Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Müvekkil Adnan Oktar’dan Halk Tv’nin Rabia Karaca Hakkındaki Haberine Tekziptir

HALK TV SAHİBİ SAYIN CAFER MAHİROĞLU DİKKATİNE

9 Ocak 2026 tarihinde Halk TV haberlerinde uyuşturucu operasyonları kapsamında gözaltına alınan Rabia Karaca isimli hanım konu edilerek müvekkil Adnan Oktar hakkında gerçek dışı bilgilere yer verilmiştir.

Rabia Karaca

Neredeyse 24 saat boyunca tüm yayınlarında masumiyet karinesinin çiğnenmesi, gerçek dışı bilgilerle yargı üzerinde baskı kurulması, kamuoyu algısı oluşturulması, etkin pişman olmaya zorlanan insanların ifadelerine dayanılarak dosyalar kurgulanması hakkında feryat eden Halk Tv’nin konu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda bir an bile tereddüt etmeden eleştirdiği her şeyi yapıyor olması şaşırtıcıdır.

Müvekkil Adnan Oktar’ın konu hakkındaki düşünce ve yorumları şöyledir:

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, cezaevinde Halk TV yayınlarını yakından takip eden müvekkil Adnan Oktar, Sayın Cafer Mahiroğlu’nun samimi, kalender, hamiyetli, Anadolu efendiliği taşıyan dürüstlüğünü takdir etmektedir. Kanalının hukuk ve demokrasi arayışını, özgürlükleri savunmasını beğenmekte, Türkiye’nin güzel ve aydınlık geleceği için önemli bir sorumluluk üstlendiklerini düşünmektedir. Ne var ki -bazı Halk TV yayınlarında- müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları söz konusu olduğunda hukukun en temel ilkelerinin bile birden unutulması dikkat çekici bir durum olmaktadır. Halk TV eski Türkiye’yi hatırlatan bu alışkanlıklarından tamamen vazgeçtiğinde, sevecen, saygılı, herkesin hakkını ve hukukunu koruyan bir anlayış oluşturarak Türk medyasına güzel bir örnek teşkil edecektir. Daha da önemlisi, halkın ihtiyacı ve arayışı içinde olduğu samimiyeti görmesi toplumda herkesi rahatsız eden mutsuzluğun, umutsuzluğun, yersiz tartışmaların, gerginliğin ve kavganın ortadan kalkması için de önemli bir adım olacaktır. Halk TV’nin toplumun sadece bir kesiminin haklarını önemli gören, başta dindarlar olmak üzere diğer insanlar hukuksuzluğa uğradığında bu hukuksuzluğu destekleyip teşvik eden yayın anlayışı devam ettiği müddetçe kendilerinin de özlemini duydukları adaletin tesis edilmesi mümkün değildir.

1. ÇAĞLA DOĞAN (ÇELENLİOĞLU) DA İMAMOĞLU DOSYASINDAKİ ETKİN PİŞMAN SANIKLAR GİBİ KENDİNİ KURTARMAK İÇİN YALAN BEYAN VERMEK ZORUNDA KALMIŞ BİRİDİR, BEYANLARI BAŞTAN SONA ASILSIZDIR.

09.01.2026 tarihinde Halk TV’de yayınlanan haberde kendisini cezaevinden kurtarabilmek güdüsüyle baştan sona yalan beyan vermek zorunda kalan bir genç kadının ifadesine dayanılarak yorum yapılmıştır. Oysa son 1.5-2 yıldır bizzat kendi gazeteci arkadaşlarının, aynı siyasi görüşe sahip oldukları siyasetçilerin ve akademisyenlerin dosyalarında bizzat şahit oldukları ve defalarca kendi yayınlarında da dile getirdikleri üzere, etkin pişmanlık müessesi ‘iftira at kurtul’ sistemidir. İftira atmadan, istenilen karalamaya destek verecek yalanları söylemeden etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanıp tahliye olabilmek mümkün değildir. Adnan Oktar Davası dosyasında da örneklerini yaşadığımız üzere, insanlar etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediklerini beyan ettiklerinde savcılığa veya Emniyete götürülmekte, ancak anlattıkları “yeterli” görülmedikçe tekrar cezaevine geri gönderilmektedir. “Yeterli” olmanın tek ölçüsü ise kurgulanan senaryoda sözde delil olarak kullanılabilecek içerikte iftira atmaktır.

Haberde ifadesine yer verilen Çağla Doğan (Çelenlioğlu) da 2018 yılındaki operasyonda tutuklanmış, Bursa Yenişehir cezaevine gönderilmiş, hücreye konulmuş, hiç tanımadığı, vekaleti olmayan avukatlar gönderilerek “Adnan Oktar’ı suçlamadıkça buradan çıkamazsın, bir daha mavi gökyüzünü göremezsin” baskısına maruz kalmıştır. İmamoğlu dosyasında etkin pişman olduğu için hakkında örgüt yöneticisi olduğu isnadı olduğu halde tahliye edilen ve verdiği beyanlarla onlarca kişinin daha tutuklanmasına sebep olan kişinin Halk TV nezdinde konumu neyse, Çağla Doğan (Çelenlioğlu)’nun durumu da birebir aynıdır.

Çağla Doğan (Çelenlioğlu) cezaevinin küflü rutubetli soğuk hücresinde yaşadığı yokluğa, eziyete, zorluklara ancak 6 ay dayanabilmiştir. Emniyet ifadesinde, Emniyetten sonra çıktığı Sulh Ceza Mahkemesinde, 6 ay boyunca müvekkil Adnan Oktar ve diğer arkadaşlarına yazdığı mektuplarında “Adnan Oktar’ı ne kadar çok sevdiğini, Adnan Oktar’ın yanında ne kadar mutlu olduğunu” anlatan Çağla Doğan (Çelenlioğlu) bir kadın olarak cezaevinin ağır şartları altında zorlanırken bir de uzun yıllar cezaevinde kalıp gün yüzü görmeyeceği baskısına maruz kalınca can havliyle etkin pişman olmuş, baştan sona yalan içeren bir ifadenin altına imzasını atmak zorunda kalmıştır. (Çağla Doğan (Çelenlioğlu)’nun yaşadığı süreçle ilgili detaylı bilgi aşağıda anlatılmıştır.)

Çağla Doğan (Çelenlioğlu) ve ailesi.

Çağla Doğan (Çelenlioğlu) çok sevdiği ve yanında rahat ettiği için kız kardeşlerini de müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşlarıyla tanıştırmıştır

Eğer Çağla Doğan (Çelenlioğlu) gerçekten anlattığı gibi bir baskı ve eziyet ortamında tutuluyor olsaydı polis operasyonu olduğu gün, daha ilk anda polislere kendisini sözde “kurtardıkları” için teşekkür eder ve yaşadığı her şeyi o gün anlatırdı. Dünyanın hiçbir yerinde eziyet gören, istismar edilen, sözde sistematik olarak tecavüze uğrayan ve etrafındaki tüm kadınların da eziyet gördüğü ortamda yaşayan –değil yaşayan kenarından bile geçen bir kadın- kendisine eziyet ettiği iddia edilen kişiye 6 ay boyunca aşk dolu mektuplar yazmaz. Emniyette ve Sulh Ceza Mahkemesinde o kişiyi ve yakın çevresini destekleyen savunan beyanlar vermez. Çağla Doğan (Çelenlioğlu) eğer tutuklanmamış, ailesinden yüzlerce kilometre ötedeki bir cezaevine gönderilip hücreye atılmamış olsa, üzerinde “Bir daha buradan hiç çıkamayacaksın” baskısı kurulmasa, can korkusu yaşamasa bu yalanların hiçbirini söylemeyecek, hatta tam tersi tüm benliğiyle müvekkil Adnan Oktar’a sevgisini yaşayacak ve anlatacaktı.

Kanaatimizce Halk TV çalışanları, ilgili haberin metnini hazırlayanlar ve sunanlar da bu gerçeği görebilecek anlayışa, akla ve algıya sahiptirler. Kendilerine yakışan, gerçeği görmezden gelip ısrarla yalana dayalı haber yapmak yerine, dürüst bir anlayışla yalan beyana itibar etmemektir. Yalan beyana itibar edilen bir düzen desteklendiğinde, kendi arkadaşlarının ve fikirdaşlarının dosyalarında da bizzat yaşadıkları üzere, aynı çirkin yöntem kendilerine dönmekte, bu defa kendileri veya sevdikleri etkin pişman iftiralarıyla mahkum edilmektedir.

2. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI HİÇBİR ZAMAN UYUŞTURUCU İLE YAN YANA GELMEMİŞ, GAYRİ AHLAKİ BİR HAYAT YAŞAMAMIŞTIR. BU DEVLETİMİZ TARAFINDAN DA İSPATLANMIŞ BİR GERÇEKTİR

Rabia Karaca isimli hanım bir dönem kısa bir süre de olsa müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla görüşmüştür. Gözaltına alındığı dosyada Devletimiz gerekli incelemeyi yapacak, belge ve bulgular Mahkemeler tarafından değerlendirilecektir. Yargının vereceği karara saygımız tamdır. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde kendi halinde bir genç kız olan bu hanımın o dönemde hiçbir gayri ahlaki ortamla muhatap olması asla söz konusu olmamıştır. Bu teknik olarak mümkün değildir. Çünkü; müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının dindar, vicdanlı, dürüst, ahlaklı, haram ve helale titiz insanlar olduğu kamuoyu tarafından da Devletimiz tarafından da çok iyi bilinmektedir. Müvekkil Adnan Oktar’ın yanına gelen insanlar her zaman kendisinden iyilik görmüş, onun sevgi dolu ve samimi ruhunun güzel etkisiyle kötülükten uzaklaşmış, dindar bir yaşama yönelmiş ve temiz bir hayatı tercih etmişlerdir. O nedenledir ki Devletimizin en üst makamındaki bazı kişiler dahi evlatlarının temiz ve dindar bir hayat yaşamalarına vesile olması için müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yakınında olmalarını istemişlerdir.

Son dönemlerde ülke gündeminde geniş yer tutan uyuşturucu operasyonları söz konusu olduğunda bunu fırsat bilip müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının adını da konuya dahil etme gayreti ise çok anlamsızdır. Müvekkil değil uyuşturucu, sigara kullanılmasına dahi kesinlikle karşı olan, kişinin aklını ve ruhunu kirletecek her şeyden uzak, samimi ve temiz olması durumunda gerçek imanı ve sevgiyi yaşayabileceğine inanan bir insandır. Dolayısıyla müvekkil ve arkadaşlarına yönelik gayri ahlaki hayat iddiaları yalan olduğu defalarca ispatlanmış karalamadan ibarettir.

Nitekim gerek 1999’da gerekse 2018’de binlerce polisin katılımıyla düzenlenen eş zamanlı şafak operasyonlarında da,

Müvekkil ve arkadaşlarının bulunduğu 200’e yakın ev ve işyeri en ince detayına kadar aranmış,

Evlerde bulunan mercimek, bulgur vb gibi gıda erzakları dahi incelemeye tabi tutulmuş,

Müvekkil ve arkadaşlarının tamamına test yapılmış ve

TEK BİR EVDE YA DA MEKANDA HİÇBİR GAYRİ AHLAKİ VEYA UYGUNSUZ BİR MANZARA İLE KARŞILAŞILMAMIŞ, UYUŞTURUCU MADDE YA DA BENZERİ ELDE EDİLMEMİŞ, TESTLERİN TAMAMININ DA SONUCU NEGATİF ÇIKMIŞ, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ DEĞİL UYUŞTURUCU, ALKOL ve HATTA REÇETELİ İLAÇLA TEMİN EDİLEN BİR MADDE DAHİ KULLANMADIKLARI GÖRÜLMÜŞTÜR.

1999 yılında müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik yapılan dev polis operasyonunda, müvekkilin arkadaşlarının evindeki paralar üzerinde dahi uyuşturucu aranmıştır. Bu aramalar ve testler sonucunda da hiçbir evde uyuşturucuya rastlanmamıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 tarihli epikriz raporunda herhangi bir uyuşturucu izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

1999 operasyonunda el konulan eşyalar üzerinde yapılan incelemeye dair ekspertiz raporu uyuşturucu ve izi bulunmadığını ortaya koymuştur

26.11.1999 tarihli, KMY. 1999/2328 no.lu İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün Ekspertiz Raporunda, uyuşturucu madde analizi değerlendirmesi neticesinde “HERHANGİ BİR UYUŞTURUCU MADDE BULAŞIĞINA RASTLANMAMIŞTIR” sonucu çıkmıştır.

Müvekkil Adnan Oktar’a yapılan kokain testinin sonucu da temiz çıkmıştır. Aşağıda yer alan 30.11.1999 tarih ve 1999/420 sayılı raporda müvekkilden alınan saç örneklerinde “ADNAN OKTAR’IN YAPILAN SAÇ TESTİNDE KOKAİN YA DA KOKAİN TÜREVLERİ BULUNMAMIŞTIR…. Bu tarihler arasında saç kesitlerinde KOKAİNE RASTLANMAMIŞTIR” sonucu çıkmıştır.

2018 yılında da, sabah saat 05.30’da, eş zamanlı olarak müvekkil ve arkadaşlarının yaşadığı 125 eve yapılan polis baskınının ardından alınan örnekler üzerinde yapılan laboratuvar testlerinde tek bir kişide dahi herhangi bir uyuşturucu veya yasaklı maddeye ve hatta alkole dahi rastlanmadığı bilimsel olarak belgelenmiştir.

Yapılan testler sonucunda ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞININ 18/07/2018 tarihli raporunda İSTİSNASIZ HERKES İÇİN; “ALKOL (ETANOL METANOL), UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDELER BULUNMADIĞI” belirtilmiştir. Aşağıda Adli Tıp Raporu’nun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste test yapılan 170 kişi ile aynı şekilde devam etmektedir:

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik operasyonlarda tek bir suç unsuru bulunmamıştır:

• Aynı anda 200’e yakın eve yapılan polis baskınında tek bir suç unsuru dahi bulunmamıştır; ruhsatsız silah, uyuşturucu madde, gayri ahlaki sayılabilecek hiçbir unsura ve duruma rastlanmamıştır.

• Medyada şehir efsanesi gibi dolaşan şantaj videoları olduğu iddiası çok çirkin bir iftiradır; 1999 ve 2018 operasyonlarında tek bir uygunsuz video bulunmadığı gibi, sözde video ile kendisine şantaj yapıldığını iddia eden tek bir kişi dahi olmamıştır. Her türlü iftiranın bulunduğu iddianamede dahi böyle bir iddia yoktur.

• Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının tutumunu tüm Türk halkı çok iyi bilmektedir; kimseyle göz göze dahi gelmeyen, tavırlarında son derece titiz, mesafeli, karşı tarafta yanlış anlaşılmaya izin vermeyecek şekilde çok dikkatli davranan hanımefendilerdir. Aleyhlerindeki tüm iftiralardan beri ve münezzeh olan saygıdeğer, tertemiz hanımlardır.

Tüm bu bilgiler Çağla Doğan (Çelenlioğlu)’nun diğer tüm ifadeleri gibi Rabia Karaca hakkındaki ifadesinin de asılsız olduğunu ortaya koymaktadır. Yukarıda kısaca özetlemiş olmakla birlikte, ÇAĞLA DOĞAN (ÇELENLİOĞLU)’NUN BEYANLARINA NEDEN İTİBAR EDİLMEMESİ GEREKTİĞİNİ ÖĞRENMELERİ İÇİN BASINIMIZI BİR KEZ DAHA KENDİSİNİN YAŞADIĞI ETKİN PİŞMANLIK SÜRECİ HAKKINDA BİLGİLENDİRMEK İSTERİZ:

ÇAĞLA DOĞAN (ÇELENLİOĞLU) müvekkil Adnan Oktar’ı hep çok sevmiş ve değer vermiştir. 6 YIL BOYUNCA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞ GRUBUYLA ARKADAŞLIK YAPMIŞTIR. Gözaltı sırasında "Hür iradesiyle, hiçbir baskı altında olmadan" verdiğini belirttiği Emniyet ifadesinde müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarından en ufak bir zarar görmediğini beyan etmiş, tutuklandıktan 6 ay sonra ise akla hayale gelmeyecek şekilde müvekkil ve arkadaşlarını cinsel saldırı iftirasıyla suçlamıştır.

Cezaevinde tecrit hücresinde oldukça zor koşullarda bırakılan Çağla Doğan, etkin pişman olması için bir kısım kişiler, hatta bir kısım cezaevi yönetimi tarafından yoğun şekilde baskı görmüştür. Küflü, kirli, çok soğuk, böcek ve kemirgenlerin yoğun bulunduğu, 3 adımlık tecrit hücresindeki zor koşullara ancak 6 ay dayanabilmiştir. Ağır baskılara dayanamayarak zor cezaevi koşullarından kurtulabilmek için etkin pişman olmuş ve tekrar tutuklanıp ömür boyu cezaevine gönderilme korkusuyla, akıl almaz iftiraları anlatmak zorunda bırakılmıştır.

Bu iftiraları sıralarken Mahkeme Başkanı ve heyeti tarafından bir kez bile kendisine,

• 6 YIL BOYUNCA SÖZDE TECAVÜZCÜSÜYLE NEDEN GÖRÜŞTÜĞÜ,

• SÖZDE TECAVÜZCÜSÜNDEN NEDEN HEDİYELER KABUL ETTİĞİ,

• GÜYA TECAVÜZE UĞRADIĞI YERE NEDEN HER GÜN AİLESİNİN YANINDAN ÇIKIP, ÖZENLE SÜSLENİP HAZIRLANIP GELDİĞİ,

• NEDEN SÖZDE TECAVÜZCÜSÜYLE EVLENME PLANI YAPIP AİLESİYLE VE KIZ KARDEŞLERİYLE TANIŞTIRDIĞI,

• TECAVÜZE UĞRADIĞINI İDDİA ETTİĞİ BİR ORTAMA NEDEN İKİ KIZ KARDEŞİNİ BİRDEN GETİRDİĞİ,

• SÖZDE TECAVÜZCÜSÜ İÇİN “HAYATIMDA İLK DEFA BİRİ BANA BU KADAR İYİ DAVRANIYORDU” DEMESİNİN BİR ÇELİŞKİ OLUP OLMADIĞI SORULMAMIŞTIR.

Çağla Çelenlioğlu cezaevinde kaldığı 6 ay boyunca kendisi gibi tutuklu olan müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına çok sık mektup yazmıştır. Mektuplarının hitap kısımlarında müvekkil Adnan Oktar’a olan sevgisini, özlemini ve verdiği değeri; coşku ve heyecan dolu cümlelerle dile getirmiş ve kelimelerinin başlarına “EN”, “ÇOK” gibi sıfatlar ekleyerek özellikle vurgu yapmıştır. Şüphesiz ki bu hitaplar içten gelerek, sevgiyle yazılmış, samimi hitaplardır. Yoksa bir kadının zulüm gördüğü bir erkeğe “Çok çok çok sevdiğim, en değerli, en kıymetli” diye hitap etmesi mümkün değildir.

Görüldüğü üzere, ÇAĞLA DOĞAN (ÇELENLİOĞLU) mektuplarında müvekkil Adnan Oktar’ı çok özlediğini, bir an önce onunla ve arkadaşlarıyla kavuşmak istediğini, onları çok sevdiğini yazmıştır. Hiçbir kadının yıllarca kendisine zulmetmiş bir insanla kavuşmayı istemesi söz konusu dahi olamaz. Tüm bunlar etkin pişmanlık ifadesi sırasında anlattığı hikayelerin baştan sona kurgu ve yalan olduğu, kumpasın senaryosu olarak kendisine dayatılıp söylettirildiğinin delilidir.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 13.01.2025

Yorum Gönder

0 Yorumlar