
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A UYGULANDIĞINDA AVUKAT GÖRÜŞ KISITLILIĞINI DESTEKLEYENLER ŞİMDİ HUKUKSUZLUĞUN BOYUTUNU DAHA İYİ ANLIYOR
13 Şubat 2026 tarihinden beri Türkiye gündeminde kritik bir hukuk konusu sıklıkla tartışılır hale gelmiştir. Bu konu, cezaevlerinde bulunan tutuklu mahpusların avukatlarıyla yaptıkları görüşmelere bir kısıtlama getirilebileceği hakkındadır. Tartışmanın temelinde, tutukluların avukatları ile 24 saat bazında görüşme sağlayabildiği, görüş kabinlerinin çok uzun süre işgal edildiği, bu görüşme sırasında tutukluların dışarıya mesaj ve notlar ilettiği iddiası ve bunun engellenmesi için yapılabilecek yasal düzenlemeler yer almıştır.
Özellikle sosyal medya paylaşımlarına ve çeşitli ulusal kanallarda yayınlara katılan pek çok kişinin yorumlarına bakıldığında, böyle bir kısıtlamanın büyük bir hukuk ihlali olacağı yüksek sesle beyan edilmektedir. Üstelik bu beyanı yapanlar arasında sadece gazeteciler değil, Türkiye’nin en büyük Baroları ve muhalefet siyasetinin önde gelen isimleri de yer almaktadır. Türkiye’nin 80 ilinin Baro Yönetimleri ortak bir bildiri ile “savunma hakkına dokunulmamalı” mesajı paylaşmıştır:
İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve İzmir Barosu gibi Türkiye’nin en büyük avukat üye sayısına sahip Baroları da ortak açıklamanın yanı sıra ayrı ayrı açıklamalarda bulunmuştur. Çeşitli kanallarda da konu detaylı olarak tartışılmıştır.
Bir çok gazeteci, yayıncı, akademisyen, hukukçu ve siyasetçi özetle; “Savunma hakkının kısıtlanması dahi düşünülemez. Bu hakkı sınırlandıracak her türlü yaklaşım, masumiyet karinesinin, savunma hakkının ve hukuk devleti ilkesinin ihlali sonucunu doğurur. Somut delil ortaya koymadan avukatlar töhmet altında bırakılamaz. Avukat ile müvekkili görüşmesine getirilmek istenen kısıtlamalar, bu yönüyle hukukun tümden yok edilmesi girişimidir” şeklinde tepki göstermişlerdir.
Bu eleştiriler son derece haklı tespitler içermekle birlikte, bazı gazeteci ve yorumcuların sadece kendileriyle aynı düşünce ve inançtan olanların başına geldiğinde bir hukuksuzluğun farkına varıyormuş izlenimi vermeleri samimiyetten uzak görünmektedir.
Şu anda bu eleştirileri gündeme getiren, yüksek sesle ortaya koyan neredeyse hiçbiri, Adnan Oktar Davası kapsamında bu eleştirdikleri uygulamaların çok daha ağırları müvekkil Adnan Oktar’a karşı hukuksuzca uygulanırken ses çıkarmamış, hatta bazıları bu uygulamaları sevinçle desteklemişlerdir. Müvekkil Adnan Oktar’ın avukatları hiçbir hukuki gerekçe olmadan göz altına alınıp tutuklandıklarında, ofislerine operasyon düzenlenip savunma evraklarına el konulduğunda, müvekkilin avukatlarıyla görüşmelerine kısıtlama getirildiğinde adeta alkışlamışlardır. Öyle ki, Cumhuriyet tarihinin en büyük dosyalarından biri olan 235 sanık, 145 müştekili, 800 klasörlük dosyasında savunma hazırlamak için avukatlarıyla geçirdiği vakit bile çok görülmüş, bugün “savunma hakkı” yayınları yapan bazıları tarafından “Avukatlarıyla bu kadar çok görüştürülmesin” yaygarası yapılmıştır.
Dolayısıyla, bugün gelinen noktada bazı kimseler can hıraş biçimde eleştirdikleri uygulamaların yol taşlarını, Adnan Oktar Davasındaki hukuksuzlukları destekleyerek, halka “bunlar normal uygulamalar” telkini yaparak bizzat kendileri döşemişlerdir.
Müvekkil Adnan Oktar 2018’den bu yana tutukludur ve tek başına tutulmaktadır. Tutuklanmasının hemen sonrasında, hiç bir somut delile dayanmayan bir iddia ile avukatlarıyla yapmakta olduğu görüşmelere kısıtla getirilmiştir. BU KISITLAMA DA 8 YILDIR HİÇ KESİNTİSİZ ŞEKİLDE DEVAM ETMEKTEDİR. Müvekkil Adnan Oktar, 3968 sayfalık çatı iddianame ve yanında her biri yüzlerce sayfadan oluşan pek çok ek iddianame ile karşı karşıya kalmıştır. Ana dava dışında süreki onlarca yeni soruşturma açılmış bazıları yargılamaya dönüşmüştür. Sırf ana dava dosyası 800 klasörden oluşmaktadır. Ayrıca hemen her gün basında aleyhine iftiralar yayınlanmakta sırf bunlar için tekzip hazırlanması dahi avukatların uzun mesaisine sebep olmaktadır.
Müvekkil 2018’den bu yana tüm avukat görüşmelerini mesai saatleriyle sınırlı olmak şartıyla haftanın sadece belli günlerinde, tüm görüşmeyi kayıt altına alan bir kamera ve infaz memurları eşliğinde yapmaktadır. İddianame gibi temel hukuki belgeler de dahil avukatlarının getirildiği tüm savunma belgelerine önce el konulmakta, günlerce bazen haftalarda incelendikten sonra kendisine verilmektedir. İddianameyi göremeden savunmaya çıkmak zorunda bırakılmaktadır.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN AVUKATLARI BASKI ALTINA ALINIRKEN SEVİNÇLE HABER YAPANLAR BUGÜN SAVUNMA HAKKINDAN BAHSETMEKTEDİR
Müvekkil Adnan Oktar’ın savunma hakkı daha ilk günden itibaren, bugün hararetli şekilde eleştirilen “avukat görüş kısıtlaması” uygulamasıyla elinden alınmıştır. Üstelik müvekkile yapılan bu uygulamanın hukuka aykırı olduğuna dair çok sayıda akademisyen ve duayen hukuk profesörü bilimsel mütalaaları da yok sayılmıştır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın savunma hakkına yönelik haksız uygulamalar sadece bununla kalmamıştır. Mahkeme kapısına kadar getirilmiş olan hiç bir savunma tanığının dinlenmemesi, hiç bir delil toplanması talebinin yerine getirilmemesi, mahkemede konuşma sürelerinin kısıtlanması, en haklı reddi hakim taleplerinin reddedilmesi, hatta savunmaya dair dilekçelerin göz ardı edilmesi bir yana, MÜVEKKİLİ SAVUNAN AVUKATLARA BÜYÜK BİR BASKI UYGULANMIŞ, SIRF ADNAN OKTAR DAVASINDA YER ALDIKLARI İÇİN TUTUKLAMALAR VE YARGILAMALAR YAPILMIŞTIR.
11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonu ile birlikte yürütülen planlamada, savunmanın sağlıklı işlemesine sekte vurmak amacıyla pek çok uygulamaya gidilmiştir. Bunların başında, savunmaları yapacak avukatların da dosyaya dahil edilerek göz altına alınmaları, hatta tutuklanmaları ön görülmüştür. Böylece bir yandan müvekkil ve arkadaşlarının tanıdıkları, güvendikleri avukatlarından hukuki yardım alabilmeleri engellenmişken, diğer taraftan da Adnan Oktar Dosyasına dahil olabilecek tüm avukatlara göz dağı verilmiştir. Bahsettiğimiz avukatlar -hukuken şart olmasına rağmen- Adalet Bakanlığı’ndan izin dahi alınmadan kovuşturmaya dahil edilmişlerdir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın avukatlarından Eşref Nuri Yakışan, hiç bir tehdit iması içermeyen bir cümlesinden ötürü bizzat mahkeme heyeti tarafından hakkında suç duyurusunda bulunularak yargılamaya alınmış, yine aynı heyet tarafından yargılanarak haksız şekilde suçlu bulunmuş ve hapse atılmıştır.
Adnan Oktar Davasında savunmaya yönelik haksızlıklar 2022 yılında ise yeni bir boyut kazanmış, etkin pişmanlıktan yararlanmayı ümit eden bir şüpheli tarafından ortaya atılan delilsiz isnatlar neticesinde müvekkilin avukatlarına yeni bir dava daha açılmıştır. Müvekkilin avukatları, güya cezaevinde tutulan müvekkilin her görüşmesi;
- Kameralar tarafından kayıt altına alınan,
- Mikrofonlarla dinlenip kayıt altına alınan,
- Yanı başlarında hazır bulundurulan ceza infaz memurları tarafından an an gözlemlenen,
- Avukatların getirdikleri ve götürdükleri tüm evraklara el konulan, satır satır incelenen,
bir sistem içerisinde kontrol altında tutulmasına rağmen, güya avukatları aracılığıyla dışarıda var olmayan bir suç örgütünü yönettiği öne sürülerek, avukatları da bu hayali suça aracılık ettikleri isnadıyla suçlanmışlardır.
Avukatların ofislerinde aramalar yapılmış, savunmaya dair her türlü özel evraka el konulmuş, hatta avukatlardan tutuklanıp cezaevine gönderilenler olmuştur.
Söz konusu uygulamaları destekleyebilecek tek bir somut delil dahi ele geçirilememiştir. Tüm hukuk dışı uygulamalar, müvekkile suç atmakta hukuki yararı bulunan, polis operasyonundan yıllar sonra iftiracı olmaya mecbur edilmiş bir kişinin soyut hikayeleri üzerine inşa edilmiştir. Müvekkilin veya avukatlarının üzerinde, sözde örgütü idare etmeye yöenlik yorumlanabilecek tek bir satır dahi not bulunmamıştır. Zaten de olağanüstü güvenlik önlemleri altında, her an kayıt altına alınan, sonrasında savcılar tarafından saniye saniye izlenen görüntüleri çekilirken, yanı başlarında infaz koruma memurları her anlarına şahitlik ederken herhalde hiç kimsenin böyle bir hukuksuzluğu başarabileceğini iddia etmek akıl karı değildir.
Müvekkil, hakkında en fazla dava açılmış kişilerden biri olmasına ve bu nedenle de avukat danışmanlığına en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönem içinde tutuklu bulunmasına rağmen, hem avukatlarının bulunduğu İstanbul’dan olabilecek en uzak iller olan Edirne’ye, sonra Erzurum’a, sonra da Van’a gönderilmiştir.
Bütün bunlara rağmen müvekkilin avukatlarıyla görüşme konusu, bir kısım basında hiç durmadan gündem yapılmış, güya yüzlerce avukatla görüştüğü ve bunların tümünün kadın olduğu gibi yalanlar sürekli dile getirilmiş, böylece 3 aylık periyotlarla yenilenen avukat görüş kısıtlılığı kararının devam ettirilmesi için kamuoyu oluşturulmak istenmiştir. Bu algı operasyonunun bilerek veya bilmeyerek öncüsü ve savunucusu haline gelen bazı gazeteci, yorumcu ve hatta hukukçunun bugün “savunma hakkı” üzerine konuşmalar yapıyor olması ise dikkat çekicidir. Müvekkil Adnan Oktar’a hukuka aykırı olarak avukat kısıtlaması uygulanırken verdikleri desteğin bir gün kendilerine, yakınlarına, aynı fikir ve düşünceden oldukları insanlara da uygulanabileceğini belki de hiç düşünmemişlerdir. Oysa hukuksuzluk desteklendiğinde kimseyi ayırt etmeden yutan dev bir kabusa dönüşme özelliğine sahiptir.
BURAK BEKİROĞLU VE MÜCAHİT BİRİNCİ GİBİ KİŞİLERİN HUKUKSUZ KISITLAMALARI SAVUNMAK İÇİN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A İFTİRA ATMAYA DEVAM ETMELERİ İBRETLİK BİR DURUMDUR
Mücahit Birinci veya Burak Bekiroğlu gibi kişiler, hiç bir gerçek dayanağı olmaksızın sözde suç örgütü yönetmeye devam etmek gibi bir ithamla müvekkili tüm güçleriyle suçlu gibi göstermeye uğraşmaktadır.
Hatta Burak Bekiroğlu, 13 Şubat’tan bugüne kamuoyunda tartışma yaratan tüm avukat görüşlerinin daha da kısıtlanması konusunu fırsat bilerek, hemen aynı mesnetsiz iddialarını tekrarlamıştır.
Bekiroğlu paylaşımında pek çok gerçek dışı söylentiye ve Adnan Oktar Davasında yaşanmamış olaya atıfta bulunarak müvekkili suçluymuş gibi lanse etmeye çalışmıştır. Bunu yaparken kendince kurnazlık yapmaya çalışıp, müvekkilin davasını ve FETÖ davalarını birlikte anıp, yanına “başkaca suç ve terör örgütleri davaları” diyerek devamında yazdığı her türlü detayı sanki Adnan Oktar Davasında da yaşanmış gibi kamuoyuna sunmuştur. Örneğin;
- Burak Bekiroğlu’nun paylaşımında bahsettiği şekilde “dışarıdaki mağdurlar üzerinde baskı kurulması, mağdurların sonradan şikayetlerini geri çekmesi ve ifadelerini değiştirmesi” şeklinde bir olay YAŞANMAMIŞTIR. Bilakis, sözde mağdurlar üzerinde baskı kuran taraf derin devlet yapılanması olmuş ve hiç bir şikayeti olmayan genç kadınlar ömür boyu hapis yatma tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır.
- Burak Bekiroğlu’nun paylaşımında bahsettiği şekilde “dışarıdaki örgüt mensuplarına talimat vermek suretiyle gerçekleştirilen eylem sayısında ciddi artış söz konusu” olması, eğer bu iddia doğruysa dahi, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARIYLA HİÇ BİR ALAKA İÇERMEMEKTEDİR. Müvekkil ve arkadaşlarına yönelik böyle bir isnat veya kovuşturma mevzu bahis değildir.
- Burak Bekiroğlu’nun paylaşımında bahsettiği şekilde “cezaevinden yazılan notlarla yönetilen FETÖ ve Adnan Oktar Suç Örgütlerine yönelik bir çok operasyon yapıldı ve aramalarda örgüt yöneticilerinin el yazısı ile yazdıkları talimatlar ele geçirildi” iddiası, müvekkil ve arkadaşları bakımından KÜLLİYEN YALANDIR. MÜVEKKİLİN CEZAEVİNDEN BU ŞEKİLDE YAZDIĞI TEK BİR NOT, TEK BİR SATIR DAHİ MEVCUT DEĞİLDİR. Ayrıca, olmayan bir not üzerinden hareketle bir operasyon da yapılmamıştır ve aramalarda Bekiroğlu’nun uydurduğu gibi “yönetici el yazısıyla yazılmış talimat” diye bir şey de bulunmamıştır. İşin doğrusu, müvekkilin uzun yıllardır arkadaşı olan ve sözde yönetici olmakla suçlanan kişilerin de tamamı 8 yıldır kesintisiz şekilde cezaevlerinde tutulmaktadır. Dolayısıyla dışarıda bir yerlerde onlara ait el yazılı notlar bulunduğu iddiası basit bir yalandan ibarettir.
- Ancak Burak Bekiroğlu böyle yalanlar yazma konusunda çok maharetli olduğunu düşündüğünden, cümlenin başına “FETÖ” ilave ederek, herhangi bir iftira suçlaması karşısında “ben orada başkasını kast ettim” demeyi planlamıştır.
- Burak Bekiroğlu yalanı öylesine rahatlıkla kullanabilmektedir ki, paylaşımının devamında güya 2024 yılında müvekkilin “sabahtan akşama kadar avukat görüşü yaptığı ve bu yüzden başka avukatların müvekkilleriyle görüşmesini engellediği” hikayesini uydurmuştur.
- Burak Bekiroğlu, şu anda kamuoyunun büyük tepkisini çeken avukat – müvekkil görüş kısıtlaması uygulanabileceği endişesindeki 80 Büyükşehir Barosu, pek çok hukuk hocası ve avukat, pek çok milletvekili ve parti yöneticisi, pek çok gazeteci ve program yapımcısını adeta ENDİŞELERİNDE NE KADAR HAKLI OLDUKLARINI İSPATLAR ŞEKİLDE, “o zaman bu kişiler neden cezaevine konuluyor, otele mi gelmişler, yatmadan yatmaya koğuşa gidiyorlar” demektedir.
Oysa bir kişinin cezaevine konulması demek, ANAYASAL HAKLARININ ASKIYA ALINABİLECEĞİ DEMEK DEĞİLDİR. Ancak şaşırtıcı bir şekilde Adnan Oktar Davasında tam da bu yaşanmıştır.
Şu an devam etmekte olan Ekrem İmamoğlu ve İBB Davaları kapsamında yaşanan hak ihlalleri için feryat eden kişilerin pek çoğu, yıllardır müvekkil Adnan Oktar’a bire bir aynı haksızlıklar yapılırken sevinçle haber yapmış, adeta “daha yok mu” diyerek hukuksuzlukları desteklemişlerdir.
Şu anda Sayın Ekrem İmamoğlu, rahatça avukatlarıyla kamuoyuna mesaj iletebilmekte, avukatlarına verdiği pusula notlar sosyal medyalarda yayınlanmakta, kendi kitlesine hatta tüm Türkiye’ye ulaşabilmektedir. Hukuksuzluğu, kendi dilinden anlatabilmektedir. Aynı dosyalar kapsamında tutuklu bulunan kişilerin hemen hepsi de benzer şekillerde yazılı notlar göndermektedir. Hatta tutuklu Sayın Murat Ongun bir Youtube kanalı açmış, buradan videolarla yaşadığı hukuksuzlukarı anlatmaktadır.
Aynı durum yine tutuklu/hükümlü durumdaki Sayın Selahattin Demirtaş için de geçerlidir. Selahattin Demirtaş da, maruz kaldığı hukuksuzlukları bu yöntemle gündeme getirebilmekte, hatta gündeme dair kritik konularda yorum ve görüşlerini sunabilmekte ve bu da toplum tarafından takip edilmektedir. Gerek basın, gerek sosyal medya kanallarını bu yolla kullanabilmekte ve yazdığı yazıları, kitapları tanıtabilmektedir.
Bunların kuşkusuz ki olması Anayasal haktır. İnsanların, cezaevlerinde bulunsalar da kendi seslerini duyurmaya ve kendi haklarını savunmaya hakları vardır. Bunun da sonuna kadar kullanılması gerekir.
Amacımız buradaki önemli farkı gözler önüne serebilmektir. Hukuk bazıları için geçerli bazıları için ise çiğnenebilir bir şey değildir. Hukuksuzluk bir kere meşrulaştırıldığında hızla herkesi sarıp kuşatır, kimi ne zaman mağdur edeceği belli olmaz. Hukuksuzluk yayıldığında kimsenin garantisi ve güvencesi yoktur, zira güvencenin temeli olan hukuk ortadan kalkmış durumdadır.
Hukuksuzlukların ayyuka çıktığı Adnan Oktar Davasında yaşananların bir benzeri şu an farklı cihetlerde yaşanıyorsa, bunun en büyük sebebi, bugün feryat edenlerin bir kısmının zamanında sessiz kalması bir kısmının da var güçleriyle yaşananları desteklemesidir. Şayet samimiyetsiz tutum devam ederse, hukuksuzluklar katlanarak artacaktır. Nitekim son birkaç gündür kamuoyu gündemini meşgul eden ve şiddetle eleştirilen cezaevlerinde avukatların tutuklularla görüşlerini sınırlandırma önerileri de bunun bir göstergesidir. Ancak, hukuksuzluklara inancına, düşüncesine, yaşam tarzına bakılmadan herkes için bir birlik halinde ses çıkarıldığında, yeni kumpas oyunlarına çıkan yollar tıkanmış olacaktır.
Şu an yaşanan vahim durumun, 8 yıldır sürdürülen “bizden değilse hukuksuzluk bizi ilgilendirmez” tutumu nedeniyle olduğu unutulmamalıdır.
Kamuoyuna saygılarımızla sunarız. 18.02.2026
0 Yorumlar