Son Yayınlar

6/recent/ticker-posts

CHP'nin Başına Gelenlerin Asıl Sebebi "Adnan Oktar Kumpas Davasının" Anlamazdan Gelinmesidir

CHP GENEL BAŞKANLIĞINA DUYURUDUR

CHP camiası, şu an tam olarak Adnan Oktar grubunun 8 yıl önce bir polis operasyonu ile yaşamaya başladığı olayları yaşamaktadır. Akıl almaz hukuksuzlukların aslında tüm Türkiye'nin gözleri önünde yaşandığı bu operasyon ve sonrasındaki olaylar, genç kadınlara ve erkeklere basın yoluyla yapılan ürkütücü karalamalar, -sırf görüş ayrılıkları nedeniyle- bazı kesimler tarafından alkışlanmış, bazı kesimler tarafından da sessizce izlenmiştir.

O dönem ve sonrasında, Adnan Oktar grubu ve avukatları tarafından, adalet taraftarı söylemleriyle bilinen bir kısım partilere ve gruplara çok çağrı yapıldı:

"Gözlerinizin önünde hukuk ayaklar altına alınıyor,

Etkin pişmanlık adı altında iftiracı insanlar üretiliyor,

'Suç örgütü' kisvesi altında insanların tüm hayatları ellerinden alınıyor

Tüm bunlar için hukuk kullanılıyor" diye her fırsatta vicdanlara seslenildi.

Dahası da yapıldı: ÖZELLİKLE CHP CAMİASINA ÇAĞRIDA BULUNULDU. Demokrasi, adalet, hukuk gibi kavramları kendisi için ideolojik bir şart olarak gösteren CHP, Türkiye'de ayan beyan gerçekleştirilen bu dehşet verici hukuksuzluğa karşı ses çıkarmaya çağırıldı. Bu çağrı yapılırken aynı zamanda bir uyarı da yapıldı:

"Bir STK, böylesine kolay suç örgütü ilan edilebiliyorsa; yarın öbür gün tüm STK'lar ve siyasi partiler rahatlıkla suç örgütü ilan edilebilir. HUKUKSUZLUĞUN ÖNÜNÜ BU KADAR AÇMAYIN, HEMEN ARDINDAN SIRA SİZE DE GELEBİLİR!"

Bu, boşuna bir çağrı değildi. Derin devletlerin bilinen bir stratejisi üzerine dile getirilmiş bir ÖNGÖRÜYDÜ. Çünkü derin devletler, müvekkil Adnan Oktar'ın uzun zaman boyunca eserlerinde ve yayınlarında belirttiği gibi, bir kısım etkili grupları hedefine alır, onlar üzerinde güç denemeleri yapar, ardından da bunu siyasette alt etmek istediği taraflar için kullanır.

İngiliz derin devleti de tam olarak bunu yaptı.

Müvekkil ve arkadaşlarına yönelik hazırlanan komplo operasyonunu organize etmek amacıyla, İngiliz Lordlar Kamarası’nın bazı esrarengiz üyeleri ve milletvekilleriyle İngiliz istihbaratının en üst düzey yetkililerinden oluşan özel bir heyet -tarihte ilk kez- Adnan Oktar Operasyonundan kısa süre önce Türkiye’ye gönderildi.

Üst düzey İngiliz istihbarat heyetinin bu olağandışı ziyareti basına da yansımıştır. 2 Şubat 2018 Tarihli Milliyet Gazetesinin “Lordlar Kamarası Heyeti Türkiye’deydi” başlıklı haberlerini aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. (https://www.milliyet.com.tr/dunya/lordlar-kamarasi-heyeti-turkiye-deydi-2602360)

Heyet içerisinde ED HUSAIN gibi birçok İslam ülkesine girişi yasaklanmış UZMAN DÜZEYİNDEKİ İSTİHBARAT AJANLARINDAN, BARONES NEVILLE JONES gibi geçmişte Devlet Güvenlik Bakanlığı yapmış, “Joint Intelligence Committee – Ortak İstihbarat Komitesi” denilen İngiliz İstihbaratının Başı, yani İNGİLTERE’NİN EN ÜST DÜZEY İSTİHBARAT BAŞKANI'na kadar birçok istihbaratçı yer almıştır.

Heyette yer alan bir diğer garip isim de PEDOFİLİ SAVUNUCULUĞU İLE TANINAN İngiltere İşçi Partisi Eski Üyesi, Lordlar Kamarası Üyesi John Woodcock (Lord Walney)’tur.

Barones Neville Jones başkanlığındaki İngiliz Heyeti, operasyondan kısa bir süre önce İstanbul ve Ankara’da önemli mevkilerdeki kişilerle görüşmüş ve somut duyumlara göre, müvekkil Adnan Oktar’ın tutuklanmasını, arkadaş camiasının dağıtılmasını, müvekkil tarafından kaleme alınan kitapların imha edilmesini, internet sitelerinin kapatılmasını ve tüm kültürel çalışmaların durdurulmasını” talep etmişlerdir.

Söz konusu ziyaretlerden basına ve sosyal medyaya yansıyan bazı kareler de şöyledir:

Bu planın, İngilizlerin eliyle hayata geçirilmesinin akabinde, uzun vadeli plan ise CHP'nin başına gelecekti. Ama bunun için önce, Adnan Oktar operasyonunda sergileyecekleri hukuksuzlukların TEPKİ ÇEKİP ÇEKMEDİĞİNİ görmek istediler. Yaptıkları hukuksuz eylemlere İTİRAZ OLUP OLMADIĞINI test ettiler. Halk ve özellikle demokrasi taraftarı olduğunu söyleyen sol kesim buna SES ÇIKARMAZSA, bunun UYGULANABİLİR olduğuna kanaat getireceklerdi. Böylece HUKUKSUZLUK; karanlık yöntemler, genç kadınların kullanıldığı entrikalar ve ne yazık ki hukuk sisteminin kötü kullanılması ile GÖZ GÖRE GÖRE HAYATA GEÇİRİLECEK ve buna izin veren toplum, HUKUKSUZLUĞU, GÖZ GÖRE GÖRE BU ÜLKEYE HAKİM EDECEKTİ.

BÖYLE DE OLDU.

CHP DAVASI, İŞTE BU SÜRECİN BİR SONUCUDUR. O dönemde Adnan Oktar kumpas davasına itiraz etmeyenler, CHP DAVASININ ZEMİNİNİ HAZIRLAMIŞTIR.

Adnan Oktar Dosyasında Neler Yapılmıştı

CHP'nin karşılaştığı hukuksuzluklar konusunda baş sorumlu, CHP'nin bizzat kendisidir. Çünkü demokrasi, hukuk, adalet, özgürlükler gibi cumhuriyet ilkeleriyle kendi misyonunu belirleyen CHP, Adnan Oktar grubuna yapılan aşağıdaki hukuksuz uygulamaların tümünde SESSİZ KALMIŞTIR: (Hatta bir kısmını DESTEKLEMİŞTİR)

  • Adnan Oktar dosyasının iddianamesi de 4 bin sayfadır;
  • 4 bin sayfanın içinde tek bir somut delili olan suç isnadı BULUNMAMAKTADIR; tamamı SOYUT BEYANDIR. Somut deliller nerede diye kimse sormamıştır.
  • Savcı, suç uydurmakta güçlük çektiği için, "hiçbir suç örgütünün asıl amacının bizatihi suç işlemek olmadığı" cümlesini iddianamenin başına yerleştirmiştir. Hiç kimse bu anormallikten söz etmemiştir.
  • Türkiye’nin en eğitimli, en kalifiye, en yakışıklı, en varlıklı gençlerinin; pek de güzel sayılmayacak, sıradan denebilecek kadınlara tecavüz ettiklerine, hatta bu kadınlara tecavüz edebilmek için suç örgütü kurduklarına, yine bu kadınlara tecavüz edebilmek için dünyanın dört bir yanında bilimsel içerikli ve Atatürk temalı konferanslar veren, çalışmalar yapan bir vakıf kurduklarına herkes inanmış gibi yapıp, verilen cezaları alkışlamıştır;
  • Adnan Oktar ve arkadaşları henüz emniyette iken, henüz daha adliyeye gitmeden, Odatv’de tutuklananların listesi yayınlandığında, kimse Odatv'nin bu listeyi önceden nasıl aldığını ve yayınlandığını sorgulamamıştır.
  • "Etkin pişman" adı verilen bir insan türü üretilmiş, bu kişiler, ÖNCE TUTUKLANARAK KORKUTULMUŞ ardından TAHLİYE VAADİYLE KENDİLERİNE YALAN SÖYLETİLMİŞ ve iddianame, tahliye olabilmek için İFTİRA ATAN bu kişilerin ifadelerine dayandırılmıştır. Bugün yana yakıla şikayet konusu yapılan etkin pişmanlık, her nedense Adnan Oktar davası sırasında alkışlanmıştır.
  • Sanıkların büyük kısmı ÖNCE BİRKAÇ SUÇTAN TUTUKLANMIŞ, suçlamalara gerekçe olacak İFTİRA VE İFTİRACILAR, AYLAR SONRA, ETKİN PİŞMAN DEVŞİRME MEKANİZMASIYLA BULUNMUŞTUR. Tutuklama tarihi ÖNCE, suçlamanın dosyaya girdiği tarih SONRAdır. Bu akıl almaz hukuksuzluğu hiçbir adalet gönüllüsü sorgulamamıştır.
  • Müvekkil ve arkadaşlarına "CASUSLUK" suçlaması yapıldığında, bu iftiranın anormalliğini, hiçbir dayanağı olmadığını kimse gündeme getirmediği gibi, bu iftira, manşetten haberler yapılmıştır. Müvekkil bu iftiradan BERAAT ettiğinde de kimse bundan bahsetmemiştir.
  • Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşlarının tüm mallarına, iş yerlerine, evlerine, arabalarına, "FETÖ’ye yardım" ve "dolandırıcılık" isnatlarıyla el konulmuştur. Ancak müvekkil ve arkadaşları, bu iki suçtan da BERAAT etmelerine rağmen bu taşınmazlar, mallar ve eşyalar İADE EDİLMEYEREK SATILMIŞTIR. Yine tek bir kişi bile bu anormalliği haber yapmamıştır.
  • Müvekkilin 7 ANA SUÇTAN BERAAT ETTİĞİNİ, geriye sadece zorla şikayetçi yapılan kişilerin sözlü ifadelerine dayanan BAŞKACA DA BİR DELİL BULUNAMAYAN cinsel suçların kaldığını, nedense kimse haber yapmamıştır.
  • Operasyon günü polise ateş ettiği iddia edilen müvekkilin arkadaşlarından Mert Sucu’nun o gün elinde BARUT İZİ SAPTANAMAZKEN; ateş edildiği iddia edilen polisin İKİ ELİNDE DİRSEKLERİNE KADAR BARUT İZİ TESPİT EDİLMİŞTİR. Kimse bu anormalliği dile getirmemiştir.
  • Mert Sucu’nun güya ateş ettiği iddia edilen silahta HİÇBİR PARMAK İZİ BULUNMAMIŞTIR. Oysa Mert Sucu’nun silahını polislere vermek üzere yere bıraktığı tutanaklarda vardır; yani SONRADAN BİRİLERİ SİLAHI SİLMİŞTİR. Ancak bu anormalliği hiçbir gazeteci, hiçbir TV programcısı anlatmamıştır.
  • Ateş edildiği iddia edilen mekanda olay anını kaydeden KAMERALAR olmasına rağmen, BU KAYITLAR HİÇBİR ŞEKİLDE DAVA DOSYASINA GETİRTİLEMEMİŞTİR; olay anında neler yaşandığı gösterecek KAYITLAR, SANIKLARIN DEFALARCA TALEBİNE RAĞMEN GÖSTERİLMEMİŞTİR. Bunu da hiç kimse gündeme getirmemiştir;
  • Tecavüze uğradıklarını iddia eden kadınlar, yıllarca, tecavüz suçlaması yaptıkları kişilerin evlerine, stüdyolarına kendi imkanlarıyla gitmişler; hatta tecavüz iddiasında bulundukları tarihlerden sonra da KENDİ İSTEKLERİYLE gitmeye devam etmişlerdir. İstanbul'da yaşayan, oldukça geniş sosyal çevreleri olan, bizzat kendileri avukat, hemşire, doktor, dizi oyuncusu, manken, haber sunucusu, YouTuber olan bu kadınlar, bu süreçte hiç kimseye tecavüzden bahsetmemişler, yardım istememişler, adli tıptan rapor almamışlardır. Bu durumu hiç kimse sorgulamamış, cinsel saldırı iddiaları gerçekmiş gibi yayınlar yapmaya devam etmişlerdir.
  • Yıllarca şantaj videoları olduğu yalanına inanmış gibi yapan bir kısım basın, 1999 ve 2018 yıllarında yapılan büyük polis baskınlarında nasıl olup da BİR TANE BİLE ŞANTAJ VİDEOSU BULUNMADIĞINI düşünmemiş veya bilerek, kasıtlı olarak bu durumu görmezden gelmiştir;
  • Cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen kişilerden bazıları, iddia edilen tarihte YURT DIŞINDA olduklarını, ŞEHİR DIŞINDA olduklarını, KANSER TEDAVİSİ İÇİN HASTANEDE KEMOTERAPİ ALDIKLARINI, AĞIR HASTA olduklarını DELİLLERİYLE İSPATLADIKLARI HALDE, YİNE DE CEZA ALMIŞLARDIR. Kimse bu kişilerin hakkını, hukukunu aramamış, "nasıl böyle adaletsizlik olur" dememiş, bilakis cezaları alkışlamışlardır.
  • Kanser hastaları ve ağır hastalar, yıllarca tutuklu tutulmuş; doktor raporlarına rağmen asla TAHLİYE EDİLMEMİŞLERDİR. Kimse çıkıp, "hastayı nasıl cezaevinde tutuklu tutarsınız" dememiştir.
  • Sanıkların tamamı, mahkemelerinin görüldüğü, ailelerinin yaşadığı İstanbul'dan KİLOMETRELERCE UZAKLIKTAKİ CEZAEVLERİNE sürgün edilmişlerdir. Sol kesimden hiç kimse, bunun hak ve hukuk ihlali olduğundan bahsetmemiştir.
  • Bugün İBB dosyası ve Sayın İmamoğlu lehine mütalaa veren Türkiye’nin en saygıdeğer ceza hukuku hocaları, hatta daha fazlası, Adnan Oktar dosyası için de mütalaalar vererek, “Adnan Oktar grubu bir inanç grubudur, sivil toplum kuruluşudur, ancak kesinlikle suç örgütü değildir” demiştir; ancak bunu da kimse gündeme getirmemiş, hatta adeta hasır altı etmiştir;
  • Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları, inançlarının, dünya görüşlerinin, kıyafetlerinin, makyajlarının, birbirlerine olan bağlılık ve sevgilerinin, kaç rekat namaz kıldıklarının, neden başörtüsü takmadıklarının sorgulandığı; dünya görüşlerinin heyetteki hakimlerin dünya görüşüne UYMAMASI sebebiyle suçlandıkları bir kovuşturma dönemi yaşamışlardır. Tek bir gazeteci bile “siz ne yapıyorsunuz”, "insan haklarına, düşünce ve vicdan hürriyetine aykırı davranıyorsunuz" diye haber yapmamıştır.
  • Tam 61 ANNE-BABA, ÇOCUKLARI CEZAEVİNDEYKEN VEFAT ETMİŞTİR. Operasyon öncesinde evlatları tarafından bakılan ebeveynler, evlatlarının yokluğunda yaşamını yitirmiş; bir kısmı bu vahim haksızlıklara dayanamamış ve ÇOCUKLARINI GÖREMEDEN bu dünyadan ayrılmıştır. Hiçbir gazeteci, bunun vebalini sormamıştır.

Bu liste yüzlerce sayfa uzayarak devam edebilir.

Bunlardan sadece bir tanesi bile o dönemde CHP’li bir siyasinin veya sol görüşlü bir gazetecinin başına gelmiş olsaydı, hem muhalefetteki siyasiler, hem de gazeteciler ortalığı ayağa kaldırır, yapılanları sorgular, adaletsizliği, hukuksuzluğu, haksızlığı en güzel şekilde ifade ederlerdi.

Ama tüm bunlar SAĞI TEMSİL EDEN KİŞİLERİN BAŞINA GELDİĞİ İÇİN, yılardır kendisini demokrasinin, adaletin, hukukun beşiği olarak göstermeye özen gösteren CHP, bütün bu yapılanlara tümüyle SESSİZ KALMIŞTIR. Sessiz durmakla da kalmamış, CHP'ye yakın isimlerden bazıları, BU KUMPASIN DESTEKÇİSİ olmuşlardır. Bunu yaparken de, "ne güzel, Türkiye'de hukuk var; ne kadar doğru yapıldı" demekten de geri kalmamışlardır.

Şimdi CHP'nin bütün bu hukuksuzlukların AYNISINI, AYNI SIRALAMA ile yaşamasının tek sebebi, zamanında bütün bunlara destekçi olması veya en azından sessiz kalmasıdır. Hukuksuzluğun ne demek olduğunu Allah; bunu bizzat yaşatarak göstermiştir.

Önemle belirtmek gerekir ki, müvekkil Adnan Oktar da, arkadaşları da, CHP camiasına yapılan hukuksuzlukları ciddi bir endişe ile izlemekte ve tüm bu yaşananların bir an önce neticelenmesini ve sanıkların aklanarak bir an önce tutukluluk durumlarının sona ermesini GÖNÜLDEN İSTEMEKTEDİRLER. Burada yazılanların amacı hesaplaşmak değildir. Müvekkil, hayatı boyunca her görüşten her insan için adaletin, hakkaniyetin takipçisi olmuş bir kişidir. Haksızlıklarla fikri mücadele, kendisinin her zaman en büyük misyonu olmuştur. Özellikle CHP camiasına son dönemde yapılanları yakından takip etmekte ve mevcut durumun bir an önce düzelmesini istemektedir. CHP camiasına yönelik yol gösterici hatırlatmalarının temelinde de bu yatmaktadır.

Dolayısıyla, burada yazılanların amacının ve hedefinin iyi belirlenmesi, CHP Genel Başkanlığı tarafından dikkate alınması ve buna göre bir yol haritası oluşturulması kanaatimizce önem taşımaktadır.

CHP, Destekçisi Görünen Basının Üslubuna Dikkat Etmelidir

Her sosyal oluşum gibi CHP de görünürlüğünü basın yoluyla elde etmektedir. Partinin, bir kısım basın yayın kuruluşları yoluyla hakkını savunabilmesi elbette önemli bir husustur ve bunun mutlaka sağlanması gerekmektedir. Ancak kimi zaman bir kısım basın, sağ gösterip sol vurarak, destekçi gibi görünüp alttan alta tam tersi eylemler yaparak, sinsi bir politika izleyebilmektedir. Bu durum hali hazırda CHP için de geçerlidir.

CHP kurmayları; Halk TV, Sözcü TV gibi kanallarda yer alan bazı isimlere, Cumhuriyet gazetesi gibi sol görüşten gazetelerde bir kısım yazarlara dikkat vermelidirler. Söz konusu kişiler, CHP yanlısı görünüp aslında CHP'ye zarar verme yolunda çaba harcayan kişiler olabilir.

Örneğin, daha önce müvekkil tarafından çok defa dikkat çekilen Barış Terkoğlu, bu yönde faaliyetlerine devam ediyor görünümdedir. CHP yanlısı görünmekle birlikte, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e yönelik olarak "bu kişide kurmay aklı yok" diyecek kadar ileri gidebilen1, Sayın Genel Başkanın fikir ve uygulamalarına oldukça üst perdeden bakan Terkoğlu, daha önce de çok kez belirtildiği gibi, kanaatimizce CHP'ye yönelik ciddi bir tehlikedir. Bu şahıs, CHP genel başkanlığına adaylığını dahi koymayı düşünüyor olabilir; parti üzerinde hak iddia edecek bir gidişata doğru ilerlemesi olasıdır. Zaten derin devletlerin özelliği, siyasi partileri, oluşumları ve devletleri, böyle ikili oynayan kişiler vesilesiyle içeriden bitirmektir.

Gazeteci Barış Terkoğlu

CHP taraftarı bir kısım basının partiye yaptığı en büyük kötülüklerden biri de, partinin savunduğu hukuk ve adalet değerlerini, üslup ve uygulamalarıyla YERLE BİR ETMELERİDİR. Buna en önemli örnek, Adnan Oktar dosyası olmuştur. Adnan Oktar dosyasında pervasız şekilde hukuksuzluklar uygulanırken, tüm Türkiye yaşanan haksızlıklara ve hukuksuzluklara şahitken, müvekkil ve arkadaşlarının iftiralara karşı kendilerini savunma imkanları bulunmuyorken, HALK TV, SÖZCÜ TV, CUMHURİYET GAZETESİ GİBİ YAYIN ORGANLARININ, HATTA BAZI CHP'Lİ SİYASİLERİN, ADNAN OKTAR OPERASYONUNDAN SEVİNÇLE BAHSETMELERİ, TARİHE GEÇECEK BİR HATA OLMUŞTUR. O dönemde yapılan hukuksuzlukların, söz konusu sol kesim tarafından alkışlanması, bir kısım CHP'lilerin adaletsizlikleri takdirle karşılaması, hatta henüz tutukluluk, hatta gözaltı aşamasındayken müvekkil Adnan Oktar'dan "çete lideri" şeklinde bahsedilmesi, CHP'nin bugünkü durumuna zemin hazırlayan olaylardandır.

Örneğin Fatih Altaylı, tutuklu bulunduğu dönemde kaldığı Marmara Cezaevi ile ilgili açıklamalar yaparken, “Adnan Oktar çetesi buradayken çok eğlenceliymiş burası” ifadelerini kullanmıştır. Altaylı, başına onca şey gelmesine, sayısız hukuksuzlukla karşılaşmasına, hali hazırda o sırada hapiste olmasına ve haksız şekilde tutuklandığını iddia etmesine rağmen, hala "Adnan Oktar çetesi" ifadesini kullanabilmektedir.

Tutuklu bulunduğu sırada, birisi kendisi hakkında bu ifadeleri kullansa veya kendisi hiç olmadık bir şeyle suçlasa, eminiz ki buna canla başla karşı çıkacaktır. Ancak müvekkil söz konusu olduğunda, "çete" ifadesini kolaylıkla dile getirebilmektedir.

Gazeteci Fatih Altaylı

Buradan da anlaşılabileceği gibi sol görüşü temsil edenlerin büyük bir bölümü, "KENDİLERİNDEN OLMAYANLARA" adaletsizliği rahatça reva görebilmektedirler. Haksızlığa uğrayan kişi sosyalist, solcu, komünist, Darwinist olmazsa, ONLARI HİÇ İLGİLENDİRMEMEKTEDİR. Başkalarının hukuksuzluğa uğraması, onlar üzerinde türlü adaletsizlik denemeleri yapılması, UMURLARINDA DAHİ OLMAMAKTADIR. Hatta bir kısmını eğlendirmektedir. Tüm uyarılara rağmen, bütün bunların kendilerine döneceğini de düşünmemektedirler. Kendilerine döndüğünde ise, bütün bu denemelerin aslında KENDİLERİ İÇİN YAPILDIĞINI fark ederler; ama artık çok geçtir.

Şu anda ne yazık ki, bu durum CHP'nin başına gelmiştir. CHP destekçileri içinde, Adnan Oktar davası kumpasını anlamazdan gelenler, şu anda kendi ihmalkarlıklarının karşılığını görmektedirler.

Görüş Farklılığı, Adaletsizliklere Göz Yummak İçin Geçerli Bir Neden Değildir

Kendisini takdir ettiğimiz Sayın Özgür Özel dahi, müvekkilin eski arkadaşlarından Murat Atik'in TCDD Genel Müdürlüğüne atanması konusunda yargılayıcı yorumlarda bulunmuştu. Bu, sadece görüş farklılığından kaynaklanan bir karşıtlık olmakla birlikte, hakkaniyete uymamaktadır. Oysa müvekkil, Sayın Özgür Özel'in vefalı oluşunu, iyi bir kişiliğe sahip oluşunu, yetenekli ve sadık oluşunu sürekli olarak övmüş, gerek kamuoyu duyurularında gerekse avukat görüşlerinde kendisine olan sevgi ve saygısını sıklıkla dile getirmiştir. Sayın Özgür Özel'in genel kişiliğine aykırı görünen bu ifadelerin, kanaatimizce düzeltilmesi güzel olacaktır.

CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel

CHP milletvekillerinden Sayın Murat Emir de, müvekkil konusunda yeni Adalet Bakanımızın sarf ettiği sözlerle ilgili olarak Sayın Bakanın, "Masumiyet karinesini, söz konusu olan Adnan Oktar olunca bildiğini" iddia etmiştir. Oysa kendisi de bir hukukçu olan Sayın Murat Emir, Adnan Oktar davasının baştan sona bir kumpas davası olduğunu ve müvekkilin "suç örgütü" tanımlamasıyla masumiyet karinesinin ciddi şekilde ihlal edildiğini gayet iyi bilmektedir. Yarın bir gün kumpas dahilinde hüküm veren mahkemelerden biri, Sayın Ekrem İmamoğlu için de "suç örgütü lideri" hükmünü kesinleştirdiğinde -ki gidişat bunu göstermektedir-, acaba Sayın Emir o zaman da hüküm kesinleştiği için SAYIN EKREM İMAMOĞLU'NA "SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ" DENEBİLECEĞİNİ ve bunun MASUMİYET KARİNESİNE UYGUN olduğunu iddia edebilecek midir; sormak gerekir.

Dahası, hüküm kesinleşmeden geçen ve yıllar süren tutukluluk sürecinde, müvekkile yönelik olarak kimse masumiyet karinesine dikkat etmemiştir. Çok iyi bilindiği gibi müvekkile, henüz gözaltına alındığı andan itibaren "suç örgütü lideri" denilmiştir. O zamanlar, başta Sayın Murat Emir olmak üzere hiç kimse, "bu suçlama kesinleşmedi, masumiyet karinesine dikkat edilmeli" DEMEMİŞTİR. Bu hususlara hassasiyet göstereceğine inandığımız Sayın Emir'in bu konuda bir düzeltme yapmasının hakkaniyetli olacağı kanaatindeyiz.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Sayın Murat Emir'in bu sözleri, Adalet Bakanına bu konularda hak verir gibi bir anlam içermektedir. Oysa bilindiği gibi özellikle CHP camiası, karşılaştıkları hukuksuzlar nedeniyle gerek hukuk sisteminden gerekse Adalet Bakanından ciddi şekilde şikayetçidir. Kendileri ile ilgili konularda Sayın Bakanın adalete uygun davranmadığını iddia edip, başka görüşten kişilere yönelik yorumlarında Bakanın masumiyet karinesine uygun davrandığını belirtmek, çok da samimi bir yaklaşım değildir.

CHP Milletvekili Sayın Murat Emir

CHP'nin düştüğü hata, başından beri budur. Parti temsilcilerinin, farklı görüşlere tahammülsüz bir görünüm vermesi, uzun bir zamandır CHP'yi iktidar olmaktan uzaklaştırmaktadır. Ancak buna rağmen bu strateji, ne yazık ki devam etmektedir.

Kararsızların CHP'ye Yanaşamamalarının Nedeni

Şu anda Türkiye'de, yaşam koşullarından, eğitimden, ekonomiden, sosyal güvenceden ve daha pek çok şeyden şikayetçi konumunda olan büyük bir kesim vardır. Bu kesim, bir süredir, bir adım geri çekilmiş şekilde siyasi arenayı sadece izlemekle yetinmektedir. İktidara da muhalefete de uzaktır. Bunlar, seçim anketlerinde %30 gibi bir oranı oluşturmaktadırlar. Bu, son derece yüksek bir orandır.

Şubat 2026 tarihinde yapılan bir seçim anketinde kararsızların oy oranı, iki lider partiden dahi fazla çıkarak, %29,6'ya ulaşmıştır. 

(Kaynak: https://bianet.org/haber/bu-pazar-secim-olsa-birinci-parti-kararsizlar-317130)

Bu kişilerin mevcut sistemden rahatsız olarak iktidardan uzaklaşmalarına rağmen, neden muhalefete yönelmediklerini CHP ciddi şekilde düşünmelidir. Bu oran, uzun zamandır değişmemekte ve CHP'ye bir yönelme olmamaktadır. Normal şartlarda CHP, halkın geneline hitap edecek ve pek çokları için iyi bir alternatif olacak bir parti olmasına rağmen, kararsız kesim tarafından TERCİH EDİLMEMEKTEDİR. BUNUN TEK SEBEBİ, CHP'NİN KENDİSİNDEN OLMAYANLARA YÖNELİK HUKUKSUZLUKLARA SES ÇIKARMAMASI VE TEK TARAFLI POLİTİKASIDIR.

CHP'nin "kendisinden olmayanlar" sorunu, her zaman partiyi tercih edilmez hale getirmiştir. CHP yönetimi, halkın tümünün solculardan oluşmadığını, %50 gibi halkın yarısını oluşturan kesimin "farklı görüşten" olduğunu ve bu büyük kitleyi de kucaklamaları gerektiğini bir türlü anlayamamaktadır. Bu, sadece "tüm Türkiye'nin partisiyiz" söylemleriyle olacak bir şey değildir. Beklenti içinde olan kesim, bu konuda ikna olamamaktadır.

CHP, ne zaman ki kendisinden olmayanların da hakkını savunur, ne zaman GERÇEKTEN herkes için adalet ister, işte bu kararsızlar, hatta daha fazlası, o zaman CHP'nin kendilerini de kucakladığına ikna olurlar. CHP bu konuda sürekli geç kalmaktadır. Bu gerçeği kabul edip uygulama konusunda, daha fazla geç kalmamalı, artık başarısız olmamalıdır.

Bir kısım CHP'li yetkili ve milletvekillerinin ve CHP taraftarı bir kısım basının, özellikle müvekkil ve arkadaşlarına yönelik politikası, kimse tarafından UNUTULMAMAKTADIR. İnsanlar, müvekkili tanısa da tanımasa da, destekçisi olsa da olmasa da, HUKUKSUZLUKLARA SESSİZ KALMAYI CİDDİ BİR HEZİMET OLARAK GÖRÜR. "Yarın benzeri başıma gelirse, demek böyle bir karşılık göreceğim" şeklinde bir kanaate varır. Başkasına yapılan adaletsizliği alkışlamak, alkışlayan kişiye yönelik ciddi bir güven kaybı oluşturur.

CHP, yıllardır dilinde olan ama uygulamada aynı hassasiyeti göremediğimiz "herkes için adalet" düsturunu artık ciddi şekilde üstlenerek yerine getirmelidir. Sadece kendisine yapılan hukuksuzluğa değil, herkese yapılan hukuksuzluğa ses çıkardığında, oy oranlarının ciddi şekilde yükseldiğini görecektir. Kararsız oyların en az %90'ının kendilerine yöneldiğine şahit olacaktır.

Sonuç

CHP camiasının, vaktinde müvekkil ve arkadaşlarına yapılanlara ses çıkarmayıp şu an benzer şeyler yaşıyor olmaları, kanaatimizce oldukça önemli bir husustur. CHP camiası, bu konuya önemle dikkat vermelidir. Dikkat edilirse, 8 yıldır Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik yapılanlar, benzer sıralama ile aşama aşama CHP camiasını vurmaktadır. Her bir aşamada CHP'ye yönelik bu hatırlatmalarımız yeniden gündeme gelmektedir. Müvekkile göre CHP camiasının, Allah'ın bütün bunları özel olarak yaşattığını, bu konuda CHP'den bir değişim beklediğini görmesi gerekmektedir.

Hak, hukuk, adalet söylemleri elbette güzeldir; ama şu anda çok da fayda etmeyecektir. Önemli olan eylemdir. CHP, başta kendisi, TARAFSIZCA, hak hukuk adalet yanlısı olduğunu göstermeli, ardından bunu kendine beklemelidir. Bu tavır değişikliği, CHP'ye ciddi bir güç ve oy kazandıracaktır. Müvekkilin bu konuda en ufak bir şüphesi dahi yoktur.

Müvekkil ayrıca, bir hususu önemle belirtmek istemektedir. Kendisi komünist ve Darwinist ideolojilerle mücadele etmesinden dolayı, bir kısım sol görüşlü kişiler, müvekkilin kendilerine karşıt olduğunu ve kendilerini sevmediğini düşünüyor olabilirler. Ya da solcular, müvekkilin sağ düşünceden olmasından dolayı; ateistler ise, müvekkilin dindar olmasından dolayı kendilerine karşıt olduğunu düşünüyor olabilirler.

Oysa BU, SON DERECE YANLIŞTIR.

Müvekkil, sıklıkla belirttiği gibi, bir fikir insanıdır. Karşıtlığı ve mücadelesi, İNSANLARA YÖNELİK DEĞİL, fikirlere yöneliktir. Kendisi, her zaman insanlara SEVGİ VE ŞEFKATLE bakan, onları dostluk ve sevgi ile kazanmaya çalışan bir kişiliktedir ve insanlara olan sevgisi, onları yaratan ALLAH'A OLAN SEVGİSİNDEN kaynaklanmaktadır. Müvekkilin fikirlere karşıtlığı, fikrin yanlışlığını anlatmaktan ibarettir. İsteyen, yine aynı şekilde düşünmeye devam eder; bu da müvekkil bakımından bir rahatsızlık konusu DEĞİLDİR. FİKRİN ŞEKLİ, MÜVEKKİLİN O KİŞİYE OLAN SEVGİ VE SAYGISINDA BİR DEĞİŞİKLİK YARATMAMAKTADIR.

Müvekkil, bu hususun bilinmesini son derece önemli görmekte ve fikri ve ideolojisi ne olursa olsun, HER GÖRÜŞTEN İNSANA SEVGİ VE SAYGI İLE BAKTIĞINI, buna BAŞTA CHP CAMİASININ DAHİL OLDUĞUNU önemle belirtmektedir.

CHP Genel Başkanlığının ve CHP camiasının, müvekkilin yukarıdaki görüşlerini dikkate alacaklarına inanıyoruz. Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.21.04.2026


  1. https://www.youtube.com/watch?v=y5RE0fceg8w

Yorum Gönder

0 Yorumlar