BARIŞ TERKOĞLU ve BARIŞ PEHLİVAN’A İŞKENCEYLE ELDE EDİLMİŞ YALAN İFADELERDEN MEDET UMMAK YAKIŞMAMAKTADIR
Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu 7 Nisan 2026 tarihli Onlar TV isimli Youtube kanalındaki yayınlarında, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının 1999 yılında düzenlenen operasyonda, işkence altında zorla ve şiddetle altına imza atmaya mecbur bırakıldıkları kurgu ifadeleri sanki gerçek ve doğru bilgilermiş gibi gündeme taşımışlardır.
Demokrasi, özgürlük ve hukuk adına yayın yaptıkları iddiasında olan bu kişilerin, işkence gibi dev bir insanlık suçunu hiçe sayan üslupları kendi tarihlerine ibretlik bir durum olarak geçmiştir. Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ı tenzih etmekle birlikte, bazı gazetecilerin güya kimsenin bilemediği ve ulaşamadığı birtakım dosyaları ifşa ediyormuş imajı altında kendilerine “verilen” bilgileri tartışmasız doğruymuş gibi sunma alışkanlıkları çoğu zaman büyük bir samimiyetsizlik içermektedir. Çünkü bu kişilere içine bir çok manipülatif ve gerçek dışı bilgiler dahil edilmiş dosyalar verilmekte, bunları anlatmaları sağlanmakta, bu şekilde kamuoyu algısı yönetilmekte, bu kişiler de hukuksuzluklarla mücadele ettiklerini öne sürerek kendilerince ün kazanmaktadırlar. Bunu yaparken sebep oldukları mağduriyetleri ve haksızlıkları da “sistemin gereği bu” diyerek savunmaktadırlar.
Oysa insan “sistem”in yönlendirdiğine göre değil, doğruya göre hareket etmekle yükümlüdür. Kendisine sunulanın dosyanın içeriğini, doğru olup olmadığını, adı geçen insanların hayatlarını ve nasıl etkileneceklerini hiç düşünmeden “ekrana taşımak görevini yerine getiren” bir insanın adil ve hakkaniyetli bir üslup içinde olması mümkün değildir. Çünkü amacı doğruya ulaşmak ve anlatmak değil, “kendisine verileni aktarmak”tan ibaret olan görevini yerine getirmektir. Görevini yerine getirirken de elindeki dosyanın içerdiği yalanlar, bu yalanların nasıl oluşturulduğu, o esnada insanların nasıl mağdur edildiği, ne gibi haksızlıklar ve zulümler yapıldığı bu kişileri çoğunlukla ilgilendirmemektedir.
Müvekkil Adnan Oktar, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın bu derece ağır bir vicdani duyarsızlık içinde olmadıklarını düşünmektedir. Ancak müvekkil söz konusu olduğunda işkence gibi ağır bir insanlık suçunu dahi yok sayacak kadar duyarsız bir tutum sergilemelerinin “hak, hukuk, adalet savunuculuğu” iddialarına çok ciddi bir gölge düşürdüğünü fark etmeleri gerektiğine inanmaktadır.
Bahse konu yayında Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın göz ardı ettikleri gerçekler konusunda müvekkil Adnan Oktar’ın açıklamaları şöyledir:
-BİRİNCİSİ-
İŞKENCE BİR İNSANLIK SUÇUDUR ve İŞKENCE ALTINDA ZORLA İMZALATILAN İFADELER ÜZERİNDEN İNSANLARI SUÇLAMAYA KALKMAK NE GAZETECİLİK İLKELERİYLE NE DE İNSANLIK ONURUYLA BAĞDAŞMAZ
Söz konusu yayında Barış Pehlivan tarafından okunan ifadeler 1999 yılında yapılan operasyon dönemine aittir. Dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şubesi eski müdürü merhum ADİL SERDAR SAÇAN ve ekibi tarafından gözaltındaki müvekkil ve arkadaşlarına -şehir elektriği verilmesi dahil- çok sayıda eziyet ve işkence yapılmıştır. Müvekkil ve arkadaşları canlarını kurtarabilmek amacıyla HİÇBİR GERÇEKLİĞİ OLMAYAN, hazır olarak önlerine konulan ifadelere imza atmak zorunda kalmışlardır.
Başta müvekkil Adnan Oktar olmak üzere bazılarına ise ifadelerinde ne yazacakları ayrıntılı olarak tarif edilmiş ve işkenceyle bu metinler kendi el yazılarıyla yazdırılmıştır. Müvekkilin yazması için tehdit ve işkenceyle zorla dayatılan ifadeler beğenilmeyerek tekrar tekrar yazdırılmıştır. Müvekkil, kendisine dikte edilen ifadeyi yazmadığı takdirde intihar süsü verilerek camdan atılmakla tehdit edilmiştir.
Bu tehditlerin hiçbirinin altı boş değildir. Zira,
- Müvekkil ve arkadaşlarıyla aynı dönemde yine İstanbul Organize Şube Müdürlüğünde ancak farklı dava ve suçlamalar sebebiyle gözaltında bulunan bir kişi tuvalette ölü halde bulunmuş ve olayın güya intihar olduğu söylenerek olay kapatılmıştır.
- Bir başka kişinin ise emniyetin üst kat penceresinden -gördüğü eziyet ve işkencelere dayanamadığı için- kendisini atarak intihar ettiği gazete haberlerinde yer almıştır.
İşte tam da bu ortamda müvekkil “AYAĞIN İLE YER ARASINDA NE KADAR MESAFE VARSA, HAYATIN İLE ÖLÜMÜN ARASINDA DA O KADAR MESEFE VAR” denilerek ölümle tehdit edilmiştir. Bunun üzerine müvekkil de kendisinin ve arkadaşlarının canlarına bir zarar gelmemesi için Adil Serdar Saçan ve ekibinin dikte ettirdikleri gerçek dışı ifadeleri imzalamak ve kağıda dökmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Müvekkil ve arkadaşları, ancak savcılık ve mahkeme huzuruna çıkarıldıklarında hür iradeleriyle ifade verebilmiş ve gerçekleri anlatmışlardır. Zaten söz konusu hayal ürünü kurgu anlatımların sadece emniyet ifadelerinde yer alması da işkence ve baskı altında zorla verildiklerinin ayrıca delilidir.
İşkence elbette bir insanlık suçudur. Ne müvekkil ne de arkadaşları, hiç kimsenin hiçbir zaman işkence ya da kötü muameleye maruz kalmalarını istemezler.
ANCAK BARIŞ TERKOĞLU veya BARIŞ PEHLİVAN EĞER O DÖNEMDE MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARININ MARUZ BIRAKILDIKLARI İŞKENCE ve EZİYETLERİN ÇOK AZ BİR KISMINA BİLE MARUZ KALSALAR, eminiz ki en ufak bir tereddüt dahi göstermeksizin KENDİLERİNE DİKTE ETTİRİLEN HER ŞEYİN ALTINI HEMEN İMZALARLAR; HİÇ İŞLEMEDİKLERİ FİİL ve SUÇLAMALARI DAHİ HEMEN KABUL EDERLER; hatta kendilerinin Napolyon ya da Sezar olduklarını bile iddia eder ve bunu ispatlamaya çalışırlardı.
Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan gibi gazeteciler, müvekkil ve arkadaşları hakkındaki gerçek dışı itham ve iftiraları hiç sıkılmadan sanki gerçek olaylarmış gibi araştırmacı gazetecilik kisvesi altında yayınlamaktadırlar. Yaptıkları haberle ilgili olarak haberin doğrudan muhatabı olan müvekkil veya avukatlarına ulaşarak bu bilgilerin doğru olup olmadığını araştırma gereği dahi duymamaktadırlar. Üstelik,
- Müvekkil ve arkadaşlarının ifadelerinin Adil Serdar Saçan ve ekibinin yönettiği ağır işkence ve ölüm tehditleri altında alındığından,
- Bu işkenceye dair adli tıp raporları bulunduğundan,
- İşkencenin mahkeme kararıyla da kesinleştiğinden,
- Emniyette hazırlanmış düzmece senaryoların, müvekkil ve arkadaşlarına kamera karşısında –şiddet altında defalarca yaptırılan provalardan sonra– zorla söylettirip anlattırıldığından ve bu şekilde kayda alındığından,
- Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve ekibindeki bazı polis memurlarının, gözaltındaki çok sayıda insana işkence yaptıkları için defalarca polislik mesleğinden ihraç edildiklerinden
- Ve müvekkil ve arkadaşlarının 1999 senesindeki operasyona ilişkin yürütülen yargılama sürecinden beraat ederek tamamen aklanmış olduklarından
nedense asla bahsetmemekte ve AÇIK BİR İNSANLIK SUÇU OLAN İŞKENCEYLE ALINMIŞ EMNİYET İFADELERİNDEN MEDET UMAR şekilde masum insanlara iftira atan yayınlar yapmayı bir gazetecilik başarısı gibi göstermeye çalışmaktadırlar.
İŞKENCE BİR İNSANLIK SUÇUDUR. İŞKENCEDEN MEDET UMMAK, YA DA İŞKENCE ALTINDA ALINAN İFADELER ÜZERİNDEN BİR CAMİAYA SALDIRMAK, SONRA DA ADALETTEN, HAKTAN VE HUKUKTAN BAHSETMEK İSE BAŞLI BAŞINA BİR UTANÇ KAYNAĞIDIR.
İşkence altında verilmiş ifadeleri yayınlayarak işkence gibi dehşet verici bir olayı dahi olağanlaştırmaya çalışanların hukuksuzluklara karşı durduklarını iddia ediyor olmaları ise doğal olarak halkımız nezdinde karşılık bulmamaktadır.
Bu kişilerin değil işkenceye maruz kalmak, ifade vermek üzere adliyeye götürüldüklerinde dahi yeri göğü birbirine kattıkları göz önünde bulundurulduğunda destekledikleri hukuksuzlukların kendilerine de bir gün dönebileceğini düşünmeleri daha da önem kazanmaktadır.
-İKİNCİSİ-
İŞKENCEYİ İSPAT EDEN TIBBİ RAPOLARLAR, MAHKEME KARARLARI ve İŞKENCE ATLASI İSİMLİ KİTABA DA KONU OLAN KALICI HASARLAR
Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın açık şekilde bilmelerine rağmen kamuoyundan gizledikleri bir diğer konu ise, söz konusu davada işkence olduğuna dair somut raporlar ve Mahkeme kararları olduğudur.
1999 yılında göz altına alınan ve Adil Serdar Saçan yönetimindeki İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesinde 8 gün kalan müvekkil ve arkadaşlarının bu süre zarfında işkenceye maruz kaldığı Adli Tıp Raporlarıyla sabittir.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ’NİN KURUMSAL RAPORU
Müvekkilin işkence gören arkadaşları, avukatlarının yönlendirmesiyle, işkenceyi belgelendirmek üzere İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ne başvurmuşlardır; görevlendirmeyi ise üniversite yapmıştır.
Raporlarda Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın imzası yanında, muayene süreçlerine dahil olan diğer akademisyen adli tıp uzmanlarının da imzaları vardır. Yani bu raporlar aynı zamanda ÇOK İMZALI KURUL RAPORLARIDIR.
Raporların tıbbi dayanağını, Çapa Tıp Fakültesi’nin çok çeşitli polikliniklerinin muayene ve teşhis raporları oluşturmaktadır. Dolayısıyla, işkence bulguları tek bir poliklinik tarafından değil, pek çok farklı poliklinik tarafından da tespit edilmiştir. Bu nedenle söz konusu işkence raporları, farklı farklı birimlerin, farklı farklı uzmanların muayene ve analizleriyle tespit edilen işkence bulgularını yansıtmaktadır.
Çapa Tıp Fakültesi’nin bu işkence raporları, ADLİ TIP KURUMU TARAFINDAN DA KABUL VE TEYİT EDİLMİŞTİR. ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU, RAPORDA BELİRTİLEN TÜM MUAYENELERİ TEKRARLAMIŞ VE FAKÜLTE RAPORLARINDAKİ BULGULARI AYNEN TEYİT ETMİŞTİR.
Çapa Tıp Fakültesi’nin işkence raporları, aynı zamanda CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ ADLİ TIP ENSTİTÜSÜ’NÜN ADLİ TIP HOCALARINCA DA TEYİT EDİLMİŞTİR.
Tüm bu raporların dava dosyasına girmesini müteakiben işkence davasına bakan mahkeme, işkence bulgusu bulunan Halil Hilmi Müftüoğlu’nu ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU’NA sevk etmiştir. KURUL, AYNI MUAYENELERİN HEPSİNİ TEK TEK YİNELEMİŞ VE TÜM BULGULARI TEYİT ETMİŞTİR.
Adli Tıp Kurumu Kanunu’na göre, üniversite raporları hukuki anlamda Adli Tıp Kurumu raporlarına eşdeğerdir. Yani aralarında Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın da bulunduğu adli tıp akademisyenlerinin imzalarını taşıyan Çapa Tıp Fakültesi’nin hazırladığı işkence raporlarının, Adli Tıp Kurumu’nun raporlarından hukuki delil gücü anlamında herhangi bir farkları yoktur.
İŞKENCE SEBEBİYLE HALİL HİLMİL MÜFTÜOĞLU’NUN GÖZÜNDE OLUŞAN KALICI HASAR, İŞKENCE ATLASI İSİMLİ KİTABA DA KONU OLMUŞTUR
İşkenceye maruz kalan müvekkilin arkadaşlarından Halil Hilmi Müftüoğlu’nun yaşadıkları, Türk Tabipler Birliği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan İşkence Atlası kitabına da konu olmuş; Türkiye’deki işkencelere örnek vaka olarak bu kitapta yer almıştır. Müvekkil ve arkadaşlarının işkence gördükleri, yargılama sürecinde, konusunda uzman bilim adamları tarafından 19 AYRI RAPOR ile tespit edilmiş ve bu raporlar yargı makamına sunulmuştur.
Müvekkilin arkadaşlarından Halil Hilmi Müftüoğlu’nun maruz bırakıldığı işkence ve kötü muamele sonucunda gözünde oluşan kalıcı hasar, İşkence Atlası isimli kitapta “Kaba Dayak Nediyle Ptozis” başlığı altında ve “Gözaltı ve işkence öyküsü sonrasında sol göz kapağında progressif düşme görülüyor” ifadeleriyle yer almıştır.
Müvekkilin arkadaşlarından Halil Hilmi Müftüoğlu'na 1999'da, Adil Serdar Saçan'ın müdürlüğü döneminde Organize Şube'de gözaltındayken yapılan işkence, Türkiye İnsan Hakları vakfı tarafından hazırlanan "İşkence Atlası" kitabına fotoğraflı şekilde geçmiştir. (Aşağıda)
ADİL SERDAR SAÇAN ve EMRİNDEKİ POLİSLERİN MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARINA İŞKENCE YAPTIKLARI AİHM TARAFINDAN DA TEYİT EDİLMİŞTİR
İşkence davasının görülmekte olduğu mahkemeye tüm adli tıp raporları sunulmuş ve bu raporlar neticesinde işkence davasında SAVCILIK, İLGİLİ TÜM POLİSLERİN İŞKENCE SUÇUNDAN CEZALANDIRILMALARINI istemiştir. Heyetteki 3 yargıçtan biri “İŞKENCE VAR” demiş, ikisi “FENA MUAMELE VAR” demiştir.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bu kararı bozmuş ve (aynı kişiler için farklı şikayetler üzerine açılmış farklı davalar olduğundan) tüm işkence davalarının birlikte görülmesini istemiştir. Davalar İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleşmiş (2013/260 Esas) fakat bu aşamada zamanaşımı gerçekleştiği gerekçesiyle düşürülmüştür.
- Bu süreçte işkence mağduru Halil Hilmi Müftüoğlu, AİHM’ne başvurmuştur. 02.2017 tarihinde AİHM 2. Dairesi Halil Hilmi Müftüoğlu’nun, AİHS’in 3. Maddesiyle korunan “İŞKENCE YASAĞI HAKKI”NIN İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VEREREK HALİL HİLMİ MÜFTÜOĞLU LEHİNE 5.000 EURO (BEŞ BİN AVRO) TAZMİNAT ÖDENMESİNE HÜKMETMİŞ, ADALET BAKANLIĞI DA BU TAZMİNATI ÖDEMİŞTİR.
Yani ülkemizde, zamanaşımı yoluyla bir nevi görmezden gelinmeye çalışılan söz konusu işkenceler, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ TARAFINDAN TEYİT EDİLMİŞTİR.
Adil Serdar Saçan’ın mesleğinden olmasının sebebi, YÖNETİMİNE OLAN KURUMDA KENDİSİNİN BİLGİSİ VE KATKISIYLA İŞKENCE YAPILMIŞ olmasıdır. Bu yöntemi sadece müvekkile değil, husumetli olduğu tüm kişi ve camialara uygulamıştır.
Yolu, 1998-2003 döneminde İstanbul Organize Suçlar Mücadele Şubesi’ne düşmüş olup da Adil Serdar Saçan ve Ahmet İhtiyaroğlu’nun işkenceleri ile tanışmamış olan neredeyse hiç kimse yoktur.
MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARINA İŞKENCE YAPILDIĞINI TESPİT EDEN BİR DİĞER MAHKEME KARARI
1999’da gerçekleşen aynı operasyonda müvekkilin Emre Çalıkoğlu isimli arkadaşının İŞKENCE GÖRDÜĞÜ İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2004/367 no.lu dosya, 2005/517 no.lu kararla HÜKME BAĞLANMIŞTIR.
Mahkemenin kararında, müvekkilin arkadaşının Adil Serdar Saçan yönetimindeki Organize Suçlar Şubesinde işkence gördüğüne hükmedilmiş, ancak işkence gördüğü esnada gözleri bantlı olduğu için işkenceyi yapan memurun tespit edilememesi sebebiyle yargılanan kişiler hakkında beraat kararı verilmiştir. Yani mahkeme kararı, İŞKENCENİN KESİN OLARAK VAR OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞ; yalnızca işkenceyi yapan memurun kim olduğunun tespiti yapılamamıştır.
Bu mahkeme kararının ardından İstanbul 3. İdare Mahkemesi 2016/2355 no.lu kararıyla da Emre Çalıkoğlu’na Adil Serdar Saçan ekibinden GÖRDÜĞÜ İŞKENCE SEBEBİYLE TAZMİNAT ÖDENMESİNE HÜKMETMİŞTİR.
İstanbul 3. İdare Mahkemesi'nin, Emre Çalıkoğlu'nun Adil Serdar Saçan'ın Müdürlüğü'nü yaptığı dönemde Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde işkence gördüğünün sabit olduğunu hükme bağlayan kararı
Konunun önemine binaen tekrar etmek gerekirse;
İŞKENCE BİR İNSANLIK SUÇUDUR. SIRF HUSUMET VEYA İDEOLOJİK KARŞITLIK SEBEBİYLE İŞKENCEDEN MEDET UMMAK, İŞKENCE ALTINDA ALINAN İFADELERLE BİR CAMİAYA SALDIRMAK, İŞKENCECİLERİ KORUMAK, İŞKENCEYİ BİLİMSEL DELİLLERİYLE BELGELEYEN BİLİM İNSANLARINI YALANLAMAK ADINA PERVASIZCA İFTİRA ATMAYA YELTENMEK, SONRA DA ADALETTEN, HAKTAN VE HUKUKTAN BAHSETMEK BAŞLI BAŞINA BİR SAMİMİYETSİZLİK, ÇİFTE STANDART VE UTANÇ KAYNAĞIDIR.
Müvekkil Adnan Oktar ülkemizde kötü muamelenin, hukuksuzluğun, haksızlıkların ortadan kalkmasını istemektedir. Adaletin tam manasıyla tecelli etmesinin yolu ise herkesin, hukuku ve hakkı SADECE KENDİSİ ve KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNENLER İÇİN DEĞİL, HERKES İÇİN İSTEMESİNDEN geçmektedir.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız,
Ey iman edenler, ADİL ŞAHİTLER OLARAK, Allah için, hakkı ayakta tutun. BİR TOPLULUĞA OLAN KİNİNİZ, SİZİ ADALETTEN ALIKOYMASIN. ADALET YAPIN. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
-ÜÇÜNCÜSÜ-
BİTMEK BİLMEYEN ŞANTAJ KASETLERİ İFTİRASI
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaş camiası hakkında uzun yıllardan bu yana bitmek tükenmek bilmez bir şekilde ısrarla gündeme getirilen, ancak aradan geçen bunca yıla rağmen HALEN TEK BİR TANESİNE DAHİ (HİÇ BİR ZAMAN OLMADIĞI İÇİN) RASTLANMAYAN “Şantaj Kasetleri” iddiası, aleni bir şehir efsanesinden ibarettir.
Bu iftira, müvekkil ve arkadaşlarını karalayıp aleyhlerinde olumsuz kamuoyu algısı ve infial oluşturmak, devlet ve emniyet görevlilerini yanlış yönlendirmek, hükümet yetkilileri ve siyasiler ile arkadaş grubunun arasını bozmak gibi art niyetli girişimlere malzeme yapılmak amacıyla yaklaşık 30 yıldan bu yana çeşitli dönemlerde ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmektedir.
Oysa ki, ORTADA GİZLİ ÇEKİLMİŞ TEK BİR KASET YA DA GÖRÜNTÜ OLMADIĞI GİBİ, TEHDİT EDİLİP ŞANTAJA MARUZ KALDIĞINI İDDİA EDEN TEK BİR KİMSE DE YOKTUR. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaş çevresine yönelik olarak gerek 1999’da gerekse 2018’de düzenlenen polis operasyonlarında tek bir şantaj kasetine, kaydına veya görüntüsüne rastlanmamıştır; ÇÜNKÜ YOKTUR.
Eş zamanlı ani baskınlar şeklinde düzenlenen her iki polis operasyonunda, müvekkil ve arkadaşlarına ait 200’ün üzerinde ev ve iş yeri kapsamlı şekilde aranmış, tüm kişisel ve iş yeri bilgisayarlarına, cep telefonlarına el konulmuş, her biri Emniyetin Siber Şube yetkililerince incelenmiş, ailelerinin evleri dahi aranmış ancak tek bir gizli kamera düzeneğine, tek bir şantaj kasetine, hatta şantajı ima edecek tek bir karineye dahi rastlanmamıştır. Hatta bazı evlerin bahçeleri iş makinalarıyla kazılmış, delik deşik edilmiş yine de herhangi bir şantaj kaseti ya da malzemesi bulunmamıştır.
Bunun yanı sıra 2018 Temmuz ayında düzenlenen polis operasyonu öncesinde 2 yıl boyunca fiziki ve teknik takip yapılmış, müvekkil ve arkadaşları adım adım izlenmiş, evleri, iş yerleri, ailelerinin ve arkadaş çevrelerinin evleri, bulundukları her yer gözlem altına alınmış, kimlerle bağlantı içinde oldukları tespit edilmiş, tüm telefonları dinlenmiş ancak sonuç değişmemiş, ortaya yine şantaj iddialarına dair tek bir tane bile somut bulgu, belge, vb. delil konulamamıştır.
Bunca yıldır tek bir tane dahi şantaj kaseti bulunmadığı için de, 11 Temmuz 2018 operasyonu sonrasında müvekkilin eserlerinden hazırlanan belgesellerin kasetleri ve A9 Televizyonu'nun RTÜK mevzuatı gereğince kanunen arşivlemek zorunda olduğu canlı yayın kayıtlarının bulunduğu kaset ve harddiskler, sanki suç üstü ele geçirilmiş şantaj arşiviymiş gibi dizilip kamuoyuna sergilenmiştir.
Bu asılsız iddianın geçersizliğine bir başka delil ise, eğer ortada tek bir şantaj kaseti olsa, Yerel Mahkeme tarafından, duruşmalarda müvekkil ve arkadaşlarına; Niçin Evlenmediniz? Kaç Rekat Namaz Kılıyorsunuz? Neden Bedelli Askerlik yaptınız? Neden dövme yaptırdın? gibi hiçbir suç konusu içermeyen, suçlamalarla alakası olmayan özel hayata ilişkin sorular sorulacağına, MAHKEMENİN BU GÖRÜNTÜLERE ODAKLANACAĞI kaçınılmaz bir gerçektir.
Dahası, ortada tek bir şantaj kasedi ya da görüntüsü olsa bunun MEDYADA YILLAR BOYU BİNLERCE KEZ TEKRAR TEKRAR YAYINLANMASI kaçınılmazdı.
Özetle, güya “gizli çekilmiş tehdit ve şantaj kasetleri olduğu" iddiasının, müvekkil ve arkadaşlarını karalayıp aleyhlerinde olumsuz bir kamuoyu algısı ve infial oluşturmak amacıyla bir kısım medya tarafından uzun yıllardan bu yana kullanılan bir şehir efsanesi olduğu, yargılama sürecinde bir kez daha ispatlanmıştır.
-DÖRDÜNCÜSÜ-
ESKİDEN İŞKENCE YAPILIRKEN GÜNÜMÜZDE BUNUN YERİNİ ‘ETKİN PİŞMAN DEVŞİRME’ METODU ALMIŞTIR
Tıpkı 1999 senesinde müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının maruz kaldıkları gibi, 90’lı yıllarda suçlanmak istenen insanlara emniyette zorla ve işkence altında uydurma ifadeler imzalatıldığı kamuoyunun malumdur.
Zaman içerisinde geçmişte yapılan doğrudan işkencenin yerini bu kez baskı ve tehditlerle insanların “etkin pişman ol, başkalarını suçla, yoksa asla buradan çıkamazsın” şeklinde korkutularak etkin pişman yapılıp sahte suçların oluşturulması metodu almıştır.
Aileleri ve geleceklerini kaybetmek, mallarının ve paralarının haksız şekilde ellerinden alınması ve bir daha gün yüzü görememekle korkutulup tehdit edilen insanlar, günümüzde cezaevinden kurtulabilmenin tek çözümünü, başkalarına iftira atıp etkin pişman olmakta bulmaktadırlar.
Müvekkilin “ETKİN PİŞMAN DEVŞİRME METODU” adını verdiği bu metod ilk kez müvekkil ve arkadaşlarının davasında denenmiştir. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları, Adnan Oktar Davası’nın insanları zorla ve dayatmayla iftira atmaya mecbur bırakarak oluşturulduğunu yaklaşık 8 yıldır durmaksızın anlatmaktadır.
Ne var ki geniş bir kesim bu hukuksuzluğu anlamazdan gelmiş, bir kesim de kurulan kumpasa bile bile destek olarak bu hukuksuzluğu desteklemiştir. Bugün İBB Davası dosyasıyla tüm Türkiye’nin “demek böyle şeyler oluyormuş” diye hayretle izlediği hukuk ihlallerinin tamamı ve daha fazlası önce Adnan Oktar Davası’nda prova edilmiştir. Bunlardan biri de, “Özel görevlendirilmiş avukatların cezaevlerini dolaşarak etkin pişman devşirmeye çalışması” yöntemidir.
Geçtiğimiz günlerde basına yansıdığı üzere, İBB Davası’nda bir avukat cezaevlerini tek tek dolaşarak tutuklulara “Etkin pişman ol”, “İftira at ve buradan çık” dayatması yapmış, sonra da bu kişilerden bazılarının müdafiliğini üstlenmiştir. BU, ADNAN OKTAR DAVASINDA BİREBİR AYNISIYLA YAŞANMIŞ BİR OLAYDIR.
Av. Celal Ülgen’in ofisinde çalışan AV. FUAT SELVİ başta olmak üzere birkaç avukat daha ETKİN PİŞMAN SANIK DEVŞİREBİLMEK amacıyla cezaevleri arasında mekik dokur gibi dolaşmış; müvekkilin arkadaşlarına “Devlet üzerinizi çizdi, bir daha ne Adnan Oktar ne de siz gün yüzü göremeyeceksiniz, buradan ancak cenazeniz çıkar. Eğer cezaevinden çıkmak istiyorsanız etkin pişman olun, kurtulun” diyerek müvekkil ve diğer tutuklulara iftira atma karşılığında tahliye vaat etmiştir. İftira atmayı kabul edenler şaşırtıcı şekilde hemen tahliye edilirken, istenilen iftira beyanlarını vermeyenler yeniden cezaevinde tutulmaya devam edilmiştir. O zaman bu olayın vahametini anlamayan ya da anlamak istemeyen, sırf müvekkil Adnan Oktar’a olan ideolojik karşıtlıkları nedeniyle ses çıkarmayan ve hatta destek olanlar, bugün nasıl bir felaketin yolunu açtıklarını ve kısa bir zaman önce destekledikleri bu felaketin bugün nasıl kendilerini de kuşattığını daha yakından görmektedirler.
-BEŞİNCİSİ-
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR YAYINDA ADI GEÇEN “VEYSEL KADAYIFCIOĞLU” İSİMLİ ŞAHSI TANIMAMAKTADIR. BU ŞAHSI HAYATI BOYUNCA GÖRMEMİŞ, İSMİNİ BİLE DUYMAMIŞTIR.
Dolayısıyla, müvekkil Adnan Oktar ile Veysel Kadayıfcıoğlu isimli şahıs arasında yayında bahsi geçen benzerlik, bağlantı ya da her ne iddia var ise tamamı açık bir yalandır.
-ALTINCISI-
“İKİ NUMARALI İSİM” veya “MÜVEKKİLİN SAĞ KOLU” YALANI, ZAMAN İÇERİSİNDE SÜREKLİ DEĞİŞTİRİLEREK KULLANILMAKTADIR
Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan başta olmak üzere bir kısım gazeteciler, müvekkil ve arkadaşlarının tutukluluk sebebiyle cevap verme imkanlarının kısıtlı oluşunu fırsat bildiklerinden, gerçek dışı itham ve iftiralarını hiç çekinmeden rahatlıkla ardı ardına sıralayabilmektedirler.
Hatta bu konuda o kadar rahatlardır ki, son derece kullanışlı gördükleri güya örgütün “iki numaralı ismi, ikinci adamı, sağ kolu, sol kolu” vb ifadelerini diledikleri zaman diledikleri gibi değiştire değiştire kullanmaktadırlar.
Dün birisine müvekkilin sağ kolu derken, bugün aynı yakıştırmayı bir başkasına yapabilmektedirler. İşlerine geldiği şekilde, bir dönem Tarkan Yavaş’ı ikinci adam ilan ederlerken, bir başka dönem ikinci adam Hasan Basri Güner olmakta veya erkek de olmayıp müvekkilin hanım arkadaşlarından başka isimleri öne sürmektedirler.
Yalana ve iftiralarının hukuken karşılıksız kalmasının rahatlığına o kadar alışmışlardır ki, “biz geçen gün başka birini ikinci adam ilan etmemiş miydik” diye eski açıklamalarına bakma gereği bile hissetmemektedirler. Onlar için o gün atacakları iftira kimin hakkındaysa, o kişi kolayca müvekkil Adnan Oktar’ın sağ kolu ya da ikinci adamı ilan edilmektedir.
Bu yayında da yıllarca güya ikinci adam ilan ettikleri Tarkan Yavaş ya da Didem Ürer bir anda gitmiş, onların yerine güya ikinci adamlığa bu kez Hasan Basri Güner terfi ettirilmiştir.
-YEDİNCİSİ-
BARIŞ TERKOĞLU’NUN PUSLU HAVALARDAKİ ÜSLUBU, CHP’NİN DOSTU DEĞİL AKSİNE KARŞITI OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR
Barış Terkoğlu 7 Nisan 2026 tarihli Onlar TV isimli Youtube kanalında, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik gerçek dışı itham ve iftiralarının dışında Cumhuriyet Halk Partisi ve Genel Başkan Sayın Özgür Özel Hakkında da çeşitli itham ve iddialarda bulunmuştur.
Atatürkçü, Devlete itaatli, vatansever ve modern bir dindar olan müvekkil Adnan Oktar her zaman siyasetin dışında olmuş, ancak milletimizin refahı ve Devletimizin bekası için önemli gördüğü hususlarda düşüncelerini önde gelen siyasilerle ve kamuoyuyla sık sık paylaşmıştır. CHP’nin solun en sağında yani aydın, modern, laik, demokrat, eşitlikçi, adil ve dindarlarla içiçe, onlara şefkat ve sevecenlikle yaklaşan onların da haklarını koruyup kollayan bir çizgide olması gerektiğini anlatmıştır. Müvekkil, Atatürk’ün sanatı, bilimi, ilericiliği, özgürlüğü esas alan dindarlık anlayışının CHP’nin savunduğu ve koruduğu değerler olması gerektiğine inanmaktadır. Milletimiz CHP’nin dindarlara karşı sevecen, koruyucu ve onların haklarını gözeten bir anlayış benimsediğine kanaat getirdiğinde seve seve iktidara da taşıyacaktır.
Bugüne kadar CHP’yi belli sınırlı oy oranları içinde muhalefet yapmaya mahkum eden en temel etken ise, CHP ile halkın %90’ını oluşturan dindar kesim arasına mesafe koyanlar olmuştur. Bu kişilerin büyük çoğunluğu da kendilerini CHP’den yana gibi gösteren bazı gazetecilerdir. Halk tarafından CHP’yi temsil ediyormuş gibi algılanan bu kişilerin halka tepeden bakan, insanların inancını hor gören, kutsal değerlerini küçümseyen açıklamaları CHP’nin güçlenmesini engellemiştir. Bunların bir kısmı “tarikatlar ve cemaatler” diye başlayan, dindarların geneline karşı öfke dolu, özellikle toplumun sinir uçlarına dokunan açıklamalarıyla hedeflerine ulaşmaktadır.
Bir kısmı ise en hassas ve karışık dönemlerde birdenbire umulmadık bir anda CHP aleyhine kullanılabilecek beyanlar vermekte, kendilerince üst perdeden yönlendirmeler yapmakta, hatta daha da ileri giden ithamlarda bulunarak halk arasındaki deyimiyle “ortalığı bulandırma” görevi görmektedirler. Bu kişilerden biri de Cumhuriyet gazetesinde yazıları yayınlanan ve Sözcü TV’de program yapan Barış Terkoğlu’dur.
Bilindiği üzere Barış Terkoğlu’nun kamuoyu tarafından tanınması 2011 yılında Barış Pehlivan ve Nedim Şener ile birlikte “OdaTV Dosyası” olarak bilinen davada tutuklanmasıyla olmuştur. Tutuklanmalarının ardından iki Barış (Terkoğlu ve Pehlivan) sol basın içinde yer alırken, Nedim Şener de sağ basın içine yerleşmiştir, daha doğru bir tabirle yerleştirilmişlerdir. İlk bakışta birbirlerine muhalif gibi görünseler de, yaptıklarının neticelerine bakıldığında çoğu zaman tek merkezden belirlenen ve aynı amaca hizmet eden bir çizgi içinde oldukları anlaşılmaktadır.
Barış Terkoğlu’nun CHP siyaseti ve parti yönetimi hakkındaki değerlendirmeleri titiz bir gözle incelendiğinde, örtülü ve detaylı bir plan üzerine hareket ettiği izlenimi oluşmaktadır. Bu hareket planının da "birileri" tarafından belirlendiği, birileri tarafından desteklendiği ve Barış Terkoğlu'nun da o "birileri"ne çok güvendiği anlaşılmaktadır.
Siyasi tartışmaların yoğunlaştığı, CHP’nin üzerinde baskının arttığı, birçok hassas dengenin içiçe geçtiği zamanlarda Barış Terkoğlu’nun CHP’yi zor durumda bırakan açıklamalar yapması “öylesine denk gelmiştir” denilemeyecek kadar dikkat çekicidir.
Bundan birkaç ay önce “CHP Kurultay Davası” olarak bilinen konu hakkında en hararetli tartışmalar yapılırken, Barış Terkoğlu birdenbire “CHP KURULTAYINDAKİ ŞAİBEYİ 1500 KİŞİDEN DUYDUM” diyerek ortaya çıkmıştır. Halk TV'de yayınlanan programda konuşan Terkoğlu’nun, “KURULTAYDA BİR SÜRÜ ŞAİBE OLDU LAFINI 1500 CHP’LİDEN DUYMUŞUMDUR” demesiyle birlikte, bu sözleri CHP karşıtları tarafından “İTİRAF” OLARAK MANŞETLERE TAŞINMIŞ VE CHP ALEYHİNE CHP İÇİNDE BİR “İTİRAF” OLARAK KULLANILMIŞTIR. Hiçbir CHP karşıtının oluşturamayacağı bir tahribat Barış Terkoğlu'nun tek bir açıklamasıyla oluşturulmuştur:
https://x.com/Haber7/status/1889231985333391469
Burada şunu da ifade etmek gerekir ki müvekkil Adnan Oktar, CHP’nin iç işleyişi ya da siyasi gelişmelerin arka planında yaşanan veya yaşanması muhtemel konular üzerinde bilgi sahibi değildir. Devam eden bir dava hakkında da değerlendirme yapmamaktadır. Üzerinde durduğu ve dikkat çektiği husus, kendisini bir kişi veya kurumdan yana gibi göstererek o kişi ve kuruma bilinçli olarak alttan alta zarar veren bir kişilik yapısının ne kadar sinsi ve tehlikeli olduğudur. Bu karakterdeki kişilere karşı o kişinin mesleği, çevresi ve kim olduğu ayırt edilmeden tedbirli olunması gerektiğidir.
Barış Terkoğlu bir başka benzer çıkışı geçtiğimiz günlerde, Sözcü TV’de 10.02.2026 tarihli Sözcü Masası programında yapmıştır. Bu defa da CHP’den ayrılma kararı alan Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan hakkında kamuoyuna yansıyan haberleri bahane ederek başta Sayın Özgür Özel olmak üzere mevcut CHP yönetimine yönelik ağır ithamlarda bulunmuştur.
Bu ithamların bir gazeteci eleştirisi olarak değerlendirilmesi ise elbette MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü açıkça “zayıf anı kollayıp, CHP seçmenlerinin hassas damarlarını tahrik edip, bir yandan da toplumdaki kutuplaşmayı kışkırtan” oldukça bilinçli, toplum mühendisliği amacı taşıyan bir açıklama olduğu görülmektedir.
Barış Terkoğlu’nun son dönemdeki konuşmaları madde madde incelendiğinde;
1. İlk başta yapacağı açıklamalara gelecek potansiyel tepkilere karşı “ön alma” çalışması yapmakta ve ŞİMDİ BANA “İKTİDARA MI ÇALIŞIYORSUN DİYECEKLER” sözleriyle aklınca “bir yere çalışmıyorum, samimi eleştiri yapıyorum” imajı oluşturmaya çalışmaktadır. Bu girişin amacı ardından yapacağı açıklamalara gelecek eleştirileri bertaraf edebilmektir:
BARIŞ TERKOĞLU: … çok basit bir şey söyleyeyim. Bir ay önce şu masada ben, “ya işte Mesut Özarslan da şöyle yanlış belediyecilik yapıyor, şöyle kötü yönetiyor” deseydim emin olun muhalefetteki söz konusu Cumhuriyet Halk Partisi'nden başka parti olsaydı o da aynı şey olacaktı. Sen niye eleştiriyorsun? İktidara mı çalışıyorsun? İktidar böyleyken eee şu anda bunu eleştirmek doğru mu ya? Bunu diyeceklerdi arkadaşlar. https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE
2. Konuşmasına “seçmen kitlesini duygusallıktan kurtarıp akla davet eden” insan görünümünde devam etmektedir. Kendini de kitleleri yönlendiren, güya duygusallığa kapılıp aklını yitirmiş olanlara akıl dağıtan konumunda görmektedir. Ayrıca, her ne kadar burada “seçmen kitlesi” diye vurgu yapsa da konuşmasının devamında aslında Sayın Özgür Özel ve CHP yönetiminin duygusal olduğunu söylemektedir. Bu durumda -Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimini tenzih ederiz- aklını yitirmiş olarak kimleri gördüğü de anlaşılmaktadır:
BARIŞ TERKOĞLU: Biz bu filmi görmüştük diyorsunuz. Hep aynı film bakın hep ben burada seçmen kitlesini duygusallıktan kurtulup akla davet etmek istiyorum. Önce savunuluyor. Evet. Sahip çıkılıyor. Mesut Özarslan dahil olmak üzere hepsine sahip çıkılıyor. Arkasından bu isimler Adalet ve Kalkınma Partisi'ne geçtikten sonra bir anda müthiş bir aydınlanma yaşanıyor o gece. https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE
3. Bilindiği üzere Keçiören Belediye Başkanı’nın CHP’den istifa etmesiyle birlikte Sayın Özgür Özel ve Belediye Başkanı arasında geçen bazı mesajlaşmalar basında da konu olmuştur. Barış Terkoğlu, Sayın Özgür Özel’in bu yazışmalarını, “duygusallıkla ağza gelen konuşmalar” olarak nitelemekte ve Sayın Özgür Özel’e kendince akıl vermeye devam etmektedir. Sayın Özel’i CHP gibi köklü bir partiyi “3-5 tane sermaye grubunun çıkarlarının parçası haline getirmek” yani maddi menfaat doğrultusunda hareket etmek gibi çok ağır ve ciddi bir ithamla suçlamaktadır. Dahası “böyle devam ederseniz bunları daha çok yaşarsınız” diyerek de adeta parmak sallamaktadır:
BARIŞ TERKOĞLU: Müthiş bir aydınlanma. BİR GECEDE O DUYGUSALLIKLA AĞZA GELEN LAFLAR SÖYLENİYOR, SÖYLENİYOR, söyleniyor ve sonra herkes yoluna devam ediyor… Cumhuriyet Halk Partisi bir kurucu parti, bir ideoloji partisi, bir çizgi partisi, bir irade partisi. SİZ BU PARTİYİ ALIR ALIP GÖTÜRÜP İŞTE 3-5 TANE SİYASETÇİNİN BİLMEM NE ADAMLARININ, 3-5 TANE SERMAYE GRUBUNUN KENDİ ÇIKARLARININ, İŞTE 3-5 TANE SİYASET BİLMEM NESİNİN KENDİSİNE ÇİZDİĞİ GELECEĞİN PARÇASI HALİNE GETİRİRSENİZ, DAHA BUNLARI ÇOK YAŞARSINIZ ONU DA SÖYLEYEYİM DAHA ÇOK YAŞARSINIZ BUNLARI YA ARKADAŞLAR…
https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE
4. Konuşmasının devamında ise Sayın Özgür Özel’in üslubunu, “idrak seviyesini” ve yönetim biçimini üst perdeden ve “her şeyi bilen” insan olarak değerlendirme yetkisini kendisinde görmektedir. Sırtını, kendisini halen bulunduğu konuma yerleştiren derin çevrelere dayamasından kaynaklandığı anlaşılan bu üst perde üslup uzun uzun Sayın Özgür Özel’e akıl vermekle devam etmektedir. Bu “aklı” verirken de bir yandan CHP parti teşkilatlarını ve seçmen kitlesini hamiyetlerini, fedakarlıklarını, çalışkanlıklarını gündeme getirip duygularını tahrik etmektedir. Bir yandan da bazı CHP seçmenlerinin muhafazakar ve dindar kesimleri temsil eden partilere yönelik öfkelerini körüklemektedir. “Sizin hak ettiğiniz yerlere onlar getirildi” kışkırtması yapmaktadır.
Böylece parti içinde Sayın Özgür Özel ve yönetime karşı bir muhalefet organize etmektedir. Bununla da yetinmemekte Sayın Özgür Özel’in belediye başkan adaylarını seçerken yolsuzluk yapıp yapmamalarını dahi önemli görmediğini iddia etmekte ve idrak seviyesini eleştirme yetkisini kendisinde gören bir hadsizlik sergilemektedir. Sayın Özgür Özel'in mesajlarda kullandığı üslubu değerlendirirken “Herhalde özel hayatında sürekli böyle konuşan biri değildir” cümlesiyle topluma verdiği mesaj da dikkat çekicidir. Her bir cümlesinin bir toplum mühendisliği çalışmasının parçası olarak kurulduğu açıkça görülen Barış Terkoğlu’nun Sayın Özgür Özel ve CHP yönetimi tarafından çok daha kapsamlı teşhis edildiğinden kuşkumuz yoktur.
BARIŞ TERKOĞLU: ben bütün yazışmaları okudum. Özgür Özel hani yayınlasın dedi. Yayınlandı. Bütün gazetelerde açıp okursa o lafları tekrar etmeyeceğim. ÖZGÜR ÖZEL DE DUYGUSAL DAVRANMIŞ. O ÇOK ANLAŞILIYOR YANİ. O KÜFÜRLER, O HAKARETLER, O ŞEYLER ANLIK BİR ŞEY OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. ÖZEL HAYATINDA HERHALDE SÜREKLİ BÖYLE KONUŞAN BİRİ DEĞİLDİR TOPLUMUN ÖNÜNDE. AMA ONUN BİLE O MESAJLARI ANALİZ ETTİĞİNİZDE MAALESEF MESELEYİ İDRAK BOYUTUNDA ÇOK ZAYIF KALDIĞINI GÖRÜYORSUNUZ….
https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE
5. Barış Terkoğlu’nun Sayın Özgür Özel’e ithamları bunlarla da bitmemektedir. Hakkında yolsuzluk dosyası olduğu iddia edilen Keçiören Belediye Başkanı’nı, bu yolsuzluğu bile bile partiye aldığını öne sürmekte ve Sayın Özel’i yolsuzluğu, hırsızlığı önemli görmeyen bir insan gibi lanse etmeye çalışmaktadır:
BARIŞ TERKOĞLU: Bak Özgür Özel diyor ki “ben seni çağırdım. Mesajlarımız da var. Ben seni çağırdım. Senin için hırsızlık dosyaları var diyorlar. Doğru mu dedim? Doğru değil genel başkanım dediniz. Ben de sana inandım ya.” BÖYLE Mİ YÖNETECEK ARKADAŞLAR? YA ŞİRKET CEO'SU OLSANIZ, BIRAKTIM PARTİYİ YA. ŞİRKET CEO'SU OLSANIZ YANİ ÇEMİŞGEZEKLİLER DERNEĞİ'Nİ İLÇE DERNEĞİNİ, AKLIMA GELDİĞİ İÇİN SÖYLÜYORUM, YÖNETSENİZ DAHA FAZLASINA İHTİYAÇ DUYARSINIZ… O yüzden bunu söylüyorum. Yoksa şurada şu şu masada şu konuşmayı yapmak çok kolay arkadaşlar. AKP'de böyle bilmem hep böyle. Hadi şimdi geçelim diğer habere Böyle çok kolay. AMA BÖYLE KONUŞMA YAPTINIZ MI SİZ BU MESELEYİ HİÇ İDRAK ETMEMİŞSİNİZ DEMEKTİR. https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE
6. Barış Terkoğlu’nun “tespitleri” ve ithamları bunlarla da sınırlı değildir. Yazdığı en fazla 5-6 kitap sayesinde -ki bunlar da kendisine hazır verilmiş dosya, araştırma ve yorumları düzenlemekten ibaret olduğu görülen çalışmalardır- Artvin’den Aydın’a her yerde tanınan bir yazar olduğunu iddia ederek, “75-80 yaşında teyzeler” yanına gelip konuştuğu için halkın nabzını tuttuğunu, dolayısıyla olaylara “çok geniş bir çerçeveden bakan”, “CHP yönetiminin göremediklerini gören, düşünemediklerini düşünen” bir insan olduğunu öne sürmekte ve SAYIN ÖZGÜR ÖZEL’İN “KURMAY AKLA” SAHİP OLMADIĞINI İDDİA ETMEKTEDİR.
Barış Terkoğlu’nun kurmay akıldan kastettiği doğru olmadığını bildiği halde ısrarla karalama yapmak, kamuoyunda algı oluşturmak amacıyla gerçek dışı haberleri yaymak ise böyle bir kurmay akla sahip olmamak çok daha hayırlı ve bereketlidir. Sayın Özgür Özel'in samimi, çalışkan ve vefalı bir insan olduğu görülmektedir. Halk da kendisini bu candanlığını gördüğü için sevmektedir. Barış Terkoğlu’nu tenzih ederiz ancak samimiyetsizlik, hile, arkadan dolanma, toplum mühendisliği yapma ve ayak oyunlarıyla güç kazanmayı kurmay akıl olarak görenlerin ise bu candanlığı anlayamaması ve takdir edememesi normaldir.
7. Barış Terkoğlu’nun yine aynı programda yaptığı yorumlardan biri de MUHALEFETİN DE İKTİDARIN DA KİRLİ SİYASET YAPTIĞI söylemidir. Halkın umutlarını, ekonomik sıkıntılarını gündeme getirerek “kirli siyaseti” eleştiriyormuş gibi yapan Barış Terkoğlu’nun asıl konusunun yolsuzluklar ya da siyasetin nasıl işlediği olmadığı görülmektedir. Samimi olarak böyle bir endişesi olsa siyasetten önce en temel gazetecilik değerlerini ve kurallarını çiğneyerek, masumiyet karinesini ihlal edip gizli dosyalardan belgeler yayınlayarak ünlü olmayı tercih etmezdi. Zaten dikkat edilirse kirli siyaset yapılıyor diyerek CHP’yi -içten bir ses olarak- itham ederken bir yandan da CHP parti teşkilatlarında çalışan insanların emeklerini gündeme taşıması boşuna değildir. İnsanların temiz ve iyi niyetli duygularına vurgu yapıp “siz böyle fedakarlık yaparken tepede kirli işler dönüyor” telkini vermektedir.
BARIŞ TERKOĞLU: Doğal olarak şunu söylemeye çalışıyorum. Siz zaten Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurucu irade kimliği içerisinden bir şey çıkarmıyorsunuz. Siz Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 tane oku 6 tane sizin ideolojik ayağınızı temsil eder. O ayakların içinden bir şey çıkarmıyorsunuz. Siz örgütünüzün içinden bir şey çıkarmıyorsunuz. Siz işte direklere tırmanıp bayrak asan gece yarısı bir sürü gözaltına alındılar. O afiş afişler asıp gözaltına alınan sadece sizi savunduğu için hapislerde yatan bir sürü 17-18 yaşında genç hapis yattı arkadaşlar seçim sürecini hatırlayım. Onlardan bir belediye başkanı bulamayıp bir iştirakın yöneticisi olan birini üç günde kendi partinize transfer edip şu belediye olmadı, bu belediye olmadı, bu belediye oldu diye karar veriyorsunuz. Sonra da beyefendi transfer olunca bir anda bir ayin yapılıyor. Herkes elindeki taşı fırlatıyor. Ağlama duvarına dönüyor ortam. Sonra dönüyor. Ya bu siyasette bu da konuşulmayacak mı arkadaşlar? YANİ BU SİYASETİN KİRİ. BU SİYASET KİRLİ. BAKIN HALKIMIZIN SİYASETTEN UMUDUNA RAĞMEN, HALKIMIZIN ÜÇ KURUŞLA GEÇİNEREK SİYASETTE UMUT BİRİKTİRMESİNE RAĞMEN SİYASETTEN BİR KURTULUŞ UMUDU ARAMASINA rağmen onun kalbindeki temizliğe rağmen TÜRKİYE'DE SİYASET İKTİDARIYLA, MUHALEFETİYLE MAALESEF KİRLİ BİR TEMEL ÜZERİNDE YAPILIYOR. Bu umutla ilgili olay, bu olayla ilgili söylenecek şu kadar şeyse ben bunu hani BEN BU KADARINI SÖYLEYİP KENARA ÇEKİLMEYE HALKIMA İHANET SAYARIM. https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE
Barış Terkoğlu’nun sonda yer alan “Ben bu kadarını söyleyip kenara çekilmeyi ihanet sayarım” sözleriyle kimi kastettiğini ise açıkça söylemesi gerekir. Televizyon ekranında milyonların göz önünde birilerini “halkına ihanet etmiş saydığını” söyleyecek cesareti kimden aldığının, daha doğrusu hangi odakların yönlendirmesiyle, kimleri hangi amaçla hain ilan ettiğinin araştırılması kanaatimizce önemlidir. Zira başta da belirttiğimiz üzere Barış Terkoğlu’nun birileri tarafından desteklendiği ve o birilerine çok güvendiği üslubundan, çıkışlarından ve bu çıkışların zamanlamasından açıkça görülmektedir.
Barış Terkoğlu’nun Sayın Özgür Özel’e karşı yaklaşımının ve bakış açısının anlaşılması açısından 2023 yılında yazmış olduğu bir yazısını yeniden hatırlatmak da yerinde olacaktır.
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/ozgur-ozel-ocalanin-bile-gerisinde-2152734
Barış Terkoğlu, CUMHURİYET GAZETESİNDE YAYINLANAN “ÖZGÜR ÖZEL, ÖCALAN’IN BİLE GERİSİNDE” BAŞLIĞI İLE KALEME ALDIĞI yazısında Sayın Özgür Özel’in Atatürkçülüğünü ve Cumhuriyet ideolojisine verdiği önemi Öcalan ile kıyaslamış ve Sayın Özel’in Atatürkçülükte ve Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkma konusunda Öcalan’dan geriye düştüğünü öne sürebilmiştir.
Her ne kadar Sayın Özel bu izansız eleştiriye gerekli cevabı vermiş olsa da bu örnek Barış Terkoğlu’nun ajitasyon ve manipülasyonu esas alan olan üslubuna çarpıcı bir örnektir.
Burada sadece bir iki örneğini verdiğimiz konuşma ve yazıları dahi Barış Terkoğlu’nun CHP’yi destekliyor imajı verip aslında sürekli olarak aleyhe konuşan biri olduğunu göstermektedir. CHP’yi savunuyor gibi görünerek saatlerce her gece TV ekranlarında konuşan bu tarz kişileri genellikle CHP’nin iktidara gelip gelmemesi değil maaşlarının ödenip ödenmediği ilgilendirmektedir. Benzer zihniyete sahip gazetecilere sağ kesimde de rastlanmaktadır. Bunlar da Ak Parti’nin iktidarda kalıp kalmamasıyla aslında hiç ilgilenmemekte, günlük kazançlarını düşünmektedirler. Bir tarafı savunuyormuş gibi görünüp içten yıpratmaya çalışanlara karşı hem CHP’nin hem de Ak Parti’nin dikkat etmesi önemlidir. Zira bu zihniyete sahip insanlar bencil olduklarından ve menfaatlerine önem verdiklerinden her söyledikleri ve yaptıklarına karşı dikkatli olunması, toplumun da bu kişilere karşı bilinçlendirilmesi gerekir.
BARIŞ TERKOĞLU GİBİ KİŞİLER, SAYIN ÖZGÜR ÖZEL’İN VEFALI AHLAKININ DEĞERİNİ ANLAMAZ
Genellikle bilerek veya bilmeyerek derin devlet yapılarının, istihbarat örgütlerinin yönlendirmesinde olan kişiler bu derin yapılar tarafından toplum mühendisliğinde, provokasyon ve şaibe oluşturma işlerinde kullanılır. Bir sistemin, düşüncenin ya da algının olağanlaştırılması gerektiğinde, bir şeye karşı tepki oluşturulmak istendiğinde sağdan ve soldan ilk bakışta birbirine tezat gibi görünen kişiler farklı şekillerde ortak şeyleri savunurlar. Bulundukları saflar farklı olsa da karakter yapıları da birbirine benzerdir.
Müvekkil Adnan Oktar yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın böyle bir vicdan zaafiyeti içinde olmadıklarına inanmaktadır ve kendilerini tenzih etmektedir. Ancak kendilerinin de muhtemelen basın dünyasındaki bazı örneklerden şahit oldukları üzere,
- Vefasızlık,
- Korkaklık,
- Menfaatine göre şekil alma,
- Yanlıştan taraf olma,
- Bencillik,
- Bir ideale sahip olmama,
- Her yöne kolaylıkla çekilebilme,
- Bile bile yalan söyleme,
- İftira atma,
- Karalama yapma,
- Sebep olacağı tahribattan hiçbir vicdani rahatsızlık duymama,
- Kendisine dayatılana sorgulamadan hemen boyun eğme gibi karakter zayıflıkları bu kişilerin ortak vasıflarıdır.
Sayın Özgür Özel ise özellikle son dönemde tüm Türkiye’nin de şahit olduğu vefası, sadakati, çalışkanlığı, dürüstlüğü, hamiyeti, şevki, heyecanı, ümitvar oluşu, adalet duygusu, vicdanlı tutumu, kararlılığı, insancıllığı, fedakarlığı, sabrı, kendinden geçmişliği, anlayışlı ve mütevazı üslubu ile güzel bir ahlak ve tutum sergilemektedir.
Samimiyetten uzak, işine gelmediğinde hak, hukuk ve adaleti kolaylıkla hiçe sayan, durum ve koşullara göre şekil değiştirebilen Barış Terkoğlu gibi bazı gazetecilerin ise bu güzel ahlakı anlaması, takdir etmesi ve kıymetini bilmesi ise pek mümkün görünmemektedir.
Elbette şu an yargılaması devam eden dosyalar hakkında kararı Mahkemeler verecektir. Herhangi bir şekilde suça karışmış olan varsa onlar hakkında kanunda belirtilen işlemin yapılmasına kimsenin itirazı yoktur. Ancak kanunların koyduğu sınırları hiçe sayarak, insanları zor ve dayatma ile hizaya getirme yöntemini hiçbir vicdan sahibi insanın kabul etmeyeceği de açıktır. Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarının da bu anlayışta oldukları görülmektedir. Devletimizin onurlu, şerefli, dürüst tüm yönetici ve memurları da bu konuda kanaatimizce hemfikirdir.
İyiliğin, dostluğun, sevginin, güzelliğin, mutluluğun hakim olması bu güzel vicdana sahip tüm insanların dürüstlükte, samimiyette, iyilikte ittifak etmesi ile mümkündür. Israrla fitneyi, kargaşayı, kutuplaşmayı, yaygarayı körükleyip insanların mutsuzluğundan, mağduriyetinden ve endişelerinden beslenenlerin etki alanı da o zaman yok olacaktır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 20.04.2026
0 Yorumlar