
Adnan Oktar’dan Duyurudur
Tutuklamaları, Merhametsizliği, Zalimliği Teşvik Eden Basın, Umarız Bu Enkazın Altında Kendisi Kalmaz
Geçtiğimiz günlerde bir kısım basında, müvekkil Adnan Oktar hakkında Anayasa Mahkemesi başvurusunun reddedildiğine dair haberler yaygınlaştırıldı. Müvekkilin, uzun tutukluluk gerekçesi ile yapmış olduğu başvuru, her nedense ve tamamen usulüne aykırı olarak, Anayasa Mahkemesi tarafından, avukat kısıtlılığına itiraz başvurusu gibi değerlendirilmiş ve zaman aşımı nedeniyle başvuruya red cevabı verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir hataya düşmesi kanaatimizce olası görünmemektedir. Keza başvuru, uzun tutukluluk üzerine ve vaktinde yapılmış bir başvurudur. Bu başvurunun ne amaçla ve ne gerekçeyle avukat kısıtlılığı kararına karşı yapılmış gibi algılandığı tarafımızca anlaşılamamıştır. Söz konusu durum, elbette gerekli mercilere iletilmiştir.
Huzurdaki yazımızda üzerinde durmak istediğimiz husus, söz konusu kararla bağlantılı olarak yapılan haberlerle ilgilidir.
Söz konusu red cevabının verilmesinin üzerine bir kısım basında adeta sevinç naraları atılmış, bu karar adeta bir müjde gibi yaygınlaştırılmış, sosyal medya tetikçileri (şu anda bir kısmı, Aralık 2025 itibariyle gerçekleştirilen son operasyonlarda gözaltına alınmış veya tutuklanmış bulunmaktadır) akıl almaz bir keyifle hiçbir hukuki ve fiili temele dayanmayan, açıkça provokatif bir üslupla bu haberi gündem yapmışlardır.
Buradan hareketle, artık ülkemizde çok ciddi bir bela haline gelmiş olan, bir kısım basının zalimliği üzerinde durmak gerekmektedir. Çünkü basının acımasız yöntemi, şu anda kendileri dahil herkese yönelik olarak uygulanmaktadır.
Ülkede Sevgi ve Merhamet Kalmamasının Asıl Nedeni,
Zalimliği Teşvik Eden Bir Kısım Basındır
Gözaltıları, tutuklamaları ve müebbet hapis cezalarını açıkça TEŞVİK EDEN, tahliyelerin durdurulması için gece gündüz sistematik bir ÇIĞIRTKANLIK YÜRÜTEN, DÜŞENE VURMAYI ADETA BİR HAZ UNSURUNA DÖNÜŞTÜREN, insanların HAYATLARININ SÖNMESİNİ, TÜMÜYLE YIKIMA SÜRÜKLENMELERİNİ ve SAHİP OLDUKLARI HER TÜRLÜ DEĞERİ, EMEĞİ VE GÜZELLİĞİ KAYBETMELERİNİ İSTEYEN basına sesleniyoruz:
- Bu ülkede eğer çocuklar caddelerde birbirlerini bıçaklıyorlarsa,
- Erkekler sokak ortasında, çocuklarının gözü önünde kadınları katlediyorlarsa,
- İnsanlar trafikte yol vermediği için birbirlerini öldürüyorlarsa,
- Eline tüfek veya satır alan, rastgele insanlara ölüm yağdırıyorsa,
- İnsanlar mutsuz, sevgisiz, gaddar, öfkeli, zalim ise,
- İnsanlar intikam peşinde koşuyorlarsa,
- Sevgi, merhamet, fedakarlık unutulmuşsa,
BUNUN EN BÜYÜK SEBEBİ SİZSİNİZ.
Ülkemizi, sizler bu hale getirdiniz. Sevgisiz, merhametsiz üslubunuz ile insanların yaşam biçimlerini kurguladınız. Görsel-işitsel telkinlerle onları yönlendirdiniz. Normal şartlarda insanların hapisten kurtulmasını, özgür olmalarını isteyecek insanları, tahliyelere karşı çıkan, tutuklamaları isteyen kitlelere dönüştürdünüz.
Ülkede insanların birbirlerini öldürmesinin, çocuk ölümlerinin, kadın ölümlerinin en büyük sorumlusu SİZSİNİZ.
Merhametten yoksun üslubunuz, toplumun her köşesine nüfuz etmiş durumda. Gerek televizyon ekranlarında gerekse yazılı basında, kesintisiz bir biçimde nefreti besliyor ve yaygınlaştırıyorsunuz. Adeta insanlara gaddarlığı, vicdansızlığı öğreten birer eğitmen gibisiniz. Bu dilden beslenerek katile, zalime dönüşen her bireyin işlediği suçu siz de paylaşıyorsunuz.
Affetmenin ne olduğunu unutturdunuz. Delil, kanıt, hakikate dayalı bilgi yerine çarpıtmayı, uydurmayı ve sansasyonu seviyorsunuz. İnsanların ne hale geldiğini, hayatlarından neleri kaybettiklerini, tüm yaşamlarının nasıl geri dönülmez biçimde yıkıma uğradığını aklınıza dahi getirmiyorsunuz. Sadece ilgi çekmek ve gündemde kalmak uğruna, telafisi mümkün olmayan şekilde MAHVOLAN HAYATLAR oluşturuyorsunuz. Bunun sonucunda insanların, ailelerin ve hatta toplumların nasıl derin yaralar aldığını ASLA UMURSAMIYORSUNUZ.
Trafik kazasında yanlışlıkla bir kişi vefat ettiğinde, kazayı yapanın ömür boyu hapiste kalmasını istiyorsunuz. Böyle acı bir olay ile kendinizin veya bir yakınınızın günün birinde karşılaşabileceğini aklınıza dahi getirmiyorsunuz. Bu acı kazayı yapan kişinin vicdani yükümlülüğüne aldırmıyorsunuz. Suçlu olup olmadığını bilmeden yok etmeyi arzuluyorsunuz.
10 yıl ceza alana, "yetmez 20 yıl verin" diyorsunuz. Onlarca yıllık hapis cezalarına DOYMUYORSUNUZ. O kişilerin açıkça cezaevlerinde ÖLMESİNİ İSTİYORSUNUZ. Çünkü 20-30 senelik cezaların bu anlama geldiğini çok iyi biliyorsunuz.
Hata yapmış bir insanı AFFETMEYİ UNUTTURDUNUZ. Bir insan hatalı bir eylemde bulunduğunda, bu davranışın ardında yatan sebepleri, psikolojiyi ve ruh halini anlamaya çalışmıyorsunuz. İyi niyetle bakmayı ve merhamet etmeyi insanların zihinlerinden sildiniz. Hata yapmayanı bile linç etmekten geri durmadığınız bu sevgisiz ortamda, hata yapanı ise adeta öldürmeyi arzuluyorsunuz.
"Bir gün bunlar benim de başıma gelebilir" DEMİYORSUNUZ. Bütün bunları kendinizden çok uzak görüyorsunuz. Günün birinde iftiraya uğradığınızda ya da başka bir sebeple yolunuz Adliye ile buluştuğunda, en yakın çalışma arkadaşlarınızın sizi linç edebileceğini aklınıza dahi getirmiyorsunuz. Yanlışlıkla bir hata yaptığınızda, size kimsenin merhamet duymayacağı, sesinizi kimseye duyuramayacağınız bir ortamın içinde bulunabileceğinize İHTİMAL VERMİYORSUNUZ. Ailenizden çocuklarınızdan, evinizden, sevdiklerinizden, işinizden, sosyal çevrenizden cebren uzaklaştırılmanın, gece gündüz gazetelerde hakkınızda iftiralar okumanın ve bunlara karşı cevaplarınızın görmezden gelinmesinin ne demek olduğunu PEK DÜŞÜNMÜYORSUNUZ.
Oysa bu tehdit sizin BİR ADIM ÖTENİZDE. Bu düzeni, bu acımasız sistemi SİZ VAR ETTİNİZ. Bugün başkalarına yönelmiş gibi görünen bu mekanizma, önüne çıkan HERKESİ VURUYOR; SİZİ DE VURMASI AN MESELESİ. Buna rağmen durup düşünmüyor, oluşturduğunuz bu karanlık sistemin er ya da geç kendi kurucularını da hedef alacağını görmezden geliyorsunuz.
Beslediğiniz sistemin kendi başınıza bela açacağını aklınıza dahi getirmiyorsunuz. "Bana bir şey olmaz" diyorsunuz. "Bana bir şey olmaz" diyenlerin birer birer aynı felaketi yaşamaya başladığını görmemeye çalışıyorsunuz.
Elbette bu istediğimiz bir şey değil. Ancak müvekkilin hep hatırlattığı gibi, Allah'ın kanununda, zalim sistem, onu oluşturanı mutlaka vuruyor.
Merhameti ve Sevgiyi Teşvik Etseniz, Türkiye'de Neler Değişir,
Hiç Düşündünüz mü?
Bir an bir karar verseniz… Üslubunuzu değiştirseniz… Sevgiden, merhametten, bağışlayıcı olmaktan bahsetseniz… Tahliye olanlar için "sonunda özgürlüğüne kavuştu" şeklinde mutlu manşetler atsanız… Gerekçesiz tutuklamalara karşı dursanız, insanların tahliye olmalarını talep etseniz… İnsanlar hakkında hep övücü yayınlar yapsanız, insanları güzel özellikleriyle yüceltseniz… Sokaktaki kavgaları değil de, birbirine yardım eden insanları, fedakarlıkları, yapıcı sözleri, güzel konuşmaları, dostluk ortamlarını yayınlasanız…
Türkiye'de neler olur biliyor musunuz?
İnsanlar bu telkinin etkisi altında artık birbirlerine SEVGİYLE bakmaya başlarlar.
Kalplerindeki MERHAMETİ açığa çıkarır ve birbirlerine yöneltirler.
Sokaklarda kavgalar durur; tam tersine yardımlaşmalar başlar.
Cinayetler son bulur, özellikle kadınların yüceltildiği programlar yapıldığında, kadına yönelik zulüm hatırı sayılır şekilde azalır.
İnsanlar, birbirlerini linç etme, birbirlerini yenme, birbirlerine üstün gelme hırsı içinde olmak yerine, yardımlaşır, komşu olur, dost meclislerinde bir araya gelirler.
SEVGİ, BU TOPLUMU BİR GÜNEŞ GİBİ AYDINLATIR. ORTAM GÜZELLEŞİR, BERRAKLAŞIR VE DÜNYA YAŞANABİLİR BİR HALE GELİR.
Gaddarlığı yaygınlaştırabilmiş SÖZ KONUSU BASIN, İSTESE, BÜTÜN BUNLARI TERSİNE ÇEVİREBİLİR, SEVGİ ve MERHAMETİN TOPLUMA YAYILMASINA VESİLE OLABİLİR.
Elbette müvekkile göre asıl sorun, ülkemizde Kuran'a dayalı imani eğitimin DURDURULMUŞ olmasıdır. Hatırlanacağı gibi müvekkil, katıldığı tüm canlı yayınlarda ve yazdığı eserlerde, Kuran'daki sevgi anlayışını insanlara anlatmakta, her gün sosyal medyada SEVGİ ETİKETİ başlatmakta, Allah'ın kainatı sevgi için yarattığını ve yarattıklarından da sevgi istediğini izah etmekte, insanları sevgiye yöneltmekteydi. İşte bu yayınların yasaklanması ve müvekkilin 7,5 yıldır cezaevinde bulunması, bu imani eğitimi DURDURMUŞ durumdadır. O dönemde imani yöneliş özellikle gençler arasında ciddi bir artış gösterirken, günümüzde ciddi bir düşüşe geçmiştir. İşte bu ortam, söz konusu basının da sevgisizliği teşvik etmesiyle, adeta bir kabus ortamı oluşturmuştur. Bu kabusun devam ettirilmesi, Allah korusun, büyük toplumsal felaketlere yol açacak gibidir. İşte bu nedenle acilen, Kuran'a dayalı imani eğitimlere tekrar başlanmalı, özellikle müvekkile ait siteler ve yayınlar SERBEST BIRAKILMALI, insanların bunlara ulaşımı yeniden sağlanmalıdır.
Mevcut Basının Şaşırtmayan Yayın Yöntemi ve
Haberde Müvekkilin Özellikle Gözaltı Fotoğraflarının Yayınlanması
Müvekkil Adnan Oktar ile ilgili gündem yapılan Anayasa Başvurusu haberinde, yukarıda eleştirisini yaptığımız bir kısım basın, müvekkilin medyada hali hazırda yüzlerce fotoğrafı bulunuyorken, sadece ve sadece gözaltına alınma fotoğraflarını yayınlamaya itina etmektedirler. Bunu da iyi niyetten uzak, özel bir amaçla yapmaktadırlar. Bu, temsil ettikleri zalim habercilik sisteminin bilindik bir parçasıdır.
Bu şekilde kendilerince, itibar suikastı yapabileceklerine inanmakta, sürekli nefret odaklı hareket ettiklerinden, bu fotoğrafları yayınladıklarında toplum içinde olumsuz algı oluşturabileceklerini düşünmektedirler.
Oysa bu yöntem, kendilerini alabildiğine küçük düşürmek dışında hiçbir işe yaramamaktadır.
Öncelikle belirtelim, MÜVEKKİL, GÖZALTI FOTOĞRAFLARININ YAYINLANMASINI KENDİSİ İÇİN ŞEREF OLARAK ADDETMEKTEDİR. Hz. Yusuf da, Hz. İbrahim de hapse konulmuş ve CEZAEVİNE İKİ KOLUNDAN TUTULARAK GÖTÜRÜLMÜŞLERDİR. Müvekkil, peygamberlerin tutuklandığı şekilde tutuklanmaktan, aynı şekilde görüntülenmekten, bu görüntülerin TARİHE GEÇMESİNDEN ve asıl olarak PEYGAMBERLERİN KADERİNİ PAYLAŞMAKTAN ŞEREF DUYMAKTADIR. Bu durum, peygamberlerimiz için nasıl şerefliyse, davası adına bu haksız suçlamalara maruz kalmış olan müvekkil için de AYNI ŞEKİLDE ŞEREFLİDİR.
Peygamberler, sadece Allah'ın dinini tebliğ ettikleri ve insanlara doğruları getirdikleri için çeşitli zulümlere maruz kalmışlardır. Peygamberimizin üzerine işkembe atılmış, Taif'te taşlanarak hakaretlere uğratılmıştır.
İşte bu nedenle, müvekkil de sırf Kuran'daki İslam'ı tebliğ ettiği için tutuklanmış olmaktan, haksız yere cezaevinde yatmaktan aynı şekilde şeref duymaktadır. Çünkü bu, salih insanların kaderinde yaşayacakları bir gerçektir.
Söz konusu gözaltı fotoğraflarını art niyetle yayınlamış olan basın;
Sizler de aslında kendi kaderinizin gereğini yerine getiriyorsunuz. Ancak kaderinizde olan, yani sizin art niyetle yapmış olduğunuz tüm eylemler, müvekkil açısından en şerefli olaylardan biri. Kendisinin İslam uğruna göze aldığı bu güzel çabasını, zorlukları ve mücadeleyi fiilen BELGELİYORSUNUZ. Bu tutumunuzla kendisinin KIYMETİNİ ARTIRIYORSUNUZ. Dolayısıyla, iyi niyetten tamamen uzak şekilde sergilediğiniz davranışlar, müvekkile hiçbir şekilde zarar vermiyor; bilakis onun daha da ŞEREFLENMESİNİ ve GÜÇLENMESİNİ sağlıyor.
Ancak tam da bu nedenle, merhametten, sevgiden uzak, öfke ve husumetle hareket eden bu tutumunuz, sonunda dönüp dolaşıp sizi vuracaktır. Bugün sadece sizinle aynı ideolojiyi paylaşan solcuların haksızlıklara uğradığını zannediyor olabilirsiniz, fakat korkarız ki bu adaletsizlik dalgası bizzat size de ulaşacaktır. Arka çıktığınız, meşrulaştırdığınız ve sessiz kalarak büyümesine katkı sunduğunuz her hukuksuzluk, er ya da geç karşınıza çıkacaktır. O gün geldiğinde, bu zeminin ve tahribatın mimarının siz olduğunuzu inkar edemeyeceksiniz.
Müvekkilin son fotoğraflarından bazıları, basın mensuplarının dikkatine sunulmaktadır:
Sonuç:
Eğer gaddarlığı bir ilke edinmiş olan söz konusu basın bu stratejisine son vermeyecek olursa, sadece ülkeyi felakete sürüklemiş olmayacak, aynı zamanda kendi felaketlerini de çağıracaklardır. Umarız söz konusu basının temsilcileri;
Başka insanlar için reva gördükleri hapis odalarını, kendileri görüp tanımak zorunda kalmazlar.
Üzerlerine kilit vurulmanın anlamını yaşayarak görmezler.
Başkalarının haklarında "tutuklansın", "30 yıl yatsın" şeklinde çığırtkanlık yapmalarının ne demek olduğunu anlamak zorunda kalmazlar.
Ailelerini, haftada bir camın öteki tarafından görmenin nasıl bir his olduğunu anlamak mecburiyetinde kalmazlar.
Umarız, çaba gösterip elde ettikleri evlerinin, şirketlerinin, arabalarının ellerinden bir çırpıda alınmasını tecrübe etmek zorunda kalmazlar.
Umarız bütün bunları yaşayarak öğrenmezler. Gerçekten ümidimiz budur.
Bu yazının amacı da budur;
Bu felaketlerin benzerini yaşamadan, her şey daha da kötüye gitmeden önce, söz konusu basın mensuplarını uyarmaktır.
Müvekkilin görüşlerini takdirinize sunuyor ve basın mensuplarımızın, bu hususu dikkate alacaklarını ümit ediyoruz. Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.03.01.2026
0 Yorumlar