatta kendisinin emniyet ve Mahkeme ifadeleri hakkında da sorular yöneltmesi yerinde olacaktır.
ÖZKAN DENİZ (MAMATİ)’YE “10-15 KADINA CİNSEL SALDIRIDA BULUNDUM” BEYANI SORULMALIDIR
Muhtemelen İpek Hanım’ın da yakından takip ettiği üzere Özkan Deniz (Mamati) kendi beyanlarında nitelikli dolandırıcılık, kara para aklama ve cinsel saldırı suçlarını işlediğini ikrar etmiş, hatta sözde örgütün hayali cinsel sömürü düzenine 10-15 kız getirdiğini öne sürmüştür. İddianamedeki isnatlara göre bunun anlamı, 10-15 genç kızın yıllar boyunca cinsel istismara maruz kalmasını sağlamaktır ve çok ciddi bir suçtur. Böylesine ciddi suçları işlediğini ikrar eden bir kişiye değer verip yayınlarına çıkartıp saatlerce konuşturan İpek Hanım’ın bugüne kadar bu konuları bir kez bile sorgulamamış olması hayatın doğal akışına aykırıdır. Anlaşılan o ki İpek Hanım da bu dosyada cinsel saldırı, cinsel sömürü düzeni vb gibi hiçbir olay olmadığını adı gibi iyi bilmektedir. Aksi takdirde 10-15 kadına tecavüz ettim diyen birini muhatap almayacağı açıktır.
İpek Hanım’a araştırmasında kolaylık sağlamak üzere, aşağıda Özkan Deniz (Mamati)’nin emniyet ve mahkeme beyanlarından ve müşteki beyanlarında yer alan iddialardan örnekler verilmiştir. Müvekkil ve arkadaşları bu beyanların hiçbirini kabul etmemektedir. Dosyadaki cinsel suçlar anlatımlarının tamamı kumpası bir parçası olarak kurgulanmış gerçek dışı hikayelerdir. Ancak “bunları yaptım” diyen insana da “alenen suç işledim demenin hukuki karşılığını neden almadığını” sorulması gerektiği açıktır.
ÖZKAN MAMATİ: … sanık, … sanık, … sanık, … müşteki, bunları yine bu örgütün teknikleriyle … turnike sokmak, … turnikeye teşvik etmek, …'ı turnikeye sokmadan örgüte kazandırdım. Bu 2000- 2003 yılları arasında oldu. …'ı DA 2007 YILINDA DİREKT ADNAN OKTAR’LA TANIŞTIRARAK… KIZ KARDEŞLER GRUBUNA DAHİL EDİP ÖRGÜTE KAZANDIRDIM. AMA DİĞER … VE … DA TURNİKE İSİMLİ SİSTEME DAHİL EDİP … KİŞİ SAYISINCA 10, BELKİ 15, 10, BU ŞEKLİNDE CİNSEL İLİŞKİYE SOKARAK ÖRGÜTE DAHİL ETTİM.
Özkan Deniz (Mamati) hakkındaki etkin pişmanlık beyanları da dikkat çekicidir. Etkin Pişman Sanık Bilge Atlı (Tok) sözde maruz kaldığı cinsel saldırı eylemini anlatırken Özkan Deniz (Mamati) ve kız arkadaşının da orada olduğunu söylemiş ve hatta ÖZKAN DENİZ’İN KIZ ARKADAŞINI TOKATLAYARAK DARP ETTİĞİNİ ifade etmiştir:
“… HATTA ÖZKAN KIZ ARKADAŞI İLE KAVGA ETTİ VE BİR TANE VURDU…”
ÖZKAN DENİZ (MAMATİ), BİLGE ATLI (TOK)’UN ANLATIMLARINA GÖRE, BİLGE ATLI (TOK)’U DOSYADA TARİF EDİLEN HAYALİ TURNİKE SİSTEMİNE ISINDIRMA EYLEMLERİNE BİZZAT DESTEK VEREN BİR KİMSEDİR. Örneğin 2011 yılının Ocak ayında gerçekleştiği iddia edilen bir olay Bilge Atlı (Tok) tarafından şöyle anlatılmıştır:
İfadeye göre anlatılan olayda, ÖZKAN DENİZ (MAMATİ);
• BİLGE ATLI’YI RAKI İÇİREREK SARHOŞ ETMİŞ,
• ÖNCE MEHMET ENDER DABAN’LA BİRLİKTE ELLERİNDEN VE BACAKLARINDAN TUTMAK SURETİYLE HAVADA SALLAMIŞ,
• ARDINDAN ÇIPLAK ŞEKİLDE OLAN BİLGE ATLI’YI GÖRMEK İÇİN MEHMET ENDER DABAN’IN ODASINA GİRMİŞTİR.
Bunlar kuşkusuz soruşturulması gereken iddialardır.
Özkan Deniz (Mamati)’in ikrarları ve bu ikrarları destekleyen beyanlar hakkında tek bir soru dahi sorulmuyor olması bu anlatılanlara inanılmadığını gösterir. Bu durumda eğer suç yoksa (ki yoktur), o zaman bu iddiaları reddetmesine rağmen yüzlerce, binlerce yıl ceza almış olan sanıkların da suçsuzluğunun açıklanması ve tahliye edilmeleri gerekir. Hukukun ve adaletin gereği budur.
ETKİN PİŞMAN SANIKLAR İSTEDİĞİ PARAYI VERMEYİNCE ONLAR HAKKINDA NASIL CİNSEL SALDIRI SUÇU OLUŞTURULDUĞU SORULMALIDIR
Özkan Deniz (Mamati)’nin dosyanın etkin pişman sanıkları ve müştekileri üzerinde baskı kurduğu dosyadaki onlarca beyan, telefon tapeleri, mesajlaşmalar ve HTS kayıtları ile sabittir. Etkin pişman sanıklar müevkkil Adnan Oktar’ı suçlayan beyanlar vermeleri karşılığında tahliye edilmiş ve hukuken kayırılmışlardır. Özkan Deniz (Mamati) ise bu sistemi kişisel menfaat elde etme mekanizmasına çevirmiştir. Etkin pişman sanıkların müvekkil aleyhine beyan vermesini yeterli görmemiş, bir de kendisine tam tabi olmalarını ve düzenli maddi destek sağlamalarını şart koşmuştur. Bu şarta uymayan etkin pişman sanıklar hakkında, birden bire “bana cinsel istismarda bulundu” diyen müşteki kızlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu durum, müşteki yapılan genç kızların yaşadıkları olayları değil Özkan Deniz (Mamati)’nin yönlendirmesi doğrusunda bir takım iftiraları attıklarını ortaya koymaktadır.
İpek Hanım bu konuda çarpıcı bir örnek olan, etkin pişman sanık Kemal Ayaz’ın dilekçesinde anlattığı olayları gerçeğin açığa çıkması için mutlaka Özkan Deniz (Mamati)’ye sormalıdır.
Kemal Ayaz yaklaşık 18 yıl boyunca camiada kalmış, polis operasyonundan 17 gün sonra etkin pişman olmuş bir kişidir. Dava dosyasına sunduğu dilekçesinde yaşadığını anlattığı olaylar, etkin pişmanlık müessesesinin nasıl kötüye kullanıldığını ve kendilerine biçilen role uymadıkları takdirde nasıl bir cezalandırma yapıldığını gözler önüne sermektedir.
Özkan Deniz (Mamati) bu işbirliğine yanaşmadığı ve para getirmediği gerekçesiyle, kendi kontrolleri altındaki birkaç müşteki kadına, daha önce yapmadıkları cinsel saldırı isnatlarını Kemal Ayaz’a karşı yapmaları talimatı vermiştir. Kemal Ayaz’ın İstanbul 30 Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu 15.10.2020 tarihli dilekçesinde bu gelişmeler detaylı şekilde anlatılmaktadır.
Kemal Ayaz’ın dilekçesinde yer alan bilgilere göre, Özkan Deniz (Mamati)’nin “bizden taraf olmayan bertaraf olur” tehditlerine kulak asmaması ve onların istedikleri yönde hareket etmemesi, para vermeyi kabul etmemesi neticesinde dosyanın müştekilerinden Asiye Sandıkçı ve Hanife Akalın ilk ifadelerinde kendisinden hiç bahsetmedikleri halde, ilk ifadelerini verdikten BİRİ 2 AY DİĞERİ DE 7 AY SONRA yeniden Emniyet Müdürlüğü’ne gidip ek ifade vermişlerdir. İlk ifadelerinde “unuttukları” Kemal Ayaz’ın da kendilerine güya cinsel saldırıda bulunduğunu iddia etmişlerdir. Böylece Özkan Deniz (Mamati) ile ortak hareket etmek istemeyen etkin pişman sanık bir anda nitelikli cinsel saldırı suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştır.
Kemal Ayaz dilekçesinde cinsel saldırıya uğradığını unutup 2 ay sonra hatırlayıp ek ifade ile suçlamada bulunan müşteki Asiye Sandıkçı’nın Mahkemedeki şu beyanına dikkat çekmektedir:
Müşteki Asiye Sandıkçı’nın bu beyanı Adnan Oktar Davası dosyasındaki cinsel saldırı suçlamalarının nasıl ve ne şekilde oluşturulduğunun anlaşılması için çarpıcı bir örnektir. HUSUMETLİ MÜŞTEKİLER TARAFINDAN KORKUTULARAK MÜŞTEKİ YAPILAN GENÇ KIZLAR TAMAMEN ONLARIN KONTROLÜ ALTINA GİRMİŞ VE ONLARIN İSTEKLERİNE VE MENFAATLERİNE GÖRE KİMİ İSTİYORLARSA ONA CİNSEL SALDIRI İSNADINDA BULUNMUŞLARDIR. DİĞER BİR DEYİŞLE İRADELERİ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLER TARAFINDAN ESİR ALINAN BU GENÇ KIZLAR BİR İFTİRA SİLAHI OLARAK TÜM DOSYADA KULLANILMIŞLARDIR.
Daha da inanılmaz olan ise, Özkan Deniz (Mamati), mahkemede ifade vermeden önce Kemal Ayaz’la yeniden irtibata geçmiş, iddianamede yer alan cinsel saldırı anlatımlarını doğrulaması karşılığında kendisine suçlama yapan müşteki kadınların şikayetlerini geri çekeceklerini vaad etmiştir. Kemal Ayaz bu teklifi kabul etmediği için cinsel saldırı isnatlarından dolayı onlarca yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
Hemen her gece Sözcü TV’de İmamoğlu dosyasında gerçek dışı beyan vererek insanların tutuklanmasına sebep olan, bu beyanları verdikleri için tahliye edilen, bir kısmı da Mahkeme huzurunda “Roma’yı yaktın denilse onu dahi kabul ederdim” diye maruz kaldığı baskıyı dile getiren etkin pişmanları eleştiren, bu uygulamanın hukuksuzluğunu gündem yapan İpek Özbey yukarıda verdiğimiz örneğe duyarsız kalmamalıdır. Zira bu ve bunun gibi sayısız örnek önce Adnan Oktar Davasında yaşanmış, bunlar yaşanırken İpek Özbey ve bazı gazeteci arkadaşları bu sisteme destek verdikleri için bugünkü aşamaya gelinmiştir.
SONUÇ
Görüldüğü üzere Özkan Deniz (Mamati)’nin yayın boyunca anlattıkları baştan sona akıl ve mantık dışı kurgu hikayelerdir. En ufak bir doğruluk payı dahi olmayan bu yayınların yapılmasının aslında tek bir sebebi vardır. Bu da; Müvekkile 365 kere müebbet anlamına gelen binlerce yıllık ceza verilmesine ve Yargıtay’da da hukuka aykırı olarak bu cezanın onanmasına rağmen, müvekkilin masum olduğunu bildikleri için, bir gün mutlaka aklanacağından emin olmalarıdır.
Tüm bunlar, hukukun işlediği bir Türkiye’de Adnan Oktar’ın bir gün dahi cezaevinde kalmayacağını bildiklerinden, kendi arkadaşlarının ve fikirdaşlarının maruz kaldıkları hukuksuzluklara dahi göz yuman bir zihniyetin boşa çırpınışlardır.
Özkan Deniz (Mamati) ve yandaşları müvekkil ve arkadaşlarının cevap haklarının ellerinden alınmış olması sebebiyle, kendilerince boş alanda diledikleri gibi yaygara yapmaktadırlar. Uzun uzun planlarını, hedeflerini ve sözde elde ettikleri neticeleri anlatırken çok önemli gerçekleri unutmaktadırlar: Allah’ın bilgisi olmadan tek bir yaprak dahi düşmez. En gizli toplantıları yaptıklarını sananların yanında Allah vardır. En gizli konuşmaların hepsini Allah duymaktadır. Tüm planların sahibi Allah’tır ve Allah bunların tamamını müminlerin hayrına olacak şekilde yaratmaktadır.
Normal koşullar altında İpek Özbey’in yolda yürürken görse kaldırım değiştireceği ve asla muhatap almayacağı Özkan Deniz (Mamati)’nin, ekranlarda kendine yer bulabilmesinin sebebi de Allah’ın sonsuz öncede belirlemiş olduğu kaderde görevinin bu konuşmalarla müminlere hizmet etmesidir.
Müvekkil Adnan Oktar 8 yıldır tek başına bulunduğu hücresinden tüm bu gelişmeleri sabırla, şükürle ve sevinçle izlemektedir. Allah’ın ahir zamanın müjdelerini Mehdiyete en karşı olanların hizmetleriyle açığa çıkarıyor olması kuşkusuz kaderin en güzel tecellilerinden biridir.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 04.06.2026
0 Yorumlar