Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Müvekkil Adnan Oktar'ın Avukat Görüşlerine Getirilen Kısıtlamaya İtirazı

İSTANBUL 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

İLETİLMEK ÜZERE

İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

​İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 23.02.2024 tarihli tensip zaptındaki bir numaralı ara kararıyla ve devamında 05.03.2024 tarihli ara kararıyla müvekkilin, “avukatları ile görüşmelerinde üç ay süreyle; görüşmelerin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak KAYDEDİLEBİLMESİNE, Adnan OKTAR ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır BULUNDURULABİLMESİNE, Adnan OKTAR’ın avukatına veya avukatın Adnan OKTAR’a verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara ELKONULABİLMESİNE veya görüşmelerin gün ve saatlerinin SINIRLANDIRILABİLMESİNE,” ilişkin kararın aynen devamına, … avukatları ile yapmış olduğu görüşmelerin haftanın üç günü (Pazartesi, Çarşamba, Cuma) mesai saatleri içinde olacak şekilde SINIRLANDIRILMASINA” karar verilmiştir. Söz konusu kararların hukuki dayanaktan ve gerekçelerden yoksun olarak, sosyal medya ve basında yer alan asılsız haberler ve linç kampanyası sonucunda verildiği kanaatindeyiz.Aşağıda açıkladığımız gerekçelerle, onlarca davası bulunan müvekkilin savunma hakkına yönelik ağır bir ihlal söz konusudur.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin avukat görüşlerine getirdiği kısıtlamayla ilgili itirazlarımız ve açıklamalarımız şöyledir:

1. Müvekkilin 1 ayda “toplamda 339 kez avukatlar ile görüşme yaptığı” iddiası gerçekleri yansıtmamaktadır:

Gerek cezaevinin ve gerekse de savcılığın talep yazılarında ve nihayetinde İstanbul 1. ACM’nin itiraza konu kararında, müvekkilin 1 ay içinde “339 kez avukatlar ile görüşme yaptığı” iddia edilmektedir.

Ancak bu değerlendirme gerçekleri yansıtmamaktadır. Dumlu 1 No.lu YGCİK yönetimi tarafından hazırlanan ziyaret raporuna bakıldığında,

  • müvekkilin 1 ay içinde hep aynı 5 avukatla görüşme yaptığı ve bu avukatların müvekkilin vekaleti verdiği avukatlar olduğu,
  • farklı 5 avukatın da birkaç kez görüş yaptığı,
  • yani müvekkilin toplamda sadece 10 avukatla görüşme yaptığı görülecektir.

Raporda 339 satır görünmesinin sebebi, avukatların görüş için cezaevine her giriş ve çıkışının yeniden kayıt açılarak görüşmelerin gerçekleştirilmiş olmasıdır. Avukatlar görüşler sırasında yemek yemek, ihtiyaçlarını karşılamak, mola vermek, diğer işleriyle ilgilenmek veya acil olan dilekçeleri sunmak, adliyeye gitmek gibi sebeplerle görüşmeye ara verip, tekrar görüşmek istediklerinde, cezaevi her seferinde kayıt açmaktadır. Bu her kayıt, farklı bir avukat görüşmesi gibi yansıtıldığı için, müvekkil sanki 339 avukatla görüşmüş algısı oluşturulmuştur.

2. Müvekkille görüşmeye gelen avukatların çoğunun kadın olmasının savunma kapsamında görüşme yapılmadığına dair gerekçe olarak gösterilmesi hukuka, akla ve mantığa aykırı ve cinsiyetçi bir yaklaşımdır:

Müvekkilin avukat görüşlerinin kısıtlanmasına gerekçe olarak, görüşmeye gelen avukatların kadın olması ve görüşte uzun kalmaları gösterilmektedir.

“…gelen avukatların büyük çoğunluğunun kadın oldukları ve vekaletsiz olarak olarak görüşmeye gelip uzun süreler hükümlü/tutuklu ile görüştükleri, bu nedenle görüşmeye gelen avukatların hükümlü/tutuklunun savunması kapsamında görüşme yapmadıkları, hükümlü/tutuklunun çıkar amaçlı suç örgütü lideri olması nedeniyle örgütsel moral ve motivasyonu arttırmak, örgüte üye sağlamak ve örgütsel faaliyetlerin yürütülmesine aracılık etmek amacıyla görüşmeye geldikleri değerlendirilmiştir.”

Cezaevinin hazırladığı avukat ziyaret raporunda adı geçen avukatların tamamına yakını müvekkilin vekaletli avukatlarıdır.

Rapordaki listede yer alan avukatlar, müvekkilin 2018 yılından bu yana özellikle ana davayı takip eden, yargılama sürecine hakim ve tecrübeli avukatlar olmaları sebebiyle uzun süreli ve sık görüşler yapmaktadırlar. Müvekkilin sadece huzurdaki dosya dışında, halihazırda müvekkilin tarafı olduğu, derdest 100’e yakın dava ve soruşturma dosyası bulunmaktadır. Tüm bu dosyalarda yer alan evrak hacmi çok fazladır, milyonları bulan sayfa evrak söz konusudur.

Müvekkilin yargılanmakta olduğu ana dava Yargıtay aşamasındadır. Son iki hafta içinde hakkında iki ayrı iddianame daha hazırlanmıştır. Toplamda milyonlarca sayfalık dava dosyalarının incelenmesi, savunma hazırlanması gibi konuların uzun zaman alacağı ortadadır.

Ayrıca müvekkil hakkında her gün sosyal medyada ve basında onlarca gerçek dışı habere yer verilmektedir. Bunlar için hazırlanan tekzip ve şikayetler için de müvekkilin avukatlarıyla görüşmesi gerekmektedir.

Sadece Yargıtay aşamasındaki ana dava dosyasına müvekkil adına giren dilekçe sayısı dikkate alındığında dahi, yapılan görüşmelerin savunma kapsamında olduğu açıkça görülecektir.

Eylül 2023 tarihinden günümüze kadar, yani 6 içinde Yargıtay’da temyizde bulunan dosyaya, müvekkil tarafından sunulan dilekçe sayısı 137’dir. Bu dilekçelerin toplam sayfa sayısı ise 7000’den fazladır.

Dilekçelerin içeriklerine bakıldığında, bu dilekçelerin bizzat müvekkil tarafından tarif edilen, büyük kısmı kendisinin fikirleri, inancı ve dünya görüşü kapsamında dosyayla ve suç isnatlarıyla ilgili değerlendirmelerinin olduğu görülecektir. Yani, dilekçelerin büyük bir kısmı müvekkil tarafından, avukat görüşleri sırasında tarif edilmekte, içerikleri açıklanmaktadır.

Kadın avukatların oranından yola çıkarak, savunma kapsamında görüşülmediği sonucuna varmak, son derece cinsiyetçi ve gerçeklerle bağdaşmayacak, ayrıca kadın meslektaşlarımız açısından her yönüyle yakışıksız bir çıkarımdır. Kadın ve erkek avukatların yetenek, bilgi ve tecrübe açısından cinsiyetlerine göre birbirlerinden bir farkı olmayacağı açıktır. Kaldı ki müvekkille en sık görüşen, VEKALETLİ 4-5 hanım avukatı, müvekkilin dosyalarındaki tecrübeli ve özellikle ana dosyaya hakim avukatlarıdır.

3. Müvekkilin, tutuklu bulunduğu 6 yıl boyunca herhangi bir usulsüzlüğe, dışarısı ile bilgi ve belge alışverişi yaptığına dair tek bir delile dahi rastlanmamıştır:

Müvekkilin tutuklu bulunduğu 6 yıla yakın süredir, bir kez bile avukatlarıyla haber gönderdiği veya haber aldığına dair tek bir vaka söz konusu olmamıştır. Kendisinin veya avukatlarının kanuna aykırı tek bir davranışları olmamıştır, bu konuda tutulmuş tek bir tutanak ve İnfaz Kanunu ilgili hükümleri uyarınca yapılmış herhangi bir işlem yoktur.

Söz konusu avukatla görüşlerin kayıt altına alınması kararlarına gerekçe gösterilen iddiaların gerçek dışı olduğu, ilgili kurumlar tarafından tutulan raporlarla defalarca ispatlanmıştır .

4. Müvekkilin yargılanmakta olduğu ana davada, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi kısıtlılık kararını “gerek görülmediğini” belirterek kaldırmış, İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı yerinde görerek onaylamıştır:

Müvekkilin yargılanmakta olduğu ana davanın görüldüğü İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 2022/158 E. No.su ile işlem gören dosya kapsamında, 16.02.2023 tarihli kararda müvekkilin iddia edilen doğrultuda avukatlarıyla savunma hakkı kapsamı dışına çıkan bir görüşme yapmadığının görülmesi neticesinde hakkındaki kısıtlama kararı kaldırılmıştır:

"Dosyada gelinen aşama, sanığın başkaca yargılama dosyalarının bulunması, CİK tarafından gönderilen yazının içeriği dikkate alındığında kısıtlama kararının devamında bir zorunluluk ve hukuki gereklilik bulunmadığından mahkememizce daha evvel verilen 16.11.2022 tarihli kısıtlama kararının uzatılmasına yer görülmemiştir." gerekçesi ile kısıtlama kararının uzatılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, huzurdaki dosyanın savcısının 23.03.2023. tarihli kısıtlılık talebi üzerine talebin reddine karar vermiş ve 23.03.2023 tarihli karar gerekçesinde şu tespitte bulunmuştur:

“…daha evvel dosyaya sunulan raporların içeriği ve görüşmelerin daha çok tanışma ve dava dosyaları ile alakalı olduğunun belirtilmesi karşısında bu aşamada başka kovuşturma dosyalarının da bulunması gözetilerek talebin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.”

Avukat görüşmelerinin içeriğinin dava dosyaları ile alakalı olduğu, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nin red kararında da ifade edilmiştir. Yine itiraza konu kısıtlılık talebinde bulunan aynı savcının o dönem de itirazı üzerine, İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesi de aynı şekilde karar vermiş, savcılığın talebini reddetmiştir.

İKİ AYRI AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN TOPLAM 6 HAKİMİ MÜVEKKİLE KISITLILIK GETİRİLMESİNİ GEREKTİRECEK HUKUKİ BİR DURUM OLMADIĞINI BELİRTEN BİR KARAR ALMIŞLARDIR. KOŞULLARDA, BİLGİ VE BELGELERDE ve KISITLILIK GEREKÇELERİNDE HİÇBİR DEĞİŞİKLİK OLMAMASI SEBEBİYLE KISITLILIK KARARININ KALDIRILMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNMEKTEYİZ.

Nitekim, müvekkille ilgili kısıtlılık tedbirleriyle alakalı olarak bugüne kadar tutuklu bulunduğu cezaevleri tarafından düzenli şekilde rapor tanzim edilmiştir ve raporlarda kanuna aykırı bir eylem tespit edilmediği defalarca vurgulanmıştır.

Bu süreçte müvekkilin bulunduğu gerek Dumlu 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü gerekse de Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce hazırlanan raporlarda, 5275 sayılı kanunun 59/5 maddesinde belirtilen herhangi bir işlemin yapılmadığı belirtilmiştir:

Dumlu 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nün 26/07/2022 tarih ve E.-2022/l04-2022/8228 sayılı İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek için düzenlenen raporda şu tespit yapılmıştır:

"... Tutuklu sanık Adnan Oktar'ın avukatları ile yapmış olduğu görüşmeler esnasında hakkında isnat edilen suçlar hakkında fikir alışverişinde bulunduğu savunmasının nasıl yapılmasını istediği mahkeme tarihi mahkemeye katılacak avukatları hakkında konuşmalar geçtiği ..."

Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce hazırlanan 27/10/2022 tarihli raporu da şöyledir;

"... Bu görüşmeler ve iletiler için kurumumuz tarafından şu an için 5275 sayılı kanunun 59/5 maddesinde belirtilen herhangi bir işlem yapılmadığı tesis edilmiştir..."

Yani cezaevi raporunda, görüş kısıtlılığı gerektirecek herhangi hukuk dışı bir fiil tespit edilmediği belirtilmiştir.

Özetle, BUGÜNE KADAR MÜVEKKİLİN İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ AVUKATLARI ARACILIĞIYLA ÖRGÜTSEL HABERLEŞME YAPTIĞINA DAİR CEZAEVİ YÖNETİMLERİ TARAFINDAN EL KONULAN TEK BİR BİLGİ, BELGE VEYA TUTANAK BULUNMAMAKTADIR. SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDEDİLEN GÖRÜŞLER ESNASINDA DA BU YÖNDE BİR KAYIT BULUNMAMAKTADIR.

5. 5275 Sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası yönünden Anayasa Mahkemesi'nin 2018/73 E., 2019/65 K. sayılı, 24.07.2019 tarihli iptal kararı değerlendirildiğinde, Müvekkile kısıtlılık tedbirinin uygulanamayacağı görülmektedir. Nitekim Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Osman Can ve Doç. Dr. Can Canpolat da bu yönde mütalaa vermişlerdir. Ayrıca Prof. Dr. Ümit Kocasakal ve Doç. Dr. Sinan Kocaoğlu’nun da, uygulanan avukat görüş kısıtlılıklarının hukuki temeli olmadığına dair görüşleri ekte sunulmuştur.(EK1, EK2, EK3, EK4, EK5, EK6)

Doç. Dr. Can Canpolat’ın, söz konusu kısıtlılık kararı ve gerekçeleri hakkındaki değerlendirmeleri ve Anayasa Mahkemesinin anılan kararı doğrultusunda, dosyada “tutuklu” bulunan müvekkilin avukat görüşlerinin kısıtlanmasının mümkün olamayacağına dair açıklama ve tespitleri özetle şöyledir:

  • "5275 sayılı Kanun ile 59 uncu maddeye ilave olunan, avukat ile şüpheli/sanık arasındaki görüşmelere sınırlama getirilmesini öngören kuralların, Anayasa’nın 13 üncü maddesine göre, hakkın özüne dokunmayacak tarzda ve dar yorumlanması gerektiği, dolayısıyla somut olayda olduğu gibi sanık ile tüm müdafilerinin görüşmelerine sınırlama getirilmesinin bu esaslara aykırılık teşkil ettiği,
  • ... Anayasa Mahkemesi'nin 29.11.2019 tarih ve 30963 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan, 2018/73 E. 2019/65 K. Numaralı ilamıyla.. başka bir suçtan hükümlü olup devam eden bir muhakemede şüpheli veya sanık statüsüne sahip olan kişiler hakkında görüşmelerin gizliliğine müdahale teşkil eden tedbirlerin/sınırlamaların uygulanmasına ilişkin hükmün iptal edilmesi karşısında, hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı dahi bulunmayan ve fakat "hükümözlü tutuklu" sıfatını taşıyan kişilerle ilgili sınırlama kararı verilmesinin hukuken kabul edilebilir olmadığı; aksi nitelemenin, bir suçla ilgili hükmedilen kesinleşmiş cezanın infazı kapsamında cezaevinde bulunan ve aynı zamanda hakkında açık bir muhakeme mevcut olan kişiler hakkında sınırlama kararı verilemeyeceği; buna karşılık kesinleşmiş cezası bulunmayıp cezaevinde bulunma sebebi "hükümözlü tutukluluk" olanlar hakkında sınırlamaya hükmedilebileceği gibi bir sonuca ulaşılmasına sebep olacağı, bu durumun ise eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri karşısında kabul edilebilir olmadığı, hukuk mantığıyla, hükmün düzenleniş biçimiyle de bağdaşmadığı,
  • Anayasa Mahkemesi'nin 59. Maddenin 10. Fıkrası yönünden verdiği iptal kararının, 7070 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesine ilave edilen ve kesinleşmiş bir mahkumiyete bağlı olarak hükmün infazı kapsamında ceza evinde bulunanlar dışında, hakkında yürütülen soruşturma/kovuşturma safahatında tutuklama kararı verildiği için tedbiren ceza evinde bulunanlar açısından müdafi yardımından yararlanma, savunma hakkına sınırlama getirilmesini öngören düzenlemelerin 5275 sayılı İnfaz Kanunu'nun ihdas ediliş felsefesi ve sistematiğiyle bağdaşmadığını ortaya koyduğu;
  • 5275 sayılı Kanun m. 114/5'te yer verilen "tutuklunun müdafii ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz' hükmü, Anayasa Mahkemesi'nin 5275 sayılı Kanun m. 59/10 yönünden verdiği iptal kararıyla birlikte değerlendirildiğinde, 11 inci fıkranın hukukun genel ilkeleri açısından meşruiyet zeminin bozulduğu, maddi açıdan uygulanma kabiliyetine sahip olmadığı sonucuna ulaşılabileceği,
  • Süreç içerisinde 5275 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca sanığın avukatları ile görüşmelerine sınırlama getirilmesi amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/73856 nolu soruşturma dosyası üzerinden üç farklı adli merde başvuru yapıldığı göz önüne alındığında;

Bir hukuki kurumun tatbikatında farklı yargı mercileri tarafından farklı kararlar verilmesinin, sıralı şekilde kanunda öngörülen hukuki imkan ve bunlara ilişkin usulün işletilmesiyle mümkün olabileceği, bu itibarla Adnan Oktar hakkında; "1) savcılıkça iki yıl önce başlatılan bir soruşturma (2021/73856) kapsamında kısıtlama talep edilmiş olması, 2) ilk olarak Adnan Oktar'ın kovuşturulduğu derdest başka bir yargılama dosyasından kısıtlılık kararı alınması için başvuru yapılması, 3) İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kısıtlama talebinin reddine karar verilmesi üzerine bu defa yine 2021/73856 nolu soruşturma kapsamında 14.4.2023 tarihinde Adnan Oktar'ın SEGBİS aracılığıyla ifadesinin alınması ve tutuklama talebiyle İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilmesi, 4) ardından 14.4.2023'te, yani tutuklama kararının verildiği aynı gün İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği'nden kısıtlama kararı alınmak üzere başvuru yapılması" şeklindeki sürecin, 5275 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin 11 inci fıkrasında yer verilen "soruşturma ve kovuşturma" ifadelerinin, kararın bir şekilde alınmasını temin etmek amacıyla yorumlanması ve bu amaç doğrultusunda farklı mercilere başvuru yapılmak suretiyle kullanılması olarak değerlendirilebileceği ve bu uygulamanın dürüst yargılama ilkesini zedeler mahiyette olduğu,"kanaatine ulaşılmıştır.

6. Cezaevinin görüş kısıtlılığını uygulamasındaki hatalar, müvekkilin savunma hakkını daha da kısıtlamaktadır:

  • Mahkemenin kararında “görüşmelerin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak KAYDEDİLEBİLMESİNE” denmektedir. Ancak cezaevindeki uygulamada, hem görüntü hem ses kaydı yapılmaktadır.

  • Ayrıca müvekkile avukatları tarafından getirilen evraklar ve müvekkilin avukatlarına verdiği evraklar, kurum tarafından çok uzun süre incelenmekte, evraklar çok geç teslim edilmektedir. Müvekkilin yaklaşık 9 bin yıl ceza verilmiş dosyasının Yargıtay’da bulunması, İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2022/ 246 E sayılı dosyasına ilişkin yargılamanın devam etmesi, Mayıs ayında Sayın Mahkemenizce kabul edilen iki ayrı iddianameye ilişkin dosyaların duruşmalarının başlaması nedeniyle, evraklarının kendisine ve avukatlarına hızlı ve zamanında ulaşması büyük önem arz etmektedir.
    Kısıtlılığın devamı durumunda, bu konuda
    cezaevinin mahkeme tarafından yazılı olarak bilgilendirilmesi talebimiz bulunmaktadır.

  • Kısıtlılık kararında haftanın 3 günü “mesai saatleri içinde” görüşme hakkı verilmektedir. Mesai sabah 8.30’da başlamaktadır. Ancak avukatların içeriye alınması, güvenlik sebebiyle koridorun müvekkilin geçişi için boşaltılması ve görüşün başlaması saat 9.15’i bulmaktadır. Bu şekilde 1 saate yakın bir zaman kaybı oluşmaktadır.

  • Ayrıca öğle saatinde, 1 saat avukatlar görüşten çıkartılmaktadır. Avukatların tekrar cezaevine alınması işlemleriyle birlikte yine 1 saatten fazla bir zaman kaybı oluşmaktadır.

  • Bunun dışında Cuma günleri müvekkilin aile ziyareti günüdür. Müvekkilin avukatlarıyla yapabileceği görüşme saatleri aile ziyaretiyle çakıştığı için müvekkil bu süreçte görüş yapamamaktadır.

  • Özetle, toplamda Cuma günleri 3 saate yakın, Pazartesi ve Çarşamba günleri ise 2 saate yakın bir süre görüş zamanından eksilmektedir. Bu nedenle mesai saati sınırlamasının kaldırılmasını talep etmekteyiz.

7. Dumlu 1. No.lu YGCİK Müdürü ve memurlarının, basın ve sosyal medyada adeta linç edilmesi üzerine Kurum müdürünün büyük baskı altında avukat kısıtlılığı uygulanmasını talep etmek zorunda kaldığı kanaatindeyiz. Şöyle ki,

Müvekkilin, 10 Şubat 2024 tarihinde cezaevinde çektirdiği fotoğrafların basına yansımasının, sosyal medyada, yazılı ve görsel basında çok büyük yankıları olmuştur. Müvekkile husumetli çevreler, fotoğrafta müvekkilin sağlıklı, dinç, şık ve bakımlı olduğunu görünce, hem kendisi hem de cezaevi yönetimi aleyhinde bir linç kampanyası başlatmışlardır. Sırf müvekkil dinç ve giyimine, görünümüne özenli göründüğü için, sanki cezaevinde kendisine iltimas geçiliyormuş, normal düzen dışında imkanlar sağlanıyormuş gibi cezaevine yönelik iftiralarda bulunulmuştur.

Aynı güruh, müvekkille görüşe gelen avukatlara yönelik çok ağır, çok çirkin ithamlarda bulunmaya başlamışlardır. Bu şekilde avukatları tehdit edip, korkutup, müvekkilin savunmasını bırakmalarını ve savunmasını akamete uğratmayı planladıkları açıkça görülmektedir.

Bu linç, karalama ve iftira kampanyasını organize şekilde yürüten, müvekkile husumetli müştekiler Fırat Develioğlu, Özkan Deniz (Mamati) ve onların yönlendirdiği Burak Bekiroğlu, Mücahit Birinci, husumetli müştekilerin avukatı Eser Çömlekçioğlu bu kişilerin başında gelmektedir.

Müvekkile husumetli bu kişiler 2 hafta boyunca, sistemli olarak, Cezaevi müdürlerini, Erzurum barosunu , tüm avukatları, hatta Erzurum valiliğini bile tehdit eder üslupla konuşmuş ve yazmışlardır.

Erzurum Valisi ve Baro Başkanı bu konuda açıklama yapmak durumunda kalmışlardır.

Sayın Vali Mustafa Çiftçi şöyle demiştir:

Adnan Oktar’ın kanunlar çerçevesinde avukatlarla görüştüğü doğru ama abartıldığı kadar değil… Cezaevinin kuralları belli gizli saklı bir görüşme olamaz. Her şey kayıt altında.

Erzurum Baro Başkanı Sayın Talat Göğebakan da yaptığı yazılı açıklamada, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube eski müdürü Furkan Sezer’in konuşmalarına karşı şöyle demiştir:

"(Sezer) Bildiklerini ve elinde belge varsa bunları soruşturma makamı ile paylaşması gerekiyor. Bunu yapmadığı takdirde SUÇ İŞLER. Zaten elinde bilgi ve belge olmadan yaptığı açıklama ile görevini yapan avukatları zan altında bırakamaz. Erzurum Barosu her zaman olduğu gibi bugün de ve bugünden sonra da görev ve yetki sorumluluğunu her zaman yerine getirmiştir, getirecektir. 'Kara bulutları dolaşıyor' diyerek kimseyi zan atında bırakmazsınız."

Erzurum muhafazakar bir ilimizdir. Avukatlara yönelik iftiralar, yöneticileri ve halkı tedirgin etmek, müvekkile zarar vermek için planlanmıştır.

Cezaevi müdürleri de son derece dürüst, temiz, çalışkan insanlardır; yıllarca devlet tarafından takip edilmiş, iyi yetiştirilmiş, tüm memurların ve halkın saygısı ve güvenini kazanmış düzgün insanlardır. Sırf müvekkil Adnan Oktar’a rahatsızlık vermek için, müvekkile ideolojik olarak karşıt olan TV kanallarına çıkıp, aleyhte propaganda yaparak, asılsız itham ve çirkin iftiralarla, Cezaevi yönetimi aleyhinde de kamuoyu baskısı oluşturarak, Cezaevi müdürlerini ve memurları korkutup tedirgin etmeye çalışmaktadırlar.

Örneğin Mücahit Birinci isimli kişi, 17 Şubat 2024 tarihli X (Twitter) paylaşımında, Cezaevi yönetimine yönelik olarak “Soluduğunuz nefesten haberdarız” demiştir.

Kurum müdürü 2 yıldır müvekkili dikkatle takip etmektedir. Eğer böyle bir tespiti veya kanaati olsaydı, çok daha önce kısıtlılık talebinde bulunurdu. Ancak bu bahsedilen ekibin kamuoyu baskısı ile sürgün olmakla tehdit edilmesi üzerine, savcılıktan kısıtlılık talep zorunda hissettiğini düşünmekteyiz.

Müvekkil de, Kurum müdürünün, bu baskılardan duyduğu rahatsızlık sebebiyle ve kendisine ve kuruma yönelik iftiraları bertaraf edebilmek, hakkındaki kuşkuları giderebilmek amacıyla, müvekkil hakkında gerçek olmayan bir değerlendirme yaptığını ve savcılıktan kısıtlılık talep ettiğini düşünmektedir.

8. Müvekkile husumetli çevrelerin amacı müvekkilin sağlığını bozmak ve elinden her türlü sosyal imkanını almaktır. Dumlu Cezaevine yönelik baskı ve tehditlerin de nihai amacı budur. Müvekkil inancı gereği bir kez dahi bu uygulamaları şikayet etmemiştir:

Müvekkilin cezaevinde çektirdiği fotoğraflarda sağlıklı, dinç, temiz, bakımlı ve şık görünümü husumetli çevreleri son derece rahatsız etmiştir. Fotoğrafların yayınlanmasından itibaren, cezaevindeki rahatını kaçıracaklarına, kendisine huzur vermeyeceklerine, koşullarını zorlaştıracaklarına, kendisini hasta edene kadar uğraşacaklarına dair birçok paylaşım yapan bu çevreler, daha sonra da cezaevi yönetimini hedef almışlardır.

Bu husumetli güruh o kadar ileri gitmişlerdir ki, müvekkilin ölmesi gerektiğini, ölmeden bu konunun bitmeyeceğini TV programlarında söyleyecek kadar pervasızlaşmışlardır. Kısıtlılık uygulaması ise bu isteklerinin bir aşamasıdır. Müvekkili adeta tecrit etmek, her türlü haklarından yoksun kılmak istemektedirler.

Hatta Özkan Deniz (Mamati) isimli husumetli müşteki, 25 Ocak 2024 tarihinde katıldığı bir yayında bunu (öldürmeyi) yapmayı çok isterdim istedim de örgüt içinde. Çünkü o zamanki ruh halimle bu insanı gerçekten yok etmek istiyordum ama olmadı yapmadım” diyecek kadar ileri gitmiştir.

Amaçlarının müvekkili rahatsız etmek, hayatını daha da zorlaştırmak olduğunu gösteren paylaşımlarından biri şöyledir:

Oysa müvekkil tutuklu bulunduğu 6 yıl süresince, birçok hakkından mahrum bırakılmıştır; diğer mahkumlara tanınan birçok sosyal hak kendisine tanınmamaktadır. Cezaevi koşulları zaten son derece zorlu ortamlardır. Bunun üzerine mevcut hakların da kısıtlanmasıyla, müvekkil daha da güç koşullara 6 yıldır sebat göstermektedir.

Bahsi geçen husumetli çevreler, bir dilekçe ile veya sosyal medyada trollerine yaptırdıkları haberlerle, hayret edilecek şekilde her şeyi yaptırma imkanına sahiptirler. Bu kişilerin sözleriyle, işinin ehli avukatlar itham altında bırakılmakta, hatta tutuklanmaktadırlar. Bu kişilerin iftiraları ile, müvekkile avukat görüş kısıtlılığı getirilebilmektedir. Yine bu çevreler, sosyal medya hesaplarında, “hepiniz farklı illere dağıtılacaksanız, sevk edileceksiniz” diye yazdıktan birkaç gün sonra müvekkilin tüm arkadaşları bambaşka şehirlere, hatta bu kişilerin belirttikleri şehirlere sevk edilmektedirler.

Tüm bu olağan dışı baskılara, eziyet verici uygulamalara rağmen müvekkil bunların hepsinde bir hayır ve güzellik görmektedir; Allah’tan ve devletinden daima razı olduğunu belirterek, bu yoksunlukları bir kez bile şikayet etmemiş, hatta dile dahi getirmemiştir.

Müvekkile, 6 yıldır kısa aralıklar dışında sürekli olarak avukat görüş kısıtlılığı uygulanmıştır. En iyi savunma avukatları, katılan müvekkiline selam verdiği gibi hukuk ve akıl dışı gerekçelerle tutuklanmış, gözaltına alınmış veya kısıtlanmıştır. Şimdi de avukatlara yönelik ithamlarda bulunularak, avukatların müvekkili bırakmaları için uğraş verilmektedir. Amaç müvekkili savunmasız bırakmaktır.

Adı geçen husumetli çevreler, sırf müvekkile eziyet etmek amacıyla, devlete, devletin kurumlarına karşı ithamlarda bulunmakta, devletin tertemiz memurlarını tehdit etmektedirler.

Müvekkilim, inancı gereği, cezaevini Hz. Yusuf (as)’ın bir sünneti, her türlü zorluğu ise Allah’tan gelen güzel bir imtihan olarak görmekte ve güzel bir sabır ve dirayetle karşılamaktadır. Kendisi Kur’an-ı Kerim’de müminlerin türlü eziyetlerle sınandıklarını, bunlara güzel bir sabır gösterdiklerini, daima Allah’tan razı olduklarını aşağıdaki ayetlerle hatırlatmaktadır:

Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)

Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 48)

Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzab Suresi, 58)

Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. (Nahl Suresi, 127)

Müvekkil tüm bu zorlukların, eziyetlerin ve iftiraların, Allah’ın rızasını, rahmetini ve Cennetini kazanmak için bir vesile olduğuna inanmaktadır. Tarih boyunca tüm Müslümanlar da benzer eziyetlerle imtihan olmuştur. Yakın tarihimizde Bediüzzaman Hazretlerinin de çok benzer imtihanlar yaşadığını, o dönem kendisine ideolojik olarak husumet besleyen kişilerin kendisine rahat, huzur vermemek için nasıl devletin memurlarına baskı yaptıklarını, Bediüzzaman Hazretlerini de nasıl tecrit ettiklerini ve onun tüm bu eziyetlere nasıl güzel karşılık vererek ahiret sevabını artırdığını hatırlatmaktadır.

Afyon Mahkemesinde Bediüzzaman Hazretleri şöyle demiştir:

"On bir defa bana suikast eden ve dört defa mahkemeleri aleyhimize sevk edip üç defa hapse sokan gizli düşmanlarımızın Nurlar hakkında plânları akîm kaldığından, bütün desiseleriyle, ehemmiyetsiz şahsıma karşı sıkıntı, tecrid-i mutlak ve kimse ile temas etmemek ve damarıma dokundurmakla işkenceler verdirmeye çalışıyorlar. " (Tarihçe-i Hayat, Afyon Hyatı; Afyon Mahkemesi, s. 736)

“Derler: "Said'in nüfuzu var. Eserleri hem tesirli, hem kesretlidir. Ona temas eden, ona dost olur. Öyleyse, onu her şeyden tecrid etmek ve ihanet etmekle ve ehemmiyet vermemekle ve herkesi ondan kaçırmakla ve dostlarını ürkütmekle nüfuzunu kırmak lâzımdır" diye hükûmeti şaşırtır, beni de dehşetli sıkıntılara sokarlar.
Evet, beni her şeyden tecrid etmek, işkenceli bir azap ve katmerli bir zulümdür ve bu millete gadirli bir hıyanettir. Çünkü otuz-kırk sene, hayatımı bu millet içinde geçirdiğim halde, temasımdan hiç zarar görmediğine ve bu dindar millet çok muhtaç olduğu kuvve-i mâneviye ve tesellî ve kuvvet-i imaniye menfaatini gördüğüne kat'î bir delili, bu kadar aleyhimde olan şiddetli propagandalara bakmayarak her tarafta Risale-i Nur'a fevkalâde teveccüh ve rağbet göstermeleri, hattâ itiraf ederim, yüz derece haddimden ziyade lâyık olmadığım büyük iltifat etmesidir. (Emirdağı Hayatı, 20 / 108. s.584)

Özetle, 6 yıldır, müvekkil ve arkadaşlarına yönelik, dur durak bilmeyen, haksız ve hukuksuz saldırılar gözler önünde cereyan etmektedir. Müvekkilin en temel insani hakları, sosyal hakları dahi elinden alınmaktadır. Ancak müvekkil inancı gereği daima Allah’tan razı olarak bunları karşılamış, devletinden de razı olduğu için bir kez dahi şikayette bulunmamıştır.

Müvekkil, “VEKİL OLARAK ALLAH YETER” ayetine uygun olarak, her zorluğa metanetle sabır göstermektedir. Aynı Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubatta söylediği gibi, tüm bu eziyet ve zorlukların nasıl rahmete dönüştüğünü Allah’tan razı olarak izlediğini belirtmektedir.

“Dünyadan çekilerek bir dağın mağarasında (Van Erek Dağı) ahiretime çalışırken (inziva) beni o mağaradan alıp zulmen sürgün ettiler. Hikmet ve rahmet sahibi Allah’ım o sürgünü benim için bir rahmete çevirdi.”

Sonuç ve Talep :

Yukarıda detaylarıyla açıklandığı üzere, müvekkil hakkında verilen avukat görüşmelerine kısıtlılık getirilme kararı hukuki gerekçelere dayanmamaktadır. Müvekkile yönelik ağır bir linç, karalama ve iftira kampanyası sürdürülmektedir. Bu linç ve zarar verme amaçlı haber ve sosyal medya paylaşımlarında, tutuklu bulunduğu cezaevi de özellikle hedefe konmuştur. Amaç, müvekkili hakkı olan, kanunlara uygun olan hak ve özgürlüklerinden men etmektir.

Nitekim bu haberlerin hemen akabinde, cezaevinde hiç görülmedik kısıtlamalar başlamıştır. Ancak müvekkil, cezaevinin kendini koruma refleksiyle bu genel akışa ve yönetmeliğe aykırı tedbir ve sıkıyönetimi uyguladığını düşünerek, kurumu da müşkül durumda bırakmamak için şikayette bulunmamıştır.

Avukat görüşlerine kısıtlılık getirilmesi talebi de, cezaevinin kendisini iftiralara ve karalamalara karşı koruma refleksinin bir sonucudur. Ancak hukuki dayanaktan yoksundur. Hukuki olmadığı gibi, akla ve mantığa uygun bir gerekçe de sunulmamıştır.

5-6 avukatın gün içinde birkaç kez cezaevine giriş çıkışının toplamının avukat sayısı olarak gösterilmesi, avukatların çoğunlukla kadın olmalarının görüşlerin “savunma kapsamında olmadığına” delil olarak gösterilmesi gibi hukuka, aklı, mantığa aykırı iddialar hukuki değildir.

Cezaevinin, basındaki saldırılara karşı kendisini ve kurumunu koruma refleksiyle talep ettiğini düşündüğümüz, her türlü hukuki dayanaktan yoksun avukat görüş kısıtlılığının kaldırılmasını, kısıtlılık kararının kaldırılmaması durumunda ise

  • “mesai saati” kısıtlamasının kaldırılmasını,
  • Avukat görüşlerinin, kararda belirtildiği gibi sesli VEYA görüntülü kaydının yapılmasını, her ikisinin birden yapılmamasının cezaevine bildirilmesini,
  • Evrakların hızlı bir şekilde incelenerek müvekkile aynı gün içinde verilmesi konusunda cezaevinin uyarılmasını

saygılarımla bilvekale talep ederim. 12.03.2024

Yorum Gönder

0 Yorumlar