
Konu : Müvekkil Adnan Oktar, kendisine yöneltilen suçlamaların tamamını reddetmekte; yargılama neticesinde tüm isnatlardan aklanacağına ve adaletin tecelli edeceğine olan inancını muhafaza etmektedir. Müvekkil, Kur’an-ı Kerim’de tertemiz ve masum peygamberlerin dahi asılsız ithamlarla karşı karşıya bırakılıp hapsedildiklerinin bildirildiğini, bu nedenle içinde bulunduğu süreci de Allah’tan razı olarak, güzellikle ve sevinçle kabul ettiği bir imtihan olarak gördüğünü belirtmektedir. Bu kapsamda, Hz. Yusuf, Hz. Yahya, Hz. İbrahim gibi HZ. NUH’A DA ASILSIZ SUÇLAMALAR YÖNELTİLDİĞİNİ VE BUNUN NETİCESİNDE İKİ KEZ HAPSEDİLDİĞİNİ açıkladığı çalışmasını Sayın Heyetinizin bilgilerine sunmaktadır.
Açıklamalar:
Müvekkilin, huzurdaki dosyaya Kur’an ve hadislerden açıklamalar, inancını ve dünya görüşünü izah ettiği çalışmalar sunmasının nedeni; huzurdaki dosyaya konu isnatların hiçbirinin suç içermemesi; müvekkilin dünya görüşü ve inancının Sayın Heyet tarafından tam olarak anlaşılmasının, dosyanın bütününü değerlendirmede lehe bir katkı oluşturacağına dair kanaatimiz olması sebebiyledir.
Bu kapsamda, müvekkil Adnan Oktar’ın, bilinenin aksine,
- Hz. Yusuf dışında diğer başka peygamberlerin de zindanda hapsedildiklerini;
- Bu peygamberlerden birinin de Hz. Nuh olduğunu;
- Cezaevinin, Allah’ın müminleri denemek, ahlaklarını ve inançlarını daha da güçlendirmek, iman derinliği kazandırmak için yarattığı güzel bir imtihan olduğuna dair inancını açıkladığı çalışmasını aşağıda bilgilerinize sunmaktayız:
HZ. NUH, HALKI ALLAH’A İNANMAYA DAVET ETTİĞİ İÇİN ZİNDANA ATILAN PEYGAMBERLERDENDİR
Aşağıda detaylarıyla izah edeceğimiz üzere; Hz. Nuh halkı Allah’a iman etmeye davet ettiği için, dönemin kralı Mahvil tarafından TUTUKLANARAK ZİNDANA ATILMIŞTIR.
Kral Mahvil’in vefatının ardından yerine gelen oğlu Hz. Nuh’u tebliğ yapmaması şartıyla serbest bırakmış, ancak Hz. Nuh tebliğe devam edince TEKRAR TUTUKLAMIŞTIR.
İslam tarihi, siyer ve İslam ilimleri alanında yaptığı detaylı araştırmalarla tanınan, 31 yıl Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışmış, Türk İslam âlimi, yazar ve şair Mustafa Asım Köksal (1913-1998), Peygamberler Tarihi isimli kitabında, Hz. Nuh’un iki kez zindana atıldığını yazmaktadır:
Hz. Nuh’un ilk hapsedilişi:
“Kral Mahvil, bunu haber alınca, Nuh Aleyhisselamı huzuruna getirtti ve ona:
‘Nedir şu senin hakkında işittiğim!? Dinime ve Babanın oğullarının üzerinde bulundukları şeye karşı davranışın?! Nedir sanemleri (putları) kürsülerinden düşüren bu güç?! Bunu sana kim öğretti?’ Dedi.
Nuh Aleyhisselam: “Onlar dediğin gibi birer ilah olsalardı, yüzlerinin üzerine düşmezlerdi. Ben Allah’ın kulu ve Resulüyüm! Sen, Yüce Allah’tan kork ve O’na hiçbir şeyi şerik koşma!’ dedi.
Kral Mahvil; … NUH ALEYHİSSELAMIN TUTUKLANMASINI … emretti. 1
Hz. Nuh’un ikinci kez hapsedilişi:
…Nuh Aleyhisselâma, dilleri ile her kötülüğü yaptılar, sövdüler, saydılar..
Kral Mahvil'in ölümü üzerine, yerine geçen oğlu Dermesil, Nuh
Aleyhisselâmı, serbest bıraktı.
…..
Nuh Aleyhisselâm, onların yanlarına vardı. Ortalarında ayakta dikilip:
"Lâ ilahe illallah = Allâh'dan başka ilâh yoktur!" demeleri için, onlara
seslendiği zaman, yine, başlarını, elbiselerinin altına soktular, parmaklarını da, kulaklarına tıkadılar!
Nuh Aleyhisselâmın vurmasıyla, putların kürsülerinden yere düşmeleri, bir oldu! Halk, yine üzerine yürüyüp Nuh Aleyhisselâmı dövdüler ve yüzünün üzerine düşürdüler. Başını da, yardılar. Kendisini, çeke çeke Kralın köşküne götürdüler, yanına soktular.
Kral, Nuh Aleyhisselâma: "İlâhlarla ilgili işlerden hiç bir şeye karışmamanı sana söylemedik mi? Seni, böyle şeylerden, men etmedim mi?!Hattâ, onları, kürsülerine, şerefli yerlerine koydurduğumda, onlara, secde de, edeceksin diye sana, emir etmedim mi? Bunu, sana kim öğretti?." diyerek çıkıştı.
Nuh Aleyhisselâm; kanlara boyanmış bir halde, Krala: "Eğer, onlar, birer ilâh olsalardı, yerlere düşmezlerdi? Ey Dermesil! Allah'tan kork! Allah'a, hiç bir şeyi şerik koşma! Çünkü O seni görüyordur!" dedi.
Dermesil: "Sen, bana, böyle hitap etmek kudretini kendinde nasıl buluyorsun?" dedi.
…HAPSEDİLMESİNİ, putlar için kurban kesilmesini ve yere düşen putların kürsülerine tekrar konulmasını emretti.
Emri, yerine getirildi.”2
Tarihi kaynaklarda görüldüğü üzere; Hz. Nuh, dönemin kralı tarafından halkı Allah’a iman etmeye davet ettiği için TUTUKLANARAK HAPSEDİLMİŞTİR. Kralın vefatının ardından ise yerine gelen oğlu Hz. Nuh’u tebliğ yapmaması şartıyla serbest bırakmış, ancak Hz. Nuh tebliğe devam edince TEKRAR TUTUKLAMIŞTIR.
TIPKI HZ. İBRAHİM’İN ZİNDANA ATILMASI GİBİ HZ. NUH DA HAPSEDİLEREK SUSTURULMAYA ÇALIŞILMIŞTIR.
Hz. Nuh, aynı Hz. İbrahim gibi kavminin taptığı putları kırmış, büyük bir cesaret, kararlılık ve azimle, tüm baskı ve tehditlere rağmen halkına Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmıştır.
Kur’an’da, Hz. Nuh Peygamber’in kavminin putperest olduğu, Hz. Nuh’un tebliğine karşılık vermedikleri gibi, Hz. Nuh ve yanındakileri hakaretlerle itibarsızlaştırmaya çalıştıkları, Hz. Nuh’u delilikle itham ettikleri, yanındakileri dağıtmak için uğraştıkları, şiddetli baskı kurarak zulmettikleri anlatılmaktadır.
Halkın ve dönemin yöneticilerinin Hz. Nuh’a verdiği tepkiler çok sert olmuştur. Kur’an’da bildirildiğine göre;
- Taşlamakla tehdit etmişler (Şuara Suresi, 116)
- Yalancılıkla itham etmişler (Hud Suresi, 27; Müminun 25)
- Kendisini ve çevresindekileri küçümseye çalışmışlar (Hud Suresi, 27)
- Çevresindekileri dağıtmaya çalışmışlar (Hud Suresi, 28)
- Kibirli ve üst perde tepkiler vermişler (Nuh Suresi, 7)
- Delilikle itham etmişler (Kamer Suresi, 9)
- Sapıklıkla itham etmişler (A’raf Suresi, 60)
- Alay etmişlerdir (Hud Suresi, 38)
Tüm bunların neticesinde ise, DEVRİN KRALI HZ. NUH PEYGAMBERİ ENGELLEYİP DURDURAMAMIŞ; KENDİSİ GİBİ YAŞAMADIĞI VE HALKI ALLAH’IN BİRLİĞİNE İNANMAYA DAVET ETMEYE DEVAM ETTİĞİ İÇİN TUTUKLAYARAK HAPSETMİŞTİR.
Hz. Nuh Peygamberin tutuklanmasıyla ilgili ayetler ve açıklamaları şöyledir:
Kamer Suresi, 9. Ayet
“Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O baskı altına alınıp engellenmişti.”
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ
Kezzebet kablehum kavmu nuhın fe kezzebu abdena ve kalu mecnunun vezducira.
Hz. Nuh için kullanılan “baskı altına alınıp engellenmişti” ifadesinin karşılığı olan “vezducira” kelimesi anlamı açısından çok özeldir.
Vezducir kelimesinin kökü : “zcr” زجر şeklindedir.
Vezducir kelimesinin anlamları şöyledir:3
- tutuklamak, alıkoymak,
- sert bir şekilde yasaklamak,
- zorla engellemek,
- baskı,
- sözle engelleme,
“Vezducira” ifadesinin özel olmasının sebebi; Hz. Nuh’un sadece yalanlanmaktan ve “delilik” iftirasına uğramaktan çok daha ağır bir karşılık görmüş olmasıdır.
Yani “Vezducira” kelimesi, Hz. Nuh’a yapılan muamelenin sadece bir inkâr olmadığını göstermektedir; kendisine verilen tepkide sürekli bir artış görülmektedir.
1. “fe-kezzebû abdênâ” → “Kulumuzu yalanladılar.”
2. “ve kâlû mecnûn” → “Deli dediler.”
3. “ve’zducira” → “Bir de üstüne tutuklandı, sertçe susturuldu, engellendi, zorla alıkoyuldu”
Bu kelime, inkara ek olarak baskıcı, saldırgan bir muamele olduğunu göstermektedir.
Ayetin gramer yapısı incelendiğinde edilgen bir yapıda kullanılması yapılan baskının bir kişi ya da grup tarafından değil, mevcut otorite tarafından genel bir kanı olarak uygulandığını göstermektedir.
Ayette, Hz. Nuh’a önce “deli” iftirası atılarak, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı, böylece sonrasında yapılacak zulme, baskıya zemin hazırlandığı görülmektedir.
“Vezducira” kelimesinin anlamlarına bakıldığında ise, ardından mevcut otorite tarafından Hz. Nuh ALIKONULMA, yani TUTUKLANMAYA maruz bırakılmıştır.
Müminun Suresi, 25. Ayet:
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)
~~23.25~
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِهٖ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهٖ حَتّٰى حٖينٍ
İn huve illa raculun bihi cinnetun fe terabbasu bihi hatta hinin.
Ayette “gözetlemek” olarak çevrilen “terabbasu” kelimesinin kökü “rbs” ربص harflerinden meydana gelmektedir.
Kelimenin sözlük anlamları şöyledir:
- fırsat kollamak,
- başına kötülük gelmesini beklemek.
Cümlenin Arapça gramer yapısı incelendiğinde “terabbasu” kelimesi yani “beklemek / gözetlemek” bilinçli bir şekilde sonucu görmek için bekleme anlamında kullanılmıştır.
Bu kelime, diğer ayetlerdeki kullanımıyla birlikte değerlendirildiğinde, karşı tarafta kötü bir sonucun ortaya çıkmasını bekleme, fırsat kollama, izleyip karar verme gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Yani Hz. Nuh zindana atıldıktan sonra, başına gelecek felaketleri, moral ve motivasyonunun çökmesini, yaşlanmasını, hastalanmasını, hatta ölmesini beklemek anlamında kullanılmaktadır. Zaten Hz. Nuh’u ve tüm diğer peygamberleri zindana atmalarının amacı budur. Hatta bu cümlede bir eminlik vardır; zindana konduğunda ve orada unutulduğunda, moralinin bozulacağına, yaşlanacağına, çökeceğine, etrafında toplanan müminlerin dağılıp onu terkedeceklerine, oradan asla çıkamayacağına, ölene kadar zindanda kalacağına ve nihayetinde öleceğine dair kesin kanaatleri bulunmaktadır. Bu şekilde Hz. Nuh’u başka kişilere de kendilerince ibret kılmak, başkalarını da, “onun başına gelenler sizin de başınıza da gelebilir” diyerek, halk üzerinde tahakküm kurmak istedikleri anlaşılmaktadır.
Bir önceki ayette, yani Müminun Suresi’nin 24. ayetinde belirtildiğine göre, “gözetleyin” emrini, kavmin önde gelenleri, yani yönetici olan kişiler vermektedir.
Mü’min Suresi, 5. ayet
“Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) YAKALAMAYA yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış?”
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Kezzebet kablehum kavmu nuhın vel ahzabu min ba'dıhım ve hemmet kullu ummetin bi resulihim li YE'HUZUHU ve cadelu bil batılı li yudhıdu bihil hakka fe ehaztuhum, fe keyfe kane ıkab.
YE'HUZUHU yani YAKALAMAYA kelimesinin kökü اخذ (I kh ze) harflerinden meydana gelmektedir.
Anlamları:
- esir almak,
- ele geçirmek,
- yakalamak
- cezalandırmak üzere tutmak
- zorla kontrol altına almak
Ragıp El Isfahani’nin, El Müfredat isimli Kur’an Kavramları Sözlüğünde, YE'HUZUHU ifadesi için “Bir şeyi tutmak, elde etmek, yakalamak, sahip olmak. ESİR DÜŞMÜŞ VE YAKALANMIŞ KİŞİYE DE DENİR.” denmektedir.
Tefsirlerde de, bu kelimenin anlamı tutuklamak, cezalandırmak için hapsetmek olarak açıklanmaktadır:
Fahruddin Er-Razi’nin Tefsir-I Kebir isimli kitabında:
“Cenab-I Hak, “Her ümmet, kendi peygamberi aleyhinde harekete geçti” buyurmuştur. Bu, “O gruplardan her biri, kendisini öldürmek, ona işkencede bulunarak HAPSETMEK için, peygamberlerini yakalamaya azmettiler…”
Imam Kurtubi, El-Camiu Li-Ahkamil-Kuran – s. 15
"Her ümmet peygamberlerini alıp yakalamak" ONU HAPSE ATMAK ve ona işkence etmek "istedi."
İsmail Hakkı Bursevi, Ruhul Beyan, s.07
“…’Yakalamaya’ esir alıp işkence yapmak üzere HAPSE KOYMAYA azmetmişti.”
Mümin Suresinin 5. Ayetinde, Hz. Nuh’un isminin zikredilerek, Hz. Nuh’tan itibaren peygamberlerin hapsedildiklerinin, alıkonulduklarının bildirilmesi, HZ. NUH’UN DA HAPSEDİLDİĞİNE işaret etmektedir.
Müminun Suresi 25. Ayet ve Mümin Süresi 5. Ayet Birlikte Değerlendirildiğinde, Hz. Nuh’un Delilikle İtham Edildiği, Tebliğ Faaliyetleri Nedeniyle Zindana Atılarak Gözetim Altında Tutulduğu Anlaşılmaktadır:
Müminun Suresi’nin 25. Ayetinde, Hz. Nuh yaşadığı toplumun inanç şeklini kabul etmediği, putperest inançlarını eleştirdiği, inançlarındaki anormallikleri, mantık dışı uygulamaları deşifre ederek, halka gerçek dini anlattığı için, delilikle itham edilmiştir. Daha sonra da o topluluğun önde gelenleri, bir süre gözetlenmesi, yani hapsedilerek, kontrol altında tutulması talimatını vermişlerdir.
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)
Mümin Suresi’nin 5. Ayetinde de Hz. Nuh ve sonraki birçok peygamberin YAKALANDIĞI yani HAPSEDİLDİĞİ bildirilmektedir.
Dolayısıyla, Hz. Nuh’u “gözetleyin” diyenler, onu dışarıda değil zindanda gözetlemişler, hakkında düzenli rapor verilmesi talimatını vermişlerdir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın da hayatındaki benzerlikler, Allah yolunda tebliğ faaliyeti yapan tüm müminler için gözetlenmenin, takip edilmenin, hapsedilmenin Allah’ın bir sünneti olduğunu göstermektedir. Müvekkil Adnan Oktar’a da defalarca delilik ithamında bulunulmuştur. Hatta 1987 yılında akıl hastanesinde dahi tutulmuş, ciddi eziyetlere maruz kalmış, gözetim altında tutularak kimseyle görüştürülmemiştir.
Müvekkil Adnan Oktar şimdi de cezaevinde gözetim altındadır; avukatlarıyla görüşmeleri dahi kayıt altına alınmakta, memurlar tarafından izlenmekte, hakkında düzenli rapor hazırlanmaktadır.
Müvekkil Adnan Oktar, bu yaşananların Peygamber sünneti olduğunu bilerek, kendisini Allah yoluna adamış bir mümin olarak, Peygamberlerle olan bu benzerliklerden büyük bir manevi zevk aldığını belirtmektedir.
Hz. Nuh zindanda uzun yıllar kalmıştır
Hz. Nuh’un yaşadığı dönemde, modern hukuk sistemi olmadığı için, soruşturma ve yargılama gibi süreçler makul bir işleyişte ilerlemiyordu. Bu nedenle bir kişi hapse atıldığı zaman kısa bir süre sonra serbest kalması hemen hemen imkansızdı; hatta insanlar zindanlarda unutuluyorlardı. Bir kişinin zindana atılması demek orada unutulması ve ne zaman çıkacağının belli olmaması demekti; yani müebbet hapis anlamına gelmekteydi. Günümüzdeki gibi infaz süresinin dolmasıyla hapisten çıkmak mümkün değildi.
Mahkumların hapisten çıkabilmeleri genellikle baştaki kralın ölümü, kralın evlenmesi, savaş çıkması, kıtlık olması gibi olağan dışı olayların gerçekleşmesi ile oluyordu. Bu nedenle HZ. NUH PEYGAMBER DE, DÖNEMİN HUKUK SİSTEMİ SEBEBİYLE CEZAEVİNDE ÇOK UZUN YILLAR KALMIŞTIR.
Nitekim Hz. Yusuf Peygamber’in zindanda unutulması bunun örneklerinden biridir. Yusuf Suresi’nin 42. Ayetinde “…böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı.” ifadesiyle Hz. Yusuf’un unutularak yıllarca zindanda kaldığı bildirilmektedir. Ayette geçen “nice yıllar” ifadesinin Arapçası özel bir anlam içerir; Hz. Yusuf’un süresi belirsiz uzun yıllar zindanda kaldığına işaret eder.
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı.
Vekâle lilleżî zanne ennehu nâcin minhumâ-żkurnî ‘inde rabbike feensâhu-şşeytânu żikra rabbihi felebiśe fî-ssicni bid’a sinîn(e)
“bid’a sinîn(e)” ifadesinin anlamı :
- bid‘a (بِضْعَ): birkaç, birden fazla, - 7 ile 10 arası,
- sinīn (سِنِينَ): yıllar
Bu ifadenin bu ayette kullanımındaki incelik şöyledir:
- Burada amaç, sayıyı tam hesaplatmak değil; Hz. Yusuf’un zindanda bekleyişinin uzadığını hissettirmektir.
- Yani ifade hem belirsiz, hem de azımsanmayacak kadar uzun bir süreye işaret eder.
Hz. Yusuf Peygamber’in zindanda kalış süresini ifade eden bir diğer ayet ise Yusuf Suresinin 35. Ayetidir.
Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı.
Śumme bedâ lehum min ba’di mâ raevû-l-âyâti leyescununnehu hattâ hîn(in)
Bu ayette geçen ve süre belirten hîn(in) ifadesinin anlamları ise şöyledir:
Genel anlam alanı şöyledir:
- vakit
- zaman
- bir süre
- bir dönem
- bir an / bir vakit dilimi
Kur’an’daki kullanıma göre bazen:
- belirsiz bir süreyi,
- bağlama göre daha uzun bir dönemi ifade etmektedir.
Aynı ifade Hz. Nuh için de kullanılmıştır. Yukarıda açıkladığımız Müminun Suresinin 25. Ayetinde “belli bir süre” ifadesi için kullanılan kelime aynıdır.
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)
~~23.25~
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِهٖ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهٖ حَتّٰى حٖينٍ
İn huve illa raculun bihi cinnetun fe terabbasu bihi hatta hinin.
Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere, Hz. Nuh peygamber, belirsiz ancak uzun bir süre gözetim altında, yani zindanda kalmıştır.
Hz. Musa da, 8-10 yıl, bir nevi açık cezaevinde kalmıştır. Kassas Suresinin 27. Ayeti, açık cezaevi koşullarına işaret etmektedir:
(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın."
Kuran’da Hz. Musa’nın 8 ila 10 yıl boyunca yanında kalarak ona hizmet ettiği biri anlatılır. Bazı tefsirlerde bu kişinin Hz. Şuayb olduğu söylense de bu doğru bilgi değildir. Kuran’da bu iki kızın babasının Peygamber olduğu söylenmemiştir. Kuran’da bu kişi “şeyhün kebîr” (yaşı ileri bir erkek) olarak geçer, adı verilmez. Ancak Hz. Şuayb da Medyen’de yaşamış olduğundan bazı kimseler tarafından Hz. Musa’nın karşılaştığı kişinin Hz. Şuayb olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Oysa Hz. Şuayb, Hz Musa’dan 400-600 yıl önce yaşamıştır. Tevrat’ta ise bu kişinin adı Reuel olarak geçer.
Tevrat’ta göre, Hz. Musa’nın Medyen’de karşılaştığı kişi Medyenli bir kahindir. O devirde kahin tanımı “yönetici, prens veya dini önder” manaları içermektedir. Bu kişinin Firavunla iyi ilişkisi olduğu, bir dönem Firavun’a danışmanlık yaptığı da Talmud’da anlatılan bilgiler arasındadır.
HZ. MUSA’NIN MEDYEN’DE BÖLGENİN YÖNETİCİSİ KONUMUNDA OLAN, DAHA ÖNCE FİRAVUN’UN DANIŞMANLIĞINI DA YAPMIŞ, İKİ KIZI OLAN BİR KİŞİ İLE TANIŞTIĞI VE BU KİŞİNİN KENDİSİNİ 10 YIL BURADA TUTUKLU TUTTUĞU ANLAŞILMAKTADIR.
Bilindiği üzere Hz. Musa’nın Medyen’e gitmesinin sebebi, Mısır’da istemeden bir insanın ölümüne sebep olması, Firavun’un kendisini öldürmek için aradığını öğrenmesidir. Hz. Musa, Medyen’e cinayet suçlamasıyla Mısır’dan kaçmış biri olarak gelmiştir ve Firavun’un askerleri de peşindedir.
MEDYEN’DE KARŞILAŞTIĞI KİŞİ (Reuel) HZ. MUSA’YI FİRAVUN’A TESLİM ETMEMEK İÇİN ONU TUTUKLU TUTMAYI ÇÖZÜM OLARAK BULMUŞTUR. AKSİ DURUMDA FİRAVUN’UN SALDIRGANLIĞINA KENDİSİ DE MARUZ KALACAKTIR. BU TUTUKLULUK BİR CEZAEVİNDE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN TAMAMEN MAHRUM OLMASI ŞEKLİNDE DEĞİL, BİR AÇIK CEZAEVİ MODELİNDEDİR. HZ. MUSA BURADA ÇALIŞMAKTADIR. REUEL’UN KIZI DA HZ. MUSA’YA DÜZENLİ OLARAK YEMEK GETİRMEKTEDİR. AÇIK CEZAEVLERİNDE DE MAHKUMLAR BELİRLENMİŞ İŞLERİ YAPMAKTA, ÇOĞU ZAMAN İŞÇİ OLARAK ÇALIŞMAKTA, ZAMAN ZAMAN DA KENDİ ÖZEL İŞLERİ İÇİN İZİN ALIP DIŞARI ÇIKABİLMEKTEDİR. HZ. MUSA 10 YIL MEDYEN’DE AÇIK CEZAEVİ GİBİ BİR ORTAMDA TUTUKLU KALMIŞTIR.
Hz. Nuh da, aynı Hz. Yusuf, Hz. İbrahim, Hz. Musa peygamberler gibi, süresi belli olmayan, yani müebbet hapis cezası almış; uzun yıllar zindanda kalmıştır. Hapis, peygamberler ve samimi inananlar için Allah’ın bir sünnetidir.
HZ. NUH’UN GEMİSİNİN İNDİĞİ “KUTLU KONAK” VAN-TUŞBA
Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi. (Hud Suresi, 44)
Vekîle yâ ardu-ble’î mâeki veyâ semâu akli’î veġîda-lmâu vekudiye-l-emru vestevet ‘alâ-lcûdiy(yi)(s) vekîle bu’den lilkavmi-zzâlimîn(e)
Hz. Nuh’un gemisinin nerede durduğuyla ilgili birçok farklı açıklama bulunmaktadır. Hatta Tevrat’ın birinci kitabı olan Tekvin’in 8. Bölümünde geminin Ararat dağlarında bulunduğu belirtilmektedir. Ayette geçen ‘alâ-lcûdiy(yi) kelimesinin ise gerçekte “yüksek tepe” anlamında bir kelime olduğu belirtilmektedir.
İslam alimi Muhammed Esed, Kur’an’ın Mesajı isimli kitabında, Hud Suresi’nin 44. Ayetinde geçen Cudi kelimesiyle ilgili olarak, Hz. Nuh’un gemisinin Van Bölgesinde dağa oturduğunu şöyle açıklamaktadır:
“Eski Süryanice'de Kardû olarak bilinen bu dağ, Van Gölü bölgesinde, bugünkü Suriye'nin el-Cezîre eyaletinin merkezi olan İbni Ömer Ceziresi adındaki şehrin takriben yirmibeş mil kuzey batısındadır. Ağrı Dağı'nın değil de sözü geçen bu dağın Hz. Nuh'un gemisinin oturduğu dağ olarak şöhret bulmasını sağlayan Mezopotamya'nın sözlü geleneğidir... Ama hatırlanmalıdır ki, Ararat ismi (Asurcası Urartu) bir zamanlar Cûdî Dağı'nı da içine alacak tarzda Van Gölü'nün güneyine kadar bu bölgenin tamamı için kullanılıyor olabilir: Kitâb-ı Mukaddes'deki “gemi Ararat dağlarının üzerine oturdu (Tekvin viii, 4)” ifadesi de bununla açıklamasını buluyor.” 4
Hz. Nuh’un gemisinin nerede olduğuna dair bazı bilgiler derlendiğinde, Van Gölü bölgesinde olduğu anlaşılmaktadır:
- Kur’an’da geçen cudi ifadesi, özel bilinen bir dağ değil, herhangi bir yüksek tepe anlamındadır; yani gemi yüksek bir tepede konaklamıştır;
- Tevrat’ta, Hz. Nuh’un gemisinin Ararat’ta konakladığı belirtilmektedir.
- ARARAT, URARTU’DUR. MÖ 9. ile 6. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu'da Van Gölü çevresinde hüküm süren krallık, Asur kaynaklarında "Urartu", Tevrat’ta "Ararat" olarak geçer.
- Urartu’nun başkenti ise TUŞBA’dır.
Tuşba, Van Gölü’nün hemen kıyısında bulunan, Müvekkil Adnan Oktar’ın da kalmakta olduğu Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun da içinde bulunduğu bir ilçedir. Tuşba aynı zamanda Van’ın eski adıdır.
Van, Hz. Adem ve Hz. İbrahim’in de bulunduğu, Bediüzzaman Hazretlerinin de uzun yıllar kaldığı, Zülkarneyn’in tuttuğu 3 yoldan sonuncusu olan, yüksek manevi değere sahip önemli bir beldedir.
Tarihi belgelere göre Nuh Peygamberin gemisinin de Van’da TUŞBA’da konakladığı anlaşılmaktadır.
Van Gölü ve çevresi tarihin eski dönemlerinden beri önemli medeniyetlerin yerleşim yeri olmuştur. Van Kalesi ve çevresini de içine yer aldığı alanda ve kalenin güneyindeki Eski Şehir olarak adlandırılan yerde 7 bin yıllık tarihi olan kalıntılar bulunmaktadır.
Van Gölü’nde de zaman zaman su seviyesi ciddi şekilde azalmış zaman zaman da yaşanan taşkınlar vesilesiyle su seviyesinde önemli artışlar meydana gelmiştir. Yapılan incelemeler ve suların çekilmesiyle ortaya çıkan tarihi kalıntılarda bölgenin ve Van Gölü havzasının çok çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptığını göstermektedir.
VAN VE ÇEVRESİ PEYGAMBERLER TARİHİNDE ÖZEL BİR ÖNEME SAHİPTİR
Kudüs ve Mekke gibi Urfa, Van, Diyarbakır, Şırnak ve Van çevresini kapsayan coğrafya da Peygamberlerin yaşadığı, manevi değeri yüksek olan, kutsal topraklardır.
ZÜLKARNEYN’İN TUTTUĞU ÜÇÜNCÜ YOLUN SONUNDA VARDIĞI ŞEHİR VAN’DIR
Peygamber Efendimiz (sav), ahir zaman için Kehf Suresinin önemine dikkat çekmiş ve Kehf Suresinde geçen Zülkarneyn kıssasından da özellikle bahsetmiştir.
Nevvas b. Seman el-Kilabi’den (ra) rivayet edilmiştir:
Sizden kim Deccal’e yetişirse Kehf Suresi’nin evvelini onun üzerine okusun. Bu surenin sonu Deccal’in fitnesinden kurtuluşunuzdur. (Sünen-i Ebu Davud, 5/122)
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendir. Yere beşinci olarak ehli beytimden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, 2/1163)
Kuran’da Zülkarneyn’in 3 AYRI YOLCULUK yaptığı bildirilir. Bu yolculuklardan;
- Birincisi EN BATIYA BATAKLIKLAR OLAN BİR YERE,
- İkincisi DOĞU’YA GÜNEŞ’İN İNSANLARA SİPER OLMADAN ULAŞTIĞI YERE,
- Üçüncüsü ise İKİ SEDDİN ARASI OLAN YEREdir.
Bu dilekçenin konusu Van şehri olduğu için, burada Zülkarneyn’in İKİ SEDDİN ARASINDAKİ YERE, YANİ VAN ŞEHRİNE olan yolculuğundan bahsedilecektir.
Zülkarneyn’in ilk 2 yolculuğu için daha önce Sayın Mahkemeye sunulan 10.10.2025 tarihli dilekçe incelenebilir.
ZÜLKARNEYN’İN İKİ SEDDİN ARASINDAKİ ŞEHRE, YANİ VAN İLİNE YOLCULUĞU
Kehf Suresi’nde Zülkarneyn’in 3. Yolculuğu şöyle bildirilir:
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 92-93)
Zülkarneyn’in üçüncü ve son yolculuğunda İKİ SEDDİN olduğu bir yerdir. Kuran'da anlatılan bu tarif, ülkemizin EN DOĞU SINIRINDA OLAN, İKİ BÜYÜK SEDDE SAHİP VAN ŞEHRİDİR. VAN’DA İKİ SET VARDIR.
BU SETLERDEN BİRİNCİSİ GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜNTÜSÜYLE ÇİN SEDDİNE BENZETİLEN TARİHİ VAN KALESİDİR.
VAN’DAKİ İKİNCİ SET İSE AHİR ZAMANDA İNŞA EDİLEN SEDDİR
duzcetv.com/asayis-gundem-ulusal-haberleri-Haberleri/96004-van-seddi-helikopterden-goruntulendi
Ahir zamanda yapılan Van Seddi’nin havadan görünüşü
Van-İran sınırına içinde bulunduğumuz ahir zamanda, Mehdiyet alametlerinin ardı ardına gerçekleştiği dönemde, adeta Mehdi’nin zuhurunun bir müjdesi olarak bu seddin inşa edilmesi Allah’ın kaderde belirlemiş olduğu takdiridir.
Özetle, ayette haber verildiği üzere Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu İKİ SEDDİN OLDUĞU ŞEHRE YANİ VAN’A gerçekleşmiştir. Zülkarneyn İKİ SEDDİN ARASINA ULAŞMIŞTIR.
Müvekkil Adnan Oktar’ın Zülkarneyn’in 3 ayrı yolculuğunun olduğu yerlere sevk edilmiş olması, kendi istediği dışında Edirne, Erzurum ve Van’da tutulması bir Mehdi talebesi olarak sevinç duyacağı, nimet olarak gördüğü bir tevafuktur.
“Hiçbir sözü kavramayan topluluk”
Zülkarney’in iki seddin arasındaki Van Şehrine gelişini bildiren ayette dikkat çeken bir diğer konu ise, Zülkarneyn’in hiçbir sözü kavramayan bir toplulukla karşılaşmasıdır:
İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 93)
Hattâ iżâ beleġa beyne-sseddeyni vecede min dûnihimâ kavmen lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ(n)
Ayetin ilgili kısmı Arapça olarak: “lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ(n)
Kelime kelime en yakın anlamı, “bir sözü neredeyse anlayamıyorlardı / sözü güçlükle kavrıyorlardı” şeklindedir. Türkçe “hemen hemen hiçbir sözü kavramayan” meali, bu ifadenin tam karşılığıdır.
Bazı tefsirlerde, bu kavrayamama, anlayamama durumu “BEDEVÎLIK VE KABALIK İÇİNDE” OLUP SÖYLENEN MAKSADI KAVRAMAKTA ZAYIF OLMALARI; “ANLAYIŞ VE MEDENİ İLİŞKİ BAKIMINDAN ZAYIF” BİR TOPLULUK” olmaları olarak açıklanmaktadır.5
Ayetten anlaşıldığına göre, Zülkarneyn’in Van’da karşılaştığı topluluk;
Zülkarneyn’e zorluk çıkardığı, aksi ve ters davrandığı anlaşılmaktadır.
- Söyleneni anlamazlıktan gelen
- Zorluk çıkaran
- Bir konuyu çok kolay halledebilecekken bunu yapmayan, zora koşan
- Aksi ve ters tavırlı
- Karşı tarafa rahatsızlık veren, davranışlarıyla tedirgin eden
- Zülkarneyn’e zorluk çıkaran, aksi ve ters davranan bir topluluk olduğu anlaşılmaktadır.
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ VAN’IN AHİR ZAMANDAKİ ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKMİŞTİR
Bediüzzaman Said Nursi, Van Kalesi’nin güneyinde bulunan Horhor Medresesi'ni bir okul olarak kullanmış ve orada talebe yetiştirmiştir; Van’a özel önem vermesinin sebeplerinden biri Hz. Nuh, Hz. Adem, Hz. İbrahim gibi peygamberlerin burada bulunmuş olmasıdır. Ayrıca, KENDİSİNDEN YÜZ SENE SONRA RİSALE-İ NUR’A DEĞER VEREN, MÜBAREK VE KUTLU BİR İNSANIN VAN’A GELECEĞİNİ BELİRTMİŞTİR.
Şu muâsırlarım (çağdaşlarım), varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. NE YAPAYIM, ACELE ETTİM, KIŞTA GELDİM; SİZLER CENNET-ÂSÂ (cennet gibi) BİR BAHARDA GELECEKSİNİZ. ŞİMDİ EKİLEN NUR TOHUMLARI, ZEMİNİNİZDE ÇİÇEK AÇACAKTIR.(Münazarat, sf. 88)
… ve Van'ın yekpare taşı olan kal'asının altında bulunan Horhor Medresemin vefat etmesi ve Anadolu'da bütün medreselerin kapatılması ile vefat etmelerine işaret ederek umumunun bir mezar-ı ekberi hükmünde olmasına bir alâmet olarak, o azametli mezara azametli Van kal'ası mezar taşı olmuş. EY YÜZ SENE SONRA GELENLER! Şu kal'anın başında bir Medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâki ve geniş bir heyette yaşayan Medresetü'z-Zehra'yı cismanî bir surette bina ediniz, demektir. (Emirdağ Lahikası, s. 489)
Bediüzzaman açıklamalarında kendisinin kışta geldiğini İslam aleminin kurtuluşuna vesile olacak mübarek kişilerin ise baharda geleceğini, kendisinin de bu kişilere zemin hazırladığını özel olarak vurgulamıştır. Bu açıklamalarında dikkat çeken husus ise MÜBAREK VE ÖZEL BİR KİŞİNİN KENDİSİNDEN 100 YIL SONRA, BAHAR MEVSİMİNDE VAN’A GELECEK OLMASIDIR.
Sonuç ve Talep:
Müvekkil Adnan Oktar, hapsedilmenin Peygamber sünneti olduğuna, Peygamberlerin de suç işledikleri için değil, itikaf veya uzlet amacıyla, dünyadan çekilip, ilim ve derinliklerinin artmasına vesile olması için, Allah tarafından hapsedilerek, makamlarının artırıldığına inandığını belirtmektedir. Bundan dolayı da cezaevinde bulunmayı, Allah’ın bir lütfu olarak görmektedir.
Müvekkil, Van İli’nde hapiste olmasını da benzer şekilde değerlendirmektedir. Hz. Adem, Hz. İbrahim ve Hz. Nuh’un da kaldığı, Hz. Nuh’un gemisinin durduğu “kutlu konak” olarak anılan, Zülkarneyn’in tuttuğu 3. Yolun vardığı şehir olan, Bediüzzaman Hazretlerinin de hayatının önemli bir kısmını geçirdiği Van ilinde cezaevinde tutulduğu için Müvekkil Adnan Oktar tarif edilmez bir manevi haz duyduğunu belirtmektedir.
Müvekkilin yukarıdaki açıklamalarını bilgilerinize arz ederim. 20.04.2026
0 Yorumlar