EN TEMEL ANAYASAL HAK OLAN DİLEKÇE YAZMAYI “İSTİSMAR” DİYE NİTELEMEK BARIŞ PEHLİVAN’IN VİCDANINA YAKIŞMAMIŞTIR
Barış Pehlivan 2 Ocak 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazısında müvekkil Adnan Oktar’ın, yargılandığı mahkemelere sunduğu dilekçeleri konu edinerek kendince birtakım gerçek dışı ve itham edici değerlendirmelerde bulunmuştur. Yanıldığı ve yanlış bildiği konular hakkındaki bilgilendirmemiz aşağıdadır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın konuyla ilgili görüş ve düşünceleri şöyledir:
Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, Timur Soykan, Murat Ağırel gibi arkadaşları kendilerini demokrasi, adalet ve hukuk savunucusu olarak görmekte, yaptıkları haberlerle de yolsuzluk ve hukuksuzlukla mücadele çabası verdiklerini iddia etmektedirler. Kuşkusuz bunlar güzel ve takdir edilmesi gereken ideallerdir. Müvekkil Adnan Oktar da hukuksuzlukları ifşa etmek için gösterdikleri gayreti, eşitlikten, adaletten, özgürlükten yana olduklarını söyleyen beyanlarını beğenmektedir. Ancak Barış Pehlivan ve arkadaşlarının bu söylemlerinde ve iddialarında samimi olup olmadıklarının turnusolü, kendileriyle aynı ideolojiden olmayanlar söz konusu olduğunda da aynı şevkle ve heyecanla adaleti, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü savunup savunmadıklarıdır.
Ne var ki, kendileri dışındaki insanlar hakkında -tıpkı başkalarının onlara ve fikirdaşlarına yaptıkları gibi- sırf kamuoyu algısı oluşturmak için bir an bile tereddüt etmeden karalama, iftira, önyargı dolu yazılar yazıp, yayınlar yapabilmekte, daha da acısı -tıpkı sabah akşam eleştirdikleri bazı basın gibi- önlerine her konulanı sorgulamadan haber yaparak -bilerek veya bilmeyerek- derin odakların yönlendirmesine uymaktadırlar.
Müvekkil, bir Anadolu çocuğu olduğu her halinden görülen Barış Pehlivan’ın dürüst ve vicdanlı bir insan olduğunu görmekte, Anadolu irfanının gereği olan efendilikle ve mertlikle bu yanlış tarzından vazgeçeceğine inanmaktadır. Bir kızgınlık veya öfkeyle değil, kendisinin vicdanını gördüğü için merhametle ve kardeşlikle bu düşüncelerini dile getirmektedir.
Barış Pehlivan daha önce tutuklanmış, hem kapalı hem de açık cezaevinde kalmış biri olarak cezaevi koşullarını, mahkemelerdeki yargı süreçlerinin nasıl işlediğini, Türkiye’de Adnan Oktar Davası dosyası gibi büyük dosyalarda kumpasın nasıl organize edildiğini birçok insandan daha iyi bilir. Müvekkil ve arkadaşlarının dosyasındaki hukuk ihlallerini de, derin devletin nasıl bir psikolojik savaş yürüttüğünü de en iyi bilen insanlardan biridir. Kendisi derin devletin zalimliğini ve acımasızlığını yakinen yaşamış biri olarak, bu tip kumpas davalarında dürüst ve vicdanına göre bir tutum izlerse, samimi düşüncelerini ifade ederse derin devletin karanlık yapılarının gazabına maruz kalacağını düşünüyor olabilir. Bu düşüncenin sebep olduğu endişe ve korkunun insani yönünü anlayışla karşılıyoruz. Bununla birlikte Barış Terkoğlu, Allah’ın tüm derin devletlerin üzerinde ve onların gerçek sahibi ve hakimi olduğunu görüp yalnızca Allah’tan korkarak vicdanından taviz vermemesinin kendisi için en büyük onur ve şeref olacağını bilmelidir.
Aşağıda detaylarıyla izah edeceğimiz üzere, Barış Bey’in, müvekkilin dilekçe sunmasını sözde istismar olarak nitelemesi son derece izansız, vicdana aykırı ve hukuken kabul edilemeyecek bir yaklaşım olmuştur. Dilekçe her vatandaşın sahip olduğu anayasal bir haktır. Vatandaşın, dilekçesinde Devletin ilgili makamlarına her konuyu anlatma, izah etme ve bilgilendirme hakkı vardır. Kaldı ki müvekkil Adnan Oktar dünya çapında tanınan ve fikirleri etkili olan bir insan olarak toplumsal sorunlara, ülkemizin geleceği için hayati önem taşıyan konulara dilekçelerinde değinmemiş olsa belki bu bir eleştiri konusu olabilirdi.
2018’den bu yana ana dava dosyası iddianamesi, gerekçeli kararı, İstinaf Mahkemesi gerekçeli kararı, Yargıtay onama kararı, sözde örgütün devamlılığı dosyalarının iddianameleri, farklı suç duyuruları neticesinde açılan soruşturmaların iddianameleri göz önünde bulundurulduğunda MÜVEKKİL ADNAN OKTAR HAKKINDA 30 BİN SAYFAYA YAKIN İDDİA VE İSNAT VARDIR. MÜVEKKİLİN SAVUNMALARI VE DİLEKÇELERİ BU 30 BİN SAYFANIN %1’İ BİLE ETMEMEKTEDİR. ON BİNLERCE SAYFALIK ALEYHE İDDİALARIN BÜYÜK KISMINI MÜVEKKİLİN İNANCI, YAŞAM TARZI, DÜŞÜNCE YAPISI VE İLMİ ÇALIŞMALARI OLUŞTURMAKTADIR. MAHKEME HEYETLERİ MÜVEKKİLİ BASINDAN DUYDUKLARI KADARIYLA TANIDIKLARI İÇİN MÜVEKKİLİN FİKİRLERİ HAKKINDA MAHKEMEYİ BİLGİLENDİRMESİ SAVUNMASININ ÖNEMLİ BİR PARÇASIDIR.
ANCAK DAHA DA ÖNEMLİSİ, MÜVEKKİL VATANINA AŞIK, DEVLETİNE İTAATLİ, MİLLETİNİ ÇOK SEVEN BİR İNSANDIR. ÜLKEMİZİ VE İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN KONULARDA DÜŞÜNCELERİNİ DİLE GETİRMESİ VİCDANİ BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR. EĞER MÜVEKKİL, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN SON DERECE HAYATİ DÖNEMEÇLERDEN GEÇİLEN BİR DÖNEMDE HİÇBİR YORUMDA BULUNMASA ASIL ŞAŞIRILMASI GEREKEN BU OLACAKTIR. BARIŞ PEHLİVAN’IN, MÜVEKKİLİN HER VİCDANLI İNSANIN GÖSTERMESİ GEREKTİĞİ DUYARLILIĞI GÖSTERMESİNİ YADIRGAMASI GARİPTİR.
BARIŞ PEHLİVAN’IN, BU YAZISIYLA MÜVEKKİLİN DİLEKÇE SUNMA HAKKININ DAHİ ELİNDEN ALINMASINI TEŞVİK EDEN BİR ANLAYIŞA DESTEK VERMESİ DE ÇOK ŞAŞIRTICIDIR.
İmamoğlu Davası gibi bazı siyasi dosyalarda ya da gazetecilerin yargılandıkları davalarda, hemen her sanık ideolojisini, düşüncesini, fikrini, çözüm önerilerini, toplumsal eleştirilerini rahatlıkla dile getirmektedir. Hatta öyle ki sadece dilekçeleriyle değil kendileri cezaevinde olmaları, suç örgütü isnadıyla yargılanmaları ve yaptıkları örgütsel iletişim olarak nitelenip yasaklanabileceği halde sosyal medya hesaplarından el yazılı notları yayınlanmakta, mektupları okunmakta, verdikleri siyasi mesajlar 80 milyon insan tarafından takip edilmektedir. Müvekkil buna hiçbir şekilde karşı değildir. İnsanların duygu, düşünce ve inançlarını özgürce paylaşmalarından da mutlu olmaktadır. Kimseye bir kısıtlama getirilmesini asla istememektedir. Herkes avukatıyla dilediği kadar görüşmeli, fikirlerini ve düşüncelerini insanlara ulaştırabilmeli, mahkeme huzurunda da siyasi görüşlerini ve çözüm önerilerini ifade edebilmelidir. Ancak müvekkil Adnan Oktar söz konusu olduğunda tüm bu insani temel hakların bir anda suç ilan edilmesi vicdana da kanuna da uygun değildir.
Barış Pehlivan ve arkadaşları nasıl ki kendi fikirlerinden olan ve şu an tutuklu olan sol görüşlü siyasetçilerin, gazetecilerin, öğrencilerin vd.nin yazdıkları dilekçelerden ve avukatları ile dışarı not göndermelerinden hiçbir rahatsızlık duymuyorlar ve bunun anayasal hak olduğunu söylüyorlarsa, ki doğrusu da budur, AYNI ANAYASAL HAKKA TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLARAK MÜVEKKİL ADNAN OKTAR DA SAHİPTİR. Müvekkilin bu hakkı kullanmasından rahatsız olmalarının tek sebebi ise müvekkilin inancı ve yaptığı kültürel çalışmalarla komünizmi fikren yerle bir etmesidir. Herkes gayet iyi bilmektedir ki, eğer müvekkil Adnan Oktar da kendi düşüncelerinden olsaydı, bu durumda başta Barış Pehlivan ve arkadaşları müvekkilin savunma hakkını savunur, yuvarlak masalarında gece gündüz yapılan hukuksuzlukları anlatır, tahtaya koydukları tablolarda kumpasın geçersizliğinin belgelerini tek tek ellerinde çubuklarla izah ederlerdi.
1. DEVLETİMİZ, DARWİNİST MATERYALİST İDEOLOJİLERE KARŞI EN ETKİLİ FİKRİ MÜCADELEYİ VEREN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ÇÖZÜM SÜRECİ KONUSUNDAKİ TESPİTLERİNİN ÖNEMİNİN FARKINDADIR
Af çıkması ve son 40 yıldır askere, polise, Devletin tüm kurumlarına ve sivil vatandaşlara silah doğrultmuş bir örgütün mensuplarının vatandaşların arasına karışacak olması kuşkusuz son derece hayati ve önemli bir konudur. Müvekkil Adnan Oktar devletimizin aldığı kararların hikmetine güvenmektedir. Ancak Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli dönemeçlerinden biri olan bu süreçte, gördüğü riskleri ve çözüm önerilerini dile getirmesi vicdani bir sorumluluktur.
40 yıldır aldığı ideolojik eğitimle şiddeti kutsamış, her konuyu silahla ve şiddetle çözmeyi esas almış, insanı bir tür hayvan, tarihin gelişimini ise sınıfsal çatışma ve şiddetin ürünü olarak gören insanların zihinleri, algıları, görüşleri değişmeden toplumun içinde günlük hayata karışmasının nelere sebep olabileceğini görmemek mümkün değildir. Nefretle yoğrulmuş, Devleti yıkmayı varlığının ana amacı haline getirmiş, bunun için de insan öldürmeyi olağan gören bir eğitimden geçmiş olan bu insanlar öğretmen, doktor, banka memuru, siyasetçi, bürokrat vb olarak toplumun içinde yer almadan önce fikirlerinin sağlıklı ve doğru hale gelmesi şarttır. Bu da ancak aldıkları Darwinist materyalist komünist eğitime karşı anit Darwinist anti materyalist anti komünist eğitimle mümkün olabilir. BU EĞİTİMİN ÜSTADININ DA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR OLDUĞU KONUSUNDA TÜM DÜNYA HEM FİKİRDİR.
Müvekkil Adnan Oktar her zaman Devlet ile içiçe olmuş bir insandır. Yakın Türkiye tarihini bilenler ve iyi takip edenler müvekkilin ideolojisinin ve inancının hem ülke siyaseti hem de toplum sosyolojisi üzerindeki güçlü etkisinin farkındadır. Bugün Türkiye’yi yöneten, iktidar veya muhalefette olan, siyasetçi, aydın, gazeteci, yazar, akademisyen, kanaat önderi kime sorulsa en az birkaç tane Adnan Oktar kitabı okumuş, eserlerinden hazırlanan onlarca belgesel izlemiş, sergilerini gezmiş, konferanslarına katılmıştır. TÜM TÜRKİYE’Yİ ADETA DUVARLARI OLMAYAN BİR OKUL HALİNE GETİREN MÜVEKKİLİN KÜLTÜREL ÇALIŞMALARI SAYESİNDE ARTIK BU COĞRAFYADA DARWİNİZMİN D’Sİ, KOMÜNİZMİN K’SI, MATERYALİZMİN M’Sİ SON 20 YILDIR KONUŞULMAMAKTADIR. MÜVEKKİL DİNSİZLİĞİN FELSEFİ ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRMIŞTIR. Nitekim Darwinizm’in kalesi ve üstadı kabul edilen isimler de bir bir bu yenilgiyi ikrar etmişlerdir.
Örneğin Evrim Teorisinin Türkiye’deki en önde gelen savunucularından biyoloji Profesörü Ali Demirsoy bu fikri yenilgileri karşısındaki çaresizliğini katıldığı seminer ve tv programlarında şöyle anlatmıştır:
Ali Demirsoy: ... (ADNAN OKTAR) BUGÜNE KADAR HİÇ KİMSENİN BAŞARAMADIĞI TEKNİK VE MÜKEMMELİYETTE KİTAP, KASET, VİDEO, VD. ARAÇLARINI KULLANARAK geniş bir kitlenin, özellikle eğitim yaşındaki insanların, çıkmaza sokulmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. BU DA BAŞARIYA ULAŞTI MI? BANA GÖRE ULAŞTI. Yapılan birkaç anketten biliyorum. Lise çağındaki öğrencilerin %70’ evrime inanmıyor; %50’si tehlikeli bir akım olarak görüyor, galiba yalnız %5’i evrim olabilir diyor. ÜMİDİN VAR MI DİYE SORARSANIZ? AÇIKÇA KUŞKULUYUM. (Prof. Ali Demirsoy, Biyoloji Eğitiminde Evrim Sempozyum’ndaki sunumundan, Türkiye’nin Evrimi Algılaması 3-4 Mayıs 2007)
Ali Demirsoy’un da itiraf ettiği üzere bugün Türkiye’de evrim derslerini anlatan profesörler bile kendi anlattıklarına inanmamaktadır:
Ali Demirsoy: EVRİM KİTABI YAZMIŞ, YILLARCA TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ÜNİVERSİTESİNDE BU KONUDA DERS VERMİŞ SAYGIDEĞER RAHMETLİ BİR HOCAMIZ, bir gün beni kimsenin olmadığı bir odaya çekerek, “sana bir şey sormak istiyorum Aliciğim” dedi, “buyur hocam” dedim; “SEN GERÇEKTEN EVRİMLEŞME OLDUĞUNA İNANIYOR MUSUN?” dedi. “Sizin kuşkunuz var mı hocam” dedim. “YILLARCA BU DERSİ VERMİŞ VE KİTABINI YAZMIŞ OLMAMA RAĞMEN, BEN PEK İNANMIYORUM” dedi… O AN, İŞİMİZİN ÇOK ZOR OLDUĞUNU FARK ETTİM…. Bırakın öğrencileri, Evrim Teorisi dersi veren hocalarımızın dahi düşüncelerini değiştiremedim. Nitekim üniversitelerde yapılan bir araştırmaya göre; öğrencilerin yüzde 70′i evrime inanmıyor, yüzde 20’si yetersiz buluyor; ancak yüzde beşi inanıyor. (Ali Demirsoy’un Geo Dergisinde 2009 Yılında Yayınlanan Bir Röportajı)
Genetik bilimi uzmanlarından Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk "Evrim Kuramı'nın Günümüzdeki Konumu" başlıklı konuşmasında 1980’lerden itibaren yani müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi mücadelesine başladığı 1979’dan sonra evrim teorisinin Türkiye’de hızlı bir düşüşe geçtiğini söylemiştir:
Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk: "Yıllarca üniversitelerde genetik bilimi hakkında dersler verdim. Şunu gördüm ki... Darwin, bir bilim adamı olarak görülmüyor. Öğrenciler, Darwin’in şarlatan ve din düşmanı olduğunu düşünüyor.... Öğrenciler, (evrim) kuramla ilgili sorduğum sorulara çok güzel, yerinde cevaplar vermiş olsa da yazdıkları cevaplara inanmazlardı. Evrim kuramı ile ilgili her şeyin saçma olduğunu düşünürlerdi. 80'DEN SONRA BÖYLE DÜŞÜNEN ÖĞRENCİLERİN SAYISI ARTTI... GEÇMİŞTE EĞİTİM SİSTEMİMİZDE DARWİN'E KARŞI BU KADAR TEPKİ YOKTUR. TEPKİNİN YOĞUNLUĞU 1985 YILINDAN İTİBAREN ARTMIŞTIR... Biyologdan tutun, kadın doğumculara kadar üniversitelerde evrim kuramını anlatan kişiler var. Bu kişiler evrim kuramını yeteri kadar bilmedikleri gibi, kabul de etmiyorlar."
Evrimsel biyolog ve genetikçi Prof. Dr. Deniz Ergi Özsoy da Türkiye’de evrim karşıtlığının öncüsünün müvekkil Adnan Oktar’ın fahri başkanlığını yaptığı BAV olduğunu anlatırken Darwinistlerin en ağırlarına giden hususu dile getirmekten kendini alıkoyamamış ve terörün ideolojisinin Darwinizm olduğu gerçeği ile yüzleşmiştir:
Deniz Ergi Özsoy: 1990’ların ortalarından sonlarına doğru olan süreçte şöyle kritik bir durum var Türkiye’de. EVRİM KARŞITLIĞI TÜRKİYE’DE ÇOK YÜKSELMEKTEYDİ. O ZAMAN BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI VARDI ŞİMDİ YARATILIŞ ATLASI GÖNDEREN KURULUŞ VAR YA. 1’er sayfalık broşürler bunların Türkiye’deki her yere fakslandığını düşünün. Bir tanesinde şöyle hiç unutmuyorum Doğu Anadolu’daki terörün ideolojisi Darwinizm’dir diye.
Müvekkil Adnan Oktar’ın dev eseri Yaratılış Atlası’nın Avrupa’ya ulaşmasının ardından Avrupa Konseyi hazırladığı raporunda “iki yüz yıldır sabırla inşa ettiğimiz her şey (yani Darwinist materyalist dünya düzeni) yıkıldı” sözleri bu gerçeğin teyidi niteliğindedir. Avrupa Konseyi Basın toplantısında ise Lüksemburglu politikacı Anne Brasseur, basın toplantısında Yaratılış Atlası’nı kaldırıp gazetecilere göstermiş ve Darwinistlerin yaşadığı yenilgi paniğini uzun uzun anlatmıştır.
Kendisini Darwinistlerin uluslararası lideri olarak gören Richard Dawkins de yenilgiyi itiraf edenlerdendir:
Richard Dawkins: Modern Türkiye’nin büyük bir sorunu var. BU DİKKAT ÇEKİCİ BİR ŞEKİLDE BAŞARILI BİR YAZARDAN (ADNAN OKTAR) KAYNAKLANIYOR. İsmini söylemeyeceğim. Reklam yapmak istemiyorum. Ama o bir kitap yazdı, yaratılışçı kitaplar (YARATILIŞ ATLASI). Kim bilir kaç dile çevirmişler ve bunlar ücretsiz bir şekilde bütün dünyadaki biyoloji öğretmenlerine her dilde ücretsiz dağıtıldı. Bir biyoloji departmanına giriyorsunuz, bir biyoloji öğretmeninin ofisine giriyorsunuz ve böyle kocaman kitaplar görüyorsunuz, Türkiye’den gönderilmişler. Kitaptaki resimler güzel bir şekilde resmedilmişler. Sol tarafta bir fosil var ve sağ tarafta da modern bir hayvan var. Her durumda şunu söylüyor, “bu fosile bakın ve modern hayvana bakın. Gördüğünüz gibi bunlar aynı, bu yüzden evrim yaşanmamıştır.
2. MÜVVEKİL ADNAN OKTAR’A KARŞI YEŞİL KOMÜNİSTLER VE SOL KOMÜNİSTLERİN BİRLEŞMESİNİN TEMELİNDE MÜVEKKİLİN İDEOLOJİLERİNİ YIKMASINA DUYDUKLARI ÖFKE VARDIR
Yukarıda da birkaç örneği ile açıkladığımız üzere Darwinizm’i dünya çapında yerle bir eden isim müvekkil Adnan Oktar’dır. Bu konuda hiçbir tereddüt ve fikir ayrılığı bulunmamaktadır.
Yıllarca bilimi dışlayan, “evrim ne ki” cehaleti içinde olan, “maymunda geldiysek niye şu an maymunlar insana dönüşmüyor” gibi acz içindeki bir mantıksızlıkla Darwinizm’e karşı durmaya çalışan, bu yüzden de Darwinistlerin kolayca yenilgiye uğrattıkları muhafazakarların yerine;
- Demagojiden uzak
- Bilimsel delille konuşan
- Akılcı ve tutarlı bilgiler ortaya koyan
- Kaliteyi ve sanatı esas alan müvekkil ADNAN OKTAR’IN İLMİ ÇALIŞMALARIYLA KARŞILAŞINCA ŞOK YAŞAYAN DARWINİSTLER ARTIK YENİLMİŞLERDİR.
Adnan Oktar Davası kumpası ise bu yenilgiyi hazmedemeyen komünist solcular ve komünist sağcıların (yeşil komünistler) İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle ittifak etmesinin ürünüdür. Fikri yenilgilerinden kaynaklanan öfkeyle bu kumpasa alt yapı sağlamışlar, kamuoyu algısı oluşturma görevini üstlenmişlerdir.
Elbette yukarıda beyanlarına yer verdiğimiz profesörler veya yazarlar bir kumpasın parçası değildir. Ancak bu beyanlar, komünist çevrelere hakim “Adnan Oktar öfkesi”nin temelini göstermesi açısından önemlidir. Sağ ve sol komünist çevreler içine yerleştirilen derin devlet elemanları bu öfkeyi körüklemişler ve birçok kişi farkında bile olmadan hukuksuzluğu, kumpası, karanlık yöntemleri destekleyen propagandaların öncüsü haline gelmiştir.
Barış Pehlivan ve arkadaşı Barış Terkoğlu’nun da komünist ideolojiye gizli bir özenme ve hayranlık duydukları görülmektedir. PKK başta olmak üzere çeşitli terör örgütlerinin şiddeti olağanlaştıran ve meşrulaştıran ideolojilerinin komünizm olması ise yüzleşmek istemedikleri bir gerçektir. Müvekkil Adnan Oktar’ın bu gerçeği ortaya koymasından, şiddetin ve terörün son bulması için kültürel çalışma yapmasından da bu sebeple rahatsızlık duymaktadırlar. Müvekkilin komünizm ve Darwinizm karşıtı anlatımlarının etkili olacağını bildikleri için de kendilerince alaycı bir üslupla “PKK’yı eğitmek istiyor” haberleri yaparak bu etkiyi kırabileceklerini sanmaktadırlar.
Darwinizm’in komünizmin sözde bilimsel dayanağı olduğu da bilinen bir gerçektir. Darwinizm olmadan komünizmin hiçbir anlamı yoktur. Canlılığın nasıl ortaya çıktığını açıklayamayan komünizmin hayata, ahlaka, sosyal düzene dair söylediklerinin bir değeri olmayacaktır. Bu nedenledir ki Darwin evrim teorisini ortaya attığında ilk destekçileri komünizmin kurucuları Marx ve Engels olmuş daha sonra komünist Sovyet Rusya’nın ve Maocu Çin’in varlığının temel taşlarından biri haline gelmiştir.
- Darwinizim, komünizm için o kadar büyük bir önem taşımaktadır ki, Engels Darwin'in kitabı yayınlanır yayınlanmaz Marx'a şöyle yazmıştır: "Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin tek kelimeyle muhteşem!"
- Marx ise 19 Aralık 1860 tarihinde Engels'e yazdığı cevabında şöyle diyordu: "Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur."
- Marx bir başka sosyalist dostu Lasalle'a 16 Ocak 1861'de yazdığı mektupta ise şöyle yazıyordu: "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor."
- Marx, Darwin'e olan sempatisini ise en önemli olan eseri Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek göstermişti. Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles Darwin'e gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan."
Komünist ideolojiyi en geniş alanda uygulayan Lenin de çok koyu bir Darwinistti. Lenin’in şiddeti öven ve teşvik eden açıklamaları ise Darwinist komünist ideolojinin gerçek yüzünü göstermesi açısından dikkat çekicidir:
Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz. (Lenin, Collected Works, s. 19.)
Bazı kimseler bizi ZALİMLİĞİMİZ SEBEBİYLE AYIPLADIKLARI ZAMAN, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz. (Pravda, 26 Ekim 1918)
Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak... Devletin hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır. (Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında, Homizuri G.P., Moskova 2005)
Biz politik öldürmelere kesinlikle karşı değiliz. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşırlar. (Lenin, Collected Works, Moskov, cilt 35, s. 23)
“Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum”, diyen bölücü başı Öcalan da, PKK’nın asıl hedefinin “KOMÜNİST TOPLUMUN KURULMASI” sık sık vurgulayan, PKK’yı komünist ideoloji üzerine kurup geliştirmiştir. PKK’YA KATILAN HER İNSAN ELİNE SİLAH ALMADAN ÖNCE UZUN BİR İDEOLOJİK EĞİTİMDEN GEÇİRİLMEKTE, TÜM İNANCINI, YAŞAMINI, DEĞERLERİNİ MARKSİST, LENİNİST, DARWINİST İDEOLOJİYE GÖRE DEĞİŞTİRMEKTEDİR. DOLAYISIYLA PKK’NIN SON BULMASI ELİNDEKİ SİLAHI BIRAKMASIYLA DEĞİL, ELİNE SİLAH ALMASINA SEBEP OLAN KOMÜNİST DARWINİST İDEOLOJİYİ BIRAKMASIYLA MÜMKÜNDÜR. TERÖRÜ VE ŞİDDETİ MEŞRU GÖREN İDEOLOJİYİ SAVUNAN BİR İNSANIN BIRAKTIĞINI İDDİA ETTİĞİ SİLAHI YENİDEN ELİNE ALMASI ÇOK KOLAYDIR. “SİLAHLI MÜCADELE”Yİ YANİ TERÖR VE ŞİDDETİ TELKİN EDEN İDEOLOJİSİ ÇÖKTÜĞÜNDE İSE, AKLEN VE İLMEN ŞİDDETİN GEÇERSİZLİĞİNE KANAAT GETİRDİĞİNDE BİR DAHA HİÇBİR ŞEKİLDE ELİNİ SİLAHA UZATMAYACAKTIR.
Bu nedenle müvekkil Adnan Oktar’ın 40 yıldır anlattığı üzere; komünist terörü ayakta tutan Darwinizmin ve diyalektik materyalizmin geçersizliğinin bilimsel delillerle anlatılması, halka Marksizmin, Leninizmin, Stalinizmin çöktüğünün gösterilmesi teröre yok edici darbeyi indirecektir. Müvekkil Adnan Oktar bunu yapabilecek kişidir. Devletin televizyon ve radyoları, tüm basın yayın organları, önde gelen fikir insanları, yazarlar, konuşmacılar, profesörler, eğitmenler de netice getirmeyecek tüm yöntemleri bir kenara bırakıp, anti Darwinist, anti materyalist, anti komünist ilmi çalışmanın içerisinde yer almalıdır. Bu yapıldığında, yani DARWINİZMİN VE MATERYALİZMİN BİLİMSEL OLARAK ÇÖKTÜĞÜ; DİYALEKTİK MATERYALİZMİN GEÇERSİZLİĞİNİN İSPATLANDIĞI; MARKSİZMİN HİÇBİR BİLİMSEL DAYANAĞININ OLMADIĞI; KOMÜNİZMİN İLMEN GEÇERSİZ OLDUĞU bilimsel delilleriyle anlatıldığında, milletimiz bu konuda sevgiyle, şefkatle ve sabırla bilinçlendirildiğinde, komünist terör de tarihe karışacaktır.
Barış Pehlivan ve arkadaşları da müvekkilin bu söylediklerinin doğru olduğunu çok iyi bilmektedirler.
3. SOL VE SAĞ KOMÜNİSTLERİ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A KARŞI BİRLEŞTİREN GÜÇ İNGİLİZ DERİN DEVLETİDİR
Müvekkil Adnan Oktar’ın Darwinizm'i dünya çapında yenilgiye uğratan faaliyet ve çalışmaları, arkadaşlarıyla birlikte İslam’ın modern yüzünü ortaya koymaları İngiliz Derin Devleti’nin kendisini hedef almasına sebep olmuştur. Sonucunda da Darwinizm karşıtı ilmi mücadelenin bastırılması için, Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik hazırlanan komplo operasyonunu organize etmek amacıyla, İngiliz Lordlar Kamarası’nın bazı esrarengiz üyeleriyle bazı milletvekilleri ve İngiliz istihbarat yetkililerinden oluşan üst düzey bir heyet Türkiye’ye gönderilmiştir.
Heyette içerisinde ED HUSAIN gibi birçok İslam ülkesine girişi yasaklanmış UZMAN DÜZEYİNDEKİ İSTİHBARAT AJANLARINDAN, BARONES NEVİLLE JONES gibi geçmişte Devlet Güvenlik Bakan'lığı yapmış, “Joint Intelligence Committee - Ortak İstihbarat Komitesi” denilen İngiliz İstihbaratının Başı, yani İNGİLTERE'NİN EN ÜST DÜZEY İSTİHBARAT BAŞKANI'na kadar birçok istihbaratçı yer almıştır.
Barones Neville Jones başkanlığında ülkemize gelen İngiliz Heyet; Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'dan, dönemin İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu'ya, dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'ndan, dönemin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın'a ve aralarında AK Parti'li ve MHP'li milletvekillerinin de bulunduğu birçok devlet ve hükümet yetkilisiyle çeşitli görüşmeler gerçekleştirmişlerdir.
JOHN WOODCOCK (Lord Walney) (İNGİLTERE İŞÇİ PARTİSİ ESKİ ÜYESİ, LORDLAR KAMARASI ÜYESİ)

Görünürde siyasi ve ekonomik birtakım görüşmeler izlenimi verilse de İngiliz derin devletinin yönlendirdiği istihbaratçılardan oluşan bu heyet BİR DİZİ TALEPTE BULUNMUŞLARDIR.
Bu talepleri:
- MÜVEKKİL ADNAN OKTAR'IN DARWİNİZM’E KARŞI VERDİĞİ BİLİMSEL MÜCADELENİN VE İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN AMACI VE EYLEMLERİ DEŞİFRE EDEN AÇIKLAMALARININ DERHAL DURDURULMASI ,
- Bunun için de YAZMIŞ OLDUĞU TÜM KİTAPLARIN TOPLATILIP, İMHA EDİLMESİ, İNTERNET SİTELERİNİN KAPATILMASI, FOSİL SERGİLERİ'NİN DURDURULUP FOSİLLERE EL KONULMASI,
- MÜVEKKİL ADNAN OKTAR'IN VE ARKADAŞLARININ ACİLEN TUTUKLANIP TÜM FAALİYETLERİNİN DURDURULMASI olmuştur.
MÜVEKKİLİN ARKADAŞ GRUBU İÇERİSİNDE BULUNAN CEYLAN ÖZGÜL KURUCA, İNGİLİZ İSTİHBARAT AJANLARININ TÜRKİYE BAĞLANTILARINI KURMUŞTUR.
Ceylan Özgül Kuruca, 16 sene boyunca müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubunda yer almış, Şubat 2017 tarihi itibariyle de müvekkil ve arkadaş grubunu ile görüşmeyi sonlandırmıştır. Ancak Ceylan Özgül, müvekkil ve arkadaşlarıyla görüşmeye devam ederken bir taraftan da İngiliz istihbarat ajanları ile irtibat sağlamıştır.
Ceylan Özgül Kuruca, Beyaz TV’de katıldığı bir programda İngiliz istihbarat ajanlarının Türkiye’ye getirdiğini ve siyasetçilerle görüştürdüğünü; “Benim buraya getirdiğim ve buradaki politikacılarla, Cumhurbaşkanımızla görüştürdüğüm” şeklinde ifade etmiştir.
Nitekim kendi sosyal medya hesaplarından yayınladığı fotoğraflarla da bu durumu belgelemiştir:
4. MİT’İN MÜVEKKİLİN GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİNDEN FAYDALANMASI YENİ BİR GELİŞME DEĞİLDİR
Müvekkil Adnan Oktar’ın Mahkeme beyanlarında da ifade ettiği üzere, müvekkil her zaman Devlet ile içiçe olmuş, bilinen bilinmeyen birçok Devlet hizmetinde bulunmuştur. Müvekkil Adnan Oktar’ın Darwinizm’i çökerten kitapları Devletimiz’in en üst düzey makamları tarafından da takdirle karşılanmış ve okullarda anlatımlarına yer verilmiştir. “Kızıl Elma” olarak da bilinen ve müvekkil tarafından savunulan İslam Birliği ülküsü Devletimizin adı konulmamış milli ideolojisidir. Modern, aydınlık Kuran Müslümanlığı inancı da Devletimiz tarafından benimsenmiş, desteklenmiş ve desteklenmeye devam edilmektedir.
Müvekkilin 40 yıllık ilmi mücadelesinin ürünü olan inanç, zihniyet ve ideoloji Devletimiz’in tüm kurumları tarafından şu an fiilen hayatta tutulmaktadır. Müvekkilin kendisi cezaevinde olabilir ama fikirleri tüm Anadolu’nun sinesine ve Devletimiz’in her kademesine bir daha silinmesi mümkün olmayacak şekilde işlemiştir.
Üniter devlet yapısına, Atatürk milliyetçiliğine, laiklik ve demokrasiye karşı olan bir kısım derin devlet yapılanmasının şu anki kumpası müvekkilin Devletimize ve kurumlarına olan sadakatini zerre sarsmadığı gibi, müvekkil Adnan Oktar her zaman Devletimizin bir hikmetle hareket ettiğine güvenen bir anlayıştadır. Arkadaşlarına da hep bu terbiyeyi aşılamıştır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın fikri çalışmalarının Devletimiz’in tüm kurumları tarafından takdirle karşılandığı sol ideoloji tarafından da sık sık dile getirilen, bilinen bir gerçektir. Hatta PKK Terör Örgütü Elebaşı Abdullah Öcalan da 2001 yılında yazdığı “Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği” isimli kitabında bu gerçeği dile getirmiş, müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi çalışmalarının etkisini itiraf etmiştir:
“Tepede de MİT’in Türk oligarşik yapısının emrindeki din adamları vardır. Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar. Osmanlı sultanlarında da tarih boyunca yol gösterenler din adamları değil miydi? Şimdi de rejimin saldırılarına yol gösterecek din adamları vardır. MESELA O ADNAN HOCALAR NASIL ORTAYA ÇIKARILDI?”
Öcalan tarafından dile getirilen bu gerçek, Barış Pehlivan’ın yaşından daha uzun yıllardır gizli ve açık görevlerde bulunan Devletimizin akil insanları tarafından da çok iyi bilinmektedir. Barış Pehlivan’ın yazısında kullandığı ve kimi haber siteleri tarafından da tekrarlanan kendince alaycı üslup ise için için bu gerçeğin farkında olmaktan kaynaklanan psikolojik bir taktiktir. Muhtemeldir ki Barış bey böyle bir taktiğin parçası olarak kullanıldığının farkında bile değildir. Derin devlet farklı psikolojik savaş yöntemleri ve taktikleri kullanır. Bunlardan biri de önemini bildikleri kişilerin fikirlerini, iftiralarla ve karalamalarla etkisiz hale getirmektir. 8 yıldır sabah akşam, aralıksız, tek taraflı, karalama yayınlarına rağmen bunu başaramadıklarını görenler, bu tip alaycı üsluplarla kendilerince güya etki kırma operasyonu yapmaktadırlar. Barış Bey’e bu tip sıradan operasyonlara alet olmak yakışmamıştır.
5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN FOTOĞRAFININ ORTAYA KOYDUĞU GENÇLİK, DİNÇLİK VE YIKILMAZLIK HUSUMETLİ ÇEVRELERİN İÇİNE EN BÜYÜK DERT OLMUŞTUR
Barış Pehlivan yazısına yanındaki avukat arkadaşının müvekkil Adnan Oktar’ın cezaevindeki son halini gösteren fotoğrafına bakıp “biraz da alaycı bir tonla ‘işte son hali’ diye söylendi”ğini iddia etmiştir. Bu yoruma, neredeyse 80 yaşına gelmiş ve yaklaşık 8 yıldır cezaevinde olmasına rağmen çok dinç, sağlıklı, bakımlı, şık ve heybetli görüntüsünün oluşturduğu hayranlığı örtbas etme çabasıyla “alaycı bir ton” vurgusu eklendiği hemen anlaşılmaktadır. Hayranlığı gizleme çabasının bir benzeri husumetli müştekilerde de görülmektedir. Barış Pehlivan’ın bahsettiği, müvekkil Adnan Oktar’ın 2025 yılına ait son fotoğrafı aşağıda yer almaktadır:
Müvekkilin cezaevinde çektirdiği fotoğraflar hakkında dürüst ve aklı açık bir kimsenin alaycı bir üslup kullanamayacağı açıktır. Ancak zaman zaman bazı kişilerin içlerinde duydukları hasetten ve kendisinde olmayan nimetlerden kaynaklanan acının dışarıya “alay ediyormuş gibi görünme” şeklinde yansıyabildiği de bilinen bir gerçektir. Barış Pehlivan’ın avukat arkadaşının da benzeri bir sendrom içinde olması muhtemeldir. Nitekim müvekkil Adnan Oktar’ın 2024 yılında basına yansıyan bir diğer cezaevi fotoğrafı da en muhalif kesimlerin dahi hayranlıklarını ifade etmekten kendilerini alıkoyamadığı bir dinçlik, gençlik, şıklık, kalite, temizlik, duruluk, asalet ortaya koymuştur.
Asıl konunun, dosyanın husumetli müştekilerinin müvekkilin gençleştiği, dinçleştiği, dimdik ayakta olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istememesi olduğu açıkça görülmektedir. Kendileri dışarıda olmalarına, her türlü imkan ellerinin altında olmasına, her türlü estetik işlemi de yaptırmalarına rağmen hızla yaşlanırken müvekkilin gençleşmesinin yarattığı bir şok içinde oldukları anlaşılmaktadır.
Bahsi geçen husumetli müştekilerin bu beyhude çabalarına Barış Pehlivan'ı alet etmelerinin de kendisi açısından yakışıksız ve üzücü bir durum olduğunu düşünüyoruz.
Müvekkilin bu fotoğrafından bir süre önce yine cezaevinde çektirdiği bir başka fotoğrafı daha kamuoyunun gündemi olmuştur:
Yaklaşık 8 yıldır cezaevinde tek tutulan, hakkında 360 defa müebbet anlamına gelen 8656 yıllık ceza verilmiş olan, önce Edirne’ye oradan Erzurum’a oradan da Van’a gönderilen, ailesinden 1.500 kilometre uzakta, ülkenin en doğu sınırında, avukatlarıyla görüşlerine dahi kısıtlılık uygulanan müvekkil Adnan Oktar’ın bu dinçliğinin aklı sağlıklı bir insanda hayranlık dışında bir duygu uyandırması imkansızdır. Öte yandan, değil binlerce yıllık 360 defa müebbet anlamına gelen bir ceza almak; daha sorguya dahi götürülürken eli ayağı birbirine dolaşan, sokaklarda koştura koştura yürüyen, adliye koridorlarında panikten bembeyaz bir yüzle perişan halde bekleyenlerin bir yandan gülümsemeye çalışırken bir yandan elindeki plastik su şişesini girmeyeceğini anladığı halde hala cebine sokmaya uğraşacak derecede endişe içine düşenlerin -elbette hiçbir şekilde istemeyiz ama- tutuklanıp ailelerinden 1500 kilometre öteye gönderilip, yıllarca hücrede tek tutulmaları durumunda nasıl bir fiziki çökme yaşayacaklarını hayal etmek güç değildir.
Dolayısıyla sık sık adliye koridorlarına ve cezaevine yolu düşen Barış Pehlivan’a “yanındaki bir avukat” üzerinden konuya girmek yerine, daha samimi ve dürüst bir üslupla düşüncesini ifade etmesi, bunu yaparken de vicdanlı ve adil olması daha çok yakışacaktır. Cezaevinin zorlu koşullarını bilen kimseler insanların cezaevinde çökmesinin olağan olduğunu düşünürler. Muhtemelen bu sebeple müvekkil ve arkadaşlarının da, cezaevine dönme ihtimali karşısında dahi adliye koridorlarında bağırarak öfke krizleri geçirenler gibi çökmesini bekliyor olabilirler. Bu beyhude bir bekleyiştir. Müvekkil Adnan Oktar neredeyse 80 yaşına gelmesine rağmen sağlığı, dinçliği, neşesi, yaşama sevinci, morali, zindeliği ile destan yazmaktadır. Genç hanım arkadaşları da dahil tüm arkadaşları yiğitçe, mertçe, masum ve temiz olmanın onuruyla, neşe ve sevinç içinde Erzincan, Antalya, Kocaeli, Afyon, Burdur, Konya, Samsun, Kütahya, Denizli gibi illerde Türkiye’nin dört bir yanında cezaevlerinde Allah’ın sonsuz güzel kaderini sükunetle ve şükürle izlemektedirler.
6. BARIŞ PEHLİVAN BİR İSTİSMARCI ARIYORSA ÖNCE AYNAYA SONRA HUKUKSUZLUĞU OLAĞANLAŞTIRAN, ADALETSİZLİĞİ TEŞVİK EDEN ÇEVRESİNDEKİ GAZETECİ VE PROGRAMCILARA BAKMALIDIR
Müvekkil Adnan Oktar başta da belirttiğimiz gibi Barış Pehlivan’a şefkatle bakmakta, vicdanlı bir insan olduğunu düşünmektedir. Vicdanını örten yorumlarının ve açıklamalarının belli mecburiyetlerin ürünü olduğuna inanmaktadır. Yazısında müvekkil Adnan Oktar hakkında kullanılmış olan “Belli ki Adnan Oktar istismarı bir hayat tarzı haline getirmiş, yasal hakkını bile istismar ediyor” cümlesinin ise onun kaleminden çıkmamış olduğuna hüsnüzan etmektedir.
Ancak Barış Pehlivan bir “istismarcı” aramak ve tespit etmek istiyorsa, her gün hak, hukuk, adalet adına ekranlarda boy gösteren, hukuksuzlukla mücadele adına yola çıktığını iddia eden ama göz göre göre hukuku çiğneyen, daha vahimi çiğnenmesini teşvik edenlere bakması isabetli olacaktır.
Örneğin ilk olarak; müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında;
- Gizli olan ve sanık avukatlarının dahi ulaşmasına izin verilmeyen dosyaları köşesinde yayınlayan,
- Bu yayınlarıyla toplumu kendince manipüle ederek kamuoyu oluşturmak ve yargıyı etkilemek amacında olduğu görülen,
- Doğru olmadığını adı gibi bildiği iddiaları ispatlanmış gerçeklermiş gibi yayınlayan,
- Bu yayınlarıyla hukukun çiğnenmesine katkıda bulunan,
- Müvekkil ve arkadaşlarının hakkının ihlal edildiği her olayı alkışlayarak destek veren kendisine bakabilir.
Barış Pehlivan’ın yazısının konusu müvekkilin Mahkemeye sunduğu dilekçelerdir. Dilekçe sunmak anayasal bir haktır. Müvekkilin yargılandığı ana dava dosyası ve bunun uzantısı olan diğer dosyaların temel isnadı müvekkilin inancı, ideolojisi ve yaşam tarzıdır. Müvekkilin Mehdiyet inancı, Kuran’ı yeterli görmesi, Darwinizm karşıtı faaliyetleri, PKK başta olmak üzere terörün ve şiddetin ideolojisine karşı ilmi çalışmaları, Filistin-İsrail barışı için yaptığı faaliyetler, kadınların özgürlüğü için girişimleri gibi sosyal yaşantıya dair eserleri, açıklamaları, konferanslar, tv yayınları, belgeseller ve bunlar gibi tüm çalışmaları doğrudan yargılamanın konusudur. Bu konularda müvekkilin kendisini Mahkemelere anlatması da savunmasının ayrılmaz bir parçasıdır.
Üstelik, müvekkil sadece ülkemizde değil dünya çapında fikirleriyle etki uyandıran bir insandır. Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinin belki de en zor dönemlerinden birinden geçtiği günümüzde, başta yakın çevremiz olmak üzere İslam alemi binbir felaket yaşarken, insanların mutluluğunu ve huzurunu elinden alan manevi felaketlere karşı müvekkilin sessiz kalması düşünülemez. Allah Kuran’da Müslümanlara fitne kalmayıncaya yani acılar, zulümler, adaletsizlikler, şiddet, fakirlik, eşitsizlik, sevgisizlik son buluncaya kadar ilmen mücadele etmelerini farz kılmıştır:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir. (Enfal Suresi, 39)
Müvekkil dilekçelerinde bu düşünce ve niyetle sosyal konuları da ele almaktadır. Dindar bir Müslüman olan müvekkil Adnan Oktar’ın farz olduğunu düşündüğü konularda fikirlerini beyan etmesi de anayasal olarak inanç ve ifade özgürlüğü kapsamındadır.
Barış Pehlivan hiçbir art niyet olmadığı açık olan bu durumu güya istismar olarak lanse ederek müvekkilin savunma hakkının kısıtlanmasını amaçlayan bir oyunun içinde olmamalı, kendi adının bu tip oyunlarla lekelenmesine izin vermemelidir.
Kaldı ki bir istismar arayışı yapılacaksa kendilerine tanınan imkanları karşıt oldukları insanların mağdur edilmesi için kullanmak en ağır istismarcılıktır. Bir masa başına toplanıp, ellerine bir işaret sopası alıp ekran önüne dizilip; dosyaları henüz soruşturma aşamasında olan, çoğu zaman daha ifadelerine bile başvurulmamış insanların haklarındaki iddialara dair Savcıdan önce iddianame yazan, Yargıçtan önce hüküm kesen insanlar asıl istismarcılardır. Masumiyet karinesini hiçe sayan, insanlara cevap hakkı tanımadan suçlu ilan eden bir zihniyet istismarcılığın öncüsüdür.
Tüm yanlış yayıncılık anlayışına rağmen müvekkil Adnan Oktar bir kez bile Barış Pehlivan ve arkadaşlarının susturulmasını, engellenmesini aklından bile geçirmemiştir. Tam tersine alabildiğince özgür yayın yapabilmelerini savunmuştur. Maalesef Barış Bey özgürce konuşmayı sadece kendilerine hak görmekte, müvekkil ve arkadaşlarının en temel vatandaşlık hakkı olan dilekçe yazma hakkının dahi engellenmesi için başlatılacak bir yaygaranın öncüsü olmaktadır.
7. MÜVEKKİLİN ANAYASAL HAKLARININ ELİNDEN ALINMASI BARIŞ PEHLİVAN’I MUTLU MU EDECEKTİR? BİR GÜN KENDİSİNİN DE O HAKLARA MUHTAÇ DURUMA DÜŞEBİLECEĞİNİ UNUTMAMALIDIR.
Müvekkil demokrat, laikliği savunan, kadınların özgürlüğünü hayati gören, sanatı ve sanatçıyı destekleyen, bilimden yana olan ve insanların alabildiğine özgür yaşamasını isteyen bir anlayışa sahiptir. Bazı sol görüşlü yazarlar ise, sadece kendi kalıplarına uyanları kapsayan bir özgürlükten bahsetmektedirler. Oysa herkesi aynı kalıba sokmanın adı özgürlük değildir.
Barış Pehlivan hakkında hukuksuzluk yapıldığında adliye koridorlarında feryatlarıyla gündeme gelen bir insandır. Mahkeme heyeti birkaç sayfa raporu okumadığı için açık cezaevine yeniden gönderilmesi söz konusu olduğunda haklı tepkisi hala akıllardadır.
Hukuksuz bir işlem yapıldığında yaşanan mağduriyetler haklı olarak vicdana dokunmaktadır. Barış Bey kendi katkısı olan hukuksuzlukların nasıl vicdana dokunduğunu da buradan çıkarımla tahmin etmelidir. Mahkeme kapısında yargılamasını yapan heyete bağırarak öfkesini dile getirirken kendisinin doğru olmadığını bile bile yaptığı algı operasyonlarıyla hukuksuzlukları teşvik etmesinin kimleri nasıl mağdur ettiğini düşünmesi gerekir. Kendisinin kaleme aldığı ve doğru olmadığını adı kadar iyi bildiği konularla cezaevlerinin küflü hücrelerinde seslerini duyuramayan insanlara neler yaşattığını, aileleri nasıl perişan ettiğini düşünmeli, 2018’den bu yana çektikleri acılara dayanamayıp vefat eden ailelerin vebalini üstlenmekten imtina etmelidir.
Barış Pehlivan kendisi yeniden “AÇIK” cezaevine gidecek diye bağırarak tepki göstermekte, haksız yere açık cezaevinde bulunmaya dahi tahammül edememektedir.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları haklarında yapılan iftira kampanyaları neticesinde 8 yıldır cezaevindedir, 360 defa müebbet anlamına gelen binlerce yıllık hukuksuz cezalar almışlardır. Barış Bey haksız olan bir uygulamayla açık cezaevine gönderilmeye feryat etmekte, ancak kendisinin müvekkilin anayasal haklarının elinden alınması için yaptığı yaygaralar neticesinde müvekkil ve arkadaşları cezaevinden cezaevine Türkiye’nin bir ucundan diğerine ring araçları içerisinde saatler boyu süren yolculuklar yaparken sabır, şükür ve masum olmanın şerefini duymaktadırlar.
SONUÇ OLARAK BARIŞ BEY, BAŞKALARINA HUKUKSUZLUĞU TEŞVİK EDEREK HUKUK İNŞA EDİLMEZ. SİZİN VİCDANINIZA BU YAKIŞMAZ.
Hukuksuzlukların üstüne gitmekle övünen bir gazeteci olarak, herkesten önce sizin, Adnan Oktar Davası dosyasında var olduğunu bildiğiniz hukuk ihlallerini gündeme getirmeniz gerekir. Yeni hukuk ihlallerinin öncüsü ve mimarı olmak ise size yakışmamaktadır. Bugüne kadar bazı mecburiyetlerin sizi yönlendirdiği bu yolda ilerlemek zorunda değilsiniz. Her şeye ve herkese rağmen vicdanlı olmak insana hiç ummadığı hayırlar ve güzellikler açar. Müvekkil Adnan Oktar sizin vicdanınızdan yana olmayı tercih edip böyle güzellikleri kazanabilecek bir insan olduğunuzu düşünmektedir. Ancak, bugün Türkiye’nin içine düştüğü açmazlara, sabah akşam yayınlarınızdaki şikayet ettiğiniz tüm hukuksuzluklara bu yönüyle sizin de katkınız olduğunu unutmayın.
- İmamoğlu dosyasında bazı basının gizli dosyaları çarşaf çarşaf yayınlamasını eleştirirken siz günlerce müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının gizli dosyalarındaki ispatsız, yargılamada yalan olduğu açığa çıkan isnatları yayınladınız.
- Üstelik bu yalanlara dayanarak hüküm verdiniz, “bu kesin böyle” dediniz. Bir kere bile ne müvekkilin avukatlarına ne de arkadaşlarına ulaşıp “hakkınızda böyle bir iddia var ne diyorsunuz” demediniz.
- İmamoğlu dosyasında etkin pişman ifadelerine güvenilemeyeceğini, “iftira at kurtul” düzeni kurulduğunu günlerce anlatırken, 2018’den bu yana Adnan Oktar Davası dosyasında cezaevinden kurtulmak için yalan söyleyen etkin pişman ve müşteki beyanlarını sayfalarınıza delil gibi taşıdınız.
- Bu yalan beyanlar dışında dosyada hiçbir delil olmadığını göz ardı ettiniz. Sizin gibi düşünenler söz konusu olunca etkin pişman beyanlarını iftira müsveddesi, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları söz konusu olduğunda tartışılmaz mutlak doğru kabul ettiniz.
- Sayın İmamoğlu’nun avukatı iddianamedeki çelişkileri ortaya çıkardıktan sonra tutuklanınca, savunma baskı altına alınıyor dediniz. Adnan Oktar Davası dosyasında avukatlar sadece mesleklerini yaptıkları için linç edildiğinde, tutuklandığında, ofislerine operasyon yapılıp savunma evraklarına el konulduğunda var gücünüzle desteklediniz.
- İmamoğlu dosyasında Masak Raporundaki yanlışları günlerce anlattınız. Adnan Oktar Davasında 6 liranın 6 milyon lira gösterildiğini göz ardı ettiniz. Müvekkilin arkadaşlarının ailelerinin şirketlerine hatta emekli maaşlarına dahi örgütsel gelir diye el konulurken adeta sevindiniz.
Daha sayfalarca sıralayabileceğimiz ve bugün yaşandığı için canınızın yandığı hukuksuzlukların hepsini tek tek Adnan Oktar Davası dosyasında desteklediniz ve bunlar yaşanırken halka “olması gereken bu” telkini yaptınız. Şimdi vicdani bir sorgulama yapmanız gerektiği açıkken aynı ikili tutumu devam ettirmeniz felaketi daha da büyütecektir.
Bu ikili tutumdan vazgeçmediğiniz müddetçe demokrasi ve hukuk kahramanlığı iddianız maalesef birkaç arkadaşınızla aranızda dönen bir muhabbet olmaktan öteye gitmiyor. Halk sizlerin samimiyetinden şüphe duyuyor, bu ikili tutum nedeniyle muhalefetin lideri konumundaki CHP’den de uzak duruyor. Çünkü “kendileri gibi olmayanları ezecek” bir Türkiye inşa edileceğinden korkuyor. Ne yazık ki sizlerin tutumu da bu korkunun haksız olduğunu değil, haklı olabileceğini insanlara telkin ediyor.
Şunu da ifade etmek gerekir ki, Allah’ın kaderinin işleyişini bilmeyenler her şeyin müminler için hayır olduğu sırrını da anlayamazlar. Her satır her harf kaderde sonsuz öncede müminlerin lehine olacak şekilde Allah tarafından yaratılmıştır. Her yazıyı Allah yazar. Her yorumu Allah yapar. Hepsini müminlerin lehine yapar. Bu Allah’ın müminlere has özel bir nimetidir. Kader samimi, iyi, dürüst, vicdanlı Müslümanların mutlak zaferi ve başarısıyla yaşanmış ve bitmiştir. Bu kader akışında bazı kişiler iyilikleriyle bazı kişiler de kendilerince aleyhte faaliyetleriyle Müslümanların kaderinin bir parçasıdır. Her ikisinin ortak noktası, her ikisi de hayra hizmetle görevli olmalarıdır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 02.01.2026
0 Yorumlar