Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Sayın Bülent Tezcan’ın Çağrısı Her Görüşten İnsan İçin Geçerli Olmalıdır

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU

“Diyorlar ki ya haysiyetin ya hürriyetin. Ya haysiyetini ayaklar altına alacaksın, masum insanlara iftira atacaksın ve hürriyetini kurtaracaksın, ya da haysiyetine sahip çıkacaksın ve tutsaklığa devam edeceksin, hürriyetinden olacaksın."

Bülent Tezcan
CHP Aydın Milletvekili

Sayın Bülent Tezcan’ın bu çağrısı için ’haksız, vicdansız veya yanlış’’ diyebilecek tek bir kişi bile yoktur. Ancak şaşırtıcı bir şekilde söz konusu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda, bu söyleneni ve çok daha fazlasını yaşamalarına rağmen bu durum bir kısım çevreler tarafından görmezden gelinmekte, hatta sevinçle karşılanmaktadır. Bu samimiyetsizlik son bulmadıkça hukukun tecellisi beklentileri boşunadır.

2025 yılı içerisinde kamuoyunun en fazla karşılaştığı konuların başında “yargıdaki sorunlar” ve bunun alt başlıklarından birisi olarak da “etkin pişmanlık kurumunun kötüye kullanılması” gelmiştir. Pek çok siyasetçi, akademisyen, hukuk insanı ve gazeteci, hemen her gün karşımıza çıkan yeni yeni hukuk ihlallerinden yakınmakta, birçok insanımızın maddi ve manevi zararına yol açan hukuk ihlallerinin bir an önce düzeltilebilmesi için çözüm önerileri sunmaktadır.

En son olarak CHP Milletvekili Sayın Bülent Tezcan, 2026 yılı bütçe görüşmeleri sırasında TBMM’de yaptığı 18.12.2025 tarihli konuşmasında şunları söylemiştir:

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ne yazık ki son özellikle bir yıldır yaşadığımız bu kumpas soruşturmaları şeytanla pazarlığa dönüşmüştür. Şeytanla pazarlığa yani tutsak alınanlara, gözaltına alınanlara, tutuklulara deniyor ki haysiyetinle hürriyetin arasında bir tercihte bulunacaksın, haysiyetinle hayatın arasında bir tercihte bulunacaksın.
Yani diyorlar ki ya haysiyetin ya hürriyetin. Ya haysiyetini ayaklar altına alacaksın,
masum insanlara iftira atacaksın ve hürriyetini kurtaracaksın ya da haysiyetine sahip
çıkacaksın ve tutsaklığa devam edeceksin, hürriyetinden olacaksın.”

Sayın Tezcan’ın tespitleri son derece isabetlidir. Müvekkil Adnan Oktar, Sayın Tezcan’ın bu tespitinin vicdanının güzel bir yansıması olduğunu düşünmekte ve samimiyetini takdir etmektedir.

Ancak bu hukuk ihlallerinin bazı siyasi davalar ve sol görüşlü gazetecilerin yargılandıkları dosyalarda yaşanmaya başlandıktan sonra eleştirilmesinin topluma ve Türkiye’nin geleceğine bedeli ağır olmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar ve 200’den fazla arkadaşı, 2018 yılından beri yani yaklaşık 8 yıldır aralıksız şekilde hukuk ihlallerine maruz kalmakta ve seslerini duyurmaya çalışmaktadır.

Örneğin, müvekkil Adnan Oktar’ın savunma avukatları tarafından 7 yıl önce, 03.05.2019 tarihinde, kumpasın daha en başlarında kaleme alınan bir dilekçenin “konu” kısmında bakın nasıl bir anlatım bulunmaktadır:

Adnan Oktar Davası’nın hem savunma avukatları hem de sanıkları, 7 yıldan uzun süredir kaleme aldıkları dilekçelerle, çıktıkları mahkemelerde Mahkeme Heyetlerine karşı yaptıkları sözlü anlatımlarla, bir taraftan da basın duyuruları ve bilgilendirme yazıları ile maruz bırakıldıkları hukuk ihlallerini tüm kamuoyuna duyurmuşlardır. Ancak ne yazık ki bazı kesimler, bizzat başlarına gelmeden veya yakınları benzer hukuksuzluklara uğramadan önce, bu konuda bir adım atmayı hiç düşünmemiştir.

Sayın Tezcan ise güzel bir vicdan ve cesaret göstererek etkin pişmanlık müessesini eleştirmiştir. Bir siyasetçi olarak sesini geniş kesimlere duyurma imkanı olduğundan bu eleştirisi kıymetli ve önemlidir.

Kendisinin ve pek çok gazetecinin, program yapımcısının, akademisyen ve hukukçunun yakındığı gibi, etkin pişmanlık kurumunun amacı dışında kullanıldığı açık bir gerçektir. Oysa bu hukuksuzluk yoluna girilmesi bugünün konusu değildir, tam olarak Adnan Oktar Davasının 2018 yılı Temmuz ayında düzenlenen polis operasyonunda uygulamaya konulmuştur.

O tarihten bugüne dek müvekkil ve müdafileri belki de yüzlerce kez, bu konudaki hukuksuzluklara göz yumulmasının daha sonra başkaca pek çok kesimi de etkisi altına alacağını, adalete duyulan güveni zedeleyeceğini ve halk arasında ciddi endişelere sebebiyet vereceğini dile getirmişlerdir. Ancak Adnan Oktar ve arkadaşlarına sistematik bir biçimde uygulanan hukuksuzluğa seyirci kalınmış olunması, hukuk ihlallerinin giderek olağanlaşmasına ve giderek daha geniş şekilde uygulanır olmasına sebebiyet vermiştir.

Sayın Tezcan’ın konuşmasında değindiği ikinci konu ise, etkin pişmanlığa zorlama ile bağlantılı olarak, ağır rahatsızlıkları olan bazı kişilerin özellikle tutuklandığı ve serbest bırakılmadığı iddiasıyla ilgilidir:

 
“Değerli milletvekilleri Mehmet Murat Çalık doktor raporuyla, heyet raporlarıyla sabit hasta, hayati tehlikesi var. Annesinin feryadını bütün dünya duydu ama bu kumpasın arkasındakiler duymadı, bir onlar duymadı. Mehmet Murat Çalık'a diyorlar ki, hayatınla haysiyetin arasında bir seçim yap, ya haysiyetini ayaklar altına al arkadaşlarına, masum insanlara iftira at hayatını kurtar ya da hayatını riske at. 
Hayatını riske at, haysiyetini kurtar ve arkadaşlarımız şükürler olsun ki haysiyetlerini sonuna kadar savunmaya devam ettiler ve edecekler. Yalnız bunu yapanlar şunu hiç unutmasınlar: Bozduğunuz kantar sizi de tartar. Bozduğunuz kantar bir gün sizi de tartar ve o şeytan bir gün sizi de o pazarlık masasına oturtur. O şeytan bir gün gelir sizi de o pazarlık masasına oturtur. Bunu hiç unutmayın.”

Sayın Tezcan’ın konuşmasında işaret ettiği Beylikdüzü Belediye Başkanı Sayın Mehmet Murat Çalık uzunca bir süredir tutuklu olarak yargılanmakta ve çok ağır sağlık sorunlarıyla mücadele etmektedir.

Sayın Mehmet Murat Çalık’ı geçmişinde, akut lösemi ve lenfoma gibi ciddi kanser hastalıkları bulunmaktadır. Bu hastalıklar cezaevi koşullarında nüksetmesi muhtemel hastalıklardır. Nitekim Sayın Çalık, cezaevine girdikten sonra hızlı şekilde kilo kaybı yaşamıştır. Bir çok defa hastaneye kaldırılması gerekmiş, yapılan tetkiklerde vücudunda riskli oluşumlara rastlanmıştır.

Sayın Tezcan’ın konuşmasında değindiği Sayın Mehmet Murat Çalık’ın yanı sıra, kamuoyunun hastalığı hakkında detaylı şekilde bilgiye sahip olduğu kişilerden bir diğeri, tutuklu sanık Sayın Tayfun Kahraman’dır.

Sayın Tayfun Kahraman, 2005'ten beri MS hastalığıyla mücadele etmekte olup, zorlu cezaevi koşulları nedeniyle sık sık atak geçirmekte, ilaç erişim sorunları ve hastane sevklerindeki sıkıntılar dolayısıyla sağlık sorunları yaşamaktadır. Sayın Tayfun Kahraman yaklaşık 43 aydır cezaevinde bulunmaktadır ve Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararına rağmen tahliye edilmemiştir.

Konuyla ilgili diğer isim ise tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Muhittin Böcek’tir.

Sayın Muhittin Böcek’in sağlık sorunları oldukça ciddi ve kroniktir. COVID-19 pandemisi döneminde 108 gün yoğun bakımda kalarak yaşam mücadelesi vermiştir. Tutuklu bulunduğu sürede, günde 21 farklı ilaç kullanmak durumunda kalmıştır.

Cezaevi koşulları nedeniyle kronik sağlık sorunlarının kötüleştiği belirtilmektedir. Nitekim cezaevinde bulunduğu dönem itibariyle 10 kere hastaneye kaldırılmıştır.

Bu vesileyle, adı geçen kişilere ve zorlu cezaevi koşullarında sağlık sorunları yaşayan tüm vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.

Bugün sağlık sorunları yaşayan kişilerle ilişkili olan ve kamuoyunun yakından endişeyle takip ettiği bu uygulama da, ilk olarak Adnan Oktar Davası kapsamında denenmiş ve Adnan Oktar’ın yakın arkadaşlarından çok ağır sağlık sorunları olanlar dahi tutuklanarak cezaevlerine gönderilmiştir.

Polis operasyonunun arkasından tutuklananlar arasında kanser, kalp, akciğer, beyin, MS, ağır bel ve boyun rahatsızlıkları olan kişiler bulunmaktadır.

Bu kişiler tutuklu bulundukları hapishanelerde düzenli kullanmak zorunda oldukları ilaçlara ulaşmada, acil tıbbi yardım almakta veya koğuşlarında mutlaka bulunması gereken eşyalara ulaşmakta ciddi problemler yaşamışlardır.

Bu eziyetlere yalnızlaştırma politikası ve psikolojik işkence de eklenerek adı geçen suçsuz insanlar sahte “itirafçı” olmaya zorlanmıştır.

Örnekler vermemiz gerekirse;

Hüseyin Alpar Sayın

Hüseyin Alpar Sayın 11.07.2018 tarihinde Adnan Oktar dosyası kapsamında gözaltına alınarak tutuklanmıştır. Pankreas adacık hücre hiperplazisi ve hipoglisemi hastasıdır.

Hastalığı sebebiyle pankreas hücrelerinde aşırı insülin üretimi olmakta, kan şekeri düşmekte, bu nedenle sık sık bayılarak kendinden geçmektedir.

Akciğerinde dağınık bulunan nodüllerden dolayı nefes darlığı, göğüs ağırısı oluşmakta ve bu nedenle yoğun öksürük krizlerine girmektedir. Kalp kapakçıklarında nitral kapak hastalığı denilen ritim bozukluğuna, nefes darlığına ve kanlı balgama sebep olan bir hastalığı da vardır.

Hipoglisemi sebebiyle protein ağırlıklı özel bir diyet uygulaması gerekirken, cezaevi koşullarında beslenme düzenini hastalığına göre şekillendiremediğinden bayılma mahiyetinde olan nöbetler geçirmektedir. Bu nedenle tutuklu olduğu süre boyunca ciddi kilo kaybı yaşamıştır.

Bandırma  Devlet  Hastanesi’nin  Kurul  Raporu  ile  “infaz  kurumu koşullarında hayatını idame ettiremeyeceği”ne karar verilmiştir.

Buna rağmen Alpar Sayın bugüne dek kesintisiz şekilde cezaevinde tutulmakta, üstelik büyük bir yaşamsal tehlike oluşturacak şekilde tek başına bir hücrede bulunmaktadır.

Bu durum, birden fazla tehlikeli derecedeki hastalığının ilerlemesi ve telafi edilmesi mümkün olmayan bir noktaya varması ihtimalini ortaya çıkarmaktadır.

                    Müge Öğütçü

Müge Öğütçü’nün omurgasında 11 fıtık bulunmaktadır. Ciddi bir bel çöküntüsünden dolayı sürekli belde kilitlenme ve bel tutukluğu yaşamaktadır. Gözaltında bulunduğu nezarethane sürecini ancak 8 gün boyunca yapılan iğnelerle geçirebilmiştir ve bu süreçte omurgasında olan hasar çok daha fazla ilerlemiştir.

Gözaltına alındığı hafta bel ameliyatı olacakken gözaltına alındığından dolayı bu ameliyat gerçekleşememiştir.

Gözaltına alındığı ilk iki gün boyunca iki bayan polis memurunun koluna girmesi ile yürüyebilmiş ve sürekli ilaç tedavisi sonucunda bu süreci atlatabilmiştir.

Müge Öğütçü, suçlamaları boşa çıkaran ve sanıkları beraat ettiren ilk Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuksuz şekilde devre dışı bırakılması ve ilgili hakimlerin görevlerinden alınarak haklarında dava açılmaları sonucunda, yaşadığı hukuk ihlallerinin hiç bitmeyeceği endişesiyle POLİS OPERASYONUNDAN 3 YIL SONRA ETKİN PİŞMANLIĞA BAŞVURMAYA MECBUR BIRAKILMIŞTIR.

Mete Oktar

1945 doğumlu olan Mete Oktar, 11 Temmuz 2018 tarihinde gözaltına alınmış, 19 Temmuz 2018 tarihinde de tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Cezaevinde tutulduğu süre boyunca kanser hastalığı iyice ilerlemiş, bu yüzden 1 yıl sonra tahliye edilmiştir.

Kanser prostatına, akciğerine ve gırtlağına sirayet etmiştir. Çok ağır bir kanser tedavisi gören Mete Oktar, fiziksel olarak da son derece zayıf düşmüştür. Ağır, havasız, sağlıksız, soğuk cezaevi koşulları şöyle dursun, son derece steril bir ortamda ihtimam gösterilerek bakılması gerekirken, bulunduğu cezaevinden kontrolleri için sevk edildiği hastaneye her seferinde ambulansla değil cezaevi aracıyla ve elleri ters kelepçeli olarak nakledilmiştir. Bu sevkler saatlerce süren işkencelere dönüşmüştür.

METE OKTAR, 2024’TE VEFAT ETMİŞTİR.


Şecaattin Çelikler

Şecaattin Çelikler hakkındaki suç isnadı, 2013 yılı sonu 2014 yılı başında güya nitelikli cinsel saldırı suçu işlediği şeklindedir. Oysa geçirdiği ağır kanser rahatsızlığı sebebiyle 16.12.2013’te ameliyata alınmış, 4. evre böbrek kanseri sebebiyle sol böbreği ve mesane bağlantı kanalı çıkarılmıştır. Bilahare, 02.01.2014 tarihinden başlamak suretiyle ağır bir kemoterapi sürecine başlamış, bu tedavi süreci aynı yılın Mart ayına kadar aralıksız devam etmiştir.

Bu süreçte tüm saçları dökülmüş, yaklaşık 30 kg kaybetmiştir. Tüm bu tıbbi gerçekler resmi evraklarla kanıtlandığı halde, mahkeme heyeti müştekinin soyut isnadına gerekçesiz şekilde üstünlük tanıyarak Şecaattin Çelikler’e 18 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetmiş ve cezaevine göndermiştir.

Cezaevindeyken sağlık durumu gittikçe kötüleşmiş, yaklaşık 1 aylık bir süreçte 20 kg kaybetmiştir. Hiç yemek yiyemez duruma gelip ağrıları dayanılamayacak boyuta varmasına rağmen cezaevi revirinde üstün körü bir muayne ile yetinilmiş, basit ağrı kesicilerle tedavisi çok geciktirilmiştir. Durumu hayati risk seviyesini aştıktan sonra harekete geçilebilmiş, önce Silivri Devlet Hastanesi’ne, sonra da Başakşehir Çam ve Sakura Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Burada acil olarak ameliyata alınmış ve bağırsağında habis kanserli bir tümör tespit edilmiştir. Doktoru, eğer biraz daha gecikilseydi vefat edebileceğinden yakınmıştır.

Ameliyatından  sonra  özel  steril  ve  hijyenik  ortamda  tedavi  edilmesi gerekirken cezaevine geri götürülmüştür.

BU TARİHE KADAR KESİNTİSİZ ŞEKİLDE HAPİSTE TUTULMAKTADIR.

İsmail Hulusi Gökmenli

Hulusi Gökmenli tutuklanmasından hemen önce beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırılmış, hastanede tedavi görmüş ve müşahade altında tutulmuştur. Evinde istirahat etmesi ve titiz bir bakım görmesi gereken dönemde tutuklanarak cezaevine konulmuştur.

Gökmenli’nin kronik olarak seyreden birden fazla hastalığı bulunmakta olup kendisi “intrakranial anevrizma” denilen “damar anomalisi” hastasıdır. Ayrıca hipertansiyon hastası da olduğundan, tansiyonundaki değişmeler diğer hastalıklarını    olumsuz    yönde etkilemektedir.

Daha önce tansiyonunun yükselmesi ile bağlantılı yaşadığı epilepsi nöbetleri esnasında 2 kez beyin kanaması geçirmiş ve kendisine beyin anjiyosu yoluyla acilen müdahale edilmiştir.

Hastalığından dolayı sık sık epilepsi nöbeti geçiren Gökmenli’ye cezaevi ortamında geçireceği bir nöbet esnasında geç müdahale edilmesi halinde telafisi imkansız zararlar oluşacak, muhtemelen ölüm riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

HULUSİ GÖKMENLİ, 11.07.2018 TARİHİNDEN BERİDİR KESİNTİSİZ ŞEKİLDE TUTUKLUDUR.

Serap Akıncıoğlu

Akıncıoğlu’nun kalbinde 5 tane delik vardır ve her an anevrizma atma riski altında 1,5 yıl boyunca hapishanede tutulmuştur. Kalp kapakçıklarında problem olup kalbi sürekli olarak büyümektedir. Akıncıoğlu’nun kalbinde kirli kan ile temiz kanın birbirine karıştığı hayati bir komplikasyon bulunmaktadır. Ayrıca akciğerindeki nodüller de sürekli büyümektedir.

Vücudunda platin, boynunda fıtık olan Serap Akıncıoğlu hapishane süreci öncesinde tam 6 kez ameliyat geçirmiştir. Diğer yandan, göz retinasındaki tümörden dolayı görme kaybı da yaşayan bir insan olmasına rağmen TUTUKLU YARGILANMIŞTIR.

Dilem Köknar

Aynı Tayfun Kahraman gibi MS hastası olan Dilem Köknar 1,5 YIL BOYUNCA CEZAEVİNDE TUTUKLU KALMIŞ, DEVAMINDA  İSE  1  YIL  BOYUNCA  EV HAPSİNE ALINMIŞTIR. Bilindiği gibi, MS hastalarının çok hijyenik koşullarda yaşaması gerekmektedir. Çünkü bağışıklık sisteminin güçsüz düştüğü durumlarda MS hastaları ölüm riski ile karşı karşıya kalabilmektedir.

Zeynep Yalçın

Beyin kanseri olan Yalçın, beynindeki tümörün temizlenmesi için beyin ameliyatı    geçirmiştir.    Hastalığı nüksedince tekrar ameliyata alınmıştır. Sık aralıklarla doktor kontrolüne gitmesi, beyin MR’ları alınarak hastalığın ilerlemesinin kontrol altında tutulması gerekmektedir. Evinde istirahat etmesi ve titiz bir bakım görmesi gereken dönemde tutuklanarak cezaevine konulmuştur.

Hipertansiyon hastası da olan Yalçın’ın kalp kapakçıklarında ise “mitral kapak hastalığı” denilen ritim bozukluğu, nefes darlığı ve kanlı balgama sebep olan bir hastalığı vardır. TÜM BU RAHATSIZLIKLARINA RAĞMEN YALÇIN, 1,5 YIL CEZAEVİNDE, DEVAMINDA İSE 1 YIL BOYUNCA EV HAPSİNDE TUTULMUŞTUR.

Deniz Tanık

Deniz Tanık, meme kanseri ve aynı zamanda kontrolleri devam eden tiroid kanseri hastasıdır.

Şiddetli ağrılara yol açan sinir sistemi hastalığı nedeniyle nöbet şeklinde bayılmalar yaşayan Tanık cezaevi şartlarından çok olumsuz etkilenmiştir. Deniz Tanık 2 YIL BOYUNCA CEZAEVİNDE TUTUKLU KALMIŞTIR. Tahliye edilmiş, ancak kısa süre sonra bir kere daha tutuklanmıştır.

Esra Saraçoğlu

Esra Saraçoğlu, aynı Mehmet Murat Çalıkoğlu gibi bir Lenfoma hastasıdır. Tedavi sürecinde ağır kemoterapi ve radyoloji kürleri alan Saraçoğlu’nun bu tedaviler sebebiyle vücudunda uyuşmalar ve kasılmalar meydana gelmektedir. CEZAEVİNDE 1,5 YIL BOYUNCA HAYATİ TEHLİKE ALTINDA TUTUKLU KALMIŞTIR.

Mihrinaz Tuba Örmen

Tuba Örmen aktif kanser hastası olup kendisine kanserin ölümcül türlerinden biri olan “kronik lenfositik lösemi” tanısı konulmuştur. Hayati tehlikesi olmasının ötesinde boyun ve koltuk altında bulunan lenf nodülleri cezaevi şartları sebebiyle sürekli büyümüştür. Bu hastalığı nedeniyle enfeksiyonlara aşırı derecede yatkınlığı olduğundan, hastalığı sağlıklı bir şekilde takip edilemediğinden, lenf bezlerinde meydana gelen büyüme kanserinin ilerlemesine neden olmuştur. CEZAEVİNİN ZORLU KOŞULLARINDA TAM 1,5 YIL BOYUNCA HAPİS TUTULMUŞTUR.

SONUÇ OLARAK,

Müvekkil Adnan Oktar Hasta insanların cezaevlerine doldurulması ile hedeflenen neticenin, sahte etkin pişman itirafçılar elde etmek olduğu konusunda yaklaşık 8 yıldan beri sayısız kereler tüm makamları uyarmış ve kamuoyunu bilgilendirmiştir. Ancak bu konudaki uyarıların tamamı yukarıda da belirttiğimiz gibi maalesef hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır.

Asıl şaşırtıcı olan ise müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına tüm bu hukuksuzluklar acımasızca yaşatılırken, yapılanın “hukuk ihlali” olduğunu tüm kesimlerin her yönüyle farkında oldukları bugün yaptıkları açıklamalardan net olarak görülmektedir.

Müvekkil ve arkadaşları iyi niyetli olarak “yargının içinde bulunduğu durum, hukuksuzlukların göz göre göre yapıldığı bilinmiyor olabilir” düşüncesiyle var güçleriyle yaşadıklarını anlatmaya çabalamışlardır. Ancak bugün gelinen aşamada gazetecilerin, aydınların, akademisyenlerin, siyasetçilerin “hukukun hangi yöntemlerle ihlal edildiğini, insanların nasıl baskı altına alındığı ve etkisiz hale getirildiğini, haklarının nasıl çiğnendiğini” gayet iyi bildikleri anlaşılmaktadır.

Bu da, bile bile tertemiz masum genç insanların binlerce yıl ceza alıp cezaevlerinin küflü hücrelerine kapatılmalarına, ailelerinin perişan olup onlarcasının vefat etmesine, ağır hasta insanların cezaevinde ölüme terk edilmesine, nesiller boyu ailelerinden gelen tüm mal varlıklarına, şirketlerine ve hatta emekli maaşlarına dahi el konulup yoksulluğa terk edilmelerine, Türkiye’nin belki de en aydın en iyi eğitimli en medeni ve güzel ahlaklı insanların ülkelerine en çok hizmet edecekleri çağlarında cezaevlerine kapatılmasına göz yummak demektir.

Böylesine ağır bir vicdansızlık tüm toplumu yaraladığı gibi, Allah Katında da vebali kuşkusuz büyüktür.

Hatta bazı kesimler bu konudaki çağrılarımızı cezaevinden tahliye olmak için kullanılan bir taktik olarak algılamıştır. Ancak cezaevlerine yolu düşen, oradaki zorlu şartlara muhatap olan herkes özellikle ağır hastaların havasız, kalabalık, susuz, pis, dar, bakımsız, tehlikeli, aşırı soğuk veya sıcak koğuşlarda ne büyük zorluklarla mücadele ettiğine bizzat şahit olmaktadır.

Müvekkilin ağır hastalıklarla mücadele eden arkadaşlarının bu şartlarda cezaevlerinde yaşadıkları zorlukları, sadece CHP belediyeleriyle ilgili soruşturmalarda tutuklanan bazı kişiler değil başka birçok vatandaşımız da yaşamaktadır.

Daha da vahimi, bu zorluklarla mücadele eden insanların yaşadıkları acılardan menfaat elde etmek isteyen kimselerin olmasıdır. Art niyetli, hukuk tanımaz çeşitli odaklar bazı insanları işlemedikleri suçları üstlenmeye zorlamaktadırlar.

Unutulmamalıdır ki, bir ülke dünyanın en zengin ülkesi olsa bile, adalet ve merhametten uzaksa gerçekte o ülke hiçbir şeye sahip değil demektir.

Türkiye’de gelinen aşamada ekonomik sorunlardan daha önemli olan, adaletsizliğin ve merhametsizliğin yol açtığı sorunlardır. En hayati önem taşıyan bu sorunlara sebebiyet veren kimseler kamuoyuna mutlaka deşifre edilmeli ve cezalandırılmalıdır.

Etkin pişmanlık müessesesinin işleyişindeki kusurlar gün gibi ortadadır.

Etkin pişmanlık müessesesi kullanılarak siyasi ve ideolojik operasyon yürütülmesinin önüne geçilmelidir. İnsanlar haysiyetleri ve hürriyetleri arasında seçim yapmak zorunda bırakılmamalıdır. Ağır hastalıklardan mustarip insanlar suç işledikleri kesin olarak ispatlanmış olsalar bile cezaevlerinde tutulmamalıdırlar.

Devletimize has merhamet ve adalet anlayışı her koşulda her kesime karşı ayakta tutulmalı, vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için en güçlü şekilde hüküm sürmelidir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız. 04.01.2026

Yorum Gönder

0 Yorumlar