Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

Sayın Bülent Arınç’ın “Toplum Dindarlıktan Uzaklaşıyor” Tespitine İlişkin Açıklamalar

12.02.2026 tarihinde Sayın Bülent Arınç tarafından yapılan açıklamada, “toplumun dindarlıktan uzaklaştığı”, “milletin Müslümanlığı bıraktığı”, “başörtüsünün ve namazın terk edildiği”, “deizm gibi akımların yaygınlaştığı” yönünde ifadeler kullanılmıştır.

Bülent Arınç: Bu toplum artık aziz millet olmaktan çıktı. Yani dindarlık, maalesef şu anda herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı kardeşim. Başörtüsünü terk ediyor, namazı terk ediyor. Deizm, şu bu falan bunlar bugünlerde çokça konuşulmaya başladı… Siz erdemliler hareketi olarak yola çıkmıştınız, şimdi kimse kalmadı dedi. Erdem de kayboldu, etik değerler de kayboldu. 

“… Kaybettiğimiz değerleri hem biz kazanalım hem topluma kazandıralım.” Arınç konuşmasında, "Dindarlık herkesin kaçtığı bir noktaya geldi… Millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü, namazı terk ediyor. Erdem de kayboldu, etik değerler de kayboldu. Bunları yeniden ihya etmezseniz bu toplumdan bir şey beklemeyin" ifadelerine yer verdi. (www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/bulent-arinc-herkes-dindarliktan-kaciyor-millet-muslumanligi-birakti-2478613) 

Toplumun manevi değerlerinden uzaklaşması, elbette üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir meseledir. Son yıllarda özellikle gençler arasında inanç zayıflaması ve sorgulama eğiliminin arttığı inkar edilemez bir durumdur. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Bu uzaklaşmanın sebebi nedir ve nasıl tersine çevrilebilir? Zira bu durumun sebeplerini doğru teşhis etmeden çözüm üretmek mümkün değildir.

Genç kuşaklar sorgulayan, araştıran ve bilgiye doğrudan ulaşabilen bir nesildir. Sadece geleneksel söylemlerle tatmin olmamaktadırlar. Çünkü inanç, baskıyla değil; delille güçlenir. Yasaklarla değil; ikna ile kalıcı olur.

Bugün gençler arasında inanç zayıflığı, deizm ve ateizm tartışmalarının artmasının temel nedenlerinden biri; dinin özünün yeterince anlatılamaması, İslam’ın akla ve bilime dayalı yönünün genç kuşaklara sağlıklı biçimde aktarılmamasıdır.

Eğer gençler evrim teorisinin geçersizliğini bilimsel gerçek olarak öğrenip yaratılışın delillerini sistemli biçimde duymuyorlarsa; eğer Kuran’ın akla ve bilime uygunluğu güçlü biçimde anlatılmıyorsa; eğer iman hakikatleri modern bilim ile izah edilmiyorsa, şüphelerin artması kaçınılmaz hale gelmektedir.

İşte bu nedenle de müvekkil Adnan Oktar’ın “Harun Yahya” müstear ismiyle kaleme aldığı eserler bu noktada büyük önem taşımaktadır.

Yıllar boyunca:

  • Yaratılış gerçeğini bilimsel delillerle anlatan,
  • Evrim teorisinin çelişkilerini ortaya koyan,
  • İman hakikatlerini akıl ve mantık zemininde açıklayan,
  • Allah’ın birliğini ve Allah sevgisinin önemini ifade eden,
  • Kuran ahlakının özünün sevgi ve şefkat anlayışına dayandığını izah eden

yüzlerce eser yayınlanmıştır.

Yaklaşık 40 yıllık bir fikir ve yayın faaliyetinin ürünü olan bu çalışmalar; Allah’ın varlığının ve birliğinin akılcı ve bilimsel delillerini ortaya koymayı, Kuran’ın Allah Katından indirilen hak kitap olduğunu ve Kuran mucizelerini açıklamayı, dünya hayatının gerçeğini, ölüm ve ahiret hakikatini hatırlatmayı amaçlamıştır. Bunun yanında Kuran ahlakını, sevgi ve güzel ahlakın önemini anlatmış; dinsizliği savunan materyalist ve ideolojik akımların, bilimsel gerçekler karşısındaki çelişkilerini ve tutarsızlıklarını da ele almıştır.

Bununla birlikte HARUN YAHYA ESERLERİ yalnızca bu konularla sınırlı değildir.

  • Devlet–millet ilişkileri,
  • demokrasi ve hukuk,
  • Atatürk’ün fikri mirası,
  • zulüm gören toplumlara çözüm önerileri,
  • terörle mücadelede fikri zeminin önemi,
  • komünizm ve radikal ideolojilerin eleştirisi,
  • İslam Birliği fikri,
  • sanat ve estetik anlayışı,
  • bilimsel keşifler,
  • insan vücudundaki kusursuz tasarım,
  • göz ve beyin gibi biyolojik sistemlerin yaratılış delilleri,
  • fosil kayıtları ve paleontolojik bulgular doğrultusunda yaratılış gerçeği

gibi çok geniş bir alanda çalışmalar yapılmıştır. Bu yönüyle söz konusu eserler imani gerçeklerin yanı sıra, Kuran ahlakının getirdiği bakış açısıyla ele alınan sosyal, siyasi ve bilimsel meseleleri de kapsayan “kapsamlı bir fikir külliyatı” niteliğindedir.

Dolayısıyla dikkat çekici olan husus şudur: Bu geniş konu içeriğinin tamamı “iman temeline” dayanmaktadır. Devlet anlayışı da, toplumsal çözüm önerileri de, bilimsel analizler de Kuran ahlakı doğrultusunda ele alınmış ve açıklanmıştır. Bu eserlerde yalnızca teorik bir dini anlatım değil; imanın insan hayatına, devlete, topluma ve bilime nasıl yön vereceği, yani gerçek hayatta imanın nasıl yaşanacağının, günlük hayata nasıl yansıyacağının da gösterilmesi söz konusudur.

On yıllar boyunca 73 farklı dile çevrilen ve dünya çapında dağıtılarak milyonlarca kişiye ulaşan Adnan Oktar’ın kaleme aldığı bu eserler, pek çok insanın Allah’ı tanımasına, iman etmesine veya imanını güçlendirmesine vesile olmuştur.

Bu eserlerin etkili olmasının temel nedeni; imanı, zorunluluk üzerinden değil, “delil ve sevgi üzerinden anlatması”dır. Özellikle sorgulayan ve akli açıdan ikna edicilik arayan gençlerin zihnindeki sorulara bilimsel ve entelektüel cevaplar sunan bu çalışmalar, klasik anlatım kalıplarının ötesinde bir üslup benimsemiştir. Gençlerin aradığı açıklıkta, delile dayalı ve sistemli cevapların yer aldığı BU KAYNAKLARA UZUN SÜREDİR ERİŞİMİN KISITLANMIŞ OLMASI ise, Sayın Bülent Arınç’ın dile getirdiği gerçekler açısından göz ardı edilemeyecek bir husustur.

Müvekkilin kaleme aldığı eserlere mahkeme kararlarıyla erişim engeli getirilmiş; bu konularda yayın yapan internet siteleri kapatılmış ve içerikler kaldırılmıştır. İman hakikatlerini bilimsel delillerle anlatan, gençlerin şüphelerine cevap veren ve materyalist ideolojileri fikri zeminde kesin olarak çürüten bu çalışmaların erişilebilir tüm platformlardan engellenmiş olması, özellikle sorgulayan genç kuşakların doğru, açıklayıcı ve ikna edici kaynaklara ulaşmasını imkansız hale getirmiştir.

Toplumda deizm ve dinsiz ideolojilere eğilimlerin arttığı bir dönemde; imanı akli ve bilimsel temelde anlatan yayınların erişim dışı bırakılmasının bu süreç üzerinde çok olumsuz bir etkisi olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

İnanç zayıflamasına çözüm aranıyorsa, delile dayalı anlatımların YASAKLANMASI DEĞİL; bilakis ERİŞİLEBİLİR KILINMASI gerekir. Bu eserlerin ve ilgili internet sitelerinin yeniden kamuoyunun istifadesine sunulması, özellikle gençlerin iman gerçeklerini en anlaşılabilir biçimde kavrayabilmeleri açısından hayati bir katkı sağlayacaktır.

Eğer bugün toplumda dindarlığın zayıfladığı, gençlerin ibadetlerden uzaklaştığı ifade ediliyorsa; bunun sebeplerinden biri, “İslam’ın sevgiye dayalı, akılcı ve delile dayanan yönünün yeterince anlatılamamış olması” değil midir?

Gençler bağnazlıkla karşılaştıklarında uzaklaşmakta; hurafelerle karşılaştıklarında sorgulamaktadır.

Oysa Allah’ın Kuran’da anlattığı din çok kolaydır, akla uygundur ve sevgi temellidir.

Harun Yahya eserleri, imanın gereği olan ibadetlerin yerine getirilmesinin yanında; din ahlakının hayatın her alanında nasıl yaşanacağını, akli ve bilimsel temellere nasıl dayandığını ortaya koymayı hedeflemiştir.

Bu nedenle Sayın Bülent Arınç’ın dikkat çektiği “dindarlığın zayıflaması” sorununa karşı en etkili çözüm; imanı genç kuşaklara delilleriyle, Allah sevgisiyle ve hayatın tamamına hitap eden kapsamlı bir bakış açısıyla anlatmaktır.

Toplumda İNANÇ ZAYIFLAMASI konuşuluyorsa, ÇÖZÜM;

  • daha fazla baskı değil; daha güçlü anlatımdır.
  • Daha fazla yasak değil; daha fazla delildir.
  • Daha sert söylem değil; daha derin bilgi ve sevgidir.

Dindarlığın azalmasından şikayet etmek tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, imanın genç kuşaklara hangi gerçeklerle, hangi yöntemle, hangi içerikle ve nasıl bir üslupla sunulduğudur.

ŞU HUSUSUN ALTINI ÖZELLİKLE ÇİZMEK İSTERİZ:

Toplumda dindarlık azalıyor ise bunun çözümü baskı, yasak veya korku dili değildir. Çözüm; imanı akla, bilime ve delile dayalı biçimde anlatmaktır.

Müvekkil ADNAN OKTAR’IN ESERLERİ, gençlerin zihnindeki şüpheleri gidermeyi, iman hakikatlerini bilimsel verilerle açıklamayı ve dini insanlara Allah sevgisini anlatarak öğretmeyi amaçlamaktadır.

Bu eserlerin serbestçe erişilebilir olması ve özellikle gençlerin bu kaynaklara ulaşabilmesi halinde, inanç konusundaki tereddütlerin büyük ölçüde azalacağı kanaatindeyiz. Toplumun manevi değerlerine yeniden güçlü bir bağ kurabilmesi için, yasaklamalar yerine, EN ETKİLİ VE DOĞRU OLAN ANLATIMIN ESAS ALINMASI gerekmektedir.

İnanç, bağnazlığa ve hurafelere dayalı anlatımlarla veya zorlamayla değil; iman delilleri ve sevgiyle güçlenir.

Toplumun manevi zayıflamasından şikayet eden herkesin, önce Allah’ın varlığını, imanı ve Kuran ahlakını samimi bir üslupla, bilimsel ve akli temellerini anlatan çalışmalara alan açması gerekmektedir.

Saygılarımızla, 22.02.2026

Yorum Gönder

0 Yorumlar