Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Bediüzzaman'a Geçmişte Atılan İftiralar, Bugün Diğer Müslümanlara da Atılıyor

Adnan Oktar'dan Duyurudur

Bediüzzaman'a Geçmişte Atılan İftiralar,
Bugün Diğer Müslümanlara da Atılıyor.
Nur Talebeleri, Müslümana Atılan Hiçbir İftiraya Prim Vermemeli

15 Mayıs 2026 tarihinde Aydınlık Haber Sitesi'nde, açıkça, Nur Cemaatini ve talebelerini provoke etme amaçlı olarak yayınlanan "Adnan Oktar’ı öven Nurcular: ‘Kitapları elmas hükmünde, imanın kuvvetlenmesine vesile oldu" başlıklı bir haber yayınlanmıştır. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin mutlak vekilleri olarak kabul edilen Mustafa Sungur, Mehmet Fırıncı ve Said Özdemir Ağabeylerin, müvekkil Adnan Oktar hakkındaki SEVGİ, MUHABBET, HÜSNÜZAN ve ÖVGÜ DOLU AÇIKLAMALARININ ALINTILANDIĞI bu haberde yer alan açıklamaların HEPSİ DOĞRUDUR. Bu haberde yer almayan daha birçok övgü dolu açıklamaları da bulunmaktadır.

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/adnan-oktari-oven-nurcular-kitaplari-elmas-hukmunde-imanin-kuvvetlenmesine-vesile-oldu-577019

Aydınlık Gazetesi, gerçekte bu haberiyle, müvekkil Adnan Oktar'a atılan bilindik iftiralar üzerinden Nur Cemaatini ve Nur Talebelerini provoke etmeye çalışmıştır. Bu çaba çok da karşılık bulmamış, Nur Cemaati mensuplarının büyük çoğunluğu, bu haberin, Müslümanların arasını açma amaçlı bir provokasyon olduğunu hemen görüp fark etmişlerdir. Ancak birkaç isim, bu açık provokasyona aldanarak, Müslüman kardeşleri hakkındaki dayanaksız iftiralara destekçi olmuştur.

Burada üzerinde duracağımız husus, kendilerini Nur talebesi olarak gösteren ama Bediüzzaman'ın izinden GİTMEDİĞİ aşikar olan bir kısım kişilerin zihniyeti ile ilgilidir.

Yıllar boyunca Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin has talebeleri, müvekkil Adnan Oktar'ın çalışmalarını överken, kendisini takdirle anarken, eserlerini sürekli olarak gündeme getirirken, bugün, kendisine Nur talebesi diyen bir kısım kişiler, müvekkile yönelik iftiralara adeta destekçi çıkmakta ve Üstadın Mutlak Vekillerinin yaklaşımından çok daha farklı bir portre çizmektedirler. Bu kişiler, genel olarak Bediüzzaman'ın çizgisinden de uzak izahlar yapmakta beis görmeyen, Risale-i Nur zihniyetini gereği gibi TEMSİL ETMEYEN kişilerdir.

Konuyla ilgili müvekkilin açıklamalarını aşağıda takdirinize sunuyoruz.

Nur Talebesi Olmak,
Her Hususta Bediüzzaman'ın İzinden Gitmek Demektir

Nur Cemaati, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin izinden giden, Üstad'ın kıymetli eseri Risale-i Nur Külliyatını ayakta tutan ve bu düşünce ve fikir sistemi üzerine ilerleyen kıymetli bir cemaattir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin kendisinden sonra hayatta kalan mutlak vekillerinden Mustafa Sungur Ağabey, 2012 yılında; Abdülkadir Badıllı Ağabey, 2014 yılında; Salih Özcan Ağabey, 2015 yılında; Abdullah Yeğin Ağabey, 2016 yılında; Mehmet Fırıncı Ağabey, 2020 yılında; Hüsnü Bayramoğlu Ağabey de 2021 yılında vefat etmiş ve Üstad'ın bizzat talebesi olup da şu an hayatta olan kimse kalmamıştır.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin varis kıldığı talebeleri

Nur Cemaati ve Risale-i Nur Külliyatı, şu anda, bu fikre mensup kişiler tarafından korunmaya devam etmekte, tebliğ, cemaatin sonraki kıymetli mensupları tarafından sürdürülmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri gibi özel bir mürşide kalpten bağlılıklarını devam ettiren Nur talebeleri, KENDİSİNİN İZİNDEN ÇIKMADAN, Risale-i Nur Külliyatı ve onun yorumunu yaşatmaya devam etmektedirler. Bu kıymetli cemaatin kıymetli Müslümanlar tarafından azimle, güçle, kararlılıkla muhafaza edilmesi, çok büyük bir nimet ve rahmettir; ülkemiz için bereket vesilesidir.

Ancak sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen kesim vardır ki; Nurculuk esası üzerine yetişmiş, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin açtığı yol vesilesi ile bir yol edinmiş, onun ve talebelerinin yaşadıkları ve sabır gösterdikleri ağır imtihanlar vesilesi ile bugünlere gelmiş ama BEDİÜZZAMAN'IN ASIL ÖĞRETİLERİNİ GÖRMEZDEN GELMEKTE BEİS GÖRMEMİŞLERDİR. Bu kişiler, kendilerini Nur talebesi olarak tanımlasa da, gerçekte Bediüzzaman'ın izinden ÇOK UZAKTADIRLAR. Asla görüş birliği içinde olmayacağı fikir sahiplerinin ve onların yayınlarının provokasyonlarına gelmekte, başka Müslümanlara atılan iftiraları hiç çekinmeksizin doğruymuş gibi dile getirmekte, Müslümanların üzerindeki AĞIR BASKIYI adeta daha da ARTIRACAK bir üslup içine girmektedirler. Bir kısım Müslümanların yaşadığı zorlukları, maruz kaldıkları yalanları, uğradıkları iftiraları kınayıp onları savunmak yerine, bütün bu yapılanlara ortak olmayı tercih etmektedirler.

Oysa Allah Kuran'da, Müslümanlar hakkında, fasıktan (Allah'ın emirlerine uymayan, imani hassasiyeti bulunmayan kişi) gelen haberlere İNANILMAMASINI, bu haberlerin İYİCE ARAŞTIRILMASINI, aksi takdirde bunun sonucunun CEHALET İÇİNDE PİŞMANLIĞA DÜŞMEK olacağını belirtmektedir:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırız

Ey iman edenler, EĞER BİR FASIK, SİZE BİR HABER GETİRİRSE, ONU 'ETRAFLICA ARAŞTIRIN'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6)

Allah, başka ayetlerinde de, Müslümanların uğradıkları iftiraların, kendileri için şer değil, aksine hayır olduğunu, diğer Müslümanların da bu iftiraları işittikleri zaman hayırlı bir zanda bulunmaları gerektiğini bildirmektedir:

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; SİZ ONU KENDİNİZ İÇİN BİR ŞER SAYMAYIN, AKSİNE O SİZİN İÇİN BİR HAYIRDIR. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.

Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına HAYIRLI BİR ZANDA BULUNUP: "BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR" demeleri gerekmez miydi? (Nur Suresi, 11-12)

Ayetler açıkken, MÜSLÜMANLARA AÇIKÇA ZULMEDİLİYORKEN, bir kısım Nur talebelerinin bu iftiralara destekçi bir görünüm vermeleri büyük bir hezimettir.

Hatırlatmak gerekir ki, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, son derece iffetli ve samimi bir mümin olmasına rağmen, sırf imanlı olmasından dolayı kendisine karşı mücadele edenlerin çeşitli iftiralarına maruz kalmıştı. Bediüzzaman Hazretlerinin adını kendilerince karalamak, kendilerince cemaatini şüphelere düşürmek, Üstad'ın gözden düşmesini sağlamak amacıyla, geçmişte Üstad için, "içki içiyor", "evine kadınlar girip çıkıyor", "dini istismar ediyor" iftiraları yaygınlaştırılmıştı. Bu karalama, dönemin gazete manşetlerine şöyle yansımıştı:

Tüm bu iftiralar, Bediüzzaman Hazretleri'nin ecrine ecir, imanına iman katan, kendisinin doğru yolda olduğunu gösteren nişanelerdir.

Ancak yukarıda tarifi yapılan söz konusu Nur talebeleri, geçmişte Bediüzzaman Hazretlerine yöneltilen bu çirkin iftiralardan şu anda HİÇ BAHSETMEMEKTEDİRLER. Çünkü o iftiraları anlatsalar, bugün diğer Müslümanlara atılan benzer iftiraları da anlatmaları ve onları eleştirmeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bu konulara hiç girmiyorlar.

Oysa Üstad'ın gerçek talebeleri de, müvekkil gibi bugün kendisini Üstad'ın talebesi olarak görüp ona gönülden bağlı olanlar da, bu sözlerin çok büyük birer iftira olduğunu, bu çirkin yakıştırmaların ne amaçla yapıldığını çok iyi biliyorlar. Bu iftiraların, onun üstünlüğünün bir yansıması olarak gerçekleştiğinin, Allah'ın hiç değişmeyen sünnetinin burada da tecelli ettiğinin, dolayısıyla büyük ecir kaynağı olduğunun farkındalar. Zaten gerçek bir Müslümanın Kuran'a göre değerlendirmesinin de böyle olması gerektiğini biliyorlar.

Bediüzzaman'a yönelik yapılmış olan bu çirkin yakıştırmaların, şu an bir kısım Müslümanlara yönelik de yapılıyor olması, söz konusu Nur talebeleri tarafından imanla, Kuran'la değerlendirilmelidir. Söz konusu Nur talebeleri, Hucurat Suresi 6. Ayette belirtildiği gibi, cehalet sonucu kötülükte bulunan ve sonra pişman olanların durumuna benzemekten çekinmelidirler.

Söz Konusu Nur Talebeleri,
Bediüzzaman'ın İzinden Gittiklerini Belirtip,
Bediüzzaman'ın Müjdelediği Mehdiyi İnkar Ediyorlar

Bediüzzaman'ın izinden gittiğini belirten ama inanç ve tavır bakımından farklı kişilik gösteren söz konusu Nur talebeleri, ısrarla, Hz. Mehdi'nin ve Hz. İsa'nın gelişinden de bahsetmemekte, bu konuyu kendilerince unutturmaya çalışmaktadırlar. Bu konuları, "şahsı manevi" izahıyla soyut bir şekle sokmaya çalışmakta, insanları bu inançtan uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.

Oysa Bediüzzaman Hazretleri, HZ. MEHDİ'NİN ŞAHIS OLARAK GELİŞİ konusunu uzun uzun anlatmakta, hatta bunun için TARİH VERMEKTE ve KİŞİLİĞİNİ VE İCRAATLARINI tarif etmektedir. Hatta Bediüzzaman Hazretleri, BİZZAT KENDİSİNİ, Hz. Mehdi'nin çıkışının öncesinde, ona ORTAM HAZIRLAMAK İÇİN GELMİŞ, ÖNCÜ BİR ASKER olarak nitelemektedir:

FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip) ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDÂRI (Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) VE O BÜYÜK KUMANDANIN PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın. (Barla Lahikası, sf. 162)

Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Mehdi'nin şahıs olarak geleceğini bu kadar net olarak bildirmişken, hatta kendisini, ona ortam hazırlamak üzere gelmiş bir askeri olarak nitelemişken, söz konusu Nur talebelerinin, Hz. Mehdi'yi hala "şahs-ı manevi" olarak nitelendirebilmeleri şaşırtıcıdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Mehdi'nin şahıs olarak gelişi ile ilgili olarak hiçbir konuyu muğlak bırakmamış, bu konunun çok üzerinde durmuş ve ahir zamandaki bu zuhuru net olarak izah etmiştir. Bu netliğe rağmen Bediüzzaman'ın izahlarından uzak bir açıklama getirmek, söz konusu Nur talebelerinin bu konuda iyi niyetli OLMADIKLARINI göstermektedir.

Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Mehdi'nin ahir zamanın en şedit döneminde geleceğini ve Peygamberimizin soyundan olacağını dahi belirtmiştir:

Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEM MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM olarak bir ZAT-I NURANİYİ gönderecek ve o zat da, EHLBEYT-İ NEBEVİDEN olacaktır... (Mektubat, 411-412)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili izahları oldukça fazladır. Üstad, ahir zamanda, bir diğer kutlu şahıs olarak Hz. İsa'nın da Allah'ın Katından gönderileceğini bildirmiştir.

Bir Kısım Nur Talebeleri,
Ayetlere ve Üstad'ın Açıklamalarına Rağmen,
Hz. İsa'nın Gelişini Yok Saymaya Çalışıyorlar

Hz. İsa'nın öldürülmediği, Rabbimiz tarafından göğe alındığı ve ahir zamanda yeryüzüne indirileceği, Kuran'da bildirilmiş bir gerçektir.

Hz. İsa'nın öldürülmediği, Allah tarafından göğe alındığını belirten ayetler şu şekildedir:

Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) OYSA ONU ÖLDÜRMEDİLER VE ONU ASMADILAR. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. ONU KESİN OLARAK ÖLDÜRMEDİLER.

Hayır; ALLAH ONU KENDİNE YÜKSELTTİ. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Allah, Hz. İsa'yı Katına yükselteceğini ve kendisini inkar edenlerden temizleyeceğini ayetinde şöyle bildirmiştir:

Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, SENİ KENDİME YÜKSELTECEĞİM, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve SANA UYANLARI KIYAMETE KADAR İNKARA SAPANLARIN ÜSTÜNE GEÇİRECEĞİM. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana'dır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim." (Al-i İmran Suresi, 55)

Ayette geçen "sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim" ifadesi açık bir işaret taşımaktadır. Hz. İsa'ya uyan ve kıyamete kadar yaşayacak olan bir topluluk olması gerekmektedir. Böyle bir topluluk, HZ. İSA'NIN YERYÜZÜNE TEKRAR GELİŞİYLE ortaya çıkacaktır. Hz. İsa'nın tekrar dünyaya gelişi sırasında bu kutlu insana tabi olanlar, kıyamete kadar inkar edenlere üstün kılınacaktır.

Hz. İsa'nın ahir zamanda tekrar yeryüzüne gönderileceğinin en önemli delili ise aşağıdaki ayettir:

Andolsun, KİTAP EHLİNDEN, ÖLMEDEN ÖNCE ONA İNANMAYACAK KİMSE YOKTUR. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)

Ayette, Hz. İsa'ya, tüm Ehli Kitabın yani Musevi ve Hristiyanların iman edeceği haber verilmiştir. Bu da HENÜZ GERÇEKLEŞMEMİŞ ancak KESİN OLARAK GERÇEKLEŞECEĞİ BİLDİRİLEN bir olaydır. BUNUN GERÇEKLEŞECEĞİ ZAMAN, DÜNYANIN SON ZAMANI, YANİ AHİR ZAMAN OLACAKTIR.

Bir başka ayette Allah, Hz. İsa'nın, "KIYAMET İÇİN BİR İLİM" olduğunu belirtmektedir.

ŞÜPHESİZ O, KIYAMET-SAATİ İÇİN BİR İLİMDİR. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)

Ayette, Hz. İsa'nın, kıyamet hakkında bir bilgi kaynağı, bir işaret olduğu belirtilmektedir. Ayetin işaret ettiği anlama göre, Hz. İsa, ahir zamanda, yani kıyametten önceki son zaman diliminde yeniden yeryüzüne dönecek ve bu da bir kıyamet alameti olacaktır.

Kuran ayetlerinde Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne gelişi, görüldüğü gibi çok açıktır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de, Külliyatında, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne geleceğine dair çok kapsamlı açıklamalar yapmıştır.

Konuyla ilgili Mektubat'ta geçen bölüm, şu şekildedir:

Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için, değil SEMA-İ DÜNYADA CESEDİYLE BULUNAN ve HAYATTA OLAN HAZRET-İ İSA, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, YİNE ŞÖYLE BİR NETİCE-İ AZÎME İÇİN ONA YENİDEN CESED GİYDİRİP DÜNYAYA GÖNDERMEK, O HAKÎM'İN HİKMETİNDEN UZAK DEĞİL... belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) VA'DETMİŞ VE VA'DETTİĞİ İÇİN ELBETTE GÖNDERECEK. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)

Bediüzzaman, bu sözünde, melekleri insan suretinde yeryüzüne gönderen, kainattaki bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm boyutların TEK SAHİBİ olan, alemlerin Rabbi olan Allah'ın, HZ. İSA'YI DA İSTEDİĞİ SURETTE YENİDEN DÜNYAYA GERİ GÖNDERMEYE MUKTEDİR olduğunu belirtmektedir. Üstad, Hz. İsa'nın böyle önemli bir dönemde ve böyle şerefli bir görev için yeniden dünyaya geleceğini vaat eden Rabbimizin, VAADİNİ MUTLAKA YERİNE GETİRECEĞİNİ bildirmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri, Hz. İsa'nın, tekrar yeryüzüne gönderilişinde, İLK BAŞTA HERKES TARAFINDAN TANINMAYACAĞINI, sadece KENDİSİNE YAKIN OLANLARIN VE İMANDA DERİNLEŞMİŞ KİŞİLERİN ONU TANIYACAKLARINI belirtmektedir:

Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. ONUN MUKARREB (YAKINLARI) VE HAVASSI (DİNDARLAR VE MANEVİ DERECESİNDE YÜKSEKLER), NUR-U İMAN İLE ONU TANIR. Yoksa bedahet (aşikarlık) derecesinde herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)

Ayetler ve Bediüzzaman'ın izahları bu kadar açıkken, bir kısım Nur talebelerinin, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne gelişini kabul etmemek adına hikayeler uydurması, örneğin, "Hz. İsa, güvercin şeklinde geldi, Bediüzzaman ile namaz kılıp gitti" şeklinde akıl almaz masallar üretmeleri ve insanlara bunu inandırabileceklerini düşünmeleri, gerçekten içler acısı bir durumdur. Bunun uydurulmuş bir masal olduğunu kendileri de bilmektedir. Asla inanmadıkları hurafeleri uydurarak, Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne gelişine dair gerçekleri, kendilerince örtbas etmeye çalışmaktadırlar.

Kuran ayetlerine muhalif davrandıkları gibi, kendi mürşitleri olan Bediüzzaman Hazretleri'nin de izahlarını reddetmektedirler.

Bazı Nur Talebelerinin Asıl Amaçları

Kendilerini Nur talebesi olarak tanıtan, fakat Bediüzzaman'ın çizgisinden çok uzakta yaşayan bazı kişiler, aslında gerçek anlamda Nur talebesi olmayıp, Nurculuğun ismini ve makamını kullanan kişilerdir. Çeşitli gazetelerde yazdıkları birkaç yazı ile kendilerini gazeteci olarak tanıtmakta ve çoğunlukla aldıkları ücret ile ilgilenmektedirler. Onların, genel olarak, Bediüzzaman'ın ruhunu ve ilmini yaşatmak, bu doğrultuda tebliğe devam etmek, Nurculuğun değerlerine sahip çıkmak, Risale-i Nur Külliyatını yaygınlaştırmak gibi bir amaçları bulunmamaktadır.

Bu görünümdeki kişiler için Müslümanlara sahip çıkmak gibi bir amaç da mevzu bahis olmaMAktadır. Hatta tam tersine, Müslümanların aleyhine yazmakta, onlar aleyhine kulisler yapmakta beis görmemektedirler. Zaten zor durumdaki Müslümanları hedef almakta, mücadele etmeleri gereken çok fazla tehlikeli fikir sistemi varken, bütün güçlerini Müslümanlara yönelik iftiralara destekçi olmaya harcamaktadırlar.

Nur talebesi kimliğiyle ortaya çıkan kimselerin böyle bir görünüm vermemeye özen göstermeleri kanaatimizce elzemdir.

Böyle bir tavır, MÜSLÜMANLARIN İTTİFAKINI CİDDİ ANLAMDA ZEDELEYEN, dünyaya huzurun gelmesinde öncü olması gereken KURAN MÜSLÜMANLARININ GÜCÜNÜ KIRAN, her şeyin ötesinde ALLAH'IN RAZI OLMADIĞI ciddi bir durumdur. Allah, MÜSLÜMANLARIN HER AN HER YERDE İTTİFAK İÇİNDE OLMALARI GEREKTİĞİNİ belirtmekte, aksi takdirde yeryüzünde büyük bir fitne oluşacağını haber vermektedir:

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. EĞER SİZ BUNU YAPMAZSANIZ (BİRBİRİNİZE YARDIM ETMEZ VE DOST OLMAZSANIZ) YERYÜZÜNDE BİR FİTNE VE BÜYÜK BİR BOZGUNCULUK (FESAT) OLUR. (Enfal Suresi, 73)

Bu tehlikeyi yakından görmek, Allah'ın rızasına aykırı hareket etmekten şiddetle çekinmek ve bu konuda provokasyonlara gelmemek oldukça büyük önem taşımaktadır. Söz konusu Nur talebeleri, eğer gerçekten Bediüzzaman'ın izinden gitmek ve onun bereketi ile bereketlenmek istiyorlarsa, kanaatimizce bu hususlara dikkat vermelidirler.

Müvekkil Adnan Oktar'ın görüşlerini takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.28.06.2026

Yorum Gönder

0 Yorumlar